Şuarâ Sûresi الشعراء
Şuarâ Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 26. sûresidir ve 227 âyettir; mushafta 19. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Şuarâ Sûresi sesli dinle (34 dk 31 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
طسٓمٓ ١
Tâ Sîn Mîm
1. Ta, Sin, Mim.
تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ ٢
Tilke âyâtul kitâbil mubîn
2. Bunlar sana o mübin kitabın âyetleri
لَعَلَّكَ بَـٰخِعٌ نَّفْسَكَ أَلَّا يَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ ٣
Le'alleke bâhı'un nefseke ellâ yekûnû mu'minîn
3. Sen âdetâ kendine kıyacaksın mü'min olmıyacaklar diye
إِن نَّشَأْ نُنَزِّلْ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ءَايَةً فَظَلَّتْ أَعْنَـٰقُهُمْ لَهَا خَـٰضِعِينَ ٤
İn neşe' nunezzil aleyhim mines semâ'i âyeten fezallet a'nâkuhum lehâ hâdı'în
4. Dilersek üzerlerine Semadan bir âyet indiriveririz de ona boyunları eğile kalır
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ مُحْدَثٍ إِلَّا كَانُوا۟ عَنْهُ مُعْرِضِينَ ٥
Vemâ ye'tîhim min zikrim miner rahmâni muhdesin illâ kânû anhu mu'ridîn
5. Bununla beraber Rahmandan kendilerine yeni bir zikir gelmiyor ki ondan yüz çevirmiş olmasınlar
فَقَدْ كَذَّبُوا۟ فَسَيَأْتِيهِمْ أَنۢبَـٰٓؤُا۟ مَا كَانُوا۟ بِهِۦ يَسْتَهْزِءُونَ ٦
Fekad kezzebû feseye'tîhim embâ'u mâ kânû bihî yestehzi'ûn
6. Evet tekzib etmekteler, fakat onlara o istihza ettikleri şeyin müdhiş haberleri gelecek
أَوَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَى ٱلْأَرْضِ كَمْ أَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍ كَرِيمٍ ٧
Evelem yerav ilel ardı kem embetnâ fîhâ min kulli zevcin kerîm
7. Arza bir bakmadılar da mı? biz onda her hoş çiftten ne kadar bitirmişiz.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ٨
İnne fî zâlike le âyetev vemâ kâne ekseruhum mu'minîn
8. Şübhesiz ki bunda mutlak bir âyet var, hemde ekserîsi mü'min olmadı
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٩
Ve inne rabbeke lehuvel azîzur rahîm
9. Ve şübhesiz ki rabbın o öyle azîz, öyle rahîm
وَإِذْ نَادَىٰ رَبُّكَ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱئْتِ ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ ١٠
Ve iz nâdâ rabbuke mûsâ enitil kavmez zâlimîn
10. Bir vakıt da rabbın, Musaya nidâ buyurdu: git o zalim kavme dedi
قَوْمَ فِرْعَوْنَ ۚ أَلَا يَتَّقُونَ ١١
Kavme fir'avne elâ yettakûn
11. Fir'avn kavmine, daha sakınmıyacaklar mı?
قَالَ رَبِّ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يُكَذِّبُونِ ١٢
Kâle rabbi innî ahâfu ey yukezzibûn
12. Yarab! dedi: doğrusu ben korkarım ki beni tekzib ederler
وَيَضِيقُ صَدْرِى وَلَا يَنطَلِقُ لِسَانِى فَأَرْسِلْ إِلَىٰ هَـٰرُونَ ١٣
Veyadîku sadrî velâ yentaliku lisânî fe ersil ilâ hârûn
13. ve Göğsüm daralır, dilim açılmaz, onun için Harûna da risalet ver
وَلَهُمْ عَلَىَّ ذَنۢبٌ فَأَخَافُ أَن يَقْتُلُونِ ١٤
Velehum aleyye zembun fe ahâfu ey yaktulûn
14. Hem onlara üzerinde bir günah var, ondan dolayı korkarım ki hemen beni öldürürler
قَالَ كَلَّا ۖ فَٱذْهَبَا بِـَٔايَـٰتِنَآ ۖ إِنَّا مَعَكُم مُّسْتَمِعُونَ ١٥
Kâle kellâ fezhebâ bi âyâtinâ innâ me'akum mustemi'ûn
15. Hayır, buyurdu: haydi ikiniz bir, âyetlerimizle gidin, her halde biz sizinle beraberiz, dinliyoruzdur
فَأْتِيَا فِرْعَوْنَ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٦
Fe'tiyâ fir'avne fekûlâ innâ rasûlu rabbil âlemîn
16. Haydin Fir'avne varın da deyin: inan biz, rabbülaleminin resulüyüz
أَنْ أَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ١٧
En ersil me'anâ benî isrâ'îl
17. Beni İsraili bizimle beraber salıver
قَالَ أَلَمْ نُرَبِّكَ فِينَا وَلِيدًا وَلَبِثْتَ فِينَا مِنْ عُمُرِكَ سِنِينَ ١٨
Kâle elem nurabbike fînâ velîdev velebiste fînâ min umurike sinîn
18. Â, dedi: seni çocukken bizde büyütmedik mi? hem bizde ömründen senelerce kaldın
وَفَعَلْتَ فَعْلَتَكَ ٱلَّتِى فَعَلْتَ وَأَنتَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ ١٩
Vefe'alte fa'letekelletî fe alte ve ente minel kâfirîn
19. Hem de o yaptığın fi'li yaptın, o halde sen o nankör kâfirlerdensin
قَالَ فَعَلْتُهَآ إِذًا وَأَنَا۠ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ ٢٠
Kâle fe altuhâ izev ve ene mined dâllîn
20. O vakıt, dedi: o fi'li yaptım şaşkınlardandım
فَفَرَرْتُ مِنكُمْ لَمَّا خِفْتُكُمْ فَوَهَبَ لِى رَبِّى حُكْمًا وَجَعَلَنِى مِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ٢١
Feferartu minkum lemmâ hıftukum fevehebe lî rabbî hukmev vece'alenî minel murselîn
21. Onun üzerine vaktâki sizden korktum, içinizden kaçtım, derken rabbım bana huküm ihsan buyurdu ve beni mürselinden kıldı
وَتِلْكَ نِعْمَةٌ تَمُنُّهَا عَلَىَّ أَنْ عَبَّدتَّ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٢٢
Vetilke ni'metun temunnuhâ aleyye en abbette benî isrâ'îl
22. O başıma kakdığın bir ni'met de Beni İsraili kul, köle edinmiş olmandır.
قَالَ فِرْعَوْنُ وَمَا رَبُّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٢٣
Kâle fir'avnu vemâ rabbul âlemîn
23. Fir'avn, rabbülâlemin de nedir? dedi
قَالَ رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ٢٤
Kâle rabbus semâvâti vel ardı vemâ beynehumâ in kuntum mûkınîn
24. Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer ehli yakîn iseniz dedi
قَالَ لِمَنْ حَوْلَهُۥٓ أَلَا تَسْتَمِعُونَ ٢٥
Kâle limen havlehû elâ testemi'ûn
25. Etrafındakilere dinlemezmisiniz? dedi
قَالَ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ٢٦
Kâle rabbukum verabbu âbâ'ikumul evvelîn
26. Rabbınızın ve evvelki atalarınızın rabbı dedi
قَالَ إِنَّ رَسُولَكُمُ ٱلَّذِىٓ أُرْسِلَ إِلَيْكُمْ لَمَجْنُونٌ ٢٧
Kâle inne rasûlekumullezî ursile ileykum lemecnûn
27. Her halde size gönderilmiş olan resulünüz mutlak mecnun dedi
قَالَ رَبُّ ٱلْمَشْرِقِ وَٱلْمَغْرِبِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ ٢٨
Kâle rabbul meşrikı vel mağribi vemâ beynehumâ in kuntum ta'kılûn
28. Meşrık ve Mağrıbın ve bütün aralarındakilerin rabbı, eğer siz âkıl iseniz dedi
قَالَ لَئِنِ ٱتَّخَذْتَ إِلَـٰهًا غَيْرِى لَأَجْعَلَنَّكَ مِنَ ٱلْمَسْجُونِينَ ٢٩
Kâle le inittahazte ilâhen ğayrî le ec'alenneke minel mescûnîn
29. Yemin ederim ki dedi: eğer benden başka bir ilâh tutarsan seni mutlak ve muhakkak zindandakilerden ederim
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكَ بِشَىْءٍ مُّبِينٍ ٣٠
Kâle evelev ci'tuke bişey'im mubîn
30. Ya, dedi: sana ap açık isbat edecek bir şey getirdimse demi?
قَالَ فَأْتِ بِهِۦٓ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ٣١
Kâle fe'ti bihî in kunte mines sâdikîn
31. Haydi, dedi: getir onu bakayım sadıklardan isen
فَأَلْقَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ ثُعْبَانٌ مُّبِينٌ ٣٢
Fe elkâ asâhu fe izâ hiye su'bânum mubîn
32. Bunun üzerine Asasını bırakıverdi, ap açık bir ejderha kesiliverdi
وَنَزَعَ يَدَهُۥ فَإِذَا هِىَ بَيْضَآءُ لِلنَّـٰظِرِينَ ٣٣
Veneze'a yedehû fe izâ hiye beydâ'u linnâzırîn
33. Bir de elini çekti çıkardı, o da bakanlara bem beyaz oluverdi
قَالَ لِلْمَلَإِ حَوْلَهُۥٓ إِنَّ هَـٰذَا لَسَـٰحِرٌ عَلِيمٌ ٣٤
Kâle lilmele'i havlehû inne hâzâ lesâhirun alîm
34. Etrafındaki cem'ıyyete bu, dedi: her halde bilgiç bir sihirbaz
يُرِيدُ أَن يُخْرِجَكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِۦ فَمَاذَا تَأْمُرُونَ ٣٥
Yurîdu ey yuhricekum min ardıkum bisihrihî femâzâ te'murûn
35. Sihrile sizi yerinizden çıkarmak istiyor, binaenaleyh ne emredersiniz?
قَالُوٓا۟ أَرْجِهْ وَأَخَاهُ وَٱبْعَثْ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ ٣٦
Kâlû ercih ve ahâhu veb'as fil medâ'ini hâşirîn
36. Bunu ve kardeşini dediler; eğle, şehirlere de derleyiciler yolla
يَأْتُوكَ بِكُلِّ سَحَّارٍ عَلِيمٍ ٣٧
Ye'tûke bikulli sehhârin alîm
37. Bütün bilgiç sihirbazları getirsinler
فَجُمِعَ ٱلسَّحَرَةُ لِمِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ٣٨
Fecumi'as seharatu limîkâti yevmim ma'lûm
38. Bu suretle ma'lûm bir gün miykat ta'yin olunarak sihirbazlar cemolundu
وَقِيلَ لِلنَّاسِ هَلْ أَنتُم مُّجْتَمِعُونَ ٣٩
Vekîle linnâsi hel entum muctemi'ûn
39. Ve halka siz toplu musunuz denildi
لَعَلَّنَا نَتَّبِعُ ٱلسَّحَرَةَ إِن كَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ ٤٠
Le'allenâ nettebi'us seharate in kânû humul ğâlibîn
40. Sanırız bizler sihirbazlara tabi' olacağız şayed onlar olursa galibler
فَلَمَّا جَآءَ ٱلسَّحَرَةُ قَالُوا۟ لِفِرْعَوْنَ أَئِنَّ لَنَا لَأَجْرًا إِن كُنَّا نَحْنُ ٱلْغَـٰلِبِينَ ٤١
Felemmâ câ'es seharatu kâlû lifir'avne e'inne lenâ le ecran in kunnâ nahnul ğâlibîn
41. Derken vaktâ ki sihirbazlar geldiler Firavne elbette: biz galip gelirsek bize mutlak ecir var ya? dediler
قَالَ نَعَمْ وَإِنَّكُمْ إِذًا لَّمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ ٤٢
Kâle ne'am ve innekum izel leminel mukarrabîn
42. Evet, dedi: hem siz o vakıt muhakkak mukarrebîndensiniz
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰٓ أَلْقُوا۟ مَآ أَنتُم مُّلْقُونَ ٤٣
Kâle lehum mûsâ elkû mâ entum mulkûn
43. Mûsâ onlara atın dedi: siz ne atacaksanız
فَأَلْقَوْا۟ حِبَالَهُمْ وَعِصِيَّهُمْ وَقَالُوا۟ بِعِزَّةِ فِرْعَوْنَ إِنَّا لَنَحْنُ ٱلْغَـٰلِبُونَ ٤٤
Fe elkav hibâlehum ve isıyyehum vekâlû bi'izzeti fir'avne innâ lenahnul ğâlibûn
44. Hemen iplerini ve sopalarını ortaya attılar ve Firavnin ızzeti hakkı için elbette biz galibiz, şüphesiz, dediler
فَأَلْقَىٰ مُوسَىٰ عَصَاهُ فَإِذَا هِىَ تَلْقَفُ مَا يَأْفِكُونَ ٤٥
Fe elkâ mûsâ asâhu fe izâ hiye telkafu mâ ye'fikûn
45. Mûsâ da Asasını koyuverdi, bir de baktılar ki o, her ne dolap çeviriyorlarsa yutuyor
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سَـٰجِدِينَ ٤٦
Fe ulkıyes seharatu sâcidîn
46. Derhal sihirbazlar secdeye kapandılar
قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٤٧
Kâlû âmennâ birabbil âlemîn
47. «iyman ettik rabbül'âlemîne
رَبِّ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ ٤٨
Rabbi mûsâ vehârûn
48. Musâ ve Hârunun rabbına» dediler
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ فَلَسَوْفَ تَعْلَمُونَ ۚ لَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ أَجْمَعِينَ ٤٩
Kâle âmentum lehû kable en âzene lekum innehû lekebîrukumullezî allemekumus sihra felesevfe ta'lemûne le ukattı'anne eydiyekum ve erculekum min hılâfiv vele'usallibennekum ecme'în
49. Ona, dedi: ben size izin vermeden iyman ettiniz, anlaşıldı ki o size sihri ta'lim eden büyüğünüzmüş, o halde mutlak yakında bileceksiniz, çaresiz ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazına kestireceğim, hem muhakkak hepinizi çarmıha gerdireceğim»
قَالُوا۟ لَا ضَيْرَ ۖ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا مُنقَلِبُونَ ٥٠
Kâlû lâ dayra innâ ilâ rabbinâ munkalibûn
50. Dediler: zararı yok, her halde biz rabbımıza döneceğiz
إِنَّا نَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لَنَا رَبُّنَا خَطَـٰيَـٰنَآ أَن كُنَّآ أَوَّلَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٥١
İnnâ natme'u ey yağfira lenâ rabbunâ hatâyânâ en kunnâ evvelel mu'minîn
51. Her halde biz mü'minlerin evveli olduğumuzdan dolayı rabbımızın bize mağfiret buyuracağını ümid ederiz.
۞ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِىٓ إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ٥٢
Ve evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi'ibâdî innekum muttebe'ûn
52. Hem Musâya şu vahyi yerdik: kullarımı gece yürüt çünkü ta'kıb edileceksiniz
فَأَرْسَلَ فِرْعَوْنُ فِى ٱلْمَدَآئِنِ حَـٰشِرِينَ ٥٣
Fe ersele fir'avnu fil medâ'ini hâşirîn
53. Firavn de şehirlere asker toplayıcılar gönderdi
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَشِرْذِمَةٌ قَلِيلُونَ ٥٤
İnne hâ ulâ'i leşirzimetun kalîlûn
54. Şunlar şübhe yok ki bir şirzimei kaliledirler
وَإِنَّهُمْ لَنَا لَغَآئِظُونَ ٥٥
Ve innehum lenâ leğâ'izûn
55. Fakat hakkımızda çok gayz besliyorlar
وَإِنَّا لَجَمِيعٌ حَـٰذِرُونَ ٥٦
Ve innâ lecemî'un hâzirûn
56. Biz ise uyanık ihtiyatlı bir cem'ıyyet bulunuyoruz. diyordu
فَأَخْرَجْنَـٰهُم مِّن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ٥٧
Fe ahracnâhum min cennâtiv ve uyûn
57. Bu suretle bunları bostanlardan, pınarlardan
وَكُنُوزٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ ٥٨
Vekunûziv vemakâmin kerîm
58. Hazinelerden, ve dilrubâ makamlardan çıkardık
كَذَٰلِكَ وَأَوْرَثْنَـٰهَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٥٩
Kezâlike ve evrasnâhâ benî isrâ'îl
59. Ve onları Beni İsraile miras kıldık
فَأَتْبَعُوهُم مُّشْرِقِينَ ٦٠
Fe etbe'ûhum muşrikîn
60. Derken arkalarına düştüler Güneş doğmuştu
فَلَمَّا تَرَٰٓءَا ٱلْجَمْعَانِ قَالَ أَصْحَـٰبُ مُوسَىٰٓ إِنَّا لَمُدْرَكُونَ ٦١
Felemmâ terâ'el cem'âni kâle ashâbu mûsâ innâ lemudrakûn
61. Vaktâ ki iki cem'ıyyet biribirine göründü Musânın eshabı yakalandık dediler
قَالَ كَلَّآ ۖ إِنَّ مَعِىَ رَبِّى سَيَهْدِينِ ٦٢
Kâle kellâ inne me'iye rabbî seyehdîn
62. Hayır asla, dedi: rabbım muhakkak benimledir, bana yolunu gösterecektir
فَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنِ ٱضْرِب بِّعَصَاكَ ٱلْبَحْرَ ۖ فَٱنفَلَقَ فَكَانَ كُلُّ فِرْقٍ كَٱلطَّوْدِ ٱلْعَظِيمِ ٦٣
Fe evhaynâ ilâ mûsâ enidrib bi'asâkel bahra fenfelaka fekâne kullu firkın ket tavdil azîm
63. Bunun üzerine Musâya «vur Asan ile denize» diye vahyeyledik, vurunca bir infilak etti her bölük koca bir dağ gibi oluverdi
وَأَزْلَفْنَا ثَمَّ ٱلْـَٔاخَرِينَ ٦٤
Ve ezlefnâ semmel âharîn
64. Ötekileri de buraya yanaştırmıştık
وَأَنجَيْنَا مُوسَىٰ وَمَن مَّعَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ٦٥
Ve enceynâ mûsâ vemem me'ahû ecme'în
65. Musâyı ve maıyyetindekileri tamamen necata çıkardık
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ٦٦
Summe ağraknel âharîn
66. Sonra da ötekileri gark ettik
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ٦٧
İnne fî zâlike le âyetev vemâ kâne ekseruhum mu'minîn
67. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٦٨
Ve inne rabbeke lehuvel azîzur rahîm
68. Ve şübhesiz ki rabbın o öyle azîz öyle rahîm
وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ إِبْرَٰهِيمَ ٦٩
Vetlu aleyhim nebe'e ibrâhîm
69. Onlara İbrahimin kıssasını da oku
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا تَعْبُدُونَ ٧٠
İz kâle li ebîhi vekavmihî mâ ta'budûn
70. O bir vakıt babasına ve kavmine: siz neye taparsınız? dedi
قَالُوا۟ نَعْبُدُ أَصْنَامًا فَنَظَلُّ لَهَا عَـٰكِفِينَ ٧١
Kâlû na'budu asnâmen fenazallu lehâ âkifîn
71. Bir takım putlara taparız da dediler: onlar sayesinde toplanırız
قَالَ هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ إِذْ تَدْعُونَ ٧٢
Kâle hel yesme'ûnekum iz ted'ûn
72. Onlar, dedi: dua ettiğiniz vakıt işidirler mi?
أَوْ يَنفَعُونَكُمْ أَوْ يَضُرُّونَ ٧٣
Ev yenfe'ûnekum ev yadurrûn
73. Veya size bir menfeat verir yâhud bir zarar ederler mi
قَالُوا۟ بَلْ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا كَذَٰلِكَ يَفْعَلُونَ ٧٤
Kâlû bel vecednâ âbâ'enâ kezâlike yef'alûn
74. Yok dediler: atalarımızı bulduk, böyle yapıyorlardı
قَالَ أَفَرَءَيْتُم مَّا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ ٧٥
Kâle efera'eytum mâ kuntum ta'budûn
75. Şimdi, dedi: gördünüz a o sizin ve eski atalarınızın taptıklarınızı
أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمُ ٱلْأَقْدَمُونَ ٧٦ فَإِنَّهُمْ عَدُوٌّ لِّىٓ إِلَّا رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٧٧
76. Entum ve âbâ'ukumul akdemûn
77. Fe innehum aduvvul lî illâ rabbel âlemîn
76-77. Hep onlar benim düşmanım ancak o rabbül'âlemîn başka
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
ٱلَّذِى خَلَقَنِى فَهُوَ يَهْدِينِ ٧٨
Ellezî halakanî fehuve yehdîn
78. O ki beni yarattı sonra da bana o hidayet eder
وَٱلَّذِى هُوَ يُطْعِمُنِى وَيَسْقِينِ ٧٩
Vellezî huve yut'imunî veyeskîn
79. Ve o ki bana o, yedirir, o içirir,
وَإِذَا مَرِضْتُ فَهُوَ يَشْفِينِ ٨٠
Ve izâ meridtu fehuve yeşfîn
80. Hastalandığım vakıt da bana o şifa verir
وَٱلَّذِى يُمِيتُنِى ثُمَّ يُحْيِينِ ٨١
Vellezî yumîtunî summe yuhyîn
81. Ve o ki beni öldürür, sonra beni yine diriltir
وَٱلَّذِىٓ أَطْمَعُ أَن يَغْفِرَ لِى خَطِيٓـَٔتِى يَوْمَ ٱلدِّينِ ٨٢
Vellezî atme'u ey yağfira lî hatî'etî yevmed dîn
82. Ve o ki ceza günü ben onun günahımı afivbuyurmasını niyaz ederim
رَبِّ هَبْ لِى حُكْمًا وَأَلْحِقْنِى بِٱلصَّـٰلِحِينَ ٨٣
Rabbi heb lî hukmev ve elhiknî bis sâlihîn
83. Yarab, bana bir huküm ıhsan et ve beni sâlihine ilhak buyur
وَٱجْعَل لِّى لِسَانَ صِدْقٍ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ٨٤
Vec'al lî lisâne sıdkın fil âhırîn
84. Ve bana sonrakiler içinde bir «lisanı sıdık» tahsıys eyle
وَٱجْعَلْنِى مِن وَرَثَةِ جَنَّةِ ٱلنَّعِيمِ ٨٥
Vec'alnî miv veraseti cennetin ne'îm
85. Ve beni naıym cennetinin varislerinden eyle
وَٱغْفِرْ لِأَبِىٓ إِنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلضَّآلِّينَ ٨٦
Veğfir li ebî innehû kâne mined dâllîn
86. Babama da mağfiret buyur, çünkü o yanlış gidenlerden idi
وَلَا تُخْزِنِى يَوْمَ يُبْعَثُونَ ٨٧
Velâ tuhzinî yevme yub'asûn
87. Ve utandırma beni ba's olunacakları gün
يَوْمَ لَا يَنفَعُ مَالٌ وَلَا بَنُونَ ٨٨
Yevme lâ yenfe'u mâluv velâ benûn
88. O gün ki ne mal faide verir ne oğulları
إِلَّا مَنْ أَتَى ٱللَّهَ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ ٨٩
İllâ men etellâhe bikalbin selîm
89. Ancak Allaha selim bir kalb ile varan başka
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ ٩٠
Ve uzlifetil cennetu lilmuttakîn
90. Hem müttekiler için cennet yaklaştırılmış
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِلْغَاوِينَ ٩١
Veburrizetil cehîmu lilğâvîn
91. Azgınlar için de Cehennem hortlatılmıştır
وَقِيلَ لَهُمْ أَيْنَ مَا كُنتُمْ تَعْبُدُونَ ٩٢ مِن دُونِ ٱللَّهِ هَلْ يَنصُرُونَكُمْ أَوْ يَنتَصِرُونَ ٩٣
92. Vekîle lehum eyne mâ kuntum ta'budûn
93. Min dûnillâhi hel yensurûnekum ev yentasırûn
92-93. Ve bunlara hani nerede o Allahın gayrıdan taptıklarınız? Nasıl size yardım ediyorlar veya kendilerini kurtarıyorlar mı? denilmekte
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
فَكُبْكِبُوا۟ فِيهَا هُمْ وَٱلْغَاوُۥنَ ٩٤
Fekubkibû fîhâ hum vel ğâvûn
94. Ve arkasından hep onlar o Cehennemin içine fırlatılmaktadır
وَجُنُودُ إِبْلِيسَ أَجْمَعُونَ ٩٥ قَالُوا۟ وَهُمْ فِيهَا يَخْتَصِمُونَ ٩٦
95. Vecunûdu iblîse ecme'ûn
96. Kâlû vehum fîhâ yahtasımûn
95-96. Ve bütün o İblis orduları onun içinde birbirleriyle çekişirlerken şöyle demektedirler
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
تَٱللَّهِ إِن كُنَّا لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ ٩٧
Tallâhi in kunnâ lefî dalâlim mubîn
97. Tallahi biz doğrusu açık bir dalâl içinde imişiz
إِذْ نُسَوِّيكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٩٨
İz nusevvîkum birabbil âlemîn
98. Çünkü sizi rabbül'âlemîn seviyyesinde tutuyorduk
وَمَآ أَضَلَّنَآ إِلَّا ٱلْمُجْرِمُونَ ٩٩
Vemâ adallenâ illel mucrimûn
99. Ve bizi hep o mücrimler şaşırtmıştı
فَمَا لَنَا مِن شَـٰفِعِينَ ١٠٠
Femâ lenâ min şâfi'în
100. Bak şimdi bizim için ne şefaatciler var
وَلَا صَدِيقٍ حَمِيمٍ ١٠١
Velâ sadîkın hamîm
101. Ne de yakın bir sadîk
فَلَوْ أَنَّ لَنَا كَرَّةً فَنَكُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٠٢
Felev enne lenâ kerraten fenekûne minel mu'minîn
102. Bari bizim için geriye bir dönmek olsa idi de mü'minlerden olsa idik
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٠٣
İnne fî zâlike le âyetev vemâ kâne ekseruhum mu'minîn
103. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٠٤
Ve inne rabbeke lehuvel azîzur rahîm
104. Ve şüphesiz ki rabbın o öyle azîz öyle rahîm
كَذَّبَتْ قَوْمُ نُوحٍ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٠٥
Kezzebet kavmu nûhinil murselîn
105. Nuh kavmı gönderilen Resulleri tekzib etti
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ نُوحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٠٦
İz kâle lehum ahûhum nûhun elâ tettakûn
106. O vakıt ki kardeşleri Nuh onlara şöyle demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٠٧
İnnî lekum rasûlun emîn
107. Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, bir eminim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٠٨
Fettakullâhe ve atî'ûn
108. Gelin Allahdan korkun, bana itaat edin
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٠٩
Vemâ es'elukum aleyhi min ecrin in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn
109. Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١١٠
Fettakullâhe ve atî'ûn
110. Gelin Allahdan korkun bana itaat edin
۞ قَالُوٓا۟ أَنُؤْمِنُ لَكَ وَٱتَّبَعَكَ ٱلْأَرْذَلُونَ ١١١
Kâlû enu'minu leke vettebe'akel erzelûn
111. A, dediler: hiç biz sana inanır mıyız? Senin ardına hep o ezrail düşmüş?
قَالَ وَمَا عِلْمِى بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ١١٢
Kâle vemâ ilmî bimâ kânû ya'melûn
112. Benim ne ılmim olabilir? dedi: onlar ne yapıyorlarmış
إِنْ حِسَابُهُمْ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّى ۖ لَوْ تَشْعُرُونَ ١١٣
İn hisâbuhum illâ alâ rabbî lev teş'urûn
113. Sizin şuurunuz olsa onların hısabı ancak rabbıma aiddir
وَمَآ أَنَا۠ بِطَارِدِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١٤
Vemâ ene bitâridil mu'minîn
114. Hem ben iyman edenleri koğmaya me'mur değilim
إِنْ أَنَا۠ إِلَّا نَذِيرٌ مُّبِينٌ ١١٥
İn ene illâ nezîrum mubîn
115. Ben ancak açık, bir nezirim
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰنُوحُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمَرْجُومِينَ ١١٦
Kâlû le il lem tentehi yânûhu letekûnenne minel mercûmîn
116. And ederiz ki dediler; eğer vazgeçmezsen yâ Nuh! Mutlak ve muhakkak recm edilenlerden olacaksın
قَالَ رَبِّ إِنَّ قَوْمِى كَذَّبُونِ ١١٧
Kâle rabbi inne kavmî kezzebûn
117. Yâ reb! dedi: anlaşıldı ki kavmim beni tekzib ettiler
فَٱفْتَحْ بَيْنِى وَبَيْنَهُمْ فَتْحًا وَنَجِّنِى وَمَن مَّعِىَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١٨
Feftah beynî vebeynehum fethav veneccinî vemem me'iye minel mu'minîn
118. Artık benimle onların arasını nasıl ayırd edeceksen et de bana ve beraberimdeki mü'minlere necat ver
فَأَنجَيْنَـٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ فِى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ ١١٩
Fe enceynâhu vemem me'ahû fil fulkil meşhûn
119. Bunun üzerine biz de onu ve beraberindekileri o dolu gemide necata çıkardık
ثُمَّ أَغْرَقْنَا بَعْدُ ٱلْبَاقِينَ ١٢٠
Summe ağraknâ ba'dul bâkîn
120. Sonra da arkasından kalanları garkettik
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٢١
İnne fî zâlike le âyetev vemâ kâne ekseruhum mu'minîn
121. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٢٢
Ve inne rabbeke lehuvel azîzur rahîm
122. öyle iken ekserîsi mü'min olmadı ve şübhesiz ki rabbın, o öyle azîz, öyle rahîm
كَذَّبَتْ عَادٌ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٢٣
Kezzebet âdunil murselîn
123. Âd, gönderilen Resulleri tekzib etti
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ هُودٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤
İz kâle lehum ahûhum hûdun elâ tettakûn
124. O vakıt ki kardeşleri Hûd onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٢٥
İnnî lekum rasûlun emîn
125. Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm' emînim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٢٦
Fettakullâhe ve atî'ûn
126. Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٢٧
Vemâ es'elukum aleyhi min ecrin in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn
127. Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum. benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
أَتَبْنُونَ بِكُلِّ رِيعٍ ءَايَةً تَعْبَثُونَ ١٢٨
Etebnûne bikulli rî'in âyeten ta'besûn
128. Siz her tepeye bir alâmet bina eder eğlenir misiniz?
وَتَتَّخِذُونَ مَصَانِعَ لَعَلَّكُمْ تَخْلُدُونَ ١٢٩
Vetettahızûne masâni'a le'allekum tahludûn
129. Bir takım masnuat da ediniyorsunuz ki sanki muhalled kalacaksınız
وَإِذَا بَطَشْتُم بَطَشْتُمْ جَبَّارِينَ ١٣٠
Ve izâ betaştum betaştum cebbârîn
130. Hem tuttuğunuz vakıt merhametsiz, cebbarcasına tutuyorsunuz
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٣١
Fettakullâhe ve atî'ûn
131. Artık Allahdan korkun ve bana itaat edin
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِىٓ أَمَدَّكُم بِمَا تَعْلَمُونَ ١٣٢
Vettakullezî emeddekum bimâ ta'lemûn
132. O Allahdan korkun ki size o bildiğiniz şeylere imdad buyordu
أَمَدَّكُم بِأَنْعَـٰمٍ وَبَنِينَ ١٣٣
Emeddekum bi en'âmiv vebenîn
133. En'am, oğullar
وَجَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ١٣٤
Vecennâtiv ve uyûn
134. Cennet gibi bağlar, bahçeler, menba'lar ile size imdad buyurmakta
إِنِّىٓ أَخَافُ عَلَيْكُمْ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ١٣٥
İnnî ahâfu aleykum azâbe yevmin azîm
135. Cidden ben size büyük bir günün azâbından korkuyorum
قَالُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْنَآ أَوَعَظْتَ أَمْ لَمْ تَكُن مِّنَ ٱلْوَٰعِظِينَ ١٣٦
Kâlû sevâ'un aleynâ eve'azte em lem tekum minel vâ'izîn
136. Sen, dediler: ha va'zetmişin ha va'zedenlerden olmamışın bizce müsavidir
إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا خُلُقُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٣٧
İn hâzâ illâ hulukul evvelîn
137. Bu sırf eskilerin âdeti
وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ ١٣٨
Vemâ nahnu bimu'azzebîn
138. Biz ta'zib olunmayız
فَكَذَّبُوهُ فَأَهْلَكْنَـٰهُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٣٩
Fekezzebûhu fe ehleknâhum inne fî zâlike le âyetev vemâ kâne ekseruhum mu'minîn
139. Diye onu tekzib ettiler de kendilerini helâk ediverdik. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٤٠
Ve inne rabbeke lehuvel azîzur rahîm
140. Ve şübhesiz ki rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
كَذَّبَتْ ثَمُودُ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٤١
Kezzebet semûdul murselîn
141. Semûd gönderilen Resulleri tekzib etti
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ صَـٰلِحٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٤٢
İz kâle lehum ahûhum sâlihun elâ tettakûn
142. O vakıt ki kardeşleri Salih onlara demişti: Allahdan korkmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٤٣
İnnî lekum rasûlun emîn
143. Haberiniz olsun ki ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٤٤
Fettakullâhe ve atî'ûn
144. Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٤٥
Vemâ es'elukum aleyhi min ecrin in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn
145. Buna karşı ben sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
أَتُتْرَكُونَ فِى مَا هَـٰهُنَآ ءَامِنِينَ ١٤٦
Etutrakûne fî mâ hâhunâ âminîn
146. Siz burada emn-ü eman ile bırakılacak mısınız?
فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ١٤٧
Fî cennâtiv ve uyûn
147. O Cennetler, pınarlar
وَزُرُوعٍ وَنَخْلٍ طَلْعُهَا هَضِيمٌ ١٤٨
Vezurû'iv venahlin tal'uhâ hadîm
148. Lâtıf tal'ı sarkmış hurmalar, ekinler içinde
وَتَنْحِتُونَ مِنَ ٱلْجِبَالِ بُيُوتًا فَـٰرِهِينَ ١٤٩
Vetenhitûne minel cibâli buyûten fârihîn
149. Ki bir de dağlardan keyfli keyfli evler yontuyorsunuz
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٥٠
Fettakullâhe ve atî'ûn
150. Gelin Allahdan korkun da bana itaat eyleyin
وَلَا تُطِيعُوٓا۟ أَمْرَ ٱلْمُسْرِفِينَ ١٥١
Velâ tutî'û emral musrifîn
151. İtaat etmeyin o kimselere ki
ٱلَّذِينَ يُفْسِدُونَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا يُصْلِحُونَ ١٥٢
Ellezîne yufsidûne fil ardı velâ yuslihûn
152. yer yüzünü gesada verirler de islâh etmezler
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ ١٥٣
Kâlû innemâ ente minel musehharîn
153. Sen dediler: çok büyülenmişlerdensin
مَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا فَأْتِ بِـَٔايَةٍ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ١٥٤
Mâ ente illâ beşerum mislunâ fe'ti bi âyetin in kunte mines sâdikîn
154. Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin? Haydi bir âyet getir eğer sadıklardan isen
قَالَ هَـٰذِهِۦ نَاقَةٌ لَّهَا شِرْبٌ وَلَكُمْ شِرْبُ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ١٥٥
Kâle hâzihî nâkatul lehâ şirbuv velekum şirbu yevmim ma'lûm
155. Ha, dedi: işte bir naka ona bir şirb hakkı' size de ma'lûm bir günün şirb hakkı
وَلَا تَمَسُّوهَا بِسُوٓءٍ فَيَأْخُذَكُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَظِيمٍ ١٥٦
Velâ temessûhâ bisû'in feye'huzekum azâbu yevmin azîm
156. Sakın ona bir kötülükle ilişmeyin ki o yüzden sizi büyük bir günün azâbı yakalar
فَعَقَرُوهَا فَأَصْبَحُوا۟ نَـٰدِمِينَ ١٥٧
Fe akarûhâ fe asbehû nâdimîn
157. Derken onu vurdular, fakat nâdim oldular
فَأَخَذَهُمُ ٱلْعَذَابُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٥٨
Fe ahazehumul azâbu inne fî zâlike le âyetev vemâ kâne ekseruhum mu'minîn
158. Çünkü kendilerini azâb yakalayıverdi şüphesiz bunda mutlak bir âyet var öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٥٩
Ve inne rabbeke lehuvel azîzur rahîm
159. Ve şüphesiz rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٦٠
Kezzebet kavmu lûtınil murselîn
160. Lût kavmı gönderilen Resulleri tekzib etti
إِذْ قَالَ لَهُمْ أَخُوهُمْ لُوطٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٦١
İz kâle lehum ahûhum lûtun elâ tettakûn
161. O vakıt ki kadeşleri Lût onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٦٢
İnnî lekum rasûlun emîn
162. Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, eminim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٦٣
Fettakullâhe ve atî'ûn
163. Gelin Allahdan korkun da bana itaat edin
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٦٤
Vemâ es'elukum aleyhi min ecrin in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn
164. Buna karşı ben sizden bir ecir de istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
أَتَأْتُونَ ٱلذُّكْرَانَ مِنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٦٥
Ete'tûnez zukrâne minel âlemîn
165. Âlemîn içinden erkeklere mi gidiyorsunuz?
وَتَذَرُونَ مَا خَلَقَ لَكُمْ رَبُّكُم مِّنْ أَزْوَٰجِكُم ۚ بَلْ أَنتُمْ قَوْمٌ عَادُونَ ١٦٦
Vetezerûne mâ halaka lekum rabbukum min ezvâcikum bel entum kavmun âdûn
166. Bırakıyorsunuz da sizin için yarattığı çiftleri? Doğrusu siz insanlıktan çıkmış bir kavimsiniz
قَالُوا۟ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ يَـٰلُوطُ لَتَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُخْرَجِينَ ١٦٧
Kâlû le il lem tentehi yâlûtu letekûnenne minel muhracîn
167. And ederiz ki dediler vazgeçmezsen ya Lût, mutlak ve muhakkak çıkarılanlardan olacaksın
قَالَ إِنِّى لِعَمَلِكُم مِّنَ ٱلْقَالِينَ ١٦٨
Kâle innî li'amelikum minel kâlîn
168. Ben, dedi: doğrusu sizin amelinize buğz edenlerdenim
رَبِّ نَجِّنِى وَأَهْلِى مِمَّا يَعْمَلُونَ ١٦٩
Rabbi neccinî ve ehlî mimmâ ya'melûn
169. Yâ rabb! Beni ve ehlimi bunların amellerinin şumundan halâs et
فَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ١٧٠
Fenecceynâhu ve ehlehû ecme'în
170. Biz de onu ve ehlini temamen halâs ettik
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ ١٧١
İllâ acûzen fil ğâbirîn
171. ancak bir acüze kaldı
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ١٧٢
Summe demmernel âharîn
172. Sonra geridekileri hep tedmir eyledik
وَأَمْطَرْنَا عَلَيْهِم مَّطَرًا ۖ فَسَآءَ مَطَرُ ٱلْمُنذَرِينَ ١٧٣
Ve emtarnâ aleyhim mataran fesâ'e matarul munzerîn
173. Ve üzerlerine öyle bir yağmur yağdırdık ki ne fena idi o münzerin yağmuru
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٧٤
İnne fî zâlike le âyetev vemâ kâne ekseruhum mu'minîn
174. Şübhesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٧٥
Ve inne rabbeke lehuvel azîzur rahîm
175. Ve şübhesiz ki rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
كَذَّبَ أَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٧٦
Kezzebe ashâbu l'eyketil murselîn
176. Eshabı Eyke gönderilen Resulleri tekzib etti
إِذْ قَالَ لَهُمْ شُعَيْبٌ أَلَا تَتَّقُونَ ١٧٧
İz kâle lehum şu'aybun elâ tettakûn
177. O Vakit ki Şuayb onlara demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٧٨
İnnî lekum rasûlun emîn
178. Haberiniz olsun ben size gönderilmiş bir Resulüm, emînim
فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ١٧٩
Fettakullâhe ve atî'ûn
179. Gelin Allahdan korkun ve bana itaat edin
وَمَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ ۖ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَىٰ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٨٠
Vemâ es'elukum aleyhi min ecrin in ecriye illâ alâ rabbil âlemîn
180. Buna karşı sizden bir ecir istemiyorum, benim ecrim ancak rabbül'âlemîne aiddir
۞ أَوْفُوا۟ ٱلْكَيْلَ وَلَا تَكُونُوا۟ مِنَ ٱلْمُخْسِرِينَ ١٨١
Evful keyle velâ tekûnû minel muhsirîn
181. Ölçeği tam ölçün de hak yiyenlerden olmayın
وَزِنُوا۟ بِٱلْقِسْطَاسِ ٱلْمُسْتَقِيمِ ١٨٢
Vezinû bil kıstâsil mustakîm
182. Ve doğru terazi ile tartın
وَلَا تَبْخَسُوا۟ ٱلنَّاسَ أَشْيَآءَهُمْ وَلَا تَعْثَوْا۟ فِى ٱلْأَرْضِ مُفْسِدِينَ ١٨٣
Velâ tebhasun nâse eşyâ'ehum velâ ta'sev fil ardı mufsidîn
183. Halkın eşyalarını değerinden düşürmeyin ve yer yüzünü ihtilâlcılıkla fesada vermeyin
وَٱتَّقُوا۟ ٱلَّذِى خَلَقَكُمْ وَٱلْجِبِلَّةَ ٱلْأَوَّلِينَ ١٨٤
Vettakullezî halakakum vel cibilletel evvelîn
184. O sizi ve sizden evvelki cibileti yaratan hâlıktan korkun
قَالُوٓا۟ إِنَّمَآ أَنتَ مِنَ ٱلْمُسَحَّرِينَ ١٨٥
Kâlû innemâ ente minel musehharîn
185. Sen, dediler: muhakkak sihirlilerdensin
وَمَآ أَنتَ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُنَا وَإِن نَّظُنُّكَ لَمِنَ ٱلْكَـٰذِبِينَ ١٨٦
Vemâ ente illâ beşerum mislunâ ve in nazunnuke leminel kâzibîn
186. Sen bizim gibi bir beşerden başka nesin, doğrusu biz seni her halde yalancılardan sanıyoruz
فَأَسْقِطْ عَلَيْنَا كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِن كُنتَ مِنَ ٱلصَّـٰدِقِينَ ١٨٧
Fe eskıt aleynâ kisefem mines semâ'i in kunte mines sâdikîn
187. Üzerimize Semâdan bir kıt'ayı düşürüver haydi sâdıklardan isen
قَالَ رَبِّىٓ أَعْلَمُ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٨٨
Kâle rabbî a'lemu bimâ ta'melûn
188. Rabbım a'lemdir, dedi: yaptıklarınıza
فَكَذَّبُوهُ فَأَخَذَهُمْ عَذَابُ يَوْمِ ٱلظُّلَّةِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَذَابَ يَوْمٍ عَظِيمٍ ١٨٩
Fekezzebûhu fe ahazehum azâbu yevmiz zulleti innehû kâne azâbe yevmin azîm
189. Hasılı onu tekzib ettiler, kendilerini de o zulle gününün azâbı alıverdi ki o cidden büyük bir günün azâbı idi
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً ۖ وَمَا كَانَ أَكْثَرُهُم مُّؤْمِنِينَ ١٩٠
İnne fî zâlike le âyetev vemâ kâne ekseruhum mu'minîn
190. Şüphesiz bunda mutlak bir âyet var, öyle iken ekserîsi mü'min olmadı
وَإِنَّ رَبَّكَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ١٩١
Ve inne rabbeke lehuvel azîzur rahîm
191. Ve şüphesiz ki rabbın o, öyle azîz öyle rahîm
وَإِنَّهُۥ لَتَنزِيلُ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٩٢
Ve innehû letenzîlu rabbil âlemîn
192. Ve hakıkat bu (kur'an) rabbül'âlemînin şübhesiz bir tenkizilidir
نَزَلَ بِهِ ٱلرُّوحُ ٱلْأَمِينُ ١٩٣
Nezele bihir rûhul emîn
193. Onu Ruhı emîn indirdi
عَلَىٰ قَلْبِكَ لِتَكُونَ مِنَ ٱلْمُنذِرِينَ ١٩٤
Alâ kalbike litekûne minel munzirîn
194. Senin kalbin üzerine ki o münzirlerden olasın
بِلِسَانٍ عَرَبِىٍّ مُّبِينٍ ١٩٥
Bilisânin arabiyyim mubîn
195. Açık parlak bir Arabi lisan ile
وَإِنَّهُۥ لَفِى زُبُرِ ٱلْأَوَّلِينَ ١٩٦
Ve innehû lefî zuburil evvelîn
196. Hem o şübhesiz evvelkilerin kitablarında da var
أَوَلَمْ يَكُن لَّهُمْ ءَايَةً أَن يَعْلَمَهُۥ عُلَمَـٰٓؤُا۟ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ١٩٧
Evelem yekul lehum âyeten ey ya'lemehû ulemâ'u benî isrâ'îl
197. Onu Beni İsrail ulemasının bilmesi de onlara bir âyet (bir delil) değil mi
وَلَوْ نَزَّلْنَـٰهُ عَلَىٰ بَعْضِ ٱلْأَعْجَمِينَ ١٩٨
Velev nezzelnâhu alâ ba'dıl a'cemîn
198. Eğer onu Arabca bilmiyenlerin birine indirseydik de
فَقَرَأَهُۥ عَلَيْهِم مَّا كَانُوا۟ بِهِۦ مُؤْمِنِينَ ١٩٩
Fekara'ehû aleyhim mâ kânû bihî mu'minîn
199. o kendilerine kıraet etse idi yine iyman etmiyeceklerdi
كَذَٰلِكَ سَلَكْنَـٰهُ فِى قُلُوبِ ٱلْمُجْرِمِينَ ٢٠٠
Kezâlike seleknâhu fî kulûbil mucrimîn
200. Biz onu mücrimlerin kalblerine öyle sokmuşuzdur.
لَا يُؤْمِنُونَ بِهِۦ حَتَّىٰ يَرَوُا۟ ٱلْعَذَابَ ٱلْأَلِيمَ ٢٠١
Lâ yu'minûne bihî hattâ yeravul azâbel elîm
201. İyman etmezler ana tâ o elim azâbı görecekleri deme kadar
فَيَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ ٢٠٢
Feye'tiyehum bağtetev vehum lâ yeş'urûn
202. Ki geliversin de kendilerine ansızın, hiç farkında değillerken
فَيَقُولُوا۟ هَلْ نَحْنُ مُنظَرُونَ ٢٠٣
Feyakûlû hel nahnu munzarûn
203. Desinler ki acaba bize bir müsaade edilir mi?
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ٢٠٤
Efebi'azâbinâ yesta'cilûn
204. Ya şimdi azâbımızı iviyorlar mı?
أَفَرَءَيْتَ إِن مَّتَّعْنَـٰهُمْ سِنِينَ ٢٠٥
Efera'eyte im metta'nâhum sinîn
205. Gördün a artık onlara senelerce zevk ettirsek
ثُمَّ جَآءَهُم مَّا كَانُوا۟ يُوعَدُونَ ٢٠٦
Summe câ'ehum mâ kânû yû'adûn
206. Sonra kendilerine edilen vaid gelip çatarsa
مَآ أَغْنَىٰ عَنْهُم مَّا كَانُوا۟ يُمَتَّعُونَ ٢٠٧
Mâ ağnâ anhum mâ kânû yumette'ûn
207. O yaşatıldıkları zevkın kendilerine hiç faidesi olmıyacaktır
وَمَآ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍ إِلَّا لَهَا مُنذِرُونَ ٢٠٨
Vemâ ehleknâ min karyetin illâ lehâ munzirûn
208. Maamafih biz hangi memleketi helâk ettikse her halde onu inzar edenler olmuştur
ذِكْرَىٰ وَمَا كُنَّا ظَـٰلِمِينَ ٢٠٩
Zikrâ vemâ kunnâ zâlimîn
209. İhtar edilmiştir, ve biz zulmetmiş değilizdir
وَمَا تَنَزَّلَتْ بِهِ ٱلشَّيَـٰطِينُ ٢١٠
Vemâ tenezzelet bihiş şeyâtîn
210. Ve bunu Şeytanlar indirmedi
وَمَا يَنۢبَغِى لَهُمْ وَمَا يَسْتَطِيعُونَ ٢١١
Vemâ yembağî lehum vemâ yestatî'ûn
211. Bu onlara hem yaraşmaz hem güçleri yetmez?
إِنَّهُمْ عَنِ ٱلسَّمْعِ لَمَعْزُولُونَ ٢١٢
İnnehum anis sem'i lema'zûlûn
212. Onlar işitmekten sureti kat'ıyyede azledilmişlerdir
فَلَا تَدْعُ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَتَكُونَ مِنَ ٱلْمُعَذَّبِينَ ٢١٣
Felâ ted'u me'allâhi ilâhen âhara fetekûne minel mu'azzebîn
213. Binaenaleyh sakın Allah ile beraber diğer bir ilâha çağırma ki o ta'zib edileceklerden olmıyasın
وَأَنذِرْ عَشِيرَتَكَ ٱلْأَقْرَبِينَ ٢١٤
Ve enzir aşîratekel akrabîn
214. Hem en yakın hısımlarını inzar et
وَٱخْفِضْ جَنَاحَكَ لِمَنِ ٱتَّبَعَكَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٢١٥
Vehfid cenâhake limenittebe'ake minel mu'minîn
215. Ve sana ittiba' eden mü'minlere kanadını indir
فَإِنْ عَصَوْكَ فَقُلْ إِنِّى بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ ٢١٦
Fe in asavke fekul innî berî'um mimmâ ta'melûn
216. Bunun üzerine sana ısyan ederlerse ben sizin amellerinizden beriim de
وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱلْعَزِيزِ ٱلرَّحِيمِ ٢١٧
Vetevekkel alel azîzir rahîm
217. Ve o, azîz rahime mütevekkil ol
ٱلَّذِى يَرَىٰكَ حِينَ تَقُومُ ٢١٨
Ellezî yerâke hîne takûm
218. O ki görüyor kıyam ettiğin vakıt seni
وَتَقَلُّبَكَ فِى ٱلسَّـٰجِدِينَ ٢١٩
Vetakallubeke fis sâcidîn
219. Ve secdekârlar içinde dolaşmanı
إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ٢٢٠
İnnehû huves semî'ul alîm
220. Çünkü o öyle semi öyle alîmdir
هَلْ أُنَبِّئُكُمْ عَلَىٰ مَن تَنَزَّلُ ٱلشَّيَـٰطِينُ ٢٢١
Hel unebbi'ukum alâ men tenezzeluş şeyâtîn
221. Haber vereyim mi size Şeytanlar kimin üzerine inerler?
تَنَزَّلُ عَلَىٰ كُلِّ أَفَّاكٍ أَثِيمٍ ٢٢٢
Tenezzelu alâ kulli effâkin esîm
222. Vebal yüklenici her bir sahtekâr üzerine inerler
يُلْقُونَ ٱلسَّمْعَ وَأَكْثَرُهُمْ كَـٰذِبُونَ ٢٢٣
Yulkûnes sem'a ve ekseruhum kâzibûn
223. Onlar kulak verirler ve ekseri yalan söylerler
وَٱلشُّعَرَآءُ يَتَّبِعُهُمُ ٱلْغَاوُۥنَ ٢٢٤
Veş şu'arâ'u yettebi'uhumul ğâvûn
224. Şairler, bunların arkasına da çapkınlar, sapkınlar düşer
أَلَمْ تَرَ أَنَّهُمْ فِى كُلِّ وَادٍ يَهِيمُونَ ٢٢٥
Elem tera ennehum fî kulli vâdiy yehîmûn
225. Görmez misin bunlar her vâdide hayran olurlar
وَأَنَّهُمْ يَقُولُونَ مَا لَا يَفْعَلُونَ ٢٢٦
Ve ennehum yakûlûne mâ lâ yef'alûn
226. hem de onlar yapmıyacakları şeyleri söylerler
إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ كَثِيرًا وَٱنتَصَرُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا ظُلِمُوا۟ ۗ وَسَيَعْلَمُ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوٓا۟ أَىَّ مُنقَلَبٍ يَنقَلِبُونَ ٢٢٧
İllellezîne âmenû ve amilus sâlihâti vezekerullâhe kesîrav ventasarû mim ba'di mâ zulimû veseya'lemullezîne zalemû eyye munkalebiy yenkalibûn
227. Ancak iyman edip iyi ameller işliyenler ve Allahı çok zikredenler ve kendilerine zulmedildikten sonra öclerini alanlar müstesna, yarın bilecek o zulmedenler hangi ınkılâba münkalib olacaklar