Hicr Sûresi الحجر
Hicr Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 15. sûresidir ve 99 âyettir; mushafta 14. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Hicr Sûresi sesli dinle (18 dk 0 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
الٓر ۚ تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ وَقُرْءَانٍ مُّبِينٍ ١
Elif Lâm Râ tilke âyâtul kitâbi vekur'ânim mubîn
1. Elif, Lam, Ra, bu işte kitabın ve bir Kur'anı mübînin âyetleri.
رُّبَمَا يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ كَانُوا۟ مُسْلِمِينَ ٢
Rubemâ yeveddullezîne keferû lev kânû muslimîn
2. Bir zemân olur küfredenler arzu çekerler ki müsliman olsa idiler
ذَرْهُمْ يَأْكُلُوا۟ وَيَتَمَتَّعُوا۟ وَيُلْهِهِمُ ٱلْأَمَلُ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٣
Zerhum ye'kulû veyetemette'û veyulhihimul emelu fesevfe ya'lemûn
3. Bırak onları yesinler içsinler, zevketsinler, emel, kendilerini egliye dursun, sonra bilecekler
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا وَلَهَا كِتَابٌ مَّعْلُومٌ ٤
Vemâ ehleknâ min karyetin illâ velehâ kitâbum ma'lûm
4. Biz hiç bir memleketi her halde ma'lûm bir yazısı olmaksızın helâk etmedik
مَّا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ ٥
Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste'hırûn
5. Hiç bir ümmet ecelini ne sebkeder ne de geriletebilirler
وَقَالُوا۟ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِى نُزِّلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ إِنَّكَ لَمَجْنُونٌ ٦
Vekâlû yâ eyyuhellezî nuzzile aleyhiz zikru inneke lemecnûn
6. Bir de ey o kendisine zikr indirilmiş olan, dediler: mutlaka sen mecnunsun!
لَّوْ مَا تَأْتِينَا بِٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ٧
Lev mâ te'tînâ bil melâ'iketi in kunte mines sâdikîn
7. Getirsena o Melâikeyi sadıklardan isen!
مَا نُنَزِّلُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَمَا كَانُوٓا۟ إِذًا مُّنظَرِينَ ٨
Mâ nunezzilul melâ'ikete illâ bil hakkı vemâ kânû izem munzarîn
8. Biz o Melâikeyi ancak hakkile indiririz ve o vakıt onlara göz açtırılmaz
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا ٱلذِّكْرَ وَإِنَّا لَهُۥ لَحَـٰفِظُونَ ٩
İnnâ nahnu nezzelnez zikra ve innâ lehû lehâfizûn
9. Şüphe yok o zikri biz indirdik biz, her halde biz onu muhafaza da edeceğiz
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِى شِيَعِ ٱلْأَوَّلِينَ ١٠
Velakad erselnâ min kablike fî şiye'il evvelîn
10. Celâlim hakkı için senden önce evvelkilerin şîaları içinde de Resuller gönderdik
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن رَّسُولٍ إِلَّا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ١١
Vemâ ye'tîhim mir rasûlin illâ kânû bihî yestehzi'ûn
11. Ve onlara hiç bir Resul gelmiyordu ki onunla istihza eder olmasınlar
كَذَٰلِكَ نَسْلُكُهُۥ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ ١٢
Kezâlike neslukuhû fî kulûbil mucrimîn
12. Biz ona mücrimlerin kalblerinde böyle bir sülûk veririz
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ ۖ وَقَدْ خَلَتْ سُنَّةُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٣
Lâ yu'minûne bihî vekad halet sunnetul evvelîn
13. Ona iyman etmezler, halbuki önlerinde evvelkilerin sünneti geçmiştir
وَلَوْ فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ فَظَلُّوا۟ فِيهِ يَعْرُجُونَ ١٤ لَقَالُوٓا۟ إِنَّمَا سُكِّرَتْ أَبْصَـٰرُنَا بَلْ نَحْنُ قَوْمٌ مَّسْحُورُونَ ١٥
