Nisâ Sûresi النساء
Nisâ Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 4. sûresidir ve 176 âyettir; mushafta 4., 5., 6. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Nisâ Sûresi sesli dinle (1 sa 32 dk)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
Bu sûrede 3 âyetin meali, kaynak metindeki aktarım hatası nedeniyle gösterilmiyor (Arapçası tamdır).
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ ٱتَّقُوا۟ رَبَّكُمُ ٱلَّذِى خَلَقَكُم مِّن نَّفْسٍ وَٰحِدَةٍ وَخَلَقَ مِنْهَا زَوْجَهَا وَبَثَّ مِنْهُمَا رِجَالًا كَثِيرًا وَنِسَآءً ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِى تَسَآءَلُونَ بِهِۦ وَٱلْأَرْحَامَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَيْكُمْ رَقِيبًا ١
Yâ eyyuhen nâsuttakû rabbekumullezî halakakum min nefsiv vâhidetiv vehalaka minhâ zevcehâ vebesse minhumâ ricâlen kesîrav venisâ'ev vettakullâhellezî tesâ'elûne bihî vel erhâme innallâhe kâne aleykum rakîbâ
1. Ey o bütün insan kümeleri! Sakının o Rabbiniz’e karşı gelmekten ki sizleri bir tek nefisten yarattı, ondan eşini yarattı da ikisinden bir çok erkekler ve dişiler üretti, sakının o Allah’a karşı gelmekten ki siz onun ve o rahimlerin hurmetine biribirinizden dilek dilersiniz, çünkü o Allah üzerinizde gözcü bulunuyor.
وَءَاتُوا۟ ٱلْيَتَـٰمَىٰٓ أَمْوَٰلَهُمْ ۖ وَلَا تَتَبَدَّلُوا۟ ٱلْخَبِيثَ بِٱلطَّيِّبِ ۖ وَلَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَهُمْ إِلَىٰٓ أَمْوَٰلِكُمْ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ حُوبًا كَبِيرًا ٢
Ve âtul yetâmâ emvâlehum velâ tetebeddelul habîse bit tayyibi velâ te'kulû emvâlehum ilâ emvâlikum innehû kâne hûben kebîrâ
2. Allah’dan korkun da yetimlere mallarını verin ve temizi murdara (halâli harama) değişmeyin, onların mallarını kenid mallarınıza katıp yemeyin çünkü o büyük bir vebal bulunuyor.
وَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تُقْسِطُوا۟ فِى ٱلْيَتَـٰمَىٰ فَٱنكِحُوا۟ مَا طَابَ لَكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ مَثْنَىٰ وَثُلَـٰثَ وَرُبَـٰعَ ۖ فَإِنْ خِفْتُمْ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ فَوَٰحِدَةً أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ ۚ ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَلَّا تَعُولُوا۟ ٣
Ve in hıftum ellâ tuksitû fil yetâmâ fenkihû mâ tâbe lekum minen nisâ'i mesnâ vesulâse verubâ'a fe in hıftum ellâ ta'dilû fevâhideten ev mâ meleket eymânukum zâlike ednâ ellâ te'ûlû
3. Eğer yetimlerin haklarını gözetemiyeceğinizden korkarsanız size helâl olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder nikâh edin ve eğer bu surette adalet yapamıyacağınızdan korkarsanız o zaman bir tane veya milkiniz cariye alın, ağmamanız için bu daha muvafıktır.
وَءَاتُوا۟ ٱلنِّسَآءَ صَدُقَـٰتِهِنَّ نِحْلَةً ۚ فَإِن طِبْنَ لَكُمْ عَن شَىْءٍ مِّنْهُ نَفْسًا فَكُلُوهُ هَنِيٓـًٔا مَّرِيٓـًٔا ٤
Ve âtun nisâ'e sadukâtihinne nihleten fe in tıbne lekum an şey'im minhu nefsen fekulûhu henî'em merî'â
4. Ve aldığınız kadınlara mihirlerini efendicesine verin, şayed ondan birazını kendileri gönül hoşluğile bağışlarlarsa onu da içinize sine sine yeyin.
وَلَا تُؤْتُوا۟ ٱلسُّفَهَآءَ أَمْوَٰلَكُمُ ٱلَّتِى جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ قِيَـٰمًا وَٱرْزُقُوهُمْ فِيهَا وَٱكْسُوهُمْ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا ٥
Velâ tu'tus sufehâ'e emvâlekumulletî ce'alallâhu lekum kıyâmev verzukûhum fîhâ veksûhum vekûlû lehum kavlem ma'rûfâ
5. Maamafih Allah’ın sizi başına diktiği mallarınızı sefihlere vermeyin de bunlarda yapacağınız tasarruf ile onları besleyin ve geydirin ve kendilerine güzel güzel nasihat edin.
وَٱبْتَلُوا۟ ٱلْيَتَـٰمَىٰ حَتَّىٰٓ إِذَا بَلَغُوا۟ ٱلنِّكَاحَ فَإِنْ ءَانَسْتُم مِّنْهُمْ رُشْدًا فَٱدْفَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ ۖ وَلَا تَأْكُلُوهَآ إِسْرَافًا وَبِدَارًا أَن يَكْبَرُوا۟ ۚ وَمَن كَانَ غَنِيًّا فَلْيَسْتَعْفِفْ ۖ وَمَن كَانَ فَقِيرًا فَلْيَأْكُلْ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ فَإِذَا دَفَعْتُمْ إِلَيْهِمْ أَمْوَٰلَهُمْ فَأَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِمْ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ حَسِيبًا ٦
Vebtelul yetâmâ hattâ izâ belağun nikâha fe in ânestum minhum ruşden fedfe'û ileyhim emvâlehum velâ te'kulûhâ isrâfev vebidâran ey yekberû vemen kâne ğaniyyen felyesta'fif vemen kâne fekîran felye'kul bil ma'rûfi fe izâ defa'tum ileyhim emvâlehum fe eşhidû aleyhim vekefâ billâhi hasîbâ
6. Ve yetimleri nikâh çağına ermelerine kadar gözedip deneyin, o vakit kendilerinden bir rüşd hissettiniz mi hemen mallarını kendilerine teslim edin, büyüyecekler de ellerine alacaklar diye o malları israfla yemeğe kalkmayın ihtiyacı olmayan tenezzül etmesin, muhtaç olan da meşru surette bir şey yesin, mallarını kendilerine teslim ettiğiniz zaman da karşılarında şahid bulundurun, hesabınızı doğru tutmak için Allah’ın harekâtınızı hesaba çekmekte olması yeter.
لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ مِمَّا قَلَّ مِنْهُ أَوْ كَثُرَ ۚ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا ٧
Lirricâli nasîbum mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne velinnisâ'i nasîbum mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne mimmâ kalle minhu ev kesura nasîbem mefrûdâ
7. Erkeklere bir pay var: ana baba ve en yakın akrabanın bıraktığından, dişilere de bir pay var: ana bana ve en yakın akrabanın bıraktığından, azından da çoğundan da, farz kılınmış birer pay.
وَإِذَا حَضَرَ ٱلْقِسْمَةَ أُو۟لُوا۟ ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينُ فَٱرْزُقُوهُم مِّنْهُ وَقُولُوا۟ لَهُمْ قَوْلًا مَّعْرُوفًا ٨
Ve izâ hadaral kısmete ulul kurbâ vel yetâmâ vel mesâkînu ferzukûhum minhu vekûlû lehum kavlem ma'rûfâ
8. Miras taksim olunurken uzak karabeti bulunanlar ve yetimler, miskinler de hazır bulunuyorlarsa hem kendilerine ondan biraz bir şey verin hem de gönüllerini alacak sözler söyleyin.
وَلْيَخْشَ ٱلَّذِينَ لَوْ تَرَكُوا۟ مِنْ خَلْفِهِمْ ذُرِّيَّةً ضِعَـٰفًا خَافُوا۟ عَلَيْهِمْ فَلْيَتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَلْيَقُولُوا۟ قَوْلًا سَدِيدًا ٩
Velyahşellezîne lev terakû min halfihim zurriyyeten dı'âfen hâfû aleyhim felyettakullâhe velyakûlû kavlen sedîdâ
9. Hem titresin o kimseler ki arkalarına elleri ermez, güçleri yetmez bir zürriyyet bırakacak olsalardı onlara karşı korkacaklardı, o halde Allah’dan korksunlar ve sağlam söz söylesinler.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَأْكُلُونَ أَمْوَٰلَ ٱلْيَتَـٰمَىٰ ظُلْمًا إِنَّمَا يَأْكُلُونَ فِى بُطُونِهِمْ نَارًا ۖ وَسَيَصْلَوْنَ سَعِيرًا ١٠
İnnellezîne ye'kulûne emvâlel yetâmâ zulmen innemâ ye'kulûne fî butûnihim nârav veseyaslevne se'îrâ
10. Yetimlerin zulmen mallarını yiyenler muhakkak karınlarında sırf bir ateş yerler ve yarın bir çılgın ateşe yaslanırlar.
يُوصِيكُمُ ٱللَّهُ فِىٓ أَوْلَـٰدِكُمْ ۖ لِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۚ فَإِن كُنَّ نِسَآءً فَوْقَ ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُنَّ ثُلُثَا مَا تَرَكَ ۖ وَإِن كَانَتْ وَٰحِدَةً فَلَهَا ٱلنِّصْفُ ۚ وَلِأَبَوَيْهِ لِكُلِّ وَٰحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ مِمَّا تَرَكَ إِن كَانَ لَهُۥ وَلَدٌ ۚ فَإِن لَّمْ يَكُن لَّهُۥ وَلَدٌ وَوَرِثَهُۥٓ أَبَوَاهُ فَلِأُمِّهِ ٱلثُّلُثُ ۚ فَإِن كَانَ لَهُۥٓ إِخْوَةٌ فَلِأُمِّهِ ٱلسُّدُسُ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِى بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ۗ ءَابَآؤُكُمْ وَأَبْنَآؤُكُمْ لَا تَدْرُونَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ لَكُمْ نَفْعًا ۚ فَرِيضَةً مِّنَ ٱللَّهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا ١١
Yûsîkumullâhu fî evlâdikum lizzekeri mislu hazzıl unseyeyni fe in kunne nisâ'en fevkasneteyni felehunne sulusâ mâ terake ve in kânet vâhideten felehen nisfu veli'ebeveyhi likulli vâhidim minhumes sudusu mimmâ terake in kâne lehû veledun fe il lem yekul lehû veleduv veverisehû ebevâhu feli'ummihis sulusu fe in kâne lehû ihvetun feli'ummihis sudusu mim ba'di vesıyyetiy yûsî bihâ ev deynin âbâ'ukum ve ebnâ'ukum lâ tedrûne eyyuhum akrabu lekum nef'an ferîdatem minallâhi innallâhe kâne alîmen hakîmâ
11. Allah size miras taksimi şöyle ferman buyuruyor: Evlâdınızda: Erkeğe iki dişi payı kadar, eğer hepsi dişi olmak üzere ikiden ziyade iseler bunlara terikenin üçte ikisi, ve eğer bir tek kız ise o zaman ona yarısı; ebeveyni için: Her birine ölenin terikesinden altıda bir şayed çocuğu varsa, amma çocuğu yok da anası babası varis bulunuyorsa anasına üçte bir, eğer ölenin kardeşleri de varsa o vakit anasına altıda bir, hep ettiği vasıyyetten veya borcundan sonra; babalarınız ve oğullarınız bilmezsiniz ki onların hangisi menfaatçe size daha yakındır, bütün bunlar Allah’dan birer feriza, her halde Allah Alim, Hakim bulunuyor.
۞ وَلَكُمْ نِصْفُ مَا تَرَكَ أَزْوَٰجُكُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّهُنَّ وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَ لَهُنَّ وَلَدٌ فَلَكُمُ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْنَ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصِينَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ۚ وَلَهُنَّ ٱلرُّبُعُ مِمَّا تَرَكْتُمْ إِن لَّمْ يَكُن لَّكُمْ وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَ لَكُمْ وَلَدٌ فَلَهُنَّ ٱلثُّمُنُ مِمَّا تَرَكْتُم ۚ مِّنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ تُوصُونَ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ ۗ وَإِن كَانَ رَجُلٌ يُورَثُ كَلَـٰلَةً أَوِ ٱمْرَأَةٌ وَلَهُۥٓ أَخٌ أَوْ أُخْتٌ فَلِكُلِّ وَٰحِدٍ مِّنْهُمَا ٱلسُّدُسُ ۚ فَإِن كَانُوٓا۟ أَكْثَرَ مِن ذَٰلِكَ فَهُمْ شُرَكَآءُ فِى ٱلثُّلُثِ ۚ مِنۢ بَعْدِ وَصِيَّةٍ يُوصَىٰ بِهَآ أَوْ دَيْنٍ غَيْرَ مُضَآرٍّ ۚ وَصِيَّةً مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَلِيمٌ ١٢
Velekum nisfu mâ terake ezvâcukum il lem yekul lehunne veledun fe in kâne lehunne veledun felekumur rubu'u mimmâ terakne mim ba'di vesıyyetiy yûsîne bihâ ev deyniv velehunner rubu'u mimmâ teraktum il lem yekul lekum veledun fe in kâne lekum veledun felehunnes sumunu mimmâ teraktum mim ba'di vesıyyetin tûsûne bihâ ev deyniv ve in kâne raculuy yûrasu kelâleten evimra'etuv velehû ahun ev uhtun felikulli vâhidim minhumes sudusu fe in kânû eksera min zâlike fehum şurakâ'u fis sulusi mim ba'di vesıyyetiy yûsâ bihâ ev deynin ğayra mudârriv vesıyyetem minallâhi vallâhu alîmun halîm
12. Size ise zevcelerinizin terikesinin yarısı bir çocukları yoksa, ve eğer bir çocukları varsa o zaman size dörtte bir, ettikleri vasıyyetten veya borçtan o zaman size dörtte bir, ettikleri vasiyyetten veya borçtan sonra, onlara da sizin terikenizden dörtte bir eğer bir çocuğunuz yoksa, ve eğer bir çocuğunuz varsa o zaman onlara sekizde bir, ettiğiniz vasiyyetten veya borçtan sonra; ve eğer bir erkek veya kadının (çocuğu ve babası yok ta) kelâle cihetinden (yan koldan) mirasına konuluyor ve (ana) bir biraderi veyâ bir hemşiresi bulunuyorsa her birine altıda bir, ve eğer bundan ziyade iseler o zaman üçte birinde ortaklar, ızrar kasdı olmaksızın edilen vasıyyetten veya borçtan sonra ki bütün bunlar Allah’dan ferman, Allah ise hem alîmdir hem halîm.
تِلْكَ حُدُودُ ٱللَّهِ ۚ وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ يُدْخِلْهُ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ١٣
Tilke hudûdullâhi vemey yutı'illâhe verasûlehû yudhılhu cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ vezâlikel fevzul azîm
13. İşte bütün bu ahkâm Allah’ın kesdiği hududdur, ve her kim Allah ve Resulü’ne itaat ederse Allah onu altından ırmaklar akar cennetlere koyar, içlerinde ebedî kalmak üzre onları, bu ise o fevzi azîmdir.
وَمَن يَعْصِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَتَعَدَّ حُدُودَهُۥ يُدْخِلْهُ نَارًا خَـٰلِدًا فِيهَا وَلَهُۥ عَذَابٌ مُّهِينٌ ١٤
Vemey ya'sıllâhe verasûlehû veyete'adde hudûdehû yudhılhu nâran hâliden fîhâ velehû azâbum muhîn
14. Her kim de Allah’a ve Resulü’ne âsî olup hududunu aşarsa onu da bir ateşe sokar içinde ebedî kalmak üzere O, hem ona tezlil edici bir azab var.
وَٱلَّـٰتِى يَأْتِينَ ٱلْفَـٰحِشَةَ مِن نِّسَآئِكُمْ فَٱسْتَشْهِدُوا۟ عَلَيْهِنَّ أَرْبَعَةً مِّنكُمْ ۖ فَإِن شَهِدُوا۟ فَأَمْسِكُوهُنَّ فِى ٱلْبُيُوتِ حَتَّىٰ يَتَوَفَّىٰهُنَّ ٱلْمَوْتُ أَوْ يَجْعَلَ ٱللَّهُ لَهُنَّ سَبِيلًا ١٥
Vellâtî ye'tînel fâhişete min nisâ'ikum festeşhidû aleyhinne erbe'atem minkum fe in şehidû fe emsikûhunne fil buyûti hattâ yeteveffâhunnel mevtu ev yec'alallâhu lehunne sebîlâ
15. Kadınlarınızdan fuhşü irtikâb edenlerin aleyhlerine sizden dört şahid getirin, eğer şehadet ederlerse o kadınları evlerde hapsedin tâ ölüm kendilerini alıp götürünceye veya Allah haklarında bir yol açıncaya kadar.
وَٱلَّذَانِ يَأْتِيَـٰنِهَا مِنكُمْ فَـَٔاذُوهُمَا ۖ فَإِن تَابَا وَأَصْلَحَا فَأَعْرِضُوا۟ عَنْهُمَآ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ تَوَّابًا رَّحِيمًا ١٦
Vellezâni ye'tiyânihâ minkum fe âzûhumâ fe in tâbâ ve aslehâ fe a'ridû anhumâ innallâhe kâne tevvâber rahîmâ
16. Sizlerden onu irtikâb edenlerin ikisini de eziyyete koşun eğer tevbe edip ıslâh olurlarsa onlardan vaz geçin, çünkü Allah Tevvab, Rahim bulunuyor.
إِنَّمَا ٱلتَّوْبَةُ عَلَى ٱللَّهِ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسُّوٓءَ بِجَهَـٰلَةٍ ثُمَّ يَتُوبُونَ مِن قَرِيبٍ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ يَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ١٧
İnnemet tevbetu alellâhi lillezîne ya'melûnes sû'e bicehâletin summe yetûbûne min karîbin fe ulâ'ike yetûbullâhu aleyhim vekânallâhu alîmen hakîmâ
17. Fakat Allah’ın kabulünü va'd buyurduğu tevbe o kimseler içindir ki bir cahillikle bir kabahat yaparlar da sonra çok geçmeden tevbe ederler, işte Allah bunların tevbelerini kabul buyurur ve Allah Alim, Hakim bulunuyor.
وَلَيْسَتِ ٱلتَّوْبَةُ لِلَّذِينَ يَعْمَلُونَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ حَتَّىٰٓ إِذَا حَضَرَ أَحَدَهُمُ ٱلْمَوْتُ قَالَ إِنِّى تُبْتُ ٱلْـَٔـٰنَ وَلَا ٱلَّذِينَ يَمُوتُونَ وَهُمْ كُفَّارٌ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا ١٨
Veleysetit tevbetu lillezîne ya'melûnes seyyi'âti hattâ izâ hadara ehadehumul mevtu kâle innî tubtul âne velellezîne yemûtûne vehum kuffârun ulâ'ike a'tednâ lehum azâben elîmâ
18. Yoksa kabahatleri yapıp yapıp da tâ her birine ölüm gelince işte ben şimdi tevbe ettim diyen kimselere tevbe yok, kâfir oldukları halde ölenlere de yok, bunlar işte bunlara biz elîm bir azab hazırlamışızdır.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا يَحِلُّ لَكُمْ أَن تَرِثُوا۟ ٱلنِّسَآءَ كَرْهًا ۖ وَلَا تَعْضُلُوهُنَّ لِتَذْهَبُوا۟ بِبَعْضِ مَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ إِلَّآ أَن يَأْتِينَ بِفَـٰحِشَةٍ مُّبَيِّنَةٍ ۚ وَعَاشِرُوهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ ۚ فَإِن كَرِهْتُمُوهُنَّ فَعَسَىٰٓ أَن تَكْرَهُوا۟ شَيْـًٔا وَيَجْعَلَ ٱللَّهُ فِيهِ خَيْرًا كَثِيرًا ١٩
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ yehillu lekum en terisun nisâ'e kerhev velâ ta'dulûhunne litezhebû biba'dı mâ âteytumûhunne illâ ey ye'tîne bifâhişetim mubeyyinetiv ve âşirûhunne bil ma'rûfi fe in kerihtumûhunne fe asâ en tekrahû şey'ev veyec'alallâhu fîhi hayran kesîrâ
19. Ey o bütün iman edenler! Kadınlara zorla varis olmanız size helâl olmadığı gibi verdiğiniz mehrin birazını kurtaracaksınız diye onları tazyık etmeniz de helâl olmaz, meğer ki arayı açacak bir fuhş irtikâb eylemiş olsunlar, haydin onlarla güzel geçinin, şayed kendilerini hoşlanmadınızsa olabilir ki siz bir şeyi hoşlanmazsınız da Allah onda bir çok hayırlar takdir etmiş bulunur.
وَإِنْ أَرَدتُّمُ ٱسْتِبْدَالَ زَوْجٍ مَّكَانَ زَوْجٍ وَءَاتَيْتُمْ إِحْدَىٰهُنَّ قِنطَارًا فَلَا تَأْخُذُوا۟ مِنْهُ شَيْـًٔا ۚ أَتَأْخُذُونَهُۥ بُهْتَـٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا ٢٠
Ve in erattumustibdâle zevcim mekâne zevciv ve âteytum ihdâhunne kıntâran felâ te'huzû minhu şey'en ete'huzûnehû buhtânev ve ismem mubînâ
20. Bu âyetin meali kaynak metinde hatalı aktarıldığı için gösterilmiyor (yanlış metin yayımlamamak için). Meali Diyanet Kur'an portalında okuyabilirsiniz.
وَكَيْفَ تَأْخُذُونَهُۥ وَقَدْ أَفْضَىٰ بَعْضُكُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ وَأَخَذْنَ مِنكُم