Mü'minûn Sûresi المؤمنون
Mü'minûn Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 23. sûresidir ve 118 âyettir; mushafta 18. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Mü'minûn Sûresi sesli dinle (26 dk 54 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
Bu sûrede 1 âyetin meali, kaynak metindeki aktarım hatası nedeniyle gösterilmiyor (Arapçası tamdır).
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
قَدْ أَفْلَحَ ٱلْمُؤْمِنُونَ ١
Kad eflehal mu'minûn
1. Hakikat felâh buldu o mü'minler
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى صَلَاتِهِمْ خَـٰشِعُونَ ٢
Ellezîne hum fî salâtihim hâşi'ûn
2. Ki onlar namazlarında huşu'ludurlar
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَنِ ٱللَّغْوِ مُعْرِضُونَ ٣
Vellezîne hum anil lağvi mu'ridûn
3. Onlar ki bîyhude işe, boş lâfa bakmazlar
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِلزَّكَوٰةِ فَـٰعِلُونَ ٤
Vellezîne hum lizzekâti fâ ilûn
4. Onlar ki zekât vermek için çalışırlar
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ ٥
Vellezîne hum lifurûcihim hâfizûn
5. Ve onlar ki ırzlarını korurlar
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ ٦
İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum ğayru melûmîn
6. Ancak zevcelerine ve kendilerinin milki olan cariyelerine karşı müstesnâ, çünkü bunlar levm olunmazlar
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ ٧
Femenibtağâ verâ'e zâlike fe ulâ'ike humul âdûn
7. Kim de bundan ötesini ararsa işte artık onlar haddi aşanlardır
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ٨
Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râ'ûn
8. Ve onlar ki emanetlerine ve ahidlerine riayetkârdırlar
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَوَٰتِهِمْ يُحَافِظُونَ ٩
Vellezîne hum alâ salevâtihim yuhâfizûn
9. Onlar ki namazlarının üzerine muhafızlık ederler
أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْوَٰرِثُونَ ١٠
Ulâ'ike humul vârisûn
10. İşte onlardır o vârisler
ٱلَّذِينَ يَرِثُونَ ٱلْفِرْدَوْسَ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ ١١
Ellezîne yerisûnel firdevse hum fîhâ hâlidûn
11. Ki Firdevse vâris olacak, onda muhallad kalacaklardır
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن سُلَـٰلَةٍ مِّن طِينٍ ١٢
Velakad halaknel insâne min sulâletim min tîn
12. Şanım hakkı için biz insanı çamurdan, bir sülâleden yarattık
ثُمَّ جَعَلْنَـٰهُ نُطْفَةً فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ ١٣
Summe ce'alnâhu nutfeten fî karârim mekîn
13. Sonra onu oturaklı bir karargâhta bir nufte yaptık
ثُمَّ خَلَقْنَا ٱلنُّطْفَةَ عَلَقَةً فَخَلَقْنَا ٱلْعَلَقَةَ مُضْغَةً فَخَلَقْنَا ٱلْمُضْغَةَ عِظَـٰمًا فَكَسَوْنَا ٱلْعِظَـٰمَ لَحْمًا ثُمَّ أَنشَأْنَـٰهُ خَلْقًا ءَاخَرَ ۚ فَتَبَارَكَ ٱللَّهُ أَحْسَنُ ٱلْخَـٰلِقِينَ ١٤
Summe halaknen nutfete alakaten fehalaknel alakate mudğaten fehalaknel mudğate izâmen fekesevnel izâme lahmen summe enşe'nâhu halkan âhara fetebârakallâhu ahsenul hâlikîn
14. Sonra o nufteyi bir aleka yarattık. derken o alakayı bir mudga yarattık derken o kemiklere bir et giydirdik, sonra ona diğer bir hılkat neş'eti verdik, bak ne şanlı o Allah, yaratanların en güzeli
ثُمَّ إِنَّكُم بَعْدَ ذَٰلِكَ لَمَيِّتُونَ ١٥
Summe innekum ba'de zâlike lemeyyitûn
15. Sonra siz bunun arkasından muhakkak öleceksiniz
ثُمَّ إِنَّكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ تُبْعَثُونَ ١٦
Summe innekum yevmel kıyâmeti tub'asûn
16. Sonra siz Kıyamet günü muhakkak ba'solunacaksınız
وَلَقَدْ خَلَقْنَا فَوْقَكُمْ سَبْعَ طَرَآئِقَ وَمَا كُنَّا عَنِ ٱلْخَلْقِ غَـٰفِلِينَ ١٧
Velakad halaknâ fevkakum seb'a tarâ'ika vemâ kunnâ anil halkı ğâfilîn
17. Filhakıka biz, sizin fevkınızda yedi tarıyk yarattık ve halktan gafil olmadık
وَأَنزَلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءًۢ بِقَدَرٍ فَأَسْكَنَّـٰهُ فِى ٱلْأَرْضِ ۖ وَإِنَّا عَلَىٰ ذَهَابٍۭ بِهِۦ لَقَـٰدِرُونَ ١٨
Ve enzelnâ mines semâ'i mâ'em bikaderin fe eskennâhu fil ardı ve innâ alâ zehâbim bihî lekâdirûn
18. Ve Semadan bir kader ile bir su indirdik de onu yerde iskân eyledik, halbuki biz onu giderivermeğe de şübhesiz kadiriz
فَأَنشَأْنَا لَكُم بِهِۦ جَنَّـٰتٍ مِّن نَّخِيلٍ وَأَعْنَـٰبٍ لَّكُمْ فِيهَا فَوَٰكِهُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ ١٩
Fe enşe'nâ lekum bihî cennâtim min nahîliv ve a'nâbil lekum fîhâ fevâkihu kesîratuv veminhâ te'kulûn
19. Öyle iken durdurduk da onunla sizin için hurmalıklar, üzümlükler kabîlinden bağlar, bağçeler yaptık ki içlerinde sizin için bir çok yemişler var onlardan yer ve geçiniriz
وَشَجَرَةً تَخْرُجُ مِن طُورِ سَيْنَآءَ تَنۢبُتُ بِٱلدُّهْنِ وَصِبْغٍ لِّلْـَٔاكِلِينَ ٢٠