14. Velev fetahnâ aleyhim bâbem mines semâ'i fezallû fîhi ya'rucûn
15. Lekâlû innemâ sukkirat ebsârunâ bel nahnu kavmum meshûrûn
14-15. Üzerlerine Semadan bir kapı açsak da orada urûc ediyor olsalar, diyeceklerdi ki her halde gözlerimiz döndürüldü, belki biz büyüye tutulmuş bir kavmiz
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
وَلَقَدْ جَعَلْنَا فِى ٱلسَّمَآءِ بُرُوجًا وَزَيَّنَّـٰهَا لِلنَّـٰظِرِينَ ١٦
Velakad ce'alnâ fis semâ'i burûcev vezeyyennâhâ linnâzırîn
16. Şanım hakkı için biz Semâda burclar yaptık ve onu ehli nazar için tezyin eyledik
وَحَفِظْنَـٰهَا مِن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ رَّجِيمٍ ١٧
Vehafiznâhâ min kulli şeytânir racîm
17. Hem onu her «şeytanir racîm»den hıfz ettik
إِلَّا مَنِ ٱسْتَرَقَ ٱلسَّمْعَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ مُّبِينٌ ١٨
İllâ menisterakas sem'a fe etbe'ahû şihâbum mubîn
18. Ancak kulak hırsızlığı eden olur, onu da parlak bir şihab ta'kıb etmektedir
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ شَىْءٍ مَّوْزُونٍ ١٩
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ ravâsiye ve embetnâ fîhâ min kulli şey'im mevzûn
19. Arzı meddettik ve ona ağır baskılar bıraktık ve onda mevzun her şeyden bitirdik' hem sizin için
وَجَعَلْنَا لَكُمْ فِيهَا مَعَـٰيِشَ وَمَن لَّسْتُمْ لَهُۥ بِرَٰزِقِينَ ٢٠
Vece'alnâ lekum fîhâ me'âyişe vemel lestum lehû birâzikîn
20. hem sizin razikı olmadığınız kimseler için onda geçimlikler husule getirdik
وَإِن مِّن شَىْءٍ إِلَّا عِندَنَا خَزَآئِنُهُۥ وَمَا نُنَزِّلُهُۥٓ إِلَّا بِقَدَرٍ مَّعْلُومٍ ٢١
Ve im min şey'in illâ indenâ hazâ'inuhû vemâ nunezziluhû illâ bikaderim ma'lûm
21. Hiç bir şey yoktur ki bizim yanımızda hazineleri olmasın, fakat biz, onu ancak ma'lüm bir mıkdar ile indiririz
وَأَرْسَلْنَا ٱلرِّيَـٰحَ لَوَٰقِحَ فَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَسْقَيْنَـٰكُمُوهُ وَمَآ أَنتُمْ لَهُۥ بِخَـٰزِنِينَ ٢٢
Ve erselner riyâha levâkıha fe enzelnâ mines semâ'i mâ'en fe eskaynâkumûhu vemâ entum lehû bihâzinîn
22. Bir de aşılayıcı rüzgârlar gönderdik de Semâdan bir kadrile bir su indirip sizi onunla suvardık, onu hazînelerde tutan siz değilsiniz
وَإِنَّا لَنَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَنَحْنُ ٱلْوَٰرِثُونَ ٢٣
Ve innâ lenahnu nuhyî venumîtu venahnul vârisûn
23. Her halde biz, mutlak hem bir hayat veririz hem öldürürüz, hepsine vâris de biziz
وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَقْدِمِينَ مِنكُمْ وَلَقَدْ عَلِمْنَا ٱلْمُسْتَـْٔخِرِينَ ٢٤
Velakad alimnel mustakdimîne minkum velakad alimnel muste'hırîn
24. Kasem olsun ki içinizden öne geçmek istiyenler de ma'lûmumuz, geri kalmak istiyenler de ma'lûmumuz
وَإِنَّ رَبَّكَ هُوَ يَحْشُرُهُمْ ۚ إِنَّهُۥ حَكِيمٌ عَلِيمٌ ٢٥
Ve inne rabbeke huve yahşuruhum innehû hakîmun alîm
25. Ve hakıkat rabbın o, onları hep haşredecek, hakıkat o, hakîmdir, alîmdir
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ٢٦
Velakad halaknel insâne min salsâlim min hame'im mesnûn
26. Filhakika biz insanı bir «salsâl» den, mesnun bir balçıktan yarattık
وَٱلْجَآنَّ خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ مِن نَّارِ ٱلسَّمُومِ ٢٧
Vel cânne halaknâhu min kablu min nâris semûm
27. Cann, onu da bundan evvel «narissemum»dan yaratmıştık
وَإِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ٢٨
Ve iz kâle rabbuke lilmelâ'iketi innî hâlikum beşeram min salsâlim min hame'im mesnûn
28. Ve düşün o vaktı ki Rabbın Melâikeye: ben, demişti: salsâlden, mesnun bir balçıktan bir beşer halkedeceğim.
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ ٢٩
Fe izâ sevveytuhû venefahtu fîhi mir rûhî feka'û lehû sâcidîn
29. Binaenaleyh onu tesviye ettiğim ve içine ruhumdan nefheylediğim vakıt derhal onun için secdeye kapanın
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ ٣٠
Fesecedel melâ'iketu kulluhum ecme'ûn
30. Onun üzerine Melâike, hepsi toptan secde ettiler
إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰٓ أَن يَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ٣١
İllâ iblîse ebâ ey yekûne me'as sâcidîn
31. ancak İblîs secde edenlerle beraber olmaktan ibâ eyledi
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا لَكَ أَلَّا تَكُونَ مَعَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ٣٢
Kâle yâ iblîsu mâ leke ellâ tekûne me'as sâcidîn
32. Ya İblis, dedi: sen neye secde edenlerle beraber olmadın?
قَالَ لَمْ أَكُن لِّأَسْجُدَ لِبَشَرٍ خَلَقْتَهُۥ مِن صَلْصَـٰلٍ مِّنْ حَمَإٍ مَّسْنُونٍ ٣٣
Kâle lem ekul li'escude libeşerin halaktehû min salsâlim min hame'im mesnûn
33. Benim, dedi: bir salsâlden, bir mesnun balçıktan yarattığın bir beşere secde etmem kabil değildir
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ ٣٤
Kâle fehruc minhâ fe inneke racîm
34. O halde, dedi: çık oradan çünkü sen racîmsin
وَإِنَّ عَلَيْكَ ٱللَّعْنَةَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ ٣٥
Ve inne aleykel la'nete ilâ yevmid dîn
35. Ve bu lâ'net ceza gününe kadar üzerindedir
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٣٦
Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub'asûn
36. Rabbım! dedi, öyle ise bana onların ba's olunacakları güne kadar mühlet ver
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ ٣٧ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ ٣٨
37. Kâle fe inneke minel munzarîn
38. İlâ yevmil vaktil ma'lûm
37-38. Haydi dedi: sen vakti ma'lûm gününe kadar mühlet verilenlerdensin
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
قَالَ رَبِّ بِمَآ أَغْوَيْتَنِى لَأُزَيِّنَنَّ لَهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ٣٩
Kâle rabbi bimâ ağveytenî le uzeyyinenne lehum fil ardı vele'uğviyennehum ecme'în
39. Rabbım, dedi: beni azdırmana kasem ederim ki her halde ben onlar için Arzda tezyinat yapacağım ve hepsini iğvâ edeceğim
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ ٤٠
İllâ ibâdeke minhumul muhlasîn
40. Ancak içlerinden ıhlâs verilen kulların müstesnâ
قَالَ هَـٰذَا صِرَٰطٌ عَلَىَّ مُسْتَقِيمٌ ٤١
Kâle hâzâ sırâtun aleyye mustakîm
41. Bu, dedi: bir câdde «teahhüd ederim» dos doğru
إِنَّ عِبَادِى لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنٌ إِلَّا مَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْغَاوِينَ ٤٢
İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultânun illâ menittebe'ake minel ğâvîn
42. Hakıkat o kullarım, senin onlar üzerine bir sultan yoktur, ancak azgınlardan sana uyanlar başka
وَإِنَّ جَهَنَّمَ لَمَوْعِدُهُمْ أَجْمَعِينَ ٤٣
Ve inne cehenneme lemev'iduhum ecme'în
43. Elbet bunların da hepsinin mevıdleri şüphesiz Cehennem
لَهَا سَبْعَةُ أَبْوَٰبٍ لِّكُلِّ بَابٍ مِّنْهُمْ جُزْءٌ مَّقْسُومٌ ٤٤
Lehâ seb'atu ebvâbil likulli bâbim minhum cuz'um maksûm
44. Onun yedi kapısı vardır, her kapıya onlardan bir cüz'i maksum
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ٤٥
İnnel muttakîne fî cennâtiv ve uyûn
45. Elbette müttekıyler, Cennetler, pınarlar içinde
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ءَامِنِينَ ٤٦
Udhulûhâ biselâmin âminîn
46. Girin onlara selâmetle emîn emîn
وَنَزَعْنَا مَا فِى صُدُورِهِم مِّنْ غِلٍّ إِخْوَٰنًا عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ٤٧
Veneza'nâ mâ fî sudûrihim min ğıllin ihvânen alâ sururim mutakâbilîn
47. Sinelerindeki kînleri soymuşuzdur da ıhvan olarak köşkler üzere karşı karşıya otururlar
لَا يَمَسُّهُمْ فِيهَا نَصَبٌ وَمَا هُم مِّنْهَا بِمُخْرَجِينَ ٤٨
Lâ yemessuhum fîhâ nasabuv vemâ hum minhâ bimuhracîn
48. Orada kendilerine hiç bir zahmet tokunmaz, onlar oradan çıkarılacak da değildirler
۞ نَبِّئْ عِبَادِىٓ أَنِّىٓ أَنَا ٱلْغَفُورُ ٱلرَّحِيمُ ٤٩
Nebbi' ibâdî ennî enel ğafûrur rahîm
49. Haber ver kullarıma ki hakıkat ben, benim öyle gafur, öyle rahîm
وَأَنَّ عَذَابِى هُوَ ٱلْعَذَابُ ٱلْأَلِيمُ ٥٠
Ve enne azâbî huvel azâbul elîm
50. Bununla beraber azâbım da azâbı elîm
وَنَبِّئْهُمْ عَن ضَيْفِ إِبْرَٰهِيمَ ٥١
Venebbi'hum an dayfi ibrâhîm
51. Hem onlara İbrahimin müsafirlerinden bahs et
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَيْهِ فَقَالُوا۟ سَلَـٰمًا قَالَ إِنَّا مِنكُمْ وَجِلُونَ ٥٢
İz dahalû aleyhi fekâlû selâmen kâle innâ minkum vecilûn
52. O vakıt ki yanına girdiler de, selâm dediler, biz dedi: sizden cidden korkuyoruz
قَالُوا۟ لَا تَوْجَلْ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ عَلِيمٍ ٥٣
Kâlû lâ tevcel innâ nubeşşiruke biğulâmin alîm
53. Korkma, dediler: biz sana alîm bir oğul tebşir ediyoruz
قَالَ أَبَشَّرْتُمُونِى عَلَىٰٓ أَن مَّسَّنِىَ ٱلْكِبَرُ فَبِمَ تُبَشِّرُونَ ٥٤
Kâle ebeşşertumûnî alâ em messeniyel kiberu febime tubeşşirûn
54. Benimi, dedi: tebşir ettiniz? Bana ihtiyarlık gelib çatmışken, artık beni ne suretle tebşir edersiniz?
قَالُوا۟ بَشَّرْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْقَـٰنِطِينَ ٥٥
Kâlû beşşernâke bil hakkı felâ tekum minel kânitîn
55. Seni dediler: emri hakkile tebşir ettik, onun için ümidi kesenlerden olma
قَالَ وَمَن يَقْنَطُ مِن رَّحْمَةِ رَبِّهِۦٓ إِلَّا ٱلضَّآلُّونَ ٥٦
Kâle vemey yaknatu mir rahmeti rabbihî illed dâllûn
56. Rabbının rahmetinden, dedi: sapkınlardan başka kim ümidi keser?
قَالَ فَمَا خَطْبُكُمْ أَيُّهَا ٱلْمُرْسَلُونَ ٥٧
Kâle femâ hatbukum eyyuhel murselûn
57. Ey mürseller, dedi: bunu müteakıb me'muriyyetiniz nedir?
قَالُوٓا۟ إِنَّآ أُرْسِلْنَآ إِلَىٰ قَوْمٍ مُّجْرِمِينَ ٥٨
Kâlû innâ ursilnâ ilâ kavmim mucrimîn
58. Haberin olsun dediler: biz mücrim bir kavme gönderildik
إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ إِنَّا لَمُنَجُّوهُمْ أَجْمَعِينَ ٥٩
İllâ âle lûtın innâ lemuneccûhum ecme'în
59. Ancak ali Lût müstesna biz onların hepsini behemehal kurtaracağız
إِلَّا ٱمْرَأَتَهُۥ قَدَّرْنَآ ۙ إِنَّهَا لَمِنَ ٱلْغَـٰبِرِينَ ٦٠
İllemra'etehû kaddernâ innehâ leminel ğâbirîn
60. Ancak karısını takdir ettik o muhakkak kalacaklardandır
فَلَمَّا جَآءَ ءَالَ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلُونَ ٦١
Felemmâ câ'e âle lûtınil murselûn
61. Bunun üzerine vaktâ ki Ali Lûta mürseller geldiler
قَالَ إِنَّكُمْ قَوْمٌ مُّنكَرُونَ ٦٢
Kâle innekum kavmum munkerûn
62. Siz, dedi: cidden ürkülecek bir kavmsiniz
قَالُوا۟ بَلْ جِئْنَـٰكَ بِمَا كَانُوا۟ فِيهِ يَمْتَرُونَ ٦٣
Kâlû bel ci'nâke bimâ kânû fîhi yemterûn
63. Yok dediler biz sana onların şekkedip durduklarını getirdik
وَأَتَيْنَـٰكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّا لَصَـٰدِقُونَ ٦٤
Ve eteynâke bil hakkı ve innâ lesâdikûn
64. Ve sana emri hakkile geldik, emin ol biz sadıklarız
فَأَسْرِ بِأَهْلِكَ بِقِطْعٍ مِّنَ ٱلَّيْلِ وَٱتَّبِعْ أَدْبَـٰرَهُمْ وَلَا يَلْتَفِتْ مِنكُمْ أَحَدٌ وَٱمْضُوا۟ حَيْثُ تُؤْمَرُونَ ٦٥
Fe esri bi ehlike bikıt'im minelleyli vettebi' edbârahum velâ yeltefit minkum ehaduv vemdû haysu tu'merûn
65. Hemen gecenin bir kısmında ehlini yürüt ve sen arkalarından git ve içinizden hiç bir kimse ardına bakmasın, emrolunduğunuz yere geçin gidin
وَقَضَيْنَآ إِلَيْهِ ذَٰلِكَ ٱلْأَمْرَ أَنَّ دَابِرَ هَـٰٓؤُلَآءِ مَقْطُوعٌ مُّصْبِحِينَ ٦٦
Vekadaynâ ileyhi zâlikel emra enne dâbira hâ ulâ'i maktû'um musbihîn
66. Ona kat'î olarak şu emri vahyettik: sabaha çıkarlarken şunları arkaları kat'iyyen kesilecek
وَجَآءَ أَهْلُ ٱلْمَدِينَةِ يَسْتَبْشِرُونَ ٦٧
Vecâ'e ehlul medîneti yestebşirûn
67. Şehir ahalisi de haber alıb keyf içinde gelmişlerdi
قَالَ إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ ضَيْفِى فَلَا تَفْضَحُونِ ٦٨
Kâle inne hâ ulâ'i dayfî felâ tefdahûn
68. Amanın dedi onlar benim müsafirlerim, artık beni rüsvay etmeyin
وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُخْزُونِ ٦٩
Vettakullâhe velâ tuhzûn
69. Allahtan korkun, beni utandırmayın
قَالُوٓا۟ أَوَلَمْ نَنْهَكَ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٧٠
Kâlû evelem nenheke anil âlemîn
70. Seni dediler, âlemden nehyetmedikmi?
قَالَ هَـٰٓؤُلَآءِ بَنَاتِىٓ إِن كُنتُمْ فَـٰعِلِينَ ٧١
Kâle hâ ulâ'i benâtî in kuntum fâ ilîn
71. Tâ şunlar kızlarım, eğer yapacaksanız dedi
لَعَمْرُكَ إِنَّهُمْ لَفِى سَكْرَتِهِمْ يَعْمَهُونَ ٧٢
Le'amruke innehum lefî sekratihim ya'mehûn
72. Resulüm! ömrüne kasem olsun ki hakikaten onlar serhoşlukları içinde ne halt ettiklerini bilmiyorlardı
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُشْرِقِينَ ٧٣
Fe ahazethumus sayhatu muşrikîn
73. Derken işrak vaktine girdikleri sırada bunları o sayha tutuverdi
فَجَعَلْنَا عَـٰلِيَهَا سَافِلَهَا وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِمْ حِجَارَةً مِّن سِجِّيلٍ ٧٤
Fece'alnâ âliyehâ sâfilehâ ve emtarnâ aleyhim hicâratem min siccîl
74. Derhal şehirlerinin üstünü altına getiriverdik ve üzerlerine siccilden taşlar yağdırdık
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّلْمُتَوَسِّمِينَ ٧٥
İnne fî zâlike le âyâtil lilmutevessimîn
75. elbette bunda fikr-u firaseti olanlara âyetler var
وَإِنَّهَا لَبِسَبِيلٍ مُّقِيمٍ ٧٦
Ve innehâ lebisebîlim mukîm
76. Hem o harabe yol üstünde duruyor
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّلْمُؤْمِنِينَ ٧٧
İnne fî zâlike le âyetel lilmu'minîn
77. elbette bunda iymanı olanlar için bir âyet var
وَإِن كَانَ أَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ لَظَـٰلِمِينَ ٧٨
Ve in kâne ashâbul eyketi lezâlimîn
78. Hakikaten eshabı eyke de zalimler idi
فَٱنتَقَمْنَا مِنْهُمْ وَإِنَّهُمَا لَبِإِمَامٍ مُّبِينٍ ٧٩
Fentakamnâ minhum ve innehumâ lebi'imâmim mubîn
79. Onlardan da intikam aldık, ikisi de ap açık önde bulunuyor
وَلَقَدْ كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ ٱلْحِجْرِ ٱلْمُرْسَلِينَ ٨٠
Velakad kezzebe ashâbul hicril murselîn
80. Hakikaten eshabı hıcir dahi Peygamberleri tekzib ettiler
وَءَاتَيْنَـٰهُمْ ءَايَـٰتِنَا فَكَانُوا۟ عَنْهَا مُعْرِضِينَ ٨١
Ve âteynâhum âyâtinâ fekânû anhâ mu'ridîn
81. Ve biz onlara âyetlerimizi vermiştik de ondan i'raz ediyorlardı
وَكَانُوا۟ يَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا ءَامِنِينَ ٨٢
Vekânû yenhitûne minel cibâli buyûten âminîn
82. Dağlardan emniyetli emniyetli evler yontuyorlardı
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ مُصْبِحِينَ ٨٣
Fe ahazethumus sayhatu musbihîn
83. Bunları da sabahleyin sayha tutuverdi
فَمَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يَكْسِبُونَ ٨٤
Femâ ağnâ anhum mâ kânû yeksibûn
84. De o kesb ede geldikleri şeylerin kendilerine hiç faidesi olmadı
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ ۗ وَإِنَّ ٱلسَّاعَةَ لَـَٔاتِيَةٌ ۖ فَٱصْفَحِ ٱلصَّفْحَ ٱلْجَمِيلَ ٨٥
Vemâ halaknes semâvâti vel arda vemâ beynehumâ illâ bil hakkı ve innes sâ'ate le âtiyetun fesfehis safhal cemîl
85. Öyle ya biz Samavât-ü Arzı ve mabeynlerini ancak hakkile halkettik ve elbette saat muhakkak gelecek, şimdi sen safhı cemil ile muamele et
إِنَّ رَبَّكَ هُوَ ٱلْخَلَّـٰقُ ٱلْعَلِيمُ ٨٦
İnne rabbeke huvel hallâkul alîm
86. Çünkü rabbın o öyle hallâk öyle alîm
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ سَبْعًا مِّنَ ٱلْمَثَانِى وَٱلْقُرْءَانَ ٱلْعَظِيمَ ٨٧
Velakad âteynâke seb'am minel mesânî vel kur'ânel azîm
87. Celâlim hakkı için sana «sebul mesani»yi ve Kur'anı azımi verdik
لَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ وَلَا تَحْزَنْ عَلَيْهِمْ وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِلْمُؤْمِنِينَ ٨٨
Lâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta'nâ bihî ezvâcem minhum velâ tahzen aleyhim vehfid cenâhake lilmu'minîn
88. Sakın o kâfirlerden bir takımlarını zevkıyap ettiğimiz şeylere göz atma ve onlara karşı mahzun olma da mü'minlere kanadını indir
وَقُلْ إِنِّىٓ أَنَا ٱلنَّذِيرُ ٱلْمُبِينُ ٨٩
Vekul innî enen nezîrul mubîn
89. Ve de ki haberiniz olsun; ben o nezîri mübînin ben
كَمَآ أَنزَلْنَا عَلَى ٱلْمُقْتَسِمِينَ ٩٠
Kemâ enzelnâ alel muktesimîn
90. Tıpkı indirdiğimiz gibi o taksimcilere
ٱلَّذِينَ جَعَلُوا۟ ٱلْقُرْءَانَ عِضِينَ ٩١
Ellezîne ce'alul kur'âne idîn
91. O, Kur'anı kısım kısım tefrık edenlere
فَوَرَبِّكَ لَنَسْـَٔلَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ٩٢ عَمَّا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ٩٣
92. Feverabbike lenes'elennehum ecme'în
93. Ammâ kânû ya'melûn
92-93. Ki rabbın hakkı için, biz onların hepsine mutlak ve muhakkak soracağız
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
فَٱصْدَعْ بِمَا تُؤْمَرُ وَأَعْرِضْ عَنِ ٱلْمُشْرِكِينَ ٩٤
Fesda' bimâ tu'meru ve a'rid anil muşrikîn
94. Şimdi sen her ne ile emrolunuyorsan kafalarına çatlat ve müşriklere aldırma
إِنَّا كَفَيْنَـٰكَ ٱلْمُسْتَهْزِءِينَ ٩٥
İnnâ kefeynâkel mustehzi'în
95. Her halde biz sana o müstehzîlerin haklarından geliriz
ٱلَّذِينَ يَجْعَلُونَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ ۚ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ٩٦
Ellezîne yec'alûne me'allâhi ilâhen âhara fesevfe ya'lemûn
96. Allah ile beraber diğer ilâh tutan o heriflerin yarın bilirler
وَلَقَدْ نَعْلَمُ أَنَّكَ يَضِيقُ صَدْرُكَ بِمَا يَقُولُونَ ٩٧
Velakad na'lemu enneke yadîku sadruke bimâ yakûlûn
97. Celâlim hakkı için biliyoruz ki onların tevevvühatına senin cidden göğsün daralıyor
فَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ وَكُن مِّنَ ٱلسَّـٰجِدِينَ ٩٨
Fesebbih bihamdi rabbike vekum mines sâcidîn
98. O halde Rabbına hamdile tesbih et ve secdekârlardan ol
وَٱعْبُدْ رَبَّكَ حَتَّىٰ يَأْتِيَكَ ٱلْيَقِينُ ٩٩
Ve'bud rabbeke hattâ ye'tiyekel yakîn
99. Ve Rabbına kulluk yap tâ sana o yâkîn gelene kadar