Âl-i İmrân Sûresi آل عمران
Âl-i İmrân Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 3. sûresidir ve 200 âyettir; mushafta 3., 4. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Âl-i İmrân Sûresi sesli dinle (1 sa 24 dk)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
الٓمٓ ١
Elif Lâm Mîm
1. (Elm) Elif Lâm Mîm.
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْحَىُّ ٱلْقَيُّومُ ٢
Allâhu lâ ilâhe illâ huvel hayyul kayyûm
2. Allah, başka Tanrı yok ancak O, hayy O, kayyum O.
نَزَّلَ عَلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ وَأَنزَلَ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ ٣
Nezzele aleykel kitâbe bil hakkı musaddikal limâ beyne yedeyhi ve enzelet tevrâte vel incîl
3. O sana kitabı bihakkın indirmekte: önündekileri bir musaddık olmak üzre, ki önceden nasa hidayet için Tevrat’ı ve İncil’i indirmişti.
مِن قَبْلُ هُدًى لِّلنَّاسِ وَأَنزَلَ ٱلْفُرْقَانَ ۗ إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ ٤
Min kablu hudel linnâsi ve enzelel furkâne innellezîne keferû bi âyâtillâhi lehum azâbun şedîduv vallâhu azîzun zuntikâm
4. Bir de ayırt eden Furkan indirdi. Allah’ın âyetlerini tanımayanlar, şüphesiz onlara şiddetli bir azab var, öyleya Allah’ın izzeti var, intikamı var.
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَخْفَىٰ عَلَيْهِ شَىْءٌ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَا فِى ٱلسَّمَآءِ ٥
İnnallâhe lâ yahfâ aleyhi şey'un fil ardı velâ fis semâ'
5. Allah şüphesiz ki ona ne yerde ve ne gökde hiç bir şey gizli kalmaz.
هُوَ ٱلَّذِى يُصَوِّرُكُمْ فِى ٱلْأَرْحَامِ كَيْفَ يَشَآءُ ۚ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ ٦
Huvellezî yusavvirukum fil erhâmi keyfe yeşâ'u lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm
6. Rahimlerde sizi dilediği keyfiyette tasvir eden O, başka Tanrı yok ancak O, Aziz O, Hakim O.
هُوَ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ عَلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ مِنْهُ ءَايَـٰتٌ مُّحْكَمَـٰتٌ هُنَّ أُمُّ ٱلْكِتَـٰبِ وَأُخَرُ مُتَشَـٰبِهَـٰتٌ ۖ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِمْ زَيْغٌ فَيَتَّبِعُونَ مَا تَشَـٰبَهَ مِنْهُ ٱبْتِغَآءَ ٱلْفِتْنَةِ وَٱبْتِغَآءَ تَأْوِيلِهِۦ ۗ وَمَا يَعْلَمُ تَأْوِيلَهُۥٓ إِلَّا ٱللَّهُ ۗ وَٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ يَقُولُونَ ءَامَنَّا بِهِۦ كُلٌّ مِّنْ عِندِ رَبِّنَا ۗ وَمَا يَذَّكَّرُ إِلَّآ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ ٧
Huvellezî enzele aleykel kitâbe minhu âyâtum muhkemâtun hunne ummul kitâbi ve uharu muteşâbihâtun fe emmellezîne fî kulûbihim zeyğun feyettebi'ûne mâ teşâbehe minhubtiğâ'el fitneti vebtiğâ'e te'vîlihî vemâ ya'lemu te'vîlehû illellâhu ver râsihûne fil ilmi yakûlûne âmennâ bihî kullum min indi rabbinâ vemâ yezzekkeru illâ ulul elbâb
7. Odur indiren sana bu muazzam kitabı. Bunun bir kısım âyatı vardır muhkemat. Onlar Ümmü’l-Kitap" ana kitap, diğer bir takımları da müteşabihattır, amma kalblerinde bir yamukluk bulunanlar sade onun müteşabih olanlarının ardına düşerler. Fitne aramak, te'vilini aramak için, halbuki onun te'vilini ancak Allah bilir, ilimde rüsuhu olanlar da derler ki: Amenna hepsi Rabbimizden, maamafih özü temiz olanlardan başkası düşünemez.
رَبَّنَا لَا تُزِغْ قُلُوبَنَا بَعْدَ إِذْ هَدَيْتَنَا وَهَبْ لَنَا مِن لَّدُنكَ رَحْمَةً ۚ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ ٨
Rabbenâ lâ tuziğ kulûbenâ ba'de iz hedeytenâ veheb lenâ mil ledunke rahmeten inneke entel vehhâb
8. Ya Rabbena! Bizleri hidayetine erdirdikten sonra kalblerimizi kaydırma da ledünnünden bize bir rahmet ihsan eyle, şüphesiz sensin bütün dilekleri veren vehham sen.
رَبَّنَآ إِنَّكَ جَامِعُ ٱلنَّاسِ لِيَوْمٍ لَّا رَيْبَ فِيهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ ٩
Rabbenâ inneke câmi'un nâsi liyevmil lâ raybe fîhi innallâhe lâ yuhliful mî'âd
9. Ya Rabbena! Muhakkak ki sen insanları geleceğinde hiç şüphe olmayan bir güne toplıyacaksın, şüphesiz ki Allah mi'adını şaşırmaz.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَـٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمْ وَقُودُ ٱلنَّارِ ١٠
İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum velâ evlâduhum minallâhi şey'ev ve ulâ'ike hum vekûdun nâr
10. O Küfredenler, muhakkak ki onlara ne malları ne evlâdları Allah’dan zerrece faide vermiyecektir, onlar o ateşin çırasıdırlar.
كَدَأْبِ ءَالِ فِرْعَوْنَ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا فَأَخَذَهُمُ ٱللَّهُ بِذُنُوبِهِمْ ۗ وَٱللَّهُ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ ١١
Kede'bi âli fir'avne vellezîne min kablihim kezzebû bi âyâtinâ fe ahazehumullâhu bizunûbihim vallâhu şedîdul ikâb
11. Tıpkı Âl-i Firavun’un gidişi gibi, ki ayetlerimizi tekzib ettiler de Allah onları cürümlerile tutup alıverdi, Allah’ın ikabı çok şiddetlidir.
قُل لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ سَتُغْلَبُونَ وَتُحْشَرُونَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ ۚ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ ١٢
Kul lillezîne keferû setuğlebûne vetuhşerûne ilâ cehenneme vebi'sel mihâd
12. O küfredenlere de ki: Siz mutlak yenileceksiniz ve toplanıp cehenneme sürüleceksiniz, o ise ne fena döşektir.
قَدْ كَانَ لَكُمْ ءَايَةٌ فِى فِئَتَيْنِ ٱلْتَقَتَا ۖ فِئَةٌ تُقَـٰتِلُ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَأُخْرَىٰ كَافِرَةٌ يَرَوْنَهُم مِّثْلَيْهِمْ رَأْىَ ٱلْعَيْنِ ۚ وَٱللَّهُ يُؤَيِّدُ بِنَصْرِهِۦ مَن يَشَآءُ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّأُو۟لِى ٱلْأَبْصَـٰرِ ١٣
Kad kâne lekum âyetun fî fi eteynil takatâ fi etun tukâtilu fî sebîlillâhi ve uhrâ kâfiratuy yeravnehum misleyhim ra'yel ayni vallâhu yu'eyyidu binasrihî mey yeşâ'u inne fî zâlike le'ibratel li'ulil ebsâr
13. Muhakkak bir âyet oldu size: Çarpışan iki cemi'yette: Bir cemiyet Allah yolunda vuruşuyordu, diğeri de kâfir: Onları gözgöre kendilerinin iki misli görüyorlardı, Allah da nusratiyle dilediğini te'yid buyuruyordu, görecek gözleri olanlar için elbette bunda şüphesiz bir ibret var.
زُيِّنَ لِلنَّاسِ حُبُّ ٱلشَّهَوَٰتِ مِنَ ٱلنِّسَآءِ وَٱلْبَنِينَ وَٱلْقَنَـٰطِيرِ ٱلْمُقَنطَرَةِ مِنَ ٱلذَّهَبِ وَٱلْفِضَّةِ وَٱلْخَيْلِ ٱلْمُسَوَّمَةِ وَٱلْأَنْعَـٰمِ وَٱلْحَرْثِ ۗ ذَٰلِكَ مَتَـٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ۖ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسْنُ ٱلْمَـَٔابِ ١٤
Zuyyine linnâsi hubbuş şehevâti minen nisâ'i vel benîne vel kanâtîril mukantarati minez zehebi vel fiddati vel haylil musevvemeti vel en'âmi vel harsi zâlike metâ'ul hayâtid dunyâ vallâhu indehû husnul me'âb
14. İnsanlara: Kadınlar, oğullar, yüklerle altun ve gümüş yığınları, salma atlar, davarlar, ekinler kabilinden şehevat sevgisi bezendi; fakat bunlar Dünya hayatın geçici metâ'ı, halbuki Allah, akıbet güzelliği onun yanındadır.
۞ قُلْ أَؤُنَبِّئُكُم بِخَيْرٍ مِّن ذَٰلِكُمْ ۚ لِلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ عِندَ رَبِّهِمْ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا وَأَزْوَٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ وَرِضْوَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ ١٥
Kul e'unebbi'ukum bihayrim min zâlikum lillezînettakav inde rabbihim cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve ezvâcum mutahheratuv veridvânum minallâhi vallâhu besîrum bil ibâd
15. De ki: size o istediklerinizden daha hayırlısını haber vereyim mi? Korunan kullar için Rab’lerinin yanında cennetler varki altlarından ırmaklar akar, İçlerinde ebedî kalmak üzere onlar, hem orada kendilerine gayet pakize zevceler var, hele Allah’dan bir rıdvan var, ve Allah görür o kulları.
ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ إِنَّنَآ ءَامَنَّا فَٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ ١٦
Ellezîne yakûlûne rabbenâ innenâ âmennâ feğfir lenâ zunûbenâ vekınâ azâben nâr
16. Onları ki ya Rabbena derler: inandık iman getirdik artık bizim suçlarımızı bağışla ve o ateş azabından koru bizleri.
ٱلصَّـٰبِرِينَ وَٱلصَّـٰدِقِينَ وَٱلْقَـٰنِتِينَ وَٱلْمُنفِقِينَ وَٱلْمُسْتَغْفِرِينَ بِٱلْأَسْحَارِ ١٧
Es sâbirîne ves sâdikîne vel kânitîne vel munfikîne vel mustağfirîne bil eshâr
17. O sabr edenleri, o sıdk-u sadakatle gidenleri, o divan duranları, o nefaka verenleri, ve o sehar vakitleri istiğfar eyleyenleri.
شَهِدَ ٱللَّهُ أَنَّهُۥ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَأُو۟لُوا۟ ٱلْعِلْمِ قَآئِمًۢا بِٱلْقِسْطِ ۚ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ ١٨
Şehidallâhu ennehû lâ ilâhe illâ huve vel melâ'iketu ve ulul ilmi kâ'imem bil kıstı lâ ilâhe illâ huvel azîzul hakîm
18. Şahadet eyledi Allah şu hakikate: başka Tanrı yok ancak O, bütün Meleklerle İlim uluları da adl-ü hakkaniyyetle durarak şahid: başka Tanrı yok ancak O, Aziz O Hakim O.
إِنَّ ٱلدِّينَ عِندَ ٱللَّهِ ٱلْإِسْلَـٰمُ ۗ وَمَا ٱخْتَلَفَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ فَإِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ ١٩
İnned dîne indallâhil islâmu vemehtelefellezîne ûtul kitâbe illâ mim ba'di mâ câ'ehumul ilmu bağyem beynehum vemey yekfur bi âyâtillâhi fe innallâhe serî'ul hisâb
19. Doğrusu Allah indinde din, İslâm’dır; o kitap verilenlerin ihtilâf etmeleri ise sırf kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki bağıyden, ihtirastandır, her kim de Allah’ın âyetlerine küfrederse şüphe yok ki Allah çabık hesaplıdır.
فَإِنْ حَآجُّوكَ فَقُلْ أَسْلَمْتُ وَجْهِىَ لِلَّهِ وَمَنِ ٱتَّبَعَنِ ۗ وَقُل لِّلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْأُمِّيِّـۧنَ ءَأَسْلَمْتُمْ ۚ فَإِنْ أَسْلَمُوا۟ فَقَدِ ٱهْتَدَوا۟ ۖ وَّإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّمَا عَلَيْكَ ٱلْبَلَـٰغُ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِٱلْعِبَادِ ٢٠
Fe in hâccûke fekul eslemtu vechiye lillâhi vemenittebe'ani vekul lillezîne ûtul kitâbe vel ummiyyîne e'eslemtum fe in eslemû fekadihtedev ve'in tevellev fe innemâ aleykel belâğu vallâhu besîrum bil ibâd
20. Buna karşı seninle münakaşaya kalkışırlarsa de ki "ben: Yüzümü İslâm ile tertemiz Allah’a tuttum bana tabi' olanlar da", o kitap verilenlerle verilmiyen ümmîlere de de ki: siz, "İslâmı kabul ettiniz mi?" eğer nizaı keser İslâma girerlerse doğru yolu tutmuşlardır, yok yüz çevirirlerse sana da düşen ancak tebliğdir, Allah görüyordur o kulları da. Her halde onlar: O
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَيَقْتُلُونَ ٱلَّذِينَ يَأْمُرُونَ بِٱلْقِسْطِ مِنَ ٱلنَّاسِ فَبَشِّرْهُم بِعَذَابٍ أَلِيمٍ ٢١
İnnellezîne yekfurûne bi âyâtillâhi veyaktulûnen nebiyyîne biğayri hakkıv veyaktulûnellezîne ye'murûne bil kıstı minen nâsi febeşşirhum bi'azâbin elîm
21. Allah’ın âyetlerini tanımayanlar ve haksızlıkla peygamberi katleyleyenler ve insanlar içinde adl-ü insaf emreden kimseleri katledenler şimdi hep bunlara elîm bir azab müjdele.
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ حَبِطَتْ أَعْمَـٰلُهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّـٰصِرِينَ ٢٢
Ulâ'ikellezîne habitat a'mâluhum fid dunyâ vel âhırati vemâ lehum min nâsırîn
22. İşte bunlar Dünya ve Ahiret’te amelleri heder olmuş kimselerdir, ve onları kurtaracak da yoktur.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ يُدْعَوْنَ إِلَىٰ كِتَـٰبِ ٱللَّهِ لِيَحْكُمَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ يَتَوَلَّىٰ فَرِيقٌ مِّنْهُمْ وَهُم مُّعْرِضُونَ ٢٣
Elem tera ilellezîne ûtû nasîbem minel kitâbi yud'avne ilâ kitâbillâhi liyahkume beynehum summe yetevellâ ferîkum minhum vehum mu'ridûn
23. Baksan â, o kendilerine kitabdan bir nasib verilmiş olanlara, aralarında hakem olması için Allah’ın kitabına davet olunuyorlar da sonra içlerinden bir kısmı yüz çevirerek dönüp gidiyorlar.
ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لَن تَمَسَّنَا ٱلنَّارُ إِلَّآ أَيَّامًا مَّعْدُودَٰتٍ ۖ وَغَرَّهُمْ فِى دِينِهِم مَّا كَانُوا۟ يَفْتَرُونَ ٢٤
Zâlike bi ennehum kâlû len temessenen nâru illâ eyyâmem ma'dûdâtiv veğarrahum fî dînihim mâ kânû yefterûn
24. Bunun sebebi: Çünkü onlar "sayılı günlerden başka bize asla ateş dokunmaz" demekte ve uydura geldikleri yalânlar dinlerinde kendilerini aldatmaktadır.
فَكَيْفَ إِذَا جَمَعْنَـٰهُمْ لِيَوْمٍ لَّا رَيْبَ فِيهِ وَوُفِّيَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ٢٥
Fekeyfe izâ cema'nâhum liyevmil lâ raybe fîhi vevuffiyet kullu nefsim mâ kesebet vehum lâ yuzlemûn
25. Bakalım o geleceğinde şüphe olmayan gün için kendilerini topladığımız ve hiç kimseye zulmedilmiyerek herkese her ne kazandıysa temamen ödendiği vakit nasıl olacak?
قُلِ ٱللَّهُمَّ مَـٰلِكَ ٱلْمُلْكِ تُؤْتِى ٱلْمُلْكَ مَن تَشَآءُ وَتَنزِعُ ٱلْمُلْكَ مِمَّن تَشَآءُ وَتُعِزُّ مَن تَشَآءُ وَتُذِلُّ مَن تَشَآءُ ۖ بِيَدِكَ ٱلْخَيْرُ ۖ إِنَّكَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ٢٦
Kulillâhumme mâlikel mulki tu'til mulke men teşâ'u vetenzi'ul mulke mimmen teşâ'u vetu'izzu men teşâ'u vetuzillu men teşâ'u biyedikel hayru inneke alâ kulli şey'in kadîr
26. Deki: ey mülkün sahibi Allah’ım! Dilediğine mülk verirsin, dilediğinden de mülkü çeker alırsın, ve dilediğini Aziz edersin, dilediğini zelil edersin, hayır yalnız senin elindedir, muhakkak ki sen her şeye kadirsin.
تُولِجُ ٱلَّيْلَ فِى ٱلنَّهَارِ وَتُولِجُ ٱلنَّهَارَ فِى ٱلَّيْلِ ۖ وَتُخْرِجُ ٱلْحَىَّ مِنَ ٱلْمَيِّتِ وَتُخْرِجُ ٱلْمَيِّتَ مِنَ ٱلْحَىِّ ۖ وَتَرْزُقُ مَن تَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٢٧
Tûliculleyle fin nehâri vetûlicun nehâra filleyli vetuhricul hayye minel meyyiti vetuhricul meyyite minel hayyi veterzuku men teşâ'u biğayri hisâb
27. Geceyi gündüzün içinde sokarsın, gündüzü gecenin içine sokarsın, ölüden diri çıkarırsın diriden ölü çıkarırsın, dilediğine de hesapsız rızk verirsin.
لَّا يَتَّخِذِ ٱلْمُؤْمِنُونَ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ فَلَيْسَ مِنَ ٱللَّهِ فِى شَىْءٍ إِلَّآ أَن تَتَّقُوا۟ مِنْهُمْ تُقَىٰةً ۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفْسَهُۥ ۗ وَإِلَى ٱللَّهِ ٱلْمَصِيرُ ٢٨
Lâ yettahızil mu'minûnel kâfirîne evliyâ'e min dûnil mu'minîne vemey yef'al zâlike feleyse minallâhi fî şey'in illâ en tettakû minhum tukâtev veyuhazzirukumullâhu nefsehû ve ilellâhil masîr
28. Mü'minler, mü'minleri bırakıp da kâfirleri dost edinmesin, ve onu her kim yaparsa Allah’dan ilişiği kesilmiş olur ancak onlardan bir korunma yapmanız başka, maamafih Allah sizi kendisinden tahzir buyurur, nihayet de gidiş Allah’adır.
قُلْ إِن تُخْفُوا۟ مَا فِى صُدُورِكُمْ أَوْ تُبْدُوهُ يَعْلَمْهُ ٱللَّهُ ۗ وَيَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ٢٩
Kul in tuhfû mâ fî sudûrikum ev tubdûhu ya'lemhullâhu veya'lemu mâ fis semâvâti vemâ fil ardı vallâhu alâ kulli şey'in kadîr
29. Deki: gizleseniz de sînelerinizdekini belli etseniz de Allah onu bilir ve bütün göklerde ne var yerde ne varsa bilir ve Allah her şeye kadirdir.
يَوْمَ تَجِدُ كُلُّ نَفْسٍ مَّا عَمِلَتْ مِنْ خَيْرٍ مُّحْضَرًا وَمَا عَمِلَتْ مِن سُوٓءٍ تَوَدُّ لَوْ أَنَّ بَيْنَهَا وَبَيْنَهُۥٓ أَمَدًۢا بَعِيدًا ۗ وَيُحَذِّرُكُمُ ٱللَّهُ نَفْسَهُۥ ۗ وَٱللَّهُ رَءُوفٌۢ بِٱلْعِبَادِ ٣٠
Yevme tecidu kullu nefsim mâ amilet min hayrim muhdarav vemâ amilet min sû'in teveddu lev enne beynehâ vebeynehû emedem be'îdev veyuhazzirukumullâhu nefsehû vallâhu ra'ûfum bil ibâd
30. Her nefis ne hayır işlemiş, ve ne kötülük yapmış ise önüne konmuş bulacağı gün! isterki onlarla arasında uzak bir mesafe bulunsaydı! Yine Allah sizi kendisinden tahzir buyuruyor, ve Allah kullarını çok esirgiyor.
قُلْ إِن كُنتُمْ تُحِبُّونَ ٱللَّهَ فَٱتَّبِعُونِى يُحْبِبْكُمُ ٱللَّهُ وَيَغْفِرْ لَكُمْ ذُنُوبَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٣١
Kul in kuntum tuhibbûnallâhe fettebi'ûnî yuhbibkumullâhu veyağfir lekum zunûbekum vallâhu ğafûrur rahîm
31. De ki: eğer siz Allah’ı seviyorsanız hemen bana uyun ki Allah da sizleri sevsin ve suçlarınızı mağfiretle örtsün, Allah Gafurdur, Rahimdır.
قُلْ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ ۖ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْكَـٰفِرِينَ ٣٢
Kul atî'ullâhe ver rasûle fe in tevellev fe innallâhe lâ yuhibbul kâfirîn
32. De ki: Allah’a ve peygambere itaat edin; eğer aksine giderlerse şüphe yok ki Allah kâfirleri sevmez.
۞ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰٓ ءَادَمَ وَنُوحًا وَءَالَ إِبْرَٰهِيمَ وَءَالَ عِمْرَٰنَ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ ٣٣
İnnallâhestafâ âdeme venûhav ve âle ibrâhîme ve âle imrâne alel âlemîn
33. Gerçek Allah, Adem’i ve Nuh’u ve âli İbrahim’i ve Âl-i İmrânı süzdü; âlemîn üzerine istifa buyurdu.
ذُرِّيَّةًۢ بَعْضُهَا مِنۢ بَعْضٍ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ٣٤
Zurriyyetem ba'duhâ mim ba'dıv vallâhu semî'un alîm
34. Bir zürriyyet olarak; biribirinden (hep tevhid dininden), ve Allah’dır; bilen.
إِذْ قَالَتِ ٱمْرَأَتُ عِمْرَٰنَ رَبِّ إِنِّى نَذَرْتُ لَكَ مَا فِى بَطْنِى مُحَرَّرًا فَتَقَبَّلْ مِنِّىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ٣٥
İz kâletimra'etu imrâne rabbi innî nezertu leke mâ fî batnî muharraran fetakabbel minnî inneke entes semî'ul alîm
35. İmran’ın haremi dediği vakit: "Ya Rabbi! ben karnımdakini her kayıddan azade olarak sana adadım, hemen kabul buyur benden, çünkü bir sensin işiten bilen sen".
فَلَمَّا وَضَعَتْهَا قَالَتْ رَبِّ إِنِّى وَضَعْتُهَآ أُنثَىٰ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا وَضَعَتْ وَلَيْسَ ٱلذَّكَرُ كَٱلْأُنثَىٰ ۖ وَإِنِّى سَمَّيْتُهَا مَرْيَمَ وَإِنِّىٓ أُعِيذُهَا بِكَ وَذُرِّيَّتَهَا مِنَ ٱلشَّيْطَـٰنِ ٱلرَّجِيمِ ٣٦
Felemmâ veda'athâ kâlet rabbi innî veda'tuhâ unsâ vallâhu a'lemu bimâ veda'at veleysez zekeru kel unsâ ve innî semmeytuhâ meryeme ve innî u'îzuhâ bike vezurriyyetehâ mineş şeytânir racîm
36. Derken vaktaki hamlini vaz' etti "Ya Rabbi onu dişi vaz' ettim" dedi, Allah daha iyi bilirken ne vaz'ettiğini, halbuki erkek dişi gibi değildi, bununla beraber ben onun adını Meryem kodum ve işte ben onu ve zürriyyetini o recîm şeytanın şerrinden sana ısmarlıyorum.
فَتَقَبَّلَهَا رَبُّهَا بِقَبُولٍ حَسَنٍ وَأَنۢبَتَهَا نَبَاتًا حَسَنًا وَكَفَّلَهَا زَكَرِيَّا ۖ كُلَّمَا دَخَلَ عَلَيْهَا زَكَرِيَّا ٱلْمِحْرَابَ وَجَدَ عِندَهَا رِزْقًا ۖ قَالَ يَـٰمَرْيَمُ أَنَّىٰ لَكِ هَـٰذَا ۖ قَالَتْ هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ يَرْزُقُ مَن يَشَآءُ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٣٧
Fetakabbelehâ rabbuhâ bikabûlin haseniv ve embetehâ nebâten hasenev vekeffelehâ zekeriyyâ kullemâ dahale aleyhâ zekeriyyel mihrâbe vecede indehâ rizkan kâle yâmeryemu ennâ leki hâzâ kâlet huve min indillâhi innallâhe yerzuku mey yeşâ'u biğayri hisâb
37. Bunun üzerine Rabbı onu güzel bir kabul ile kabul buyurdu ve güzel bir surette yetiştirdi, Zekeriya’nın himayesine verdi, Zekeriyya onun üzerine mihraba her girdikçe yanında yeni bir rızk bulur, ya Meryem! bu sana nereden? derdi, o da Allah tarafından, derdi: Şüphe yok ki Allah dilediğini hesapsız merzuk buyurur.
هُنَالِكَ دَعَا زَكَرِيَّا رَبَّهُۥ ۖ قَالَ رَبِّ هَبْ لِى مِن لَّدُنكَ ذُرِّيَّةً طَيِّبَةً ۖ إِنَّكَ سَمِيعُ ٱلدُّعَآءِ ٣٨
Hunâlike de'â zekeriyyâ rabbehû kâle rabbi heb lî mil ledunke zurriyyeten tayyibeten inneke semî'ud du'â'
38. O aralık Zekeriyya Rabbin’e dua etti: Ya Rab! dedi: Bana ledünnünden bir temiz zürriyyet ihsan eyle şüphesiz ki sen duayı işidensin.
فَنَادَتْهُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَهُوَ قَآئِمٌ يُصَلِّى فِى ٱلْمِحْرَابِ أَنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكَ بِيَحْيَىٰ مُصَدِّقًۢا بِكَلِمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَسَيِّدًا وَحَصُورًا وَنَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ٣٩
Fenâdethul melâ'iketu vehuve kâ'imuy yusallî fil mihrâbi ennallâhe yubeşşiruke biyahyâ musaddikam bikelimetim minallâhi veseyyidev vehasûrav venebiyyem mines sâlihîn
39. Derken Melâikeler kendisine nida' ettiler, o kalkmış mihrabda namaz kılıyordu: Haberin olsun Allah sana Yahya’yı müjdeliyor: Allah’dan bir kelimeyi tasdik edecek, hem bir efendi, hem gayez zahid, ve bir peygamber, salihînden.
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَـٰمٌ وَقَدْ بَلَغَنِىَ ٱلْكِبَرُ وَٱمْرَأَتِى عَاقِرٌ ۖ قَالَ كَذَٰلِكَ ٱللَّهُ يَفْعَلُ مَا يَشَآءُ ٤٠
Kâle rabbi ennâ yekûnu lî ğulâmuv vekad belağaniyel kiberu vemra'etî âkırun kâle kezâlikallâhu yef'alu mâ yeşâ'
40. Ya Rab! dedi: benim için bir oğul nasıl olur? kendime ihtiyarlık çatmış haremim de kısırken, buyurdu ki: öyle, Allah ne dilerse yapar.
قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةً ۖ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَـٰثَةَ أَيَّامٍ إِلَّا رَمْزًا ۗ وَٱذْكُر رَّبَّكَ كَثِيرًا وَسَبِّحْ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِبْكَـٰرِ ٤١
Kâle rabbic'al lî âyeten kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâsete eyyâmin illâ ramzev vezkur rabbeke kesîrav vesebbih bil aşiyyi vel ibkâr
41. Ya Rab! dedi: Bana bir âyet (bir alâmet) yap, buyurdu ki: Ayetin nasa üç gün sade işaretten başka söz söyliyememendir. Bununla beraber Rabbını çok zikret ve akşam sabah tesbih eyle.
وَإِذْ قَالَتِ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ يَـٰمَرْيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ ٱصْطَفَىٰكِ وَطَهَّرَكِ وَٱصْطَفَىٰكِ عَلَىٰ نِسَآءِ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٤٢
Ve iz kâletil melâ'iketu yâmeryemu innallâhestafâki vetahheraki vestafâki alâ nisâ'il âlemîn
42. Hem Melekler dediği vakit, ya Meryem! her halde Allah seni süzüp seçti, ve seni çok temiz pâk kıldı, hem seni âlemin kadınlarının fevkinde seçti.
يَـٰمَرْيَمُ ٱقْنُتِى لِرَبِّكِ وَٱسْجُدِى وَٱرْكَعِى مَعَ ٱلرَّٰكِعِينَ ٤٣
Yâmeryemuknutî lirabbiki vescudî verke'î me'ar râki'în
43. Ya Meryem! Rabbin’e divan dur, ve secdeye kapan ve rükû' edenlerle beraber rükûa var.
ذَٰلِكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلْغَيْبِ نُوحِيهِ إِلَيْكَ ۚ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يُلْقُونَ أَقْلَـٰمَهُمْ أَيُّهُمْ يَكْفُلُ مَرْيَمَ وَمَا كُنتَ لَدَيْهِمْ إِذْ يَخْتَصِمُونَ ٤٤
Zâlike min embâ'il ğaybi nûhîhi ileyke vemâ kunte ledeyhim iz yulkûne aklâmehum eyyuhum yekfulu meryeme vemâ kunte ledeyhim iz yahtasımûn
44. Bu işte sana gayb haberlerinden, onu sana vahy ile bildiriyoruz (ya Muhammed), yoksa Meryem’i hangisi himayesine alacak, diye kalemleriyle kur'a atarlarken de sen yanlarında değildin, çekişirlerken de yanlarında değildin.
إِذْ قَالَتِ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ يَـٰمَرْيَمُ إِنَّ ٱللَّهَ يُبَشِّرُكِ بِكَلِمَةٍ مِّنْهُ ٱسْمُهُ ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ وَجِيهًا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَمِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ ٤٥
İz kâletil melâ'iketu yâmeryemu innallâhe yubeşşiruki bikelimetim minhusmuhul mesîhu îsebnu meryeme vecîhen fid dunyâ vel âhırati veminel mukarrabîn
45. Melekler dediği vakit: ya Meryem! haberin olsun Allah senin tarafından bir kelime ile müjdeleyor: ismi Mesih İsa ibn Meryem, dünya ve ahiırette vecîh olarak hem de mukarrebînden.
وَيُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلًا وَمِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ٤٦
Veyukellimun nâse fil mehdi vekehlev vemines sâlihîn
46. ve nasa kelâm söyleyecek: hem beşikte hem yetişkin iken, hem de salihînden.
قَالَتْ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى وَلَدٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌ ۖ قَالَ كَذَٰلِكِ ٱللَّهُ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٤٧
Kâlet rabbi ennâ yekûnu lî veleduv velem yemsesnî beşerun kâle kezâlikillâhu yahluku mâ yeşâ'u izâ kadâ emran fe innemâ yakûlu lehû kun feyekûn
47. YaRabbi! dedi: bir çocuk nerden olabilir benim için? Ki bana bir beşer dokunmadı, buyurdu ki: öyle, Allah neyi dilerse yaratır, o bir emri murad edince sade ona ol der o oluverir.
وَيُعَلِّمُهُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ ٤٨
Veyu'allimuhul kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîl
48. Ve ona hem kitabet öğretecek hem hikmet hem Tevrat hem İncil.
وَرَسُولًا إِلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنِّى قَدْ جِئْتُكُم بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ ۖ أَنِّىٓ أَخْلُقُ لَكُم مِّنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ فَأَنفُخُ فِيهِ فَيَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۖ وَأُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ وَأُحْىِ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۖ وَأُنَبِّئُكُم بِمَا تَأْكُلُونَ وَمَا تَدَّخِرُونَ فِى بُيُوتِكُمْ ۚ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لَّكُمْ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ٤٩
Verasûlen ilâ benî isrâ'île ennî kad ci'tukum bi âyetim mir rabbikum ennî ahluku lekum minet tîni kehey'etit tayri fe enfuhu fîhi feyekûnu tayram bi iznillâhi ve ubri'ul ekmehe vel ebrasa ve uhyil mevtâ bi iznillâhi ve unebbi'ukum bimâ te'kulûne vemâ teddahırûne fî buyûtikum inne fî zâlike le âyetel lekum in kuntum mu'minîn
49. Hem Ben-î İsrail’e bir Resul olarak, şöyle ki: ben size Rabbiınizdan bir âyetle geldim, ben size çamurdan kuş biçimi gibi bir mahlûk biçerim de içine üflerim, Allah’ın izniyle derhal bir kuş olur, yine Allah’ın izniyle gözsüzü ve abraşı iyi eder ve ölüleri diriltirim, ve evlerinize ne yiyor ve ne biriktiriyorsanız size haber veririm elbette bunda size şüphesiz bir âyet vardır eğer iman edecek iseniz.
وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَىَّ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَلِأُحِلَّ لَكُم بَعْضَ ٱلَّذِى حُرِّمَ عَلَيْكُمْ ۚ وَجِئْتُكُم بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُونِ ٥٠
Vemusaddikal limâ beyne yedeyye minet tevrâti veli'uhille lekum ba'dallezî hurrime aleykum veci'tukum bi âyetim mir rabbikum fettakullâhe ve atî'ûn
50. Hem Tevrat’tan önümde bulunanı bir tasdikcı olarak ve hem size haram edilenin bazısını helâl kılayım diye ve Rabbiniz’den bir âyet ile size geldim, artık, Allah’’dan korkun da bana itaat edin.
إِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۗ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ ٥١
İnnallâhe rabbî verabbukum fe'budûhu hâzâ sırâtum mustakîm
51. Şüphe yok ki Allah benim de Rabbim sizin de Rabbiniz’dir, onun için hep ona ibadet edin, bu işte doğru yoldur.
۞ فَلَمَّآ أَحَسَّ عِيسَىٰ مِنْهُمُ ٱلْكُفْرَ قَالَ مَنْ أَنصَارِىٓ إِلَى ٱللَّهِ ۖ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ نَحْنُ أَنصَارُ ٱللَّهِ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَٱشْهَدْ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ ٥٢
Felemmâ ehasse îsâ minhumul kufra kâle men ensârî ilellâhi kâlel havâriyyûne nahnu ensârullâhi âmennâ billâhi veşhed bi ennâ muslimûn
52. Bunun üzerine vakta ki İsa onlardan küfrü hissetti "kim benim Allah’a arkadaşlarım?" dedi, Havâriyyun "biziz, dediler: Allah arkadaşları, biz Allah’a iman ettik, hem bizim imanı lekesiz Müslimler olduğumuza şahid ol.
رَبَّنَآ ءَامَنَّا بِمَآ أَنزَلْتَ وَٱتَّبَعْنَا ٱلرَّسُولَ فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّـٰهِدِينَ ٥٣
Rabbenâ âmennâ bimâ enzelte vetteba'ner rasûle fektubnâ me'aş şâhidîn
53. Ya Rabbena indirdiğine iman ettik ve Resulün ardınca gittik, şimdi bizi o şahidlerle beraber yaz.
وَمَكَرُوا۟ وَمَكَرَ ٱللَّهُ ۖ وَٱللَّهُ خَيْرُ ٱلْمَـٰكِرِينَ ٥٤
Vemekerû vemekerallâhu vallâhu hayrul mâkirîn
54. Bununla beraber mekrettiler Allah da mekirlerine mekretti, öyle ya, Allah hayrülmakirîndir.
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَـٰعِيسَىٰٓ إِنِّى مُتَوَفِّيكَ وَرَافِعُكَ إِلَىَّ وَمُطَهِّرُكَ مِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَجَاعِلُ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوكَ فَوْقَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۖ ثُمَّ إِلَىَّ مَرْجِعُكُمْ فَأَحْكُمُ بَيْنَكُمْ فِيمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ ٥٥
İz kâlallâhu yâ îsâ innî muteveffîke verâfi'uke ileyye vemutahhiruke minellezîne keferû vecâ'ilullezînettebe'ûke fevkallezîne keferû ilâ yevmil kıyâmeti summe ileyye merci'ukum fe ahkumu beynekum fîmâ kuntum fîhi tahtelifûn
55. O vakit ki Allah buyurdu: ya İsa! emin ol ben seni eceline yetireceğim ve seni bana ref'edeceğim ve seni o küfredenlerden pakleyeceğim ve sana tâbi olanları o küfredenlerin kıyamet gününe kadar fevkinde kılacağım, sonrada hep dönümünüz banadır, ihtilâf edip durduğunuz şeyler hakkında o vakit aranızda hükmü ben vereceğim.
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فَأُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا شَدِيدًا فِى ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ وَمَا لَهُم مِّن نَّـٰصِرِينَ ٥٦
Fe emmellezîne keferû fe u'azzibuhum azâben şedîden fid dunyâ vel âhırati vemâ lehum min nâsırîn
56. Hasılı: o küfredenleri Dünyada ve Ahirette şiddetli bir azab ile ta'zib edeceğim, hem onlara yardımcılardan eser yoktur.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٥٧
Ve emmellezîne âmenû ve amilus sâlihâti feyuveffîhim ucûrahum vallâhu lâ yuhibbuz zâlimîn
57. Amma iman edip salih ameller işleyenlere gelince onlara ecirlerini tamamiyle öder de Allah zalimleri sevmez.
ذَٰلِكَ نَتْلُوهُ عَلَيْكَ مِنَ ٱلْـَٔايَـٰتِ وَٱلذِّكْرِ ٱلْحَكِيمِ ٥٨
Zâlike netlûhu aleyke minel âyâti vez zikril hakîm
58. İşte o hüküm, biz onu sana bu âyetlerden ve hikmetli zikirden peyderpey okuyorz.
إِنَّ مَثَلَ عِيسَىٰ عِندَ ٱللَّهِ كَمَثَلِ ءَادَمَ ۖ خَلَقَهُۥ مِن تُرَابٍ ثُمَّ قَالَ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٥٩
İnne mesele îsâ indallâhi kemeseli âdeme halakahû min turâbin summe kâle lehû kun feyekûn
59. Doğrusu Allah indinde İsa meseli Âdem meseli gibidir: Onu topraktan yarattı sonra da ona "ol!" dedi, o halde olur.
ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُن مِّنَ ٱلْمُمْتَرِينَ ٦٠
El hakku mir rabbike felâ tekum minel mumterîn
60. Bu hak senin Rabbından, binaenaleyh şüphe edenlerden olma.
فَمَنْ حَآجَّكَ فِيهِ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ فَقُلْ تَعَالَوْا۟ نَدْعُ أَبْنَآءَنَا وَأَبْنَآءَكُمْ وَنِسَآءَنَا وَنِسَآءَكُمْ وَأَنفُسَنَا وَأَنفُسَكُمْ ثُمَّ نَبْتَهِلْ فَنَجْعَل لَّعْنَتَ ٱللَّهِ عَلَى ٱلْكَـٰذِبِينَ ٦١
Femen hâcceke fîhi mim ba'di mâ câ'eke minel ilmi fekul te'âlev ned'u ebnâ'enâ ve ebnâ'ekum venisâ'enâ venisâ'ekum ve enfusenâ ve enfusekum summe nebtehil fenec'al la'netallâhi alel kâzibîn
61. Sana gelen ilimden sonra artık her kim seninle münakaşaya kalkarsa haydı de: Gelin oğullarımızı ve oğullarınızı kadınlarımız ve kadınlarınızı kendilerimizi ve kendilerinizi çağıralım sonra can-u gönülden ibtihal ile duâ edelim de Allah’ın lânetini yalancıların boynuna geçirelim.
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْقَصَصُ ٱلْحَقُّ ۚ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ۚ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ ٦٢
İnne hâzâ lehuvel kasasul hakku vemâ min ilâhin illellâhu ve innallâhe lehuvel azîzul hakîm
62. Doğrusu işte budur o kıssanın hak ifadesi, yoksa Allah’dan başka bir İlâh yoktur ve hakikat Allah O, öyle Aziz öyle hakîmdir.
فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُفْسِدِينَ ٦٣
Fe in tevellev fe innallâhe alîmum bil mufsidîn
63. Yine yüz çevirirlerse muhakkak ki Allah müfsidleri bilir.
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ كَلِمَةٍ سَوَآءٍۭ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمْ أَلَّا نَعْبُدَ إِلَّا ٱللَّهَ وَلَا نُشْرِكَ بِهِۦ شَيْـًٔا وَلَا يَتَّخِذَ بَعْضُنَا بَعْضًا أَرْبَابًا مِّن دُونِ ٱللَّهِ ۚ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُولُوا۟ ٱشْهَدُوا۟ بِأَنَّا مُسْلِمُونَ ٦٤
Kul yâ ehlel kitâbi te'âlev ilâ kelimetin sevâ'im beynenâ vebeynekum ellâ na'bude illellâhe velâ nuşrike bihî şey'ev velâ yettahıze ba'dunâ ba'dan erbâbem min dûnillâhi fe in tevellev fekûluşhedû bi ennâ muslimûn
64. De ki: Ey Ehl-i Kitâb! gelin: Sizinle bizim aramızda müsavi bir kelimeye, şöyle ki: Allah’dan başka ma'bud tanımıyalım ona hiç bir şeyi şerik koşmayalım, ve bazımız bazımızı Allah’dan beride Rab ittihaz etmesin, eğer buna karşı yüz çevirirlerse o vakit şöyle deyin: Şahid olun ki biz hakikaten müslimiz: müsalemetkârız.
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لِمَ تُحَآجُّونَ فِىٓ إِبْرَٰهِيمَ وَمَآ أُنزِلَتِ ٱلتَّوْرَىٰةُ وَٱلْإِنجِيلُ إِلَّا مِنۢ بَعْدِهِۦٓ ۚ أَفَلَا تَعْقِلُونَ ٦٥
Yâ ehlel kitâbi lime tuhâccûne fî ibrâhîme vemâ unziletit tevrâtu vel incîlu illâ mim ba'dihî efelâ ta'kılûn
65. Ey Ehl-i Kitâb! niçin İbrahim hakkında münakaşa ediyorsunuz? Halbuki Tevrat ve İncil ancak ondan sonra indirildi bunu da mı akl etmiyorsunuz?
هَـٰٓأَنتُمْ هَـٰٓؤُلَآءِ حَـٰجَجْتُمْ فِيمَا لَكُم بِهِۦ عِلْمٌ فَلِمَ تُحَآجُّونَ فِيمَا لَيْسَ لَكُم بِهِۦ عِلْمٌ ۚ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ وَأَنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ ٦٦
Hâ entum hâ ulâ'i hâcectum fîmâ lekum bihî ilmun felime tuhâccûne fîmâ leyse lekum bihî ilmuv vallâhu ya'lemu ve entum lâ ta'lemûn
66. İşte siz öylesiniz, haydi biraz bilginiz olan şeyde münakaşa etdiniz, ya hiç bir ilminiz olmayan şeyde niçin münakaşa edersiniz? Halbuki Allah bilir siz bilmiyorsunuz.
مَا كَانَ إِبْرَٰهِيمُ يَهُودِيًّا وَلَا نَصْرَانِيًّا وَلَـٰكِن كَانَ حَنِيفًا مُّسْلِمًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ٦٧
Mâ kâne ibrâhîmu yehûdiyyev velâ nasrâniyyev velâkin kâne hanîfem muslimev vemâ kâne minel muşrikîn
67. İbrahim ne Yahudi idi ne Nasrânî ve lâkin müslim bir hanif (lekesiz bir muvahhid) idi ve müşriklerden olmamıştı.
إِنَّ أَوْلَى ٱلنَّاسِ بِإِبْرَٰهِيمَ لَلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ وَهَـٰذَا ٱلنَّبِىُّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ وَلِىُّ ٱلْمُؤْمِنِينَ ٦٨
İnne evlen nâsi bi ibrâhîme lellezînettebe'ûhu vehâzen nebiyyu vellezîne âmenû vallâhu veliyyul mu'minîn
68. Doğrusu insanların İbrahim’e en yakını her halde onun izince gidenler ve şu peygamber ve iman edenlerdir, Allah da mü'minlerin velîsidir.
وَدَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ لَوْ يُضِلُّونَكُمْ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ وَمَا يَشْعُرُونَ ٦٩
Veddet tâ'ifetum min ehlil kitâbi lev yudıllûnekum vemâ yudıllûne illâ enfusehum vemâ yeş'urûn
69. Ehl-i Kitâb’dan bir taife arzu etti ki sizi şaşırtsalar, halbuki sırf kendilerini şaşırtıyorlar da farkına varmıyorlar.
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَأَنتُمْ تَشْهَدُونَ ٧٠
Yâ ehlel kitâbi lime tekfurûne bi âyâtillâhi ve entum teşhedûn
70. Ey Ehl-i Kitâb! niçin Allah’ın âyetlerine küfrediyorsunuz? Halbuki görüp duruyorsunuz.
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لِمَ تَلْبِسُونَ ٱلْحَقَّ بِٱلْبَـٰطِلِ وَتَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَأَنتُمْ تَعْلَمُونَ ٧١
Yâ ehlel kitâbi lime telbisûnel hakka bil bâtıli vetektumûnel hakka ve entum ta'lemûn
71. Ey Ehl-i Kitâb niçin hakkı batılla bulayorsunuz da hakkı ketmediyorsunuz? Halbuki bilip duruyorsunuz.
وَقَالَت طَّآئِفَةٌ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ ءَامِنُوا۟ بِٱلَّذِىٓ أُنزِلَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَجْهَ ٱلنَّهَارِ وَٱكْفُرُوٓا۟ ءَاخِرَهُۥ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ ٧٢
Vekâlet tâ'ifetum min ehlil kitâbi âminû billezî unzile alellezîne âmenû vechen nehâri vekfurû âhırahû le'allehum yerci'ûn
72. Ehl-i Kitâb’dan bir taife de şöyle dedi: "Varın o mü'minlere indirilene güpe gündüz iman edin, Âhirinde de dönüp küfredin belki onlar da dönerler.
وَلَا تُؤْمِنُوٓا۟ إِلَّا لِمَن تَبِعَ دِينَكُمْ قُلْ إِنَّ ٱلْهُدَىٰ هُدَى ٱللَّهِ أَن يُؤْتَىٰٓ أَحَدٌ مِّثْلَ مَآ أُوتِيتُمْ أَوْ يُحَآجُّوكُمْ عِندَ رَبِّكُمْ ۗ قُلْ إِنَّ ٱلْفَضْلَ بِيَدِ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ ٧٣
Velâ tu'minû illâ limen tebi'a dînekum kul innel hudâ hudellâhi ey yu'tâ ehadum misle mâ ûtîtum ev yuhâccûkum inde rabbikum kul innel fadle biyedillâhi yu'tîhi mey yeşâ'u vallâhu vâsi'un alîm
73. Ve kendi dininize tabi' olanlardan başkasına eman vermeyin. De ki: Her halde hidayet Allah hidayeti, size verilen gibisi birine veriliyor veya Rabbiniz’in huzurunda size galebe edecekler diye mi bu? De ki: Doğrusu fazıl Allah’ın elindedir, onu dilediğine verir, ve Allah vâsi'dir, alîmdir.
يَخْتَصُّ بِرَحْمَتِهِۦ مَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ ذُو ٱلْفَضْلِ ٱلْعَظِيمِ ٧٤
Yahtassu birahmetihî mey yeşâ'u vallâhu zul fadlil azîm
74. Rahmetiyle imtiyazı dilediğine bahşeder, daha Allah çok büyük fazıl sahibidir.
۞ وَمِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ مَنْ إِن تَأْمَنْهُ بِقِنطَارٍ يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيْكَ وَمِنْهُم مَّنْ إِن تَأْمَنْهُ بِدِينَارٍ لَّا يُؤَدِّهِۦٓ إِلَيْكَ إِلَّا مَا دُمْتَ عَلَيْهِ قَآئِمًا ۗ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَالُوا۟ لَيْسَ عَلَيْنَا فِى ٱلْأُمِّيِّـۧنَ سَبِيلٌ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٧٥
Vemin ehlil kitâbi men in te'menhu bikıntâriy yu'eddihî ileyke veminhum men in te'menhu bidînâril lâ yu'eddihî ileyke illâ mâ dumte aleyhi kâ'imen zâlike bi ennehum kâlû leyse aleynâ fil ummiyyîne sebîluv veyakûlûne alellâhil kezibe vehum ya'lemûn
75. Ehl-i Kitâb’dan öylesi vardır ki ona yüklerle emanet bıraksan onu sana te'diye eder, gene onlardan öylesi vardır ki ona bir dinar emanet etsen tepesine binmedikçe onu sana te'diye etmez, bunun sebebi: Çünkü bunlar bizim aleyhimize ümmilerde bir yol yoktur derler ve Allah’a karşı bile bile yalan söylerler.
بَلَىٰ مَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ وَٱتَّقَىٰ فَإِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ ٧٦
Belâ men evfâ bi'ahdihî vettakâ fe innallâhe yuhibbul muttakîn
76. Hayır yol var, Allah var, her kim ahdine vefa eder ve korunursa şüphe yok ki Allah o muttekileri sever.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَشْتَرُونَ بِعَهْدِ ٱللَّهِ وَأَيْمَـٰنِهِمْ ثَمَنًا قَلِيلًا أُو۟لَـٰٓئِكَ لَا خَلَـٰقَ لَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَلَا يُكَلِّمُهُمُ ٱللَّهُ وَلَا يَنظُرُ إِلَيْهِمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ وَلَا يُزَكِّيهِمْ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ٧٧
İnnellezîne yeşterûne bi'ahdillâhi ve eymânihim semenen kalîlen ulâ'ike lâ halâka lehum fil âhırati velâ yukellimuhumullâhu velâ yenzuru ileyhim yevmel kıyâmeti velâ yuzekkîhim velehum azâbun elîm
77. Fakat onlar, o Allah’ın ahdini ve kendi yeminlerini bir kaç paraya satanlar işte onların Ahiret’te hiç nasıbi yoktur, Allah onlara kelâmiyle hitab etmiyecek ve kıyamet günü nazar buyurmıyacak, ve kendilerine temize çıkarmıyacaktır, onların hakkı elîm bir azabdır.
وَإِنَّ مِنْهُمْ لَفَرِيقًا يَلْوُۥنَ أَلْسِنَتَهُم بِٱلْكِتَـٰبِ لِتَحْسَبُوهُ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَمَا هُوَ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَيَقُولُونَ هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَمَا هُوَ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ وَيَقُولُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ٧٨
Ve inne minhum leferîkay yelvûne elsinetehum bil kitâbi litahsebûhu minel kitâbi vemâ huve minel kitâbi veyakûlûne huve min indillâhi vemâ huve min indillâhi veyakûlûne alellâhil kezibe vehum ya'lemûn
78. Bir de onlardan bir fırka vardır dillerini kitaba eğer büğerler: onu kitabdan sanasınız diye: halbuki kitabdan değildir, hem o Allah tarafındandır derler: halbuki Allah tarafından değildir, de Allah namına bile bile yalan söylerler.
مَا كَانَ لِبَشَرٍ أَن يُؤْتِيَهُ ٱللَّهُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحُكْمَ وَٱلنُّبُوَّةَ ثُمَّ يَقُولَ لِلنَّاسِ كُونُوا۟ عِبَادًا لِّى مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَـٰكِن كُونُوا۟ رَبَّـٰنِيِّـۧنَ بِمَا كُنتُمْ تُعَلِّمُونَ ٱلْكِتَـٰبَ وَبِمَا كُنتُمْ تَدْرُسُونَ ٧٩
Mâ kâne libeşerin ey yu'tiyehullâhul kitâbe vel hukme ven nubuvvete summe yakûle linnâsi kûnû ibâdel lî min dûnillâhi velâkin kûnû rabbâniyyîne bimâ kuntum tu'allimûnel kitâbe vebimâ kuntum tedrusûn
79. Hiç bir beşer için o salâhiyyet yoktur ki Allah ona kitap versin, hüküm versin, peygamberlik versin de o sonra insanlara Allah’dan beride bana kul olun diyebilsin, ve lâkin kitap ta'lim etmekte olduğunuz ve ders alıp vermekte bulunduğunuz için Rabbanîler olunuz der.
وَلَا يَأْمُرَكُمْ أَن تَتَّخِذُوا۟ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ أَرْبَابًا ۗ أَيَأْمُرُكُم بِٱلْكُفْرِ بَعْدَ إِذْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ ٨٠
Velâ ye'murakum en tettahızul melâ'ikete ven nebiyyîne erbâben eye'murukum bil kufri ba'de iz entum muslimûn
80. Ve hiç bir zaman size melâikeyi ve peygamberleri Rab’ler ittihaz etmenizi de emredemez, ya siz Müslüman olduktan sonra size küfrü emredebilir mi?
وَإِذْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَـٰقَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ لَمَآ ءَاتَيْتُكُم مِّن كِتَـٰبٍ وَحِكْمَةٍ ثُمَّ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مُّصَدِّقٌ لِّمَا مَعَكُمْ لَتُؤْمِنُنَّ بِهِۦ وَلَتَنصُرُنَّهُۥ ۚ قَالَ ءَأَقْرَرْتُمْ وَأَخَذْتُمْ عَلَىٰ ذَٰلِكُمْ إِصْرِى ۖ قَالُوٓا۟ أَقْرَرْنَا ۚ قَالَ فَٱشْهَدُوا۟ وَأَنَا۠ مَعَكُم مِّنَ ٱلشَّـٰهِدِينَ ٨١
Ve iz ahazallâhu mîsâkan nebiyyîne lemâ âteytukum min kitâbiv vehikmetin summe câ'ekum rasûlum musaddikul limâ me'akum letu'minunne bihî veletensurunnehû kâle e'akrartum ve ahaztum alâ zâlikum isrî kâlû akrarnâ kâle feşhedû ve ene me'akum mineş şâhidîn
81. Hem Allah vaktiyle peygamberin şöyle misakını almıştır: Celâlim hakkı için size kitap ve hikmetten her ne verdimse sonra size beraberinizdekini tasdik eden bir Resul geldiğinde ona mutlak iman edeceksiniz ve lâbüdd ona yardımda bulunacaksınız, buna ıkrar verdiniz mi? ve bunun üzerine ağır ahdimi boynunuza aldınızı mı? buyurdu, ikrar verdik dediler, öyle ise, buyurdu: Şahid olun ben de sizinle beraber şahidlerdenim.
فَمَن تَوَلَّىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَـٰسِقُونَ ٨٢
Femen tevellâ ba'de zâlike fe ulâ'ike humul fâsikûn
82. Demek ki bunun arkasından her kim dönse artık onlar hep dinden çıkmış fasıklardır.
أَفَغَيْرَ دِينِ ٱللَّهِ يَبْغُونَ وَلَهُۥٓ أَسْلَمَ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ طَوْعًا وَكَرْهًا وَإِلَيْهِ يُرْجَعُونَ ٨٣
Efağayra dînillâhi yebğûne velehû esleme men fis semâvâti vel ardı tav'av vekerhev ve ileyhi yurce'ûn
83. Daha Allah dininin gayrısını mı arıyorlar? Halbu ki göklerde ve yerde kim varsa hepsi ister istmez ona teslim olmuş hep döndürülüb ona götürülüyorlar.
قُلْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ عَلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَمَآ أُوتِىَ مُوسَىٰ وَعِيسَىٰ وَٱلنَّبِيُّونَ مِن رَّبِّهِمْ لَا نُفَرِّقُ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ وَنَحْنُ لَهُۥ مُسْلِمُونَ ٨٤
Kul âmennâ billâhi vemâ unzile aleynâ vemâ unzile alâ ibrâhîme ve ismâ'île ve ishâka veya'kûbe vel esbâtı vemâ ûtiye mûsâ ve îsâ ven nebiyyûne mir rabbihim lâ nuferriku beyne ehadim minhum venahnu lehû muslimûn
84. De ki: biz inandık Allah’a iman getirdik: bize indirelene de, İbrahim’e ve İsmaile ve İshaka ve Ya'kuba ve Esbata indirilene de Musâ’ya ve İsa’ya ve Nebiyyuna Rab’lerinden verilene de, onlardan birinin arasını ayırmayız ve biz ancak ona boyun eğer müslimleriz.
وَمَن يَبْتَغِ غَيْرَ ٱلْإِسْلَـٰمِ دِينًا فَلَن يُقْبَلَ مِنْهُ وَهُوَ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِنَ ٱلْخَـٰسِرِينَ ٨٥
Vemey yebtağı ğayral islâmi dînen feley yukbele minhu vehuve fil âhırati minel hâsirîn
85. Her kim de İslâm’ın gayrı bir din ararsa artık ondan ihtimali yok kabul olunmaz ve Ahiret’te o husran çekenlerden olur.
كَيْفَ يَهْدِى ٱللَّهُ قَوْمًا كَفَرُوا۟ بَعْدَ إِيمَـٰنِهِمْ وَشَهِدُوٓا۟ أَنَّ ٱلرَّسُولَ حَقٌّ وَجَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٨٦
Keyfe yehdillâhu kavmen keferû ba'de îmânihim veşehidû enner rasûle hakkuv vecâ'ehumul beyyinâtu vallâhu lâ yehdil kavmez zâlimîn
86. Nasıl muvaffak eder Allah? bir kavmi ki kendilerine beyyineler gelmiş ve peygamberin hakk olduğuna şehadet getirmişler iken imanlarının arkasından nankörlük edip küfre sapmışlardır, halbuki Allah zalimler güruhunu muvaffak etmez.
أُو۟لَـٰٓئِكَ جَزَآؤُهُمْ أَنَّ عَلَيْهِمْ لَعْنَةَ ٱللَّهِ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ ٨٧
Ulâ'ike cezâ'uhum enne aleyhim la'netallâhi vel melâ'iketi ven nâsi ecme'în
87. Onlar, işte onların cezaları: Allah’ın, Melekler’in, insanların hepsinin laneti üzerlerindedir.
خَـٰلِدِينَ فِيهَا لَا يُخَفَّفُ عَنْهُمُ ٱلْعَذَابُ وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ ٨٨
Hâlidîne fîhâ lâ yuhaffefu anhumul azâbu velâ hum yunzarûn
88. Ebediyyen onun içindedirler, azabları hafifletilmez ve kendilerine mühlet verilmez.
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ وَأَصْلَحُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٨٩
İllellezîne tâbû mim ba'di zâlike ve aslehû fe innallâhe ğafûrur rahîm
89. Ancak onun arkasından tevbe edip salâha girenler başka, çünkü Allah gaffurdur Rahimdir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بَعْدَ إِيمَـٰنِهِمْ ثُمَّ ٱزْدَادُوا۟ كُفْرًا لَّن تُقْبَلَ تَوْبَتُهُمْ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلضَّآلُّونَ ٩٠
İnnellezîne keferû ba'de îmânihim summezdâdû kufral len tukbele tevbetuhum ve ulâ'ike humud dâllûn
90. Elbette imanlarının arkasından küfretmiş sonra da küfürde ileri gitmiş kimselerin tevbeleri kabul olunmak ihtimali yoktur, bunlar hep dalâl içinde kalmış sapıklardır.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كُفَّارٌ فَلَن يُقْبَلَ مِنْ أَحَدِهِم مِّلْءُ ٱلْأَرْضِ ذَهَبًا وَلَوِ ٱفْتَدَىٰ بِهِۦٓ ۗ أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ وَمَا لَهُم مِّن نَّـٰصِرِينَ ٩١
İnnellezîne keferû vemâtû vehum kuffârun feley yukbele min ehadihim mil'ul ardı zehebev veleviftedâ bihî ulâ'ike lehum azâbun elîmuv vemâ lehum min nâsırîn
91. Küfretmiş ve kâfir oldukları halde ölüp gitmiş kimseler, her halde bunların her biri kendini kurtarmak için Dünya dolusu altın verecek dahi olsa hiç birinden kabul edilmek ihtimali yoktur, bunların hakkı elîm bir azabdır ve kendilerini kurtaracak da yoktur.
لَن تَنَالُوا۟ ٱلْبِرَّ حَتَّىٰ تُنفِقُوا۟ مِمَّا تُحِبُّونَ ۚ وَمَا تُنفِقُوا۟ مِن شَىْءٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ بِهِۦ عَلِيمٌ ٩٢
Len tenâlul birra hattâ tunfikû mimmâ tuhibbûne vemâ tunfikû min şey'in fe innallâhe bihî alîm
92. Sevdiğiniz şeylerden infak etmedikçe siz birre eremezsiniz, maamafih her ne infak eyleseniz şüphesiz Allah onu da bilir.
۞ كُلُّ ٱلطَّعَامِ كَانَ حِلًّا لِّبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ إِلَّا مَا حَرَّمَ إِسْرَٰٓءِيلُ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ مِن قَبْلِ أَن تُنَزَّلَ ٱلتَّوْرَىٰةُ ۗ قُلْ فَأْتُوا۟ بِٱلتَّوْرَىٰةِ فَٱتْلُوهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ٩٣
Kullut ta'âmi kâne hillel libenî isrâ'île illâ mâ harrame isrâ'îlu alâ nefsihî min kabli en tunezzelet tevrâtu kul fe'tû bit tevrâti fetlûhâ in kuntum sâdikîn
93. Tevrat indirilmeden evvel İsrail’in nefsine haram kıldığından başka yiyeceğin hepsi Ben-î İsrail’e helâl idi, de ki: haydi Tevratı getirin de onu güzelce okuyun eğer sadıksanız.
فَمَنِ ٱفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ ٩٤
Femenifterâ alellâhil kezibe mim ba'di zâlike fe ulâ'ike humuz zâlimûn
94. Demek ondan sonra Allah namına o yalanı kim uydurmuşsa artık onlar, o zalimlerdir.
قُلْ صَدَقَ ٱللَّهُ ۗ فَٱتَّبِعُوا۟ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا وَمَا كَانَ مِنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ٩٥
Kul sadakallâhu fettebi'û millete ibrâhîme hanîfev vemâ kâne minel muşrikîn
95. De ki sadakallah, o halde hak perest bir hanif olarak İbrahim milletine tabi' olun, o hiç bir zaman müşriklerden olmadı.
إِنَّ أَوَّلَ بَيْتٍ وُضِعَ لِلنَّاسِ لَلَّذِى بِبَكَّةَ مُبَارَكًا وَهُدًى لِّلْعَـٰلَمِينَ ٩٦
İnne evvele beytiv vudı'a linnâsi lellezî bibekkete mubârakev vehudel lil'âlemîn
96. Doğrusu insanlar için vazolunan ilk ma'bed, elbette Mekke’deki O çok mübarek ve bütün âlemîne hidayet olan Beyttir.
فِيهِ ءَايَـٰتٌۢ بَيِّنَـٰتٌ مَّقَامُ إِبْرَٰهِيمَ ۖ وَمَن دَخَلَهُۥ كَانَ ءَامِنًا ۗ وَلِلَّهِ عَلَى ٱلنَّاسِ حِجُّ ٱلْبَيْتِ مَنِ ٱسْتَطَاعَ إِلَيْهِ سَبِيلًا ۚ وَمَن كَفَرَ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَنِىٌّ عَنِ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٩٧
Fîhi âyâtum beyyinâtum makâmu ibrâhîme vemen dahalehû kâne âminev velillâhi alen nâsi hiccul beyti menistatâ'a ileyhi sebîlev vemen kefera fe innallâhe ğaniyyun anil âlemîn
97. Onda açık âyetler var, İbrahim’in makamı var ve ona dehalet eden eman bulur, yoluna gücü yeten her kimsenin o beyti haccetmesi de insanlar üzerine Allah’ın bir hakkıdır ve kim bu hakkı tanımazsa her halde Allah’ın ihtiyacı yok, o bütün âlemînden ganîdir.
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لِمَ تَكْفُرُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا تَعْمَلُونَ ٩٨
Kul yâ ehlel kitâbi lime tekfurûne bi âyâtillâhi vallâhu şehîdun alâ mâ ta'melûn
98. De ki: ey Ehl-i Kitap! Niçin Allah’ın âyetlerine küfrediyorsunuz? Allah yaptıklarınızı görüp duruyor.
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لِمَ تَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ مَنْ ءَامَنَ تَبْغُونَهَا عِوَجًا وَأَنتُمْ شُهَدَآءُ ۗ وَمَا ٱللَّهُ بِغَـٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ ٩٩
Kul yâ ehlel kitâbi lime tasuddûne an sebîlillâhi men âmene tebğûnehâ ivecev ve entum şuhedâ'u vemellâhu biğâfilin ammâ ta'melûn
99. De ki ey Ehl-i Kitâb! niçin Allah’ın doğru yolundan iman edenleri men'ediyorsunuz, görüp durduğunuz halde niçin onun çarpıklığını istiyorsunuz? Allah yaptıklarınızdan gafil değildir.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تُطِيعُوا۟ فَرِيقًا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ يَرُدُّوكُم بَعْدَ إِيمَـٰنِكُمْ كَـٰفِرِينَ ١٠٠
Yâ eyyuhellezîne âmenû in tutî'û ferîkam minellezîne ûtul kitâbe yeruddûkum ba'de îmânikum kâfirîn
100. Ey o bütün iman edenler! eğer o kitap verilenlerden her hangi bir fırkaya uyarsanız sizi imanınızdan sonra çevirirler kâfir ederler.
وَكَيْفَ تَكْفُرُونَ وَأَنتُمْ تُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ ءَايَـٰتُ ٱللَّهِ وَفِيكُمْ رَسُولُهُۥ ۗ وَمَن يَعْتَصِم بِٱللَّهِ فَقَدْ هُدِىَ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ ١٠١
Vekeyfe tekfurûne ve entum tutlâ aleykum âyâtullâhi vefîkum rasûluhû vemey ya'tasım billâhi fekad hudiye ilâ sırâtım mustakîm
101. Sizler ise küfre nasıl dönersiniz ki önünüzde Allah’ın âyetleri okunuyor, içinizde Resulü bulunuyor? Halbuki her kim Allah’a sıkı tutunursa o, muhakkak bir doğru yola çıkarılmıştır.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ حَقَّ تُقَاتِهِۦ وَلَا تَمُوتُنَّ إِلَّا وَأَنتُم مُّسْلِمُونَ ١٠٢
Yâ eyyuhellezîne âmenuttakullâhe hakka tukâtihî velâ temûtunne illâ ve entum muslimûn
102. Ey o bütün iman edenler! Allah’a nasıl korunmak gerekse öyle korunun, hakkile müttaki olun ve her halde müslim olarak can verin.
وَٱعْتَصِمُوا۟ بِحَبْلِ ٱللَّهِ جَمِيعًا وَلَا تَفَرَّقُوا۟ ۚ وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ كُنتُمْ أَعْدَآءً فَأَلَّفَ بَيْنَ قُلُوبِكُمْ فَأَصْبَحْتُم بِنِعْمَتِهِۦٓ إِخْوَٰنًا وَكُنتُمْ عَلَىٰ شَفَا حُفْرَةٍ مِّنَ ٱلنَّارِ فَأَنقَذَكُم مِّنْهَا ۗ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ ١٠٣
Ve'tasımû bihablillâhi cemî'av velâ teferrakû vezkurû ni'metallâhi aleykum iz kuntum a'dâ'en fe ellefe beyne kulûbikum fe asbahtum bini'metihî ihvânev vekuntum alâ şefâ hufratim minen nâri fe enkazekum minhâ kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî le'allekum tehtedûn
103. Topunuz bir Allah ipine sım sıkı tutunun, biribirinizden ayrılmayın ve Allah’ın üzerinizdeki nimetini düşünün, sizler birbirinize düşmanlar iken O sizin kalblerinizin arasında ülfet husule getirib yanaştırdı da nimeti sayesinde uyanıp kardeş oldunuz, hem sizler ateşten bir çukurun tam kenarında bulunuyordunuz da O tuttu sizi ondan kurtardı, şimdi böyle size âyetlerini beyan ediyor ki Allah’a doğru gidebilesiniz.
وَلْتَكُن مِّنكُمْ أُمَّةٌ يَدْعُونَ إِلَى ٱلْخَيْرِ وَيَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ ۚ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُفْلِحُونَ ١٠٤
Veltekum minkum ummetuy yed'ûne ilel hayri veye'murûne bil ma'rûfi veyenhevne anil munkeri ve ulâ'ike humul muflihûn
104. Hem sizden müteşekkil, önde gider, hayra davet eder, maruf ile emir ve münkerden nehyeyler bir ümmet olsun, işte onlardır o felâhı bulacaklar.
وَلَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ تَفَرَّقُوا۟ وَٱخْتَلَفُوا۟ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ ۚ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ ١٠٥
Velâ tekûnû kellezîne teferrakû vehtelefû mim ba'di mâ câ'ehumul beyyinâtu ve ulâ'ike lehum azâbun azîm
105. Ve şunlar: Şu kendilerine beyyineler geldikten sonra ayrılık çıkarıb ihtilâf edenler gibi olmayın, onlar için büyük bir azab var.
يَوْمَ تَبْيَضُّ وُجُوهٌ وَتَسْوَدُّ وُجُوهٌ ۚ فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْوَدَّتْ وُجُوهُهُمْ أَكَفَرْتُم بَعْدَ إِيمَـٰنِكُمْ فَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ بِمَا كُنتُمْ تَكْفُرُونَ ١٠٦
Yevme tebyaddu vucûhuv vetesveddu vucûhun fe emmellezînesveddet vucûhuhum ekefertum ba'de îmânikum fezûkul azâbe bimâ kuntum tekfurûn
106. O bir takım yüzlerin ağaracağı ve bir takım yüzlerin kararacağı gün, o vakit o yüzleri kara çıkanlara şöyle denecek: ya. İmanınızdan sonra küfrettiniz ha? O halde tadın azabı, ettiğiniz nankörlüğün cezası.
وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱبْيَضَّتْ وُجُوهُهُمْ فَفِى رَحْمَةِ ٱللَّهِ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ ١٠٧
Ve emmellezînebyaddat vucûhuhum fefî rahmetillâhi hum fîhâ hâlidûn
107. Amma yüzleri ak olanlar hep Allah’ın râhmeti içindeler, onlar onun içinde ebednişinler.
تِلْكَ ءَايَـٰتُ ٱللَّهِ نَتْلُوهَا عَلَيْكَ بِٱلْحَقِّ ۗ وَمَا ٱللَّهُ يُرِيدُ ظُلْمًا لِّلْعَـٰلَمِينَ ١٠٨
Tilke âyâtullâhi netlûhâ aleyke bil hakkı vemellâhu yurîdu zulmel lil'âlemîn
108. İşte bunlar Allah’ın âyetleridir onları sana hak sebebile tilâvet ediyoruz, yoksa Allah âlemîne bir zulüm murad edecek değil.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَإِلَى ٱللَّهِ تُرْجَعُ ٱلْأُمُورُ ١٠٩
Velillâhi mâ fis semâvâti vemâ fil ardı ve ilellâhi turce'ul umûr
109. Hem göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ın’dır, bütün işler de Allah’a irca olunur.
كُنتُمْ خَيْرَ أُمَّةٍ أُخْرِجَتْ لِلنَّاسِ تَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَتَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَتُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ ۗ وَلَوْ ءَامَنَ أَهْلُ ٱلْكِتَـٰبِ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُم ۚ مِّنْهُمُ ٱلْمُؤْمِنُونَ وَأَكْثَرُهُمُ ٱلْفَـٰسِقُونَ ١١٠
Kuntum hayra ummetin uhricet linnâsi te'murûne bil ma'rûfi vetenhevne anil munkeri vetu'minûne billâhi velev âmene ehlul kitâbi lekâne hayral lehum minhumul mu'minûne ve ekseruhumul fâsikûn
110. Siz, insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmet olmak üzere vücude geldiniz, ma'rufı emredersiniz, münkerden nehy eylersiniz ve Allah’a inanır iman getirirsiniz, Ehl-i Kitap da imana gelse idi elbette haklarında hayırlı olurdu, içlerinden iman edenler varsa da ekserisi dinden çıkmış fasıklardır.
لَن يَضُرُّوكُمْ إِلَّآ أَذًى ۖ وَإِن يُقَـٰتِلُوكُمْ يُوَلُّوكُمُ ٱلْأَدْبَارَ ثُمَّ لَا يُنصَرُونَ ١١١
Ley yadurrûkum illâ ezev ve iy yukâtilûkum yuvellûkumul edbâra summe lâ yunsarûn
111. Size ezadan başka bir zarar edemezler ve sizinle çarpışacak olsalar size arkalarını dönerler sonra da nusrat bulamazlar.
ضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلذِّلَّةُ أَيْنَ مَا ثُقِفُوٓا۟ إِلَّا بِحَبْلٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَحَبْلٍ مِّنَ ٱلنَّاسِ وَبَآءُو بِغَضَبٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَضُرِبَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْمَسْكَنَةُ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَكْفُرُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَيَقْتُلُونَ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّ ۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ ١١٢
Duribet aleyhimuz zilletu eyne mâ sukıfû illâ bihablim minallâhi vehablim minen nâsi vebâ'û biğadabim minallâhi veduribet aleyhimul meskenetu zâlike bi ennehum kânû yekfurûne bi âyâtillâhi veyaktulûnel embiyâ'e biğayri hakkın zâlike bimâ asav vekânû ya'tedûn
112. Nerede bulunsalar zillet altında kalmağa mahkûmdurlar, meğerki Allah’ın ahdına ve mü'minlerin ahdına sığınmış olsunlar, döne dolaşa Allah’ın gazabına müstehıkk oldular ve meskenet altında ezilmeğe mahkum kaldılar, çünkü Allah’ın âyetlerine küfrediyorlardı ve peygamberi bile bile haksızlıkla öldürüyorlardı, çünkü âsi olmuşlardı ve aşırı gidiyorlardı.
۞ لَيْسُوا۟ سَوَآءً ۗ مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ أُمَّةٌ قَآئِمَةٌ يَتْلُونَ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ ءَانَآءَ ٱلَّيْلِ وَهُمْ يَسْجُدُونَ ١١٣
Leysû sevâ'em min ehlil kitâbi ummetun kâ'imetuy yetlûne âyâtillâhi ânâ'elleyli vehum yescudûn
113. Hepsi bir değiller, Ehl-i Kitap içinden kalkınan bir ümmet var, gece vakitleri Allah’ın âyetlerini okuyup secdelere kapanıyorlar.
يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَيَأْمُرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَيَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَيُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْخَيْرَٰتِ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ١١٤
Yu'minûne billâhi vel yevmil âhıri veye'murûne bil ma'rûfi veyenhevne anil munkeri veyusâri'ûne fil hayrâti ve ulâ'ike mines sâlihîn
114. Allah’a inanırlar, Ahiret gününe inanırlar, ma'rufu emrederler, münkerden nehyederler, hayırlara koşuşurlar ve işte bunlar salihîndendirler.
وَمَا يَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَلَن يُكْفَرُوهُ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِٱلْمُتَّقِينَ ١١٥
Vemâ yef'alû min hayrin feley yukferûhu vallâhu alîmum bil muttakîn
115. Ve hayra dair her ne yaparlarsa hiç bir zaman ona küfran ile karşılanmayacaklardır, ve Allah o müttakileri bilir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَن تُغْنِىَ عَنْهُمْ أَمْوَٰلُهُمْ وَلَآ أَوْلَـٰدُهُم مِّنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا ۖ وَأُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلنَّارِ ۚ هُمْ فِيهَا خَـٰلِدُونَ ١١٦
İnnellezîne keferû len tuğniye anhum emvâluhum velâ evlâduhum minallâhi şey'ev ve ulâ'ike ashâbun nâri hum fîhâ hâlidûn
116. Küfredenler, her halde onların ne malları ne evlâdları kendilerini Allah’dan kurtaracak değildir, onlar eshabı nardır hep onda kalacaklardır.
مَثَلُ مَا يُنفِقُونَ فِى هَـٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا كَمَثَلِ رِيحٍ فِيهَا صِرٌّ أَصَابَتْ حَرْثَ قَوْمٍ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ فَأَهْلَكَتْهُ ۚ وَمَا ظَلَمَهُمُ ٱللَّهُ وَلَـٰكِنْ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ ١١٧
Meselu mâ yunfikûne fî hâzihil hayâtid dunyâ kemeseli rîhin fîhâ sırrun asâbet harse kavmin zalemû enfusehum fe ehlekethu vemâ zalemehumullâhu velâkin enfusehum yazlimûn
117. Bu Dünya hayatında yapmakta oldukları masrafın meseli bir rüzgâr meseline benzer ki onda kavurucu bir soğuk var: nefislerine zulmeden bir kavmin ekibine sataşmış da onu mahvetmektedir, ve onlara Allah zulmetmemişti ve lâkin kendilerine zulmediyorlardı.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ بِطَانَةً مِّن دُونِكُمْ لَا يَأْلُونَكُمْ خَبَالًا وَدُّوا۟ مَا عَنِتُّمْ قَدْ بَدَتِ ٱلْبَغْضَآءُ مِنْ أَفْوَٰهِهِمْ وَمَا تُخْفِى صُدُورُهُمْ أَكْبَرُ ۚ قَدْ بَيَّنَّا لَكُمُ ٱلْـَٔايَـٰتِ ۖ إِن كُنتُمْ تَعْقِلُونَ ١١٨
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettahızû bitânetem min dûnikum lâ ye'lûnekum habâlev veddû mâ anittum kad bedetil bağdâ'u min efvâhihim vemâ tuhfî sudûruhum ekberu kad beyyennâ lekumul âyâti in kuntum ta'kılûn
118. Ey o bütün iman edenler! Ağyarınızdan yar tutmayın, sizi şaşırtmakta kusur etmezler, sarpa sarmanızı arzu ederler, görmüyor musunuz buğzları ağızlarından taşmakta, sinelerinin gizlediği ise daha büyüktür, işte size âyetleri sarih bildirdik aklederseniz.
هَـٰٓأَنتُمْ أُو۟لَآءِ تُحِبُّونَهُمْ وَلَا يُحِبُّونَكُمْ وَتُؤْمِنُونَ بِٱلْكِتَـٰبِ كُلِّهِۦ وَإِذَا لَقُوكُمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَإِذَا خَلَوْا۟ عَضُّوا۟ عَلَيْكُمُ ٱلْأَنَامِلَ مِنَ ٱلْغَيْظِ ۚ قُلْ مُوتُوا۟ بِغَيْظِكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ١١٩
Hâ entum ulâ'i tuhibbûnehum velâ yuhibbûnekum vetu'minûne bil kitâbi kullihî ve izâ lekûkum kâlû âmennâ ve izâ halev addû aleykumul enâmile minel ğayzı kul mûtû biğayzıkum innallâhe alîmum bizâtis sudûr
119. Ha, sizler öyle kimselersinizdir ki onları seversiniz onlar ise bütün kitaba iman ettiğiniz halde sizi sevmezler, hem yüzünüze geldiler mi "inandık" derler, ve tenha kaldılarmı gayızlarından aleyhinizde parmaklarını ısırdılar, de ki: gayzınızla ölün, her halde Allah bütün sinelerin künhünü bilir.
إِن تَمْسَسْكُمْ حَسَنَةٌ تَسُؤْهُمْ وَإِن تُصِبْكُمْ سَيِّئَةٌ يَفْرَحُوا۟ بِهَا ۖ وَإِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ لَا يَضُرُّكُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا ۗ إِنَّ ٱللَّهَ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطٌ ١٢٠
İn temseskum hasenetun tesu'hum ve in tusıbkum seyyi'etuy yefrahû bihâ ve in tasbirû vetettakû lâ yadurrukum keyduhum şey'en innallâhe bimâ ya'melûne muhît
120. Size bir iyilik dokunursa fenalarına gider, başınıza bir musibet gelirse onunla ferahlanırlar, ve eğer siz sabırlı olur ve iyi korunursanız onların hıyleleri size hiç bir zarar vermez, çünkü Allah onları kendi amellerile kuşatmıştır.
وَإِذْ غَدَوْتَ مِنْ أَهْلِكَ تُبَوِّئُ ٱلْمُؤْمِنِينَ مَقَـٰعِدَ لِلْقِتَالِ ۗ وَٱللَّهُ سَمِيعٌ عَلِيمٌ ١٢١
Ve iz ğadevte min ehlike tubevvi'ul mu'minîne makâ'ide lilkıtâli vallâhu semî'un alîm
121. Hani bir vakit erkenden Ehl-inden çıkmıştın mü'minleri muharebe için elverişli mevki'lere yerleştiriyordun ve Allah idi bir işiten, bilen.
إِذْ هَمَّت طَّآئِفَتَانِ مِنكُمْ أَن تَفْشَلَا وَٱللَّهُ وَلِيُّهُمَا ۗ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ ١٢٢
İz hemmet tâ'ifetâni minkum en tefşelâ vallâhu veliyyuhumâ ve alellâhi felyetevekkelil mu'minûn
122. O dem ki içinizde iki taife yılmak istemişlerdi Allah zahîrleri iken, ve ancak Allah’a demek dayanmalı mü'minler.
وَلَقَدْ نَصَرَكُمُ ٱللَّهُ بِبَدْرٍ وَأَنتُمْ أَذِلَّةٌ ۖ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ١٢٣
Velakad nasarakumullâhu bibedriv ve entum ezilletun fettakullâhe le'allekum teşkurûn
123. Filhakika sizler bir kaç biçare iken Bedir’de Allah sizi mahzâ nusratiyle muzaffer buyurdu o halde Allah’a korunun ki şükredesiniz.
إِذْ تَقُولُ لِلْمُؤْمِنِينَ أَلَن يَكْفِيَكُمْ أَن يُمِدَّكُمْ رَبُّكُم بِثَلَـٰثَةِ ءَالَـٰفٍ مِّنَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ مُنزَلِينَ ١٢٤
İz takûlu lilmu'minîne eley yekfiyekum ey yumiddekum rabbukum biselâseti âlâfim minel melâ'iketi munzelîn
124. O vakit ki mü'minlere şöyle diyordun: indirilmekte bulunan üç bin melâike ile Rabbiniz’in size imdad etmesi yetişmez mi size?
بَلَىٰٓ ۚ إِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ وَيَأْتُوكُم مِّن فَوْرِهِمْ هَـٰذَا يُمْدِدْكُمْ رَبُّكُم بِخَمْسَةِ ءَالَـٰفٍ مِّنَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةِ مُسَوِّمِينَ ١٢٥
Belâ in tasbirû vetettakû veye'tûkum min fevrihim hâzâ yumdidkum rabbukum bihamseti âlâfim minel melâ'iketi musevvimîn
125. Evet siz sabr-ü sebat eder ve itaatsizlikten sakınırsanız onlarda şu dakikada üzerinize geliverirlerse Rabbınız size beş bin melâike ile imdad edecek nişanlı nişanlı.
وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُم بِهِۦ ۗ وَمَا ٱلنَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَكِيمِ ١٢٦
Vemâ ce'alehullâhu illâ buşrâ lekum velitatme'inne kulûbukum bihî vemen nasru illâ min indillâhil azîzil hakîm
126. Ve bunu Allah size sırf bir müjde olsun ve kalbleriniz bununla yatışsın diye yaptı, yoksa nusrat ancak Allah’dan’dır Aziz O Hakim O.
لِيَقْطَعَ طَرَفًا مِّنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَوْ يَكْبِتَهُمْ فَيَنقَلِبُوا۟ خَآئِبِينَ ١٢٧
Liyakta'a tarafem minellezîne keferû ev yekbitehum feyenkalibû hâ'ibîn
127. Ta ki o küfredenlerden bir kolu kessin veya perişan etsin de haib-ü hasir dönüp gitsinler.
لَيْسَ لَكَ مِنَ ٱلْأَمْرِ شَىْءٌ أَوْ يَتُوبَ عَلَيْهِمْ أَوْ يُعَذِّبَهُمْ فَإِنَّهُمْ ظَـٰلِمُونَ ١٢٨
Leyse leke minel emri şey'un ev yetûbe aleyhim ev yu'azzibehum fe innehum zâlimûn
128. Senin elinde emirden bir şey yok, yahud onlara tevbe ettirsin ve yahud onlara tevbe ettirsin ve yahud azâb etsin çünkü onlar zalimdirler.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ١٢٩
Velillâhi mâ fis semâvâti vemâ fil ardı yağfiru limey yeşâ'u veyu'azzibu mey yeşâ'u vallâhu ğafûrur rahîm
129. Hem göklerde ne var, yerde ne varsa hepsi Allah’ın’dır: dilediğine mağfiret eder dilediğine azâb, ve Allah Gafurdur, Rahimdir.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَأْكُلُوا۟ ٱلرِّبَوٰٓا۟ أَضْعَـٰفًا مُّضَـٰعَفَةً ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ١٣٠
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ te'kulur ribâ ad'âfem mudâ'afetev vettakullâhe le'allekum tuflihûn
130. Ey o bütün iman edenler! öyle kat kat katlayarak riba yemeyin, Allah’dan korkun ki felah bulasınız.
وَٱتَّقُوا۟ ٱلنَّارَ ٱلَّتِىٓ أُعِدَّتْ لِلْكَـٰفِرِينَ ١٣١
Vettakun nâralletî u'iddet lilkâfirîn
131. Hem o kâfirler için hazırlanmış ateşten korunun.
وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ لَعَلَّكُمْ تُرْحَمُونَ ١٣٢
Ve atî'ullâhe ver rasûle le'allekum turhamûn
132. Allah’a ve peygambere itaat edin ki rahmete erdirilesiniz.
۞ وَسَارِعُوٓا۟ إِلَىٰ مَغْفِرَةٍ مِّن رَّبِّكُمْ وَجَنَّةٍ عَرْضُهَا ٱلسَّمَـٰوَٰتُ وَٱلْأَرْضُ أُعِدَّتْ لِلْمُتَّقِينَ ١٣٣
Vesâri'û ilâ mağfiratim mir rabbikum vecennetin arduhes semâvâtu vel ardu u'iddet lilmuttakîn
133. Ve koşuşun Rabbiniz’den bir mağfirete ve bir cennete ki eni Semavat-ü arz genişliğidir, müttekîler için hazırlanmıştır.
ٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ فِى ٱلسَّرَّآءِ وَٱلضَّرَّآءِ وَٱلْكَـٰظِمِينَ ٱلْغَيْظَ وَٱلْعَافِينَ عَنِ ٱلنَّاسِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ ١٣٤
Ellezîne yunfikûne fis serrâ'i ved darrâ'i vel kâzımînel ğayza vel âfîne anin nâsi vallâhu yuhibbul muhsinîn
134. O müttekîler ki bollukta ve darlıkta infak ederler, ve kızdıklarında öfkelerini yutarlar ve nasın kusurlarını afvedicidirler, Allah da muhsinleri sever.
وَٱلَّذِينَ إِذَا فَعَلُوا۟ فَـٰحِشَةً أَوْ ظَلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ ذَكَرُوا۟ ٱللَّهَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ لِذُنُوبِهِمْ وَمَن يَغْفِرُ ٱلذُّنُوبَ إِلَّا ٱللَّهُ وَلَمْ يُصِرُّوا۟ عَلَىٰ مَا فَعَلُوا۟ وَهُمْ يَعْلَمُونَ ١٣٥
Vellezîne izâ fe alû fâhişeten ev zalemû enfusehum zekerullâhe festağferû lizunûbihim vemey yağfiruz zunûbe illellâhu velem yusırrû alâ mâ fe alû vehum ya'lemûn
135. Ve onlar ki bir kabahat yaptıkları veya nefislerine bir zulmettikleri vakit Allah’ı anarlar da derhal günahlarına istiğfar ederler, günahları da Allah’dan başka kim mağfiret eder? Hem yaptıklarına bile bile ısrar etmezler.
أُو۟لَـٰٓئِكَ جَزَآؤُهُم مَّغْفِرَةٌ مِّن رَّبِّهِمْ وَجَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَنِعْمَ أَجْرُ ٱلْعَـٰمِلِينَ ١٣٦
Ulâ'ike cezâ'uhum mağfiratum mir rabbihim vecennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ veni'me ecrul âmilîn
136. İşte bunların mükâfatı Rab’lerinden bir mağfiret ve altından ırmaklar akar cennetlerdir, içlerinde ebedî kalmak üzere onlar, ne de güzeldir ecri iş yapanların.
قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِكُمْ سُنَنٌ فَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَٱنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُكَذِّبِينَ ١٣٧
Kad halet min kablikum sunenun fesîrû fil ardı fenzurû keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn
137. Sizden evvel kanun olmuş bir takım vakalar geçti, onun için Arzda dolaşın da bir bakın: peygamberi tekzib edenlerin akıbetleri nasıl olmuş?
هَـٰذَا بَيَانٌ لِّلنَّاسِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ ١٣٨
Hâzâ beyânul linnâsi vehudev vemev'izatul lilmuttakîn
138. Bu işte umum insanlar için bir beyan ve bilhassa korunacak muttekîler için bir va'z-ü irşaddır.
وَلَا تَهِنُوا۟ وَلَا تَحْزَنُوا۟ وَأَنتُمُ ٱلْأَعْلَوْنَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ١٣٩
Velâ tehinû velâ tahzenû ve entumul a'levne in kuntum mu'minîn
139. Fütur getirmeyin ve mahzun olmayın daha yükselecekken sizler, gerçek mü'minlersiniz.
إِن يَمْسَسْكُمْ قَرْحٌ فَقَدْ مَسَّ ٱلْقَوْمَ قَرْحٌ مِّثْلُهُۥ ۚ وَتِلْكَ ٱلْأَيَّامُ نُدَاوِلُهَا بَيْنَ ٱلنَّاسِ وَلِيَعْلَمَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَيَتَّخِذَ مِنكُمْ شُهَدَآءَ ۗ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلظَّـٰلِمِينَ ١٤٠
İy yemseskum karhun fekad messel kavme karhum misluhû vetilkel eyyâmu nudâviluhâ beynen nâsi veliya'lemallâhullezîne âmenû veyettahıze minkum şuhedâ'e vallâhu lâ yuhibbuz zâlimîn
140. Eğer size bir yara dokundu ise adamlara de öyle bir yara dokundu; Hem o günler, biz onları insanlar arasında evirir çeviriniz, hem Allah iman edenleri bileceği ve sizden şehidler, şahidler tutacağı için; ki Allah zalimleri sevmez.
وَلِيُمَحِّصَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَيَمْحَقَ ٱلْكَـٰفِرِينَ ١٤١
Veliyumehhisallâhullezîne âmenû veyemhakal kâfirîn
141. Ve Allah iman edenleri seçip kâfirleri mahvedeceği için.
أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تَدْخُلُوا۟ ٱلْجَنَّةَ وَلَمَّا يَعْلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَـٰهَدُوا۟ مِنكُمْ وَيَعْلَمَ ٱلصَّـٰبِرِينَ ١٤٢
Em hasibtum en tedhulul cennete velemmâ ya'lemillâhullezîne câhedû minkum veya'lemes sâbirîn
142. Yoksa siz zannettiniz mi ki Allah içinizden o mücahede edenleri hiç belli etmeden, sabredenleri belli etmeden cennete giriverceksiniz?
وَلَقَدْ كُنتُمْ تَمَنَّوْنَ ٱلْمَوْتَ مِن قَبْلِ أَن تَلْقَوْهُ فَقَدْ رَأَيْتُمُوهُ وَأَنتُمْ تَنظُرُونَ ١٤٣
Velakad kuntum temennevnel mevte min kabli en telkavhu fekad ra'eytumûhu ve entum tenzurûn
143. Celâlim hakkı için siz o ölümle karşılaşmadan evvel onu temenni ediyordunuz, fakat işte onu gördünüz bakıb duruyordunuz.
وَمَا مُحَمَّدٌ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ ۚ أَفَإِي۟ن مَّاتَ أَوْ قُتِلَ ٱنقَلَبْتُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَـٰبِكُمْ ۚ وَمَن يَنقَلِبْ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ فَلَن يَضُرَّ ٱللَّهَ شَيْـًٔا ۗ وَسَيَجْزِى ٱللَّهُ ٱلشَّـٰكِرِينَ ١٤٤
Vemâ muhammedun illâ rasûlun kad halet min kablihir rusulu efe'im mâte ev kutilenkalebtum alâ a'kâbikum vemey yenkalib alâ akıbeyhi feley yadurrallâhe şey'ev veseyeczillâhuş şâkirîn
144. Muhammed de ancak bir Resuldür ondan evvel Resuller hep keldi geçti, şimdi o ölür veya katledilirse siz ardınıza dönüverecek misiniz? Her kim ardına dönerse elbette Allah’a bir zarar edecek değil, fakat şükredenlere Allah yarın mükâfat verecek.
وَمَا كَانَ لِنَفْسٍ أَن تَمُوتَ إِلَّا بِإِذْنِ ٱللَّهِ كِتَـٰبًا مُّؤَجَّلًا ۗ وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا نُؤْتِهِۦ مِنْهَا وَمَن يُرِدْ ثَوَابَ ٱلْـَٔاخِرَةِ نُؤْتِهِۦ مِنْهَا ۚ وَسَنَجْزِى ٱلشَّـٰكِرِينَ ١٤٥
Vemâ kâne linefsin en temûte illâ bi iznillâhi kitâbem mu'eccelev vemey yurid sevâbed dunyâ nu'tihî minhâ vemey yurid sevâbel âhırati nu'tihî minhâ vesenecziş şâkirîn
145. Hem Allah’ın izni olmakdıkça kimseye ölmek yok: o va'desile yazılmış şaşmaz bir yazı, bununla beraber kim Dünya sevabını isterse ona ondan veriniz, kim de Ahiret sevabını isterse ona da ondan veririz, şükredenlere ise muhakkak mükâfat vereceğiz.
وَكَأَيِّن مِّن نَّبِىٍّ قَـٰتَلَ مَعَهُۥ رِبِّيُّونَ كَثِيرٌ فَمَا وَهَنُوا۟ لِمَآ أَصَابَهُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَمَا ضَعُفُوا۟ وَمَا ٱسْتَكَانُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلصَّـٰبِرِينَ ١٤٦
Veke'eyyim min nebiyyin kâtele me'ahû ribbiyyûne kesîrun femâ vehenû limâ asâbehum fî sebîlillâhi vemâ da'ufû vemestekânû vallâhu yuhibbus sâbirîn
146. Nice peygamber, ma'iyyetinde rübubiyyet aşina bir çok erenler harb ettiler de Allah yolunda başlarına gelenlerden dolayı fütur getirmediler, za'f göstermediler, miskinlik etmediler Allah da sabredenleri sever.
وَمَا كَانَ قَوْلَهُمْ إِلَّآ أَن قَالُوا۟ رَبَّنَا ٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَإِسْرَافَنَا فِىٓ أَمْرِنَا وَثَبِّتْ أَقْدَامَنَا وَٱنصُرْنَا عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَـٰفِرِينَ ١٤٧
Vemâ kâne kavlehum illâ en kâlû rabbeneğfir lenâ zunûbenâ ve isrâfenâ fî emrinâ vesebbit akdâmenâ vensurnâ alel kavmil kâfirîn
147. Başka bir söyledikleri de yoktu, sade: ya Rabbena bize günâhlarımızı ve işimizde taşkınlıklarımızı mağfiret buyur, cihad meydanında ayaklarımızı iyi dire ve kâfirlere karşı bizleri mansur kıl, diyorlardı.
فَـَٔاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا وَحُسْنَ ثَوَابِ ٱلْـَٔاخِرَةِ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ ١٤٨
Fe âtâhumullâhu sevâbed dunyâ vehusne sevâbil âhırati vallâhu yuhibbul muhsinîn
148. Binnetice Allah da kendilerine hem Dünya sevabını verdi hem de Ahıretin güzel sevabını, öyle ya Allah güzel iş yapan muhsinleri sever.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِن تُطِيعُوا۟ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَرُدُّوكُمْ عَلَىٰٓ أَعْقَـٰبِكُمْ فَتَنقَلِبُوا۟ خَـٰسِرِينَ ١٤٩
Yâ eyyuhellezîne âmenû in tutî'ullezîne keferû yeruddûkum alâ a'kâbikum fetenkalibû hâsirîn
149. Ey o bütün iman edenler! eğer kâfirlere itaat edecek olursanız sizi tersinize çevirirler de öyle bir inkılâba uğrarsınız ki bütün husran içinde kalırsınız.
بَلِ ٱللَّهُ مَوْلَىٰكُمْ ۖ وَهُوَ خَيْرُ ٱلنَّـٰصِرِينَ ١٥٠
Belillâhu mevlâkum vehuve hayrun nâsırîn
150. Doğrusu sizin mevlanız bir Allah’dır ve O, yardım edeceklerin en hayırlısıdır.
سَنُلْقِى فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلرُّعْبَ بِمَآ أَشْرَكُوا۟ بِٱللَّهِ مَا لَمْ يُنَزِّلْ بِهِۦ سُلْطَـٰنًا ۖ وَمَأْوَىٰهُمُ ٱلنَّارُ ۚ وَبِئْسَ مَثْوَى ٱلظَّـٰلِمِينَ ١٥١
Senulkî fî kulûbillezîne keferur ru'be bimâ eşrakû billâhi mâ lem yunezzil bihî sultânev veme'vâhumun nâru vebi'se mesvez zâlimîn
151. Allah’ın hiç bir bürhan indirmediği şeyleri ona şerik koştukları için biz o kâfirlerin kalblerine korku düşüreceğiz, onların varacakları yer, cehennemdir, ne de kötüdür o zalimler yatağı.
وَلَقَدْ صَدَقَكُمُ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥٓ إِذْ تَحُسُّونَهُم بِإِذْنِهِۦ ۖ حَتَّىٰٓ إِذَا فَشِلْتُمْ وَتَنَـٰزَعْتُمْ فِى ٱلْأَمْرِ وَعَصَيْتُم مِّنۢ بَعْدِ مَآ أَرَىٰكُم مَّا تُحِبُّونَ ۚ مِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلدُّنْيَا وَمِنكُم مَّن يُرِيدُ ٱلْـَٔاخِرَةَ ۚ ثُمَّ صَرَفَكُمْ عَنْهُمْ لِيَبْتَلِيَكُمْ ۖ وَلَقَدْ عَفَا عَنكُمْ ۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٥٢
Velakad sadakakumullâhu va'dehû iz tehussûnehum bi iznihî hattâ izâ feşiltum vetenâza'tum fil emri ve asaytum mim ba'di mâ erâkum mâ tuhibbûne minkum mey yurîdud dunyâ veminkum mey yurîdul âhırate summe sarafekum anhum liyebteliyekum velakad afâ ankum vallâhu zû fadlin alel mu'minîn
152. Filhakika Allah’ın size va'di doğru çıktı, o hengâmda onları doğruyordunuz tâ o sevdiğiniz galebeyi Allah size gösterdikten sonra isyan edip verilen emirde nizaa kalarak yıldığınız lâhzeye kadar ki kiminiz dünyayı istiyordu, kiminiz Ahireti istiyordu, sonra Allah sizi mübtelâ kılmak için onlardan çevirdi, maamafih sizden afiv de etti, Allah’ın mü'minlere bir fazlı var.
۞ إِذْ تُصْعِدُونَ وَلَا تَلْوُۥنَ عَلَىٰٓ أَحَدٍ وَٱلرَّسُولُ يَدْعُوكُمْ فِىٓ أُخْرَىٰكُمْ فَأَثَـٰبَكُمْ غَمًّۢا بِغَمٍّ لِّكَيْلَا تَحْزَنُوا۟ عَلَىٰ مَا فَاتَكُمْ وَلَا مَآ أَصَـٰبَكُمْ ۗ وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ ١٥٣
İz tus'idûne velâ telvûne alâ ehadiv ver rasûlu yed'ûkum fî uhrâkum fe esâbekum ğammem biğammil likeylâ tahzenû alâ mâ fâtekum velâ mâ asâbekum vallâhu habîrum bimâ ta'melûn
153. O sıra siz boyuna uzaklaşıyordunuz, kimseye dönüp bakmıyordunuz, peygamber ise arkanızdan sizleri çağırıp duruyordu, bunun üzerine Allah sizi gama karşı gam ile müsab kıldı ki ne elinizden giden zafere ne de başınıza gelen musibete mahzun olmayasınız, ve Allah biliyor, ne yapıyordunuz.
ثُمَّ أَنزَلَ عَلَيْكُم مِّنۢ بَعْدِ ٱلْغَمِّ أَمَنَةً نُّعَاسًا يَغْشَىٰ طَآئِفَةً مِّنكُمْ ۖ وَطَآئِفَةٌ قَدْ أَهَمَّتْهُمْ أَنفُسُهُمْ يَظُنُّونَ بِٱللَّهِ غَيْرَ ٱلْحَقِّ ظَنَّ ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ ۖ يَقُولُونَ هَل لَّنَا مِنَ ٱلْأَمْرِ مِن شَىْءٍ ۗ قُلْ إِنَّ ٱلْأَمْرَ كُلَّهُۥ لِلَّهِ ۗ يُخْفُونَ فِىٓ أَنفُسِهِم مَّا لَا يُبْدُونَ لَكَ ۖ يَقُولُونَ لَوْ كَانَ لَنَا مِنَ ٱلْأَمْرِ شَىْءٌ مَّا قُتِلْنَا هَـٰهُنَا ۗ قُل لَّوْ كُنتُمْ فِى بُيُوتِكُمْ لَبَرَزَ ٱلَّذِينَ كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقَتْلُ إِلَىٰ مَضَاجِعِهِمْ ۖ وَلِيَبْتَلِىَ ٱللَّهُ مَا فِى صُدُورِكُمْ وَلِيُمَحِّصَ مَا فِى قُلُوبِكُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ١٥٤
Summe enzele aleykum mim ba'dil ğammi emeneten nu'âsey yağşâ tâ'ifetem minkum vetâ'ifetun kad ehemmethum enfusuhum yazunnûne billâhi ğayral hakkı zannel câhiliyyeti yakûlûne hel lenâ minel emri min şey'in kul innel emra kullehû lillâhi yuhfûne fî enfusihim mâ lâ yubdûne leke yakûlûne lev kâne lenâ minel emri şey'um mâ kutilnâ hâhunâ kul lev kuntum fî buyûtikum leberazellezîne kutibe aleyhimul katlu ilâ madâci'ihim veliyebteliyallâhu mâ fî sudûrikum veliyumehhisa mâ fî kulûbikum vallâhu alîmum bizâtis sudûr
154. Sonra o gamın arkasından üzerinize bir emniyyet indirdi: bir uyku ki içinizden bir taifeyi sarıyordu, bir taife de nefisleri sevdasına düşmüşlerdi: Allah’a karşı cahiliyye zannı nâ hak bir zan besliyorlardı: "var mı bize o emirden bir şey?" diyorlardı, "hakikat emrin hepsi Allah’ın" de, onlar nefislerinde sana açamadıkları bir şey gizliyorlar: "bizim emirden bir hissemiz olsa idi burada katlolunmazdık" diyorlar, deki: "evinizde de olsa idiniz üzerlerine katil yazılmış bulunanlar yine çıkacak düşüp kaldıkları yerleri çaresiz boylıyacaklardı, Allah sinelerinizdekini yoklamak ve yüreğinizdekini meydana çıkarmak içindir ki bunu başınıza getirdi, Allah sinelerin kühnünü bilir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَلَّوْا۟ مِنكُمْ يَوْمَ ٱلْتَقَى ٱلْجَمْعَانِ إِنَّمَا ٱسْتَزَلَّهُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ بِبَعْضِ مَا كَسَبُوا۟ ۖ وَلَقَدْ عَفَا ٱللَّهُ عَنْهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ حَلِيمٌ ١٥٥
İnnellezîne tevellev minkum yevmel takal cem'âni innemestezellehumuş şeytânu biba'dı mâ kesebû velakad afellâhu anhum innallâhe ğafûrun halîm
155. O iki cem'iyyet çarpıştığı gün içinizden arkasını çevirenler, hakikaten onları Şeytan sırf bazı kesibleri behanesile kaydırmak istedi, maamafih Allah kendilerinden afvetti, Allah Gafurdur halimdir.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَكُونُوا۟ كَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَقَالُوا۟ لِإِخْوَٰنِهِمْ إِذَا ضَرَبُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ أَوْ كَانُوا۟ غُزًّى لَّوْ كَانُوا۟ عِندَنَا مَا مَاتُوا۟ وَمَا قُتِلُوا۟ لِيَجْعَلَ ٱللَّهُ ذَٰلِكَ حَسْرَةً فِى قُلُوبِهِمْ ۗ وَٱللَّهُ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ بَصِيرٌ ١٥٦
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tekûnû kellezîne keferû vekâlû li ihvânihim izâ darabû fil ardı ev kânû ğuzzel lev kânû indenâ mâ mâtû vemâ kutilû liyec'alallâhu zâlike hasraten fî kulûbihim vallâhu yuhyî veyumîtu vallâhu bimâ ta'melûne besîr
156. Ey o bütün iman edenler! Sakın şunlar gibi olmayın ki küfrettiler de ıhvanları arzda bir siyahat ettikleri veya gazaya gittikleri vakit haklarında şöyle dediler "yanımızda olsalar ne ölürlerdi ne katlonurlardı" Allah bunu kalblerinde bir hasret olarak bıraksın diye, halbuki hayatı veren de Allah mematı veren de, ve Allah her ne yaparsanız görüp duruyor.
وَلَئِن قُتِلْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوْ مُتُّمْ لَمَغْفِرَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَحْمَةٌ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ ١٥٧
Vele'in kutiltum fî sebîlillâhi ev muttum lemağfiratum minallâhi verahmetun hayrum mimmâ yecme'ûn
157. Celâlim Hakk’ı için: eğer Allah yolunda katlolunur veya ölürseniz her halde sizin için Allah’ın bir mağfiret ve rahmeti onların Dünyada kalıp toplayacakları şeylerden daha hayırlıdır.
وَلَئِن مُّتُّمْ أَوْ قُتِلْتُمْ لَإِلَى ٱللَّهِ تُحْشَرُونَ ١٥٨
Vele'im muttum ev kutiltum le ilellâhi tuhşerûn
158. Celâlim hakkı için: ölseniz de katlolunsanız da her halde hep Allah’a haşrolunacaksınız.
فَبِمَا رَحْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ لِنتَ لَهُمْ ۖ وَلَوْ كُنتَ فَظًّا غَلِيظَ ٱلْقَلْبِ لَٱنفَضُّوا۟ مِنْ حَوْلِكَ ۖ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱسْتَغْفِرْ لَهُمْ وَشَاوِرْهُمْ فِى ٱلْأَمْرِ ۖ فَإِذَا عَزَمْتَ فَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَوَكِّلِينَ ١٥٩
Febimâ rahmetim minallâhi linte lehum velev kunte fezzan ğalîzal kalbi lenfaddû min havlike fe'fu anhum vestağfir lehum veşâvirhum fil emri fe izâ azemte fetevekkel alellâhi innallâhe yuhibbul mutevekkilîn
159. Deme ki mahza Allah’dan bir rahmet iledir ki sen onlara yumuşak bulundun, eğer katı yürekli bir nobran olsa idin elbette etrafından dağılmış gitmişlerdi, o halde kusurlarını afvet de günahlarına istiğfar ediver ve emirde reiylerini al, sonra da azmettin mi artık Allah’a mütevekkil ol, çünkü Allah mütevekkil olanları sever.
إِن يَنصُرْكُمُ ٱللَّهُ فَلَا غَالِبَ لَكُمْ ۖ وَإِن يَخْذُلْكُمْ فَمَن ذَا ٱلَّذِى يَنصُرُكُم مِّنۢ بَعْدِهِۦ ۗ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ ١٦٠
İy yensurkumullâhu felâ ğâlibe lekum ve iy yahzulkum femen zellezî yensurukum mim ba'dihî ve alellâhi felyetevekkelil mu'minûn
160. Eğer Allah size nusrat verirse o vakit size galib yoktur, ve eğer O sizi yardımsız bırakırsa kimin haddinedir ki ondan sonra size yardım etsin? Ancak Allah’a dayansın O halde mü'minler.
وَمَا كَانَ لِنَبِىٍّ أَن يَغُلَّ ۚ وَمَن يَغْلُلْ يَأْتِ بِمَا غَلَّ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ ثُمَّ تُوَفَّىٰ كُلُّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ ١٦١
Vemâ kâne linebiyyin ey yağulle vemey yağlul ye'ti bimâ ğalle yevmel kıyâmeti summe tuveffâ kullu nefsim mâ kesebet vehum lâ yuzlemûn
161. Bir peygamber için, emanete hıyanet olur şey değildir, her kim hıyanet eder: ganimet ve hasılattan bir şey aşırırsa boynuna aldığını kıyamet günü yüklenir getirir, sonra da hersese kazandığı ödenir, hiç birine zulmedilmez.
أَفَمَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَ ٱللَّهِ كَمَنۢ بَآءَ بِسَخَطٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأْوَىٰهُ جَهَنَّمُ ۚ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ ١٦٢
Efemenittebe'a ridvânallâhi kemem bâ'e bisahatım minallâhi veme'vâhu cehennemu vebi'sel masîr
162. Ya o vakit Allah’ın rıdvanı peşinde giden kimse Allah’ın hışmına uğrayan ve yatağı cehennem olan kimseye benzer mi? O ne fena meaddır.
هُمْ دَرَجَـٰتٌ عِندَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ ١٦٣
Hum deracâtun indallâhi vallâhu besîrum bimâ ya'melûn
163. Onlar Allah indinde derece derecedirler, ve Allah her ne yapıyorsanız görüp duruyor.
لَقَدْ مَنَّ ٱللَّهُ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ إِذْ بَعَثَ فِيهِمْ رَسُولًا مِّنْ أَنفُسِهِمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتِهِۦ وَيُزَكِّيهِمْ وَيُعَلِّمُهُمُ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَإِن كَانُوا۟ مِن قَبْلُ لَفِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ ١٦٤
Lekad mennallâhu alel mu'minîne iz be'ase fîhim rasûlem min enfusihim yetlû aleyhim âyâtihî veyuzekkîhim veyu'allimuhumul kitâbe vel hikmete ve in kânû min kablu lefî dalâlim mubîn
164. Hakikaten Allah mü'minleri minnettar kıldı zira içlerinde kendilerinden bir Resul ba's buyurdu, onlara Allah’ın âyâtını okuyor, onları tezkiye ediyor, onlara kitap ve hikmet öğretiyor halbuki bundan evvel açık bir dalâl içinde idiler.
أَوَلَمَّآ أَصَـٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَدْ أَصَبْتُم مِّثْلَيْهَا قُلْتُمْ أَنَّىٰ هَـٰذَا ۖ قُلْ هُوَ مِنْ عِندِ أَنفُسِكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ١٦٥
Evelemmâ asâbetkum musîbetun kad asabtum misleyhâ kultum ennâ hâzâ kul huve min indi enfusikum innallâhe alâ kulli şey'in kadîr
165. Böyle iken size hasımlarınızın başına iki mislini getirdiğiniz bir musibet isabet ediverince bu nereden mi dediniz? Deki o kendi tarafınızıdan çünkü Allah her şeye kadir.
وَمَآ أَصَـٰبَكُمْ يَوْمَ ٱلْتَقَى ٱلْجَمْعَانِ فَبِإِذْنِ ٱللَّهِ وَلِيَعْلَمَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٦٦ وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ نَافَقُوا۟ ۚ وَقِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ قَـٰتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَوِ ٱدْفَعُوا۟ ۖ قَالُوا۟ لَوْ نَعْلَمُ قِتَالًا لَّٱتَّبَعْنَـٰكُمْ ۗ هُمْ لِلْكُفْرِ يَوْمَئِذٍ أَقْرَبُ مِنْهُمْ لِلْإِيمَـٰنِ ۚ يَقُولُونَ بِأَفْوَٰهِهِم مَّا لَيْسَ فِى قُلُوبِهِمْ ۗ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا يَكْتُمُونَ ١٦٧
166. Vemâ asâbekum yevmel takal cem'âni febi'iznillâhi veliya'lemel mu'minîn
167. Veliya'lemellezîne nâfakû vekîle lehum te'âlev kâtilû fî sebîlillâhi evidfe'û kâlû lev na'lemu kıtâlel letteba'nâkum hum lilkufri yevme'izin akrabu minhum lil'îmâni yakûlûne bi efvâhihim mâ leyse fî kulûbihim vallâhu a'lemu bimâ yektumûn
166-167. O iki cem'iyet çarpıştığı gün başınıza gelen de yine Allah’ın izniledir. Hem mü'minleri belli edeceği için hem münafıklık edenleri belli edeceği için ki bunlara gelin Allah yolunda muharebeye girin veya müdafaada olsun bulunun" denilmişti, "bir muharebe bilse arkanızdan gelirdik" dediler, onlar o gün imandan ziyade küfre yakın idiler, ağızlarile kalblerinde olmayanı söylüyorlardı, Allah daha iyi bilirken neyi gizliyorlardı.
Kaynak metinde bu âyetlerin meali birbirine geçtiği için birlikte gösteriliyor.
ٱلَّذِينَ قَالُوا۟ لِإِخْوَٰنِهِمْ وَقَعَدُوا۟ لَوْ أَطَاعُونَا مَا قُتِلُوا۟ ۗ قُلْ فَٱدْرَءُوا۟ عَنْ أَنفُسِكُمُ ٱلْمَوْتَ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ١٦٨
Ellezîne kâlû li ihvânihim veka'adû lev atâ'ûnâ mâ kutilû kul fedra'û an enfusikumul mevte in kuntum sâdikîn
168. Onlar ki oturdular da muharebeye giden ihvanları için "bizi dinleselerdi katl olunmazlardı" dediler, deki haydin o halde kendinizden ölümü defedin eğer gerçeseniz.
وَلَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ قُتِلُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ أَمْوَٰتًۢا ۚ بَلْ أَحْيَآءٌ عِندَ رَبِّهِمْ يُرْزَقُونَ ١٦٩
Velâ tahsebennellezîne kutilû fî sebîlillâhi emvâtem bel ahyâ'un inde rabbihim yurzakûn
169. Ve sakın Allah yolunda katledilenleri ölmüşler sanma, hayır, hep hayattadırlar, Rab’lerinin indinde yaşarlar.
فَرِحِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ وَيَسْتَبْشِرُونَ بِٱلَّذِينَ لَمْ يَلْحَقُوا۟ بِهِم مِّنْ خَلْفِهِمْ أَلَّا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ١٧٠
Ferihîne bimâ âtâhumullâhu min fadlihî veyestebşirûne billezîne lem yelhakû bihim min halfihim ellâ havfun aleyhim velâ hum yahzenûn
170. Allah’ın fazlından kendilerine bahş ettiği saadetle şadgâm olarak merzuk olurlar, arkalarından şehadetle kendilerine yetişemiyen mücahidler hakkında da şunu istibşar ederler ki onlara bir korku yok, onlar da mahzun olmıyacaklar.
۞ يَسْتَبْشِرُونَ بِنِعْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٧١
Yestebşirûne bini'metim minallâhi vefadliv ve ennallâhe lâ yudî'u ecral mu'minîn
171. Allah’ın bir ni'metini bir de fazlını ve Allah mü'minlerin ecrini zayi etmiyeceğini istibşar ederler.
ٱلَّذِينَ ٱسْتَجَابُوا۟ لِلَّهِ وَٱلرَّسُولِ مِنۢ بَعْدِ مَآ أَصَابَهُمُ ٱلْقَرْحُ ۚ لِلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ مِنْهُمْ وَٱتَّقَوْا۟ أَجْرٌ عَظِيمٌ ١٧٢
Ellezînestecâbû lillâhi ver rasûli mim ba'di mâ asâbehumul karhu lillezîne ahsenû minhum vettakav ecrun azîm
172. Hele o, kendilerine yara değdikten sonra Allah’ın ve peygamberin emrine icabet eyleyenler: mü'minler içinden bilhassa böyle ihsan ve ittika edenler için pek büyük bir ecir var.
ٱلَّذِينَ قَالَ لَهُمُ ٱلنَّاسُ إِنَّ ٱلنَّاسَ قَدْ جَمَعُوا۟ لَكُمْ فَٱخْشَوْهُمْ فَزَادَهُمْ إِيمَـٰنًا وَقَالُوا۟ حَسْبُنَا ٱللَّهُ وَنِعْمَ ٱلْوَكِيلُ ١٧٣
Ellezîne kâle lehumun nâsu innen nâse kad ceme'û lekum fehşevhum fezâdehum îmânev vekâlû hasbunellâhu veni'mel vekîl
173. Onlar ki nâs kendilerine haberiniz olsun nas sizin için tahşidat yaptılar onun için onlardan korkun dediler de bu kendilerinin imanlarını artırdı Allah yetişir bize o ne güzel vekil dediler.
فَٱنقَلَبُوا۟ بِنِعْمَةٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَفَضْلٍ لَّمْ يَمْسَسْهُمْ سُوٓءٌ وَٱتَّبَعُوا۟ رِضْوَٰنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ ذُو فَضْلٍ عَظِيمٍ ١٧٤
Fenkalebû bini'metim minallâhi vefadlil lem yemseshum sû'uv vettebe'û ridvânallâhi vallâhu zû fadlin azîm
174. Sonra da kendilerine hiç bir keder dokunmaksızın Allah’dan bir nimet ve bir fazl ile avdet ettiler ve Allah’ın rızası ardınca gittiler, daha çok büyük bir fazlın sahibidir Allah.
إِنَّمَا ذَٰلِكُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ يُخَوِّفُ أَوْلِيَآءَهُۥ فَلَا تَخَافُوهُمْ وَخَافُونِ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ١٧٥
İnnemâ zâlikumuş şeytânu yuhavvifu evliyâ'ehû felâ tahâfûhum vehâfûni in kuntum mu'minîn
175. Size o haberi getiren Şeytan sade kendi dostlarını korkutur, siz ondan korkmayın da bana isyandan korkun eğer mü'minlerseniz.
وَلَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ ۚ إِنَّهُمْ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًٔا ۗ يُرِيدُ ٱللَّهُ أَلَّا يَجْعَلَ لَهُمْ حَظًّا فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ عَظِيمٌ ١٧٦
Velâ yahzunkellezîne yusâri'ûne fil kufri innehum ley yadurrullâhe şey'ey yurîdullâhu ellâ yec'ale lehum hazzan fil âhırati velehum azâbun azîm
176. Sana da o küfürde yarışanlar hüzün vermesin çünkü onlar Allah’a bir zarar edebilecek değiller, Allah onlara Ahiret’te bir hazz vermemek istiyor, onlara azîm bir azab var.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ٱشْتَرَوُا۟ ٱلْكُفْرَ بِٱلْإِيمَـٰنِ لَن يَضُرُّوا۟ ٱللَّهَ شَيْـًٔا وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ١٧٧
İnnellezîneşteravul kufra bil îmâni ley yadurrullâhe şey'ev velehum azâbun elîm
177. Şüphesiz iman bedeline küfrü satın alanlar Allah’a zerrece zarar verecek değiller ve onlar için elîm bir azb var.
وَلَا يَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ أَنَّمَا نُمْلِى لَهُمْ خَيْرٌ لِّأَنفُسِهِمْ ۚ إِنَّمَا نُمْلِى لَهُمْ لِيَزْدَادُوٓا۟ إِثْمًا ۚ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ ١٧٨
Velâ yahsebennellezîne keferû ennemâ numlî lehum hayrul li'enfusihim innemâ numlî lehum liyezdâdû ismev velehum azâbum muhîn
178. Bir de o küfredenler kendilerini bırakışımızı zinhar kendileri için bir hayır sanmasınlar biz onları sırf günahlarını artsınlar diye bırakıyoruz, hem onlara zillet verici bir azab var.
مَّا كَانَ ٱللَّهُ لِيَذَرَ ٱلْمُؤْمِنِينَ عَلَىٰ مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ حَتَّىٰ يَمِيزَ ٱلْخَبِيثَ مِنَ ٱلطَّيِّبِ ۗ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُطْلِعَكُمْ عَلَى ٱلْغَيْبِ وَلَـٰكِنَّ ٱللَّهَ يَجْتَبِى مِن رُّسُلِهِۦ مَن يَشَآءُ ۖ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۚ وَإِن تُؤْمِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَلَكُمْ أَجْرٌ عَظِيمٌ ١٧٩ وَلَا يَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ هُوَ خَيْرًا لَّهُم ۖ بَلْ هُوَ شَرٌّ لَّهُمْ ۖ سَيُطَوَّقُونَ مَا بَخِلُوا۟ بِهِۦ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ وَلِلَّهِ مِيرَٰثُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَٱللَّهُ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرٌ ١٨٠
179. Mâ kânallâhu liyezeral mu'minîne alâ mâ entum aleyhi hattâ yemîzel habîse minet tayyibi vemâ kânallâhu liyutli'akum alel ğaybi velâkinnallâhe yectebî mir rusulihî mey yeşâ'u fe âminû billâhi verusulihî ve in tu'minû vetettakû felekum ecrun azîm
180. Velâ yahsebennellezîne yebhalûne bimâ âtâhumullâhu min fadlihî huve hayral lehum bel huve şerrul lehum seyutavvakûne mâ behılû bihî yevmel kıyâmeti velillâhi mîrâsus semâvâti vel ardı vallâhu bimâ ta'melûne habîr
179-180. Allah mü'minleri bulunduğunuz hal üzere bırakacak değildir, nihayet murdarı temizden ayıracak, Allah sizleri gaybe muttalı' kılacak da değil ve lâkin Allah ona Resulleri’nden dilediğini seçer, onun için Allah’a ve Resullerine iman edin ve eğer iman eder ve korunursanız size de azîm bir ecir var. Allah’ın fazlından kendilerine bahşettiği şeye bahillik edenler sakın onu kendilerine hayırlı sanmasınlar hayır o, onlar için bir şerdir, yarın kıyamet günü o kıskandıkları mal boyunlarına tomruk edilecek kaldı ki göklerin ve yerin mirası hep Allah’ın ve Allah her ne yaparsanız haberdardır.
Kaynak metinde bu âyetlerin meali birbirine geçtiği için birlikte gösteriliyor.
لَّقَدْ سَمِعَ ٱللَّهُ قَوْلَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ فَقِيرٌ وَنَحْنُ أَغْنِيَآءُ ۘ سَنَكْتُبُ مَا قَالُوا۟ وَقَتْلَهُمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَنَقُولُ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْحَرِيقِ ١٨١
Lekad semi'allâhu kavlellezîne kâlû innallâhe fekîruv venahnu ağniyâ'u senektubu mâ kâlû vekatlehumul embiyâ'e biğayri hakkıv venakûlu zûkû azâbel harîk
181. Elbette Allah onların: "o herhalde Allah fakirdir, bizler zenginiz" diyenlerin lâkırdılarını işitti, o dediklerini peygamberi nâhak yere öldürdüklerile beraber yazacağız da diyeceğiz: tadın bakalım o yangın azabını.
ذَٰلِكَ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيكُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ لَيْسَ بِظَلَّامٍ لِّلْعَبِيدِ ١٨٢
Zâlike bimâ kaddemet eydîkum ve ennallâhe leyse bizallâmil lil'abîd
182. Bu sizin ellerinizin takdim ettiği ve Allah’ın zulümkâr olmaması yüzündendir o kullara.
ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ عَهِدَ إِلَيْنَآ أَلَّا نُؤْمِنَ لِرَسُولٍ حَتَّىٰ يَأْتِيَنَا بِقُرْبَانٍ تَأْكُلُهُ ٱلنَّارُ ۗ قُلْ قَدْ جَآءَكُمْ رُسُلٌ مِّن قَبْلِى بِٱلْبَيِّنَـٰتِ وَبِٱلَّذِى قُلْتُمْ فَلِمَ قَتَلْتُمُوهُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ١٨٣
Ellezîne kâlû innallâhe ahide ileynâ ellâ nu'mine lirasûlin hattâ ye'tiyenâ bikurbânin te'kuluhun nâru kul kad câ'ekum rusulum min kablî bil beyyinâti vebillezî kultum felime kateltumûhum in kuntum sâdikîn
183. Onlar ki "Allah dediler: bize şöyle and verdi: bize ateşin yiyeceği bir kurban getirinceye kadar hiç bir Resul’e iman etmiyeceğiz" de ki size benden evvel bir takım Resuller beyyinelerle gelmiş ve o dediğinizi de getirmiş idi ya onları niçin katlettiniz doğru iseniz?
فَإِن كَذَّبُوكَ فَقَدْ كُذِّبَ رُسُلٌ مِّن قَبْلِكَ جَآءُو بِٱلْبَيِّنَـٰتِ وَٱلزُّبُرِ وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُنِيرِ ١٨٤
Fe in kezzebûke fekad kuzzibe rusulum min kablike câ'û bil beyyinâti vez zuburi vel kitâbil munîr
184. Şimdi seni tekzib ettilerse senden evvel de bir çok Resuller tekzib olundu ki o beyyineler ve o hikmetil sahifeler, ve o nurlu kitap ile gelmişlerdi.
كُلُّ نَفْسٍ ذَآئِقَةُ ٱلْمَوْتِ ۗ وَإِنَّمَا تُوَفَّوْنَ أُجُورَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۖ فَمَن زُحْزِحَ عَنِ ٱلنَّارِ وَأُدْخِلَ ٱلْجَنَّةَ فَقَدْ فَازَ ۗ وَمَا ٱلْحَيَوٰةُ ٱلدُّنْيَآ إِلَّا مَتَـٰعُ ٱلْغُرُورِ ١٨٥
Kullu nefsin zâ'ikatul mevti ve innemâ tuveffevne ucûrakum yevmel kıyâmeti femen zuhziha anin nâri ve udhılel cennete fekad fâze vemel hayâtud dunyâ illâ metâ'ul ğurûr
185. Her nefis ölümü tadacak, ecirleriniz ancak kıyamet günü tamamlanacak, o vakit kim ateşten uzaklaştırılır da cennete konulursa işte o murada erdi, yoksa dunyâ hayât aldatıcı bir meta'dan başka bir şey değil.
۞ لَتُبْلَوُنَّ فِىٓ أَمْوَٰلِكُمْ وَأَنفُسِكُمْ وَلَتَسْمَعُنَّ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَمِنَ ٱلَّذِينَ أَشْرَكُوٓا۟ أَذًى كَثِيرًا ۚ وَإِن تَصْبِرُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ذَٰلِكَ مِنْ عَزْمِ ٱلْأُمُورِ ١٨٦
Letublevunne fî emvâlikum ve enfusikum veletesme'unne minellezîne ûtul kitâbe min kablikum veminellezîne eşrakû ezen kesîrav ve in tasbirû vetettakû fe inne zâlike min azmil umûr
186. Lâbüd mallarınızda ve canlarınızda imtihan olunacaksınız, ve her halde gerek sizden evvel kitap verilenlerden ve gerek müşriklerden bir çok incidecek sözler işideceksiniz, eğer sabr eder ve tekva yoluna gider, korunursanız işte bu azmolunacak umurdandır.
وَإِذْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَـٰقَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ لَتُبَيِّنُنَّهُۥ لِلنَّاسِ وَلَا تَكْتُمُونَهُۥ فَنَبَذُوهُ وَرَآءَ ظُهُورِهِمْ وَٱشْتَرَوْا۟ بِهِۦ ثَمَنًا قَلِيلًا ۖ فَبِئْسَ مَا يَشْتَرُونَ ١٨٧
Ve iz ahazallâhu mîsâkallezîne ûtul kitâbe letubeyyinunnehû linnâsi velâ tektumûnehû fenebezûhu verâ'e zuhûrihim veşterav bihî semenen kalîlen febi'se mâ yeşterûn
187. Vaktile Allah kendilerine kitap verilen okur yazarların şöyle misakını aldı: Celâlim Hakk’ı için onu nâsa anlatacaksınız, ketmetmeyeceksiniz, derken onlar onu omuzlarının arkasına attılar da mukabilinde biraz para aldılar, bakın ne kötü alış veriş.
لَا تَحْسَبَنَّ ٱلَّذِينَ يَفْرَحُونَ بِمَآ أَتَوا۟ وَّيُحِبُّونَ أَن يُحْمَدُوا۟ بِمَا لَمْ يَفْعَلُوا۟ فَلَا تَحْسَبَنَّهُم بِمَفَازَةٍ مِّنَ ٱلْعَذَابِ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ١٨٨
Lâ tahsebennellezîne yefrahûne bimâ etev veyuhibbûne ey yuhmedû bimâ lem yef'alû felâ tahsebennehum bimefâzetim minel azâbi velehum azâbun elîm
188. O ettiklerine sevinen ve yaptıkları işle metholunmayı seven kimseleri de sakın azabdan âzâde sanma, hem onlara elîm bir azab var.
وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ١٨٩
Velillâhi mulkus semâvâti vel ardı vallâhu alâ kulli şey'in kadîr
189. göklerin ve yerin mülkü Allah’ın’dır ve Allah her şeye kadirdir.
إِنَّ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَٱخْتِلَـٰفِ ٱلَّيْلِ وَٱلنَّهَارِ لَـَٔايَـٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ ١٩٠
İnne fî halkıs semâvâti vel ardı vehtilâfilleyli ven nehâri le âyâtil li'ulil elbâb
190. Elbette o göklerin ve yerin yaradılışında ve gece ile gündüzün ard arda gelişinde şüphesiz âyetler var (vicdanları temiz) ülül'elbab için.
ٱلَّذِينَ يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ قِيَـٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِهِمْ وَيَتَفَكَّرُونَ فِى خَلْقِ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ رَبَّنَا مَا خَلَقْتَ هَـٰذَا بَـٰطِلًا سُبْحَـٰنَكَ فَقِنَا عَذَابَ ٱلنَّارِ ١٩١
Ellezîne yezkurûnallâhe kıyâmev veku'ûdev ve alâ cunûbihim veyetefekkerûne fî halkıs semâvâti vel ardı rabbenâ mâ halakte hâzâ bâtılen subhâneke fekınâ azâben nâr
191. Onlar ki gerek kıyâm-u kuudde ve gerek yanları üzerinde hep Allah’ı zikrederler ve Göklerin, Yerin yaradılışında fikr ederler: ya Rabbena, derler: bunu sen boşuna yaratmadın sübhansın, o halde bizleri o ateş azabından korur.
رَبَّنَآ إِنَّكَ مَن تُدْخِلِ ٱلنَّارَ فَقَدْ أَخْزَيْتَهُۥ ۖ وَمَا لِلظَّـٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ ١٩٢
Rabbenâ inneke men tudhılin nâra fekad ahzeytehû vemâ lizzâlimîne min ensâr
192. Rabbena: çünkü sen kimi o ateşe sokarsan onu muhakkak rüsva ve perişan etmişindir, zalimlerin de yardımcıları yoktur.
رَّبَّنَآ إِنَّنَا سَمِعْنَا مُنَادِيًا يُنَادِى لِلْإِيمَـٰنِ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِرَبِّكُمْ فَـَٔامَنَّا ۚ رَبَّنَا فَٱغْفِرْ لَنَا ذُنُوبَنَا وَكَفِّرْ عَنَّا سَيِّـَٔاتِنَا وَتَوَفَّنَا مَعَ ٱلْأَبْرَارِ ١٩٣
Rabbenâ innenâ semi'nâ munâdiyey yunâdî lil'îmâni en âminû birabbikum fe âmennâ rabbenâ feğfir lenâ zunûbenâ vekeffir annâ seyyi'âtinâ veteveffenâ me'al ebrâr
193. Rabbena! Cidden bizler bir münadı işittik, imana çağırıyor; Rabbiniz’e iman edin diyordu, dinledik iman ettik, Rabbena! mağfiretinle artık günahlarımızı bizlere bağışla, kabahaetlerimizi: bizlerden keffaret buyur ve bizleri sana ermiş kullarınla beraber yanına al.
رَبَّنَا وَءَاتِنَا مَا وَعَدتَّنَا عَلَىٰ رُسُلِكَ وَلَا تُخْزِنَا يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ إِنَّكَ لَا تُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ ١٩٤
Rabbenâ ve âtinâ mâ ve attenâ alâ rusulike velâ tuhzinâ yevmel kıyâmeti inneke lâ tuhliful mî'âd
194. Rabbena! Hem peygamberleri’ne karşı bizlere vaadettiklerini ihsan buyur da Kıyamet günü yüzlerimizi kara çıkarma, şüphe yok ki sen va'dinde hulfetmezsin.
فَٱسْتَجَابَ لَهُمْ رَبُّهُمْ أَنِّى لَآ أُضِيعُ عَمَلَ عَـٰمِلٍ مِّنكُم مِّن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ ۖ بَعْضُكُم مِّنۢ بَعْضٍ ۖ فَٱلَّذِينَ هَاجَرُوا۟ وَأُخْرِجُوا۟ مِن دِيَـٰرِهِمْ وَأُوذُوا۟ فِى سَبِيلِى وَقَـٰتَلُوا۟ وَقُتِلُوا۟ لَأُكَفِّرَنَّ عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَأُدْخِلَنَّهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ثَوَابًا مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عِندَهُۥ حُسْنُ ٱلثَّوَابِ ١٩٥
Festecâbe lehum rabbuhum ennî lâ udî'u amele âmilim minkum min zekerin ev unsâ ba'dukum mim ba'dın fellezîne hâcerû ve uhricû min diyârihim ve ûzû fî sebîlî vekâtelû vekutilû le ukeffiranne anhum seyyi'âtihim vele'udhılennehum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru sevâbem min indillâhi vallâhu indehû husnus sevâb
195. Rab’leri de dualarına şöyle icabet buyurdu: her halde ben içinizden gerek erkek ve gerek dişi hiç bir hayr işleyenin işlediğini boşa gidermem, hep biribirinizdensiniz, benim için hicret edenlerin, yurtlarından çıkarılanların, benim yolumda işkenceye uğrıyanların, cihada gidenlerin ve bu uğurda katledilenlerin, kabahatlerini taraflarından keffaretleyeceğim, onları altından ırmaklar akar cennetlere koyacağım, tasavvur edemeyeceğiniz bir sevâb ile Allah tarafından müsâb olacaklar, sevâbın da en güzeli Allah yanında.
لَا يَغُرَّنَّكَ تَقَلُّبُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ ١٩٦
Lâ yağurranneke takallubullezîne keferû fil bilâd
196. O Allah’ı tanımayanların refah içinde diyar diyar dönüp dolaşmaları sakın seni aldatmasın.
مَتَـٰعٌ قَلِيلٌ ثُمَّ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۚ وَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ ١٩٧
Metâ'un kalîlun summe me'vâhum cehennemu vebi'sel mihâd
197. Az bir zevk, sonra varacakları cehennem, ne fena döşek.
لَـٰكِنِ ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوْا۟ رَبَّهُمْ لَهُمْ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا نُزُلًا مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ ۗ وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيْرٌ لِّلْأَبْرَارِ ١٩٨
Lâkinillezînettakav rabbehum lehum cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ nuzulem min indillâhi vemâ indallâhi hayrul lil'ebrâr
198. Lâkin o Allah’dan korkan, korunan kullar, onlar için cennetler var altından ırmaklar akar, içlerinde kamak üzere onlar, Allah tarafından konukluklar, Allah yanındaki ise ermişler için daha hayırlıdır.
وَإِنَّ مِنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ لَمَن يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُمْ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِمْ خَـٰشِعِينَ لِلَّهِ لَا يَشْتَرُونَ بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا ۗ أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ أَجْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ ١٩٩
Ve inne min ehlil kitâbi lemey yu'minu billâhi vemâ unzile ileykum vemâ unzile ileyhim hâşi'îne lillâhi lâ yeşterûne bi âyâtillâhi semenen kalîlen ulâ'ike lehum ecruhum inde rabbihim innallâhe serî'ul hisâb
199. Şüphesiz Ehl-i Kitâb içinden kimi de vardır ki, Allah’a iman ettikleri gibi Allah için hakka boyun eğerek kendilerine indirilene de size indirilene de iman ederler, Allah’ın âyâtını bir kaç paraya satmazlar, işte bunlar, Rab’lerinin indinde kendilerinin ecirleri vardır, şüphe yok ki Allah hesabını çabuk yapar.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱصْبِرُوا۟ وَصَابِرُوا۟ وَرَابِطُوا۟ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٢٠٠
Yâ eyyuhellezîne âmenusbirû vesâbirû verâbitû vettakullâhe le'allekum tuflihûn
200. Ey o bütün iymân edenler! sabredin ve sabır yarışında düşmanlarınızı geçin ve cihad için hazır ve rabıtalı bulunun ve Allah’a korunun ki felâh bulasınız.