Veşeceraten tahrucu min tûri seynâ'e tembutu bid duhni vesıbğıl lil'âkilîn
20. Ve bir ağaç ki Turı siynadan çıkar, yağ ve yiyenlere bir katıkla biter
وَإِنَّ لَكُمْ فِى ٱلْأَنْعَـٰمِ لَعِبْرَةً ۖ نُّسْقِيكُم مِّمَّا فِى بُطُونِهَا وَلَكُمْ فِيهَا مَنَـٰفِعُ كَثِيرَةٌ وَمِنْهَا تَأْكُلُونَ ٢١
Ve inne lekum fil en'âmi le'ibraten nuskîkum mimmâ fî butûnihâ velekum fîhâ menâfi'u kesîratuv veminhâ te'kulûn
21. En'amda da sizin için cidden bir ıbret vardır, karınlarındakinden sizi iska ediyoruz sizin için de onlarda hem bir çok menafi' vardır, hem de onlardan yersiniz
وَعَلَيْهَا وَعَلَى ٱلْفُلْكِ تُحْمَلُونَ ٢٢
Ve aleyhâ ve alel fulki tuhmelûn
22. Hem onlara ve hem gemiye yüklenirsiniz
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦ فَقَالَ يَـٰقَوْمِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ ٢٣
Velakad erselnâ nûhan ilâ kavmihî fekâle yâkavmi'budullâhe mâ lekum min ilâhin ğayruhû efelâ tettakûn
23. Celâlim hakkı için biz Nuhu kavmine Resul gönderdik de dedi ki: ey benim kavmim: Allaha ıbadet edin, ondan başka bir tanrınız yoktur, binaenaleyh korunmaz mısınız?
فَقَالَ ٱلْمَلَؤُا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن قَوْمِهِۦ مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يُرِيدُ أَن يَتَفَضَّلَ عَلَيْكُمْ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَأَنزَلَ مَلَـٰٓئِكَةً مَّا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِىٓ ءَابَآئِنَا ٱلْأَوَّلِينَ ٢٤
Fekâlel mele'ullezîne keferû min kavmihî mâ hâzâ illâ beşerum mislukum yurîdu ey yetefaddale aleykum velev şâ'allâhu le enzele melâ'iketem mâ semi'nâ bihâzâ fî âbâ'inel evvelîn
24. Bunun üzerine kavminden küfreden kodaman güruh şöyle dedi: bu, başka değil, ancak sizin gibi bir beşer, üstünüze geçmek istiyor, eğer Allah dilese idi elbette bir takım Melekler gönderirdi, biz evvelki atalırımız içinde bunu işitmedik
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌۢ بِهِۦ جِنَّةٌ فَتَرَبَّصُوا۟ بِهِۦ حَتَّىٰ حِينٍ ٢٥
İn huve illâ raculum bihî cinnetun feterabbasû bihî hattâ hîn
25. Her halde o öyle bir adam ki kendisinde bir cinnet var, binaenaleyh gözetin bunu bir zamana kadar
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ ٢٦
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn
26. Dedi: ya rab! Beni tekzib etmelerine karşı sen bana nusrat ver
فَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِ أَنِ ٱصْنَعِ ٱلْفُلْكَ بِأَعْيُنِنَا وَوَحْيِنَا فَإِذَا جَآءَ أَمْرُنَا وَفَارَ ٱلتَّنُّورُ ۙ فَٱسْلُكْ فِيهَا مِن كُلٍّ زَوْجَيْنِ ٱثْنَيْنِ وَأَهْلَكَ إِلَّا مَن سَبَقَ عَلَيْهِ ٱلْقَوْلُ مِنْهُمْ ۖ وَلَا تُخَـٰطِبْنِى فِى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ ۖ إِنَّهُم مُّغْرَقُونَ ٢٧
Fe evhaynâ ileyhi enisne'il fulke bi a'yuninâ vevahyinâ fe izâ câ'e emrunâ vefârat tennûru fesluk fîhâ min kullin zevceynisneyni ve ehleke illâ men sebaka aleyhil kavlu minhum velâ tuhâtıbnî fillezîne zalemû innehum muğrakûn
27. Biz de ona şöyle vahyettik: bizim nezaretimiz ve vahyimizle gemiyi yap, sonra emrimiz gelip de tennur feveran edince hemen ona topundan bir iki çift ve aleyhinde söz sebketmiş olandan başka ehlini sok ve o zulm edenler hakkında bana bir hıtabda bulunma, çünkü onlar gark olunacaklardır
فَإِذَا ٱسْتَوَيْتَ أَنتَ وَمَن مَّعَكَ عَلَى ٱلْفُلْكِ فَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى نَجَّىٰنَا مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٢٨
Fe izesteveyte ente vemem me'ake alel fulki fekulil hamdu lillâhillezî neccânâ minel kavmiz zâlimîn
28. Binaenaleyh sen maıyyetindekilerle geminin üzerine çıktığında da de ki: hamd o Allaha ki bizi o zalim kavminden kurtardı
وَقُل رَّبِّ أَنزِلْنِى مُنزَلًا مُّبَارَكًا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلْمُنزِلِينَ ٢٩
Vekur rabbi enzilnî munzelem mubârakev ve ente hayrul munzilîn
29. Ve de ki: rabbım! Beni bir mübarek menzile kondur, konuklıyanların en hayırlısı sensin
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ وَإِن كُنَّا لَمُبْتَلِينَ ٣٠
İnne fî zâlike le âyâtiv ve in kunnâ lemubtelîn
30. İşte bunda çok âyetler vardır ve hakıkat biz pek imtihancıyızdır
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قَرْنًا ءَاخَرِينَ ٣١
Summe enşe'nâ mim ba'dihim karnen âharîn
31. Sonra arkalarından başka bir karn inşa eyledik
فَأَرْسَلْنَا فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْهُمْ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ مَا لَكُم مِّنْ إِلَـٰهٍ غَيْرُهُۥٓ ۖ أَفَلَا تَتَّقُونَ ٣٢
Fe erselnâ fîhim rasûlem minhum eni'budullâhe mâ lekum min ilâhin ğayruhû efelâ tettakûn
32. Onların içinde de kendilerinden bir Resul gönderdik şöyle ki: Allaha ıbadet edin ondan başka bir tanrınız yok, artık korunmaz mısınız?
وَقَالَ ٱلْمَلَأُ مِن قَوْمِهِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَأَتْرَفْنَـٰهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا مَا هَـٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ يَأْكُلُ مِمَّا تَأْكُلُونَ مِنْهُ وَيَشْرَبُ مِمَّا تَشْرَبُونَ ٣٣
Vekâlel mele'u min kavmihillezîne keferû vekezzebû bilikâ'il âhırati ve etrafnâhum fil hayâtid dunyâ mâ hâzâ illâ beşerum mislukum ye'kulu mimmâ te'kulûne minhu veyeşrabu mimmâ teşrabûn
33. Dünya hayatta kendilerine refah verdiğimiz halde küfredip Âhıret likasını tekzib eyliyen kavminden o (mele') kodaman güruh ise şöyle dedi: «bu başka değil, ancak sizin gibi bir beşer, yediğinizden yiyor, içtiğinizden içiyor
وَلَئِنْ أَطَعْتُم بَشَرًا مِّثْلَكُمْ إِنَّكُمْ إِذًا لَّخَـٰسِرُونَ ٣٤
Vele'in ata'tum beşeram mislekum innekum izel lehâsirûn
34. Bu âyetin meali kaynak metinde hatalı aktarıldığı için gösterilmiyor (yanlış metin yayımlamamak için). Meali Diyanet Kur'an portalında okuyabilirsiniz.
أَيَعِدُكُمْ أَنَّكُمْ إِذَا مِتُّمْ وَكُنتُمْ تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَنَّكُم مُّخْرَجُونَ ٣٥
Eye'idukum ennekum izâ mittum vekuntum turâbev ve izâmen ennekum muhracûn
35. Siz öldüğünüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğunuz vakıt muhakkak çıkarılacaksınız diye mi va'dediyor?
۞ هَيْهَاتَ هَيْهَاتَ لِمَا تُوعَدُونَ ٣٦
Heyhâte heyhâte limâ tû'adûn
36. Heyhât o va'dolunduğunuz şey ne kadar uzak
إِنْ هِىَ إِلَّا حَيَاتُنَا ٱلدُّنْيَا نَمُوتُ وَنَحْيَا وَمَا نَحْنُ بِمَبْعُوثِينَ ٣٧
İn hiye illâ hayâtuned dunyâ nemûtu venahyâ vemâ nahnu bimeb'ûsîn
37. O, bizim Dünya hayatımızdan başka bir şey değildir, ölürüz ve yaşarız, fakat biz ba's olunmayız
إِنْ هُوَ إِلَّا رَجُلٌ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا وَمَا نَحْنُ لَهُۥ بِمُؤْمِنِينَ ٣٨
İn huve illâ raculunifterâ alellâhi kezibev vemâ nahnu lehû bimu'minîn
38. O ancak öyle bir adam ki bir yalanı Allaha iftira etti, biz ona inanacak değiliz
قَالَ رَبِّ ٱنصُرْنِى بِمَا كَذَّبُونِ ٣٩
Kâle rabbinsurnî bimâ kezzebûn
39. Ya rab! dedi: beni tekzib ettikleri cihetle öcümü al
قَالَ عَمَّا قَلِيلٍ لَّيُصْبِحُنَّ نَـٰدِمِينَ ٤٠
Kâle ammâ kalîlil leyusbihunne nâdimîn
40. Buyurdu ki: az bir zamanda nâdim olacaklar
فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّيْحَةُ بِٱلْحَقِّ فَجَعَلْنَـٰهُمْ غُثَآءً ۚ فَبُعْدًا لِّلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٤١
Fe ahazethumus sayhatu bil hakkı fece'alnâhum ğusâ'en febu'del lilkavmiz zâlimîn
41. Derken onları sayha, bihakkın alıverdi de kendilerini bir seyl süpürüntüsü yapıverdik, artık öyle bir defolmuş oldu ki o kavm, o zalimler!
ثُمَّ أَنشَأْنَا مِنۢ بَعْدِهِمْ قُرُونًا ءَاخَرِينَ ٤٢
Summe enşe'nâ mim ba'dihim kurûnen âharîn
42. Sonra arkalarından başka karnlar inşâ ettik
مَا تَسْبِقُ مِنْ أُمَّةٍ أَجَلَهَا وَمَا يَسْتَـْٔخِرُونَ ٤٣
Mâ tesbiku min ummetin ecelehâ vemâ yeste'hırûn
43. Hiç bir ümmet, ecelini sebkedemez ve geriletemezler
ثُمَّ أَرْسَلْنَا رُسُلَنَا تَتْرَا ۖ كُلَّ مَا جَآءَ أُمَّةً رَّسُولُهَا كَذَّبُوهُ ۚ فَأَتْبَعْنَا بَعْضَهُم بَعْضًا وَجَعَلْنَـٰهُمْ أَحَادِيثَ ۚ فَبُعْدًا لِّقَوْمٍ لَّا يُؤْمِنُونَ ٤٤
Summe erselnâ rusulenâ tetrâ kulle mâ câ'e ummeter rasûluhâ kezzebûhu fe etba'nâ ba'dahum ba'dav vece'alnâhum ehâdîse febu'del likavmil lâ yu'minûn
44. Sonra ardı ardına Resullerimizi gönderdik, her ümmetle Resulü geldikçe onu tekzib ettiler, biz de onları birbiri ardınca yuvarladık ve hepsini birer efsâne yaptık, artık defolsun öyle bir kavim ki iymana gelmezler
ثُمَّ أَرْسَلْنَا مُوسَىٰ وَأَخَاهُ هَـٰرُونَ بِـَٔايَـٰتِنَا وَسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ ٤٥
Summe erselnâ mûsâ ve ahâhu hârûne bi âyâtinâ vesultânim mubîn
45. Sonra bir takım âyetlerimiz ve açık bir ferman ile Musâyı ve kardeşi Harûnu gönderdik
إِلَىٰ فِرْعَوْنَ وَمَلَإِي۟هِۦ فَٱسْتَكْبَرُوا۟ وَكَانُوا۟ قَوْمًا عَالِينَ ٤٦
İlâ fir'avne vemele'ihî festekberû vekânû kavmen âlîn
46. Fir'avna ve cem'ıyyetine de bunlar kibirlerine yediremediler ve dik başlı bir kavm idiler
فَقَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لِبَشَرَيْنِ مِثْلِنَا وَقَوْمُهُمَا لَنَا عَـٰبِدُونَ ٤٧
Fekâlû enu'minu libeşerayni mislinâ vekavmuhumâ lenâ âbidûn
47. Onun için biz, dediler, bizim gibi iki beşere iyman mı ederiz? Halbuki onların kavmi bize kulluk ediyor
فَكَذَّبُوهُمَا فَكَانُوا۟ مِنَ ٱلْمُهْلَكِينَ ٤٨
Fekezzebûhumâ fekânû minel muhlekîn
48. Bu suretle onları tekzib ettiler de helâk edilenlerden oldular
وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَى ٱلْكِتَـٰبَ لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ ٤٩
Velakad âteynâ mûsel kitâbe le'allehum yehtedûn
49. Şanım hakkı için berikiler doğru yolu tutabilsinler diye Musâya o kitabı da verdik
وَجَعَلْنَا ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥٓ ءَايَةً وَءَاوَيْنَـٰهُمَآ إِلَىٰ رَبْوَةٍ ذَاتِ قَرَارٍ وَمَعِينٍ ٥٠
Vece'alnebne meryeme ve ummehû âyetev ve âveynâhumâ ilâ rabvetin zâti karâriv veme'în
50. İbni Meryemi de anasiyle bir âyet kıldık ve ikisini bir oturaklı ve temiz sulu bir tepeye barındırdık
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرُّسُلُ كُلُوا۟ مِنَ ٱلطَّيِّبَـٰتِ وَٱعْمَلُوا۟ صَـٰلِحًا ۖ إِنِّى بِمَا تَعْمَلُونَ عَلِيمٌ ٥١
Yâ eyyuher rusulu kulû minet tayyibâti ve'melû sâlihan innî bimâ ta'melûne alîm
51. Ey Resuller! Halâl ve hoş şeylerden yiyin ve güzel işler yapın, çünkü ben ne yaparsınız tamamen bilirim
وَإِنَّ هَـٰذِهِۦٓ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَأَنَا۠ رَبُّكُمْ فَٱتَّقُونِ ٥٢
Ve inne hâzihî ummetukum ummetev vâhidetev ve ene rabbukum fettakûn
52. Ve işte bu sizin ümmetiniz bir tek ümmet ve rabbınız da ben, artık hep bana korunun
فَتَقَطَّعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ زُبُرًا ۖ كُلُّ حِزْبٍۭ بِمَا لَدَيْهِمْ فَرِحُونَ ٥٣
Fetakatta'û emrahum beynehum zuburan kullu hizbim bimâ ledeyhim ferihûn
53. Derken kumandalarını aralarında kitab kitab parçalaştılar, her hızib kendilerininkine güveniyor
فَذَرْهُمْ فِى غَمْرَتِهِمْ حَتَّىٰ حِينٍ ٥٤
Fezerhum fî ğamratihim hattâ hîn
54. Şimdi sen onları bırak dalgınlıkları içinde tâ bir deme kadar
أَيَحْسَبُونَ أَنَّمَا نُمِدُّهُم بِهِۦ مِن مَّالٍ وَبَنِينَ ٥٥
Eyahsebûne ennemâ numidduhum bihî mim mâliv vebenîn
55. Kendilerine imdad ettiğimiz mal ve evlâd ile sanıyorlar mı ki
نُسَارِعُ لَهُمْ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ بَل لَّا يَشْعُرُونَ ٥٦
Nusâri'u lehum fil hayrâti bel lâ yeş'urûn
56. Onların hakıkaten hayırlarına müsareat ediyoruz Hayır, şuurları yok
إِنَّ ٱلَّذِينَ هُم مِّنْ خَشْيَةِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ ٥٧
İnnellezîne hum min haşyeti rabbihim muşfikûn
57. Her halde rablarının haşyetinden titreyenler
وَٱلَّذِينَ هُم بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِمْ يُؤْمِنُونَ ٥٨
Vellezîne hum bi âyâti rabbihim yu'minûn
58. Ve rablarının âyetlerine iyman edenler
وَٱلَّذِينَ هُم بِرَبِّهِمْ لَا يُشْرِكُونَ ٥٩
Vellezîne hum birabbihim lâ yuşrikûn
59. Ve rablarına hiç şirk koşmıyanlar
وَٱلَّذِينَ يُؤْتُونَ مَآ ءَاتَوا۟ وَّقُلُوبُهُمْ وَجِلَةٌ أَنَّهُمْ إِلَىٰ رَبِّهِمْ رَٰجِعُونَ ٦٠
Vellezîne yu'tûne mâ âtev vekulûbuhum veciletun ennehum ilâ rabbihim râci'ûn
60. Ve rablarının huzuruna varacaklarından yürekleri çarparak vergilerini verenler
أُو۟لَـٰٓئِكَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَهُمْ لَهَا سَـٰبِقُونَ ٦١
Ulâ'ike yusâri'ûne fil hayrâti vehum lehâ sâbikûn
61. İşte bunlar hayırlarda sür'at yarışı yaparlar ve hem onun için ileri giderler
وَلَا نُكَلِّفُ نَفْسًا إِلَّا وُسْعَهَا ۖ وَلَدَيْنَا كِتَـٰبٌ يَنطِقُ بِٱلْحَقِّ ۚ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٦٢
Velâ nukellifu nefsen illâ vus'ahâ veledeynâ kitâbuy yentıku bil hakkı vehum lâ yuzlemûn
62. Maamafih biz kimseye vüs'unden başka teklif etmeyiz, ve nezdimizde bir kitab vardır hakkı söyler, onlar da zulm edilmezler
بَلْ قُلُوبُهُمْ فِى غَمْرَةٍ مِّنْ هَـٰذَا وَلَهُمْ أَعْمَـٰلٌ مِّن دُونِ ذَٰلِكَ هُمْ لَهَا عَـٰمِلُونَ ٦٣
Bel kulûbuhum fî ğamratim min hâzâ velehum a'mâlum min dûni zâlike hum lehâ âmilûn
63. Fakat onların kalbleri bundan bir dalgınlık içindedir, hem onların ondan başka bir takım işleri vardır ki hep onlar için çalışırlar
حَتَّىٰٓ إِذَآ أَخَذْنَا مُتْرَفِيهِم بِٱلْعَذَابِ إِذَا هُمْ يَجْـَٔرُونَ ٦٤
Hattâ izâ ahaznâ mutrafîhim bil azâbi izâ hum yec'erûn
64. Nihayet refahlı olanlarını azâba çekiverdiğimiz zaman hemen feryada başlıyacaklardır
لَا تَجْـَٔرُوا۟ ٱلْيَوْمَ ۖ إِنَّكُم مِّنَّا لَا تُنصَرُونَ ٦٥
Lâ tec'erul yevme innekum minnâ lâ tunsarûn
65. Feryad etmeyin bu gün, çünkü siz bizden kurtarılamazsınız
قَدْ كَانَتْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَـٰبِكُمْ تَنكِصُونَ ٦٦
Kad kânet âyâtî tutlâ aleykum fekuntum alâ a'kâbikum tenkisûn
66. Karşınızda âyetlerim okunuyordu da siz ardınıza dönüyordunuz
مُسْتَكْبِرِينَ بِهِۦ سَـٰمِرًا تَهْجُرُونَ ٦٧
Mustekbirîne bihî sâmiran tehcurûn
67. Ona kafa tutarak, müsamere yaparak hezeyanlar ediyordunuz
أَفَلَمْ يَدَّبَّرُوا۟ ٱلْقَوْلَ أَمْ جَآءَهُم مَّا لَمْ يَأْتِ ءَابَآءَهُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ٦٨
Efelem yeddebberul kavle em câ'ehum mâ lem ye'ti âbâ'ehumul evvelîn
68. Ya hâlâ o kelâmı tedebbür etmezler mi? Yoksa onlara evvelki atalarına gelmemiş bir şey mi geldi?
أَمْ لَمْ يَعْرِفُوا۟ رَسُولَهُمْ فَهُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ ٦٩
Em lem ya'rifû rasûlehum fehum lehû munkirûn
69. Yoksa Peygamberlerini tanımadılar mı da onun için inkâr ediyorlar?
أَمْ يَقُولُونَ بِهِۦ جِنَّةٌۢ ۚ بَلْ جَآءَهُم بِٱلْحَقِّ وَأَكْثَرُهُمْ لِلْحَقِّ كَـٰرِهُونَ ٧٠
Em yakûlûne bihî cinnetum bel câ'ehum bil hakkı ve ekseruhum lilhakkı kârihûn
70. Yoksa onda bir Cinnet var, mı diyorlar? Hayır, o onlara hakk ile geldi fakat ekserisi hakkı hoşlanmıyorlar
وَلَوِ ٱتَّبَعَ ٱلْحَقُّ أَهْوَآءَهُمْ لَفَسَدَتِ ٱلسَّمَـٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ ۚ بَلْ أَتَيْنَـٰهُم بِذِكْرِهِمْ فَهُمْ عَن ذِكْرِهِم مُّعْرِضُونَ ٧١
Velevittebe'al hakku ehvâ'ehum lefesedetis semâvâtu vel ardu vemen fîhinne bel eteynâhum bizikrihim fehum an zikrihim mu'ridûn
71. Eğer hak onların keyflerine tâbi' olsa idi Semavât ve Arz ve bunlardaki kimseler kat'ıyyen fâsid olurdu, hayır, biz onlara unutulmaz ders olacak zikirlerini getirdik de onlar zikirlerinden ı'raz ediyorlar
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ خَرْجًا فَخَرَاجُ رَبِّكَ خَيْرٌ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ ٧٢
Em tes'eluhum harcen feharâcu rabbike hayruv vehuve hayrur râzikîn
72. Yoksa sen onlardan bir haraç mı istiyorsun? Rabbının harâcı daha hayırlıdır, hem o, rezzakların en hayırlısıdır
وَإِنَّكَ لَتَدْعُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ ٧٣
Ve inneke leted'ûhum ilâ sırâtım mustakîm
73. Doğrusu sen onları dosdoğru bir caddeye çağırıyorsun
وَإِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ عَنِ ٱلصِّرَٰطِ لَنَـٰكِبُونَ ٧٤
Ve innellezîne lâ yu'minûne bil âhırati anis sırâtı lenâkibûn
74. Fakat Âhırete inanmıyanlar caddeden sapmaktadırlar
۞ وَلَوْ رَحِمْنَـٰهُمْ وَكَشَفْنَا مَا بِهِم مِّن ضُرٍّ لَّلَجُّوا۟ فِى طُغْيَـٰنِهِمْ يَعْمَهُونَ ٧٥
Velev rahimnâhum vekeşefnâ mâ bihim min durril leleccû fî tuğyânihim ya'mehûn
75. Eğer biz onlara acıyıb da baskılarını açıversek mutlaka tuğyanlarında ınad eder hiç bir şey görmezler
وَلَقَدْ أَخَذْنَـٰهُم بِٱلْعَذَابِ فَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ لِرَبِّهِمْ وَمَا يَتَضَرَّعُونَ ٧٦
Velakad ahaznâhum bil azâbi femestekânû lirabbihim vemâ yetadarra'ûn
76. Filhakika biz, onları azâba tuttuk da yine rablarına karşı uslanmadılar ve yalvarmıyorlar
حَتَّىٰٓ إِذَا فَتَحْنَا عَلَيْهِم بَابًا ذَا عَذَابٍ شَدِيدٍ إِذَا هُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ ٧٧
Hattâ izâ fetahnâ aleyhim bâben zâ azâbin şedîdin izâ hum fîhi mublisûn
77. Nihayet üzerlerine şedid azâblı bir kapı açtığımız vakıt da onun içinde ye'se düşüvereceklerdir
وَهُوَ ٱلَّذِىٓ أَنشَأَ لَكُمُ ٱلسَّمْعَ وَٱلْأَبْصَـٰرَ وَٱلْأَفْـِٔدَةَ ۚ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ ٧٨
Vehuvellezî enşe'e lekumus sem'a vel ebsâra vel ef'idete kalîlem mâ teşkurûn
78. Halbuki sizin için o kulağı, o gözleri, o Gönülleri inşa eden o siz, pek az şükrediyorsunuz
وَهُوَ ٱلَّذِى ذَرَأَكُمْ فِى ٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٧٩
Vehuvellezî zera'ekum fil ardı ve ileyhi tuhşerûn
79. Ve sizi Arzda yaratıp yayan o, hep ona haşrolunacaksınız
وَهُوَ ٱلَّذِى يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَلَهُ ٱخْتِلَـٰفُ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ ٨٠
Vehuvellezî yuhyî veyumîtu velehuhtilâfulleyli ven nehâri efelâ ta'kılûn
80. Ve o öldüren ve dirilten o, gece ve gündüzün ıhtilâfı da hep onun için, artık akıllanmıyacak mısınız
بَلْ قَالُوا۟ مِثْلَ مَا قَالَ ٱلْأَوَّلُونَ ٨١
Bel kâlû misle mâ kâlel evvelûn
81. Hayır, evvelkilerin dedikleri gibi dediler
قَالُوٓا۟ أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ٨٢
Kâlû e'izâ mitnâ vekunnâ turâbev ve izâmen e'innâ lemeb'ûsûn
82. «öldüğünüz ve bir türab, bir yığın kemik olduğumuz vakıt mı, cidden biz mi mutlak ba'solunacağız?
لَقَدْ وُعِدْنَا نَحْنُ وَءَابَآؤُنَا هَـٰذَا مِن قَبْلُ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّآ أَسَـٰطِيرُ ٱلْأَوَّلِينَ ٨٣
Lekad vu idnâ nahnu ve âbâ'unâ hâzâ min kablu in hâzâ illâ esâtîrul evvelîn
83. Yemîn ederiz ki bize de, atalarımıza da bu, bundan evvel va'dolundu, bu eskilerin masallarından başka bir şey değil» dediler
قُل لِّمَنِ ٱلْأَرْضُ وَمَن فِيهَآ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٤
Kul limenil ardu vemen fîhâ in kuntum ta'lemûn
84. Kimin o Arz ve ondaki kimseler, eğer biliyorsanız? De
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَذَكَّرُونَ ٨٥
Seyakûlûne lillâhi kul efelâ tezekkerûn
85. Allahın diyecekler, o halde düşünmez misiniz? De
قُلْ مَن رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ ٱلسَّبْعِ وَرَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ ٨٦
Kul mer rabbus semâvâtis seb'i verabbul arşil azîm
86. Kim o yedi Semânın rabbı ve o azametli Arşın rabbı? De
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ أَفَلَا تَتَّقُونَ ٨٧
Seyakûlûne lillâhi kul efelâ tettakûn
87. Allahın diyecekler, o halde korkmaz mısınız? De
قُلْ مَنۢ بِيَدِهِۦ مَلَكُوتُ كُلِّ شَىْءٍ وَهُوَ يُجِيرُ وَلَا يُجَارُ عَلَيْهِ إِن كُنتُمْ تَعْلَمُونَ ٨٨
Kul mem biyedihî melekûtu kulli şey'iv vehuve yucîru velâ yucâru aleyhi in kuntum ta'lemûn
88. Kim o her şeyin melekûtü yedinde ve o kayırır da ona karşı kayırılmaz olan eğer ılminiz varsa? de
سَيَقُولُونَ لِلَّهِ ۚ قُلْ فَأَنَّىٰ تُسْحَرُونَ ٨٩
Seyakûlûne lillâhi kul fe ennâ tusharûn
89. Allahın diyecekler, o halde nereden büyüleniyorsunuz? De
بَلْ أَتَيْنَـٰهُم بِٱلْحَقِّ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ ٩٠
Bel eteynâhum bil hakkı ve innehum lekâzibûn
90. Doğrusu biz onlara hakkı getirdik ve şüphesiz onlar yalancılar
مَا ٱتَّخَذَ ٱللَّهُ مِن وَلَدٍ وَمَا كَانَ مَعَهُۥ مِنْ إِلَـٰهٍ ۚ إِذًا لَّذَهَبَ كُلُّ إِلَـٰهٍۭ بِمَا خَلَقَ وَلَعَلَا بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ ٩١
Mettahazallâhu miv velediv vemâ kâne me'ahû min ilâhin izel lezehebe kullu ilâhim bimâ halaka vele'alâ ba'duhum alâ ba'dın subhânallâhi ammâ yasıfûn
91. Allah, hiç veled ittihaz etmedi, beraberinde bir tanrı da yok O surette her tanrı kendi yarattığı ile giderdi ve elbette biri diğerine kibrederdi, o isnad ettikleri vasıflardan sübhan o Allah
عَـٰلِمِ ٱلْغَيْبِ وَٱلشَّهَـٰدَةِ فَتَعَـٰلَىٰ عَمَّا يُشْرِكُونَ ٩٢
Âlimil ğaybi veş şehâdeti fete'âlâ ammâ yuşrikûn
92. O gayb-ü şehadetin âlimi, binaenaleyh onların koştukları çok yüksek
قُل رَّبِّ إِمَّا تُرِيَنِّى مَا يُوعَدُونَ ٩٣
Kur rabbi immâ turiyennî mâ yû'adûn
93. De ki: rabbım! eğer onlara edilen vaîdi bana behemehal göstereceksen
رَبِّ فَلَا تَجْعَلْنِى فِى ٱلْقَوْمِ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٩٤
Rabbi felâ tec'alnî fil kavmiz zâlimîn
94. Beni o zalimler güruhunda bulundurma rabbım!
وَإِنَّا عَلَىٰٓ أَن نُّرِيَكَ مَا نَعِدُهُمْ لَقَـٰدِرُونَ ٩٥
Ve innâ alâ en nuriyeke mâ ne'iduhum lekâdirûn
95. Şübhesiz ki siz, onlara yaptığımız vaîdi sana göstermeğe elbette kadiriz
ٱدْفَعْ بِٱلَّتِى هِىَ أَحْسَنُ ٱلسَّيِّئَةَ ۚ نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَصِفُونَ ٩٦
İdfa' billetî hiye ahsenus seyyi'ete nahnu a'lemu bimâ yasıfûn
96. Sen o kötülüğü en güzel olan hasletle def'et, biz, onların ne halt edeceklerini daha iyi biliriz
وَقُل رَّبِّ أَعُوذُ بِكَ مِنْ هَمَزَٰتِ ٱلشَّيَـٰطِينِ ٩٧
Vekur rabbi e'ûzu bike min hemezâtiş şeyâtîn
97. Ve de ki: sana sığınırım rabbım! O Şeytanların dürtüşmelerinden
وَأَعُوذُ بِكَ رَبِّ أَن يَحْضُرُونِ ٩٨
Ve e'ûzu bike rabbi ey yahdurûn
98. Ve sana sığınırım rabbım! huzuruma gelmelerinden
حَتَّىٰٓ إِذَا جَآءَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ رَبِّ ٱرْجِعُونِ ٩٩
Hattâ izâ câ'e ehadehumul mevtu kâle rabbirci'ûn
99. Nihayet Her birine ölüm geldiği vakıt diyecek ki: rabbım! döndür, döndür beni döndür
لَعَلِّىٓ أَعْمَلُ صَـٰلِحًا فِيمَا تَرَكْتُ ۚ كَلَّآ ۚ إِنَّهَا كَلِمَةٌ هُوَ قَآئِلُهَا ۖ وَمِن وَرَآئِهِم بَرْزَخٌ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٠٠
Le'allî a'melu sâlihan fîmâ teraktu kellâ innehâ kelimetun huve kâ'iluhâ vemiv verâ'ihim berzahun ilâ yevmi yub'asûn
100. Belki ben o baktığımda salih bir amel işlerim, hayır hayır! O bir kelimedir ki onu o söyler, ötelerinden ise bir berzah vardır, tâ ba's olunacakları güne kadar
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ فَلَآ أَنسَابَ بَيْنَهُمْ يَوْمَئِذٍ وَلَا يَتَسَآءَلُونَ ١٠١
Fe izâ nufiha fis sûri felâ ensâbe beynehum yevme'iziv velâ yetesâ'elûn
101. O vakıt Sûr üfürüldü mü artık beyinlerinde o gün ne ensab vardır ne de soruşurlar
فَمَن ثَقُلَتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ ١٠٢
Femen sakulet mevâzînuhû fe ulâ'ike humul muflihûn
102. O zaman her kimin tartıları ağır gelirse işte onlar o felâh bulanlardır
وَمَنْ خَفَّتْ مَوَٰزِينُهُۥ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ خَسِرُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فِى جَهَنَّمَ خَـٰلِدُونَ ١٠٣
Vemen haffet mevâzînuhû fe ulâ'ikellezîne hasirû enfusehum fî cehenneme hâlidûn
103. Her kimin de tarıları yeğni gelirse işte onlar kendilerine yazık edenler, Cehennemde kalanlardır
تَلْفَحُ وُجُوهَهُمُ ٱلنَّارُ وَهُمْ فِيهَا كَـٰلِحُونَ ١٠٤
Telfehu vucûhehumun nâru vehum fîhâ kâlihûn
104. Ateş yüzlerini yalar, o halde ki içinde dişleri sırıtır
أَلَمْ تَكُنْ ءَايَـٰتِى تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فَكُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٠٥
Elem tekun âyâtî tutlâ aleykum fekuntum bihâ tukezzibûn
105. Değil mi idi âyetlerim size okunuyor du siz onları tekzib ediyordunuz?
قَالُوا۟ رَبَّنَا غَلَبَتْ عَلَيْنَا شِقْوَتُنَا وَكُنَّا قَوْمًا ضَآلِّينَ ١٠٦
Kâlû rabbenâ ğalebet aleynâ şikvetunâ vekunnâ kavmen dâllîn
106. Rabbımız! derler: bize şekavetimiz galebe etti ve biz bir sapgın bir kavm idik
رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْهَا فَإِنْ عُدْنَا فَإِنَّا ظَـٰلِمُونَ ١٠٧
Rabbenâ ahricnâ minhâ fe in udnâ fe innâ zâlimûn
107. Ey bizim rabbımız! çıkar bizleri bundan, döner bir daha edersek her halde bizler zalimiz
قَالَ ٱخْسَـُٔوا۟ فِيهَا وَلَا تُكَلِّمُونِ ١٠٨
Kâlehse'û fîhâ velâ tukellimûn
108. Buyurur ki sinin orada, söylemeyin bana
إِنَّهُۥ كَانَ فَرِيقٌ مِّنْ عِبَادِى يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا وَٱرْحَمْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ ١٠٩
İnnehû kâne ferîkum min ibâdî yakûlûne rabbenâ âmennâ feğfir lenâ verhamnâ ve ente hayrur râhimîn
109. çünkü kullarımdan bir fırka vardı «Rabbimiz! Biz iyman ettik; öyle ise bizi bağışla, bize merhamet et, sen, merhametlilerin en iyisisin.» diyorlardı da
فَٱتَّخَذْتُمُوهُمْ سِخْرِيًّا حَتَّىٰٓ أَنسَوْكُمْ ذِكْرِى وَكُنتُم مِّنْهُمْ تَضْحَكُونَ ١١٠
Fettahaztumûhum sihriyyen hattâ ensevkum zikrî vekuntum minhum tadhakûn
110. siz onları mashara yerine tutunuz, hattâ size benim yâdımı unutturdular, onlara öyle gülüyordunuz
إِنِّى جَزَيْتُهُمُ ٱلْيَوْمَ بِمَا صَبَرُوٓا۟ أَنَّهُمْ هُمُ ٱلْفَآئِزُونَ ١١١
İnnî cezeytuhumul yevme bimâ saberû ennehum humul fâ'izûn
111. İşte onlara ben sabretmelerine mukabil bu gün bu mükâfatı verdim, onlardır onlar, murada erenler
قَـٰلَ كَمْ لَبِثْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ عَدَدَ سِنِينَ ١١٢
Kâle kem lebistum fil ardı adede sinîn
112. Arzda seneler sayısı ne kadar kaldınız? Buyurur
قَالُوا۟ لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ فَسْـَٔلِ ٱلْعَآدِّينَ ١١٣
Kâlû lebisnâ yevmen ev ba'da yevmin fes'elil âddîn
113. Bir gün veya bir günün birazı, sayanlara sor derler
قَـٰلَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا قَلِيلًا ۖ لَّوْ أَنَّكُمْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ ١١٤
Kâle il lebistum illâ kalîlel lev ennekum kuntum ta'lemûn
114. Buyurur ki bilmiş olsanız cidden pek az kaldınız
أَفَحَسِبْتُمْ أَنَّمَا خَلَقْنَـٰكُمْ عَبَثًا وَأَنَّكُمْ إِلَيْنَا لَا تُرْجَعُونَ ١١٥
Efehasibtum ennemâ halaknâkum abesev ve ennekum ileynâ lâ turce'ûn
115. Ya zannettiniz mi ki biz, sizi sırf bir abes yarattık? ve siz, bize irca' edilmiyeceksiniz?
فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۖ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْكَرِيمِ ١١٦
Fete'âlellâhul melikul hakku lâ ilâhe illâ huve rabbul arşil kerîm
116. Demek ki Allah, o hak padişah yüksek çok yüksek, başka tanrı yok ancak o, o Arşı kerîmin rabbı
وَمَن يَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ لَا بُرْهَـٰنَ لَهُۥ بِهِۦ فَإِنَّمَا حِسَابُهُۥ عِندَ رَبِّهِۦٓ ۚ إِنَّهُۥ لَا يُفْلِحُ ٱلْكَـٰفِرُونَ ١١٧
Vemey yed'u me'allâhi ilâhen âhara lâ burhâne lehû bihî fe innemâ hisâbuhû inde rabbihî innehû lâ yuflihul kâfirûn
117. Ve her kim Allahın beraberinde diğer bir tanrı da'vâ ederse onun ona hiç bir bürhanı yoktur ve ancak rabbının ındinde hisabı vardır, hak bu ki kâfirler felâh bulmazlar
وَقُل رَّبِّ ٱغْفِرْ وَٱرْحَمْ وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰحِمِينَ ١١٨
Vekur rabbiğfir verham ve ente hayrur râhimîn
118. Hem şöyle de: «Râbbım! bana magrifet, merhamet buyur, sen merhamet edenlerin en hayırlısısın.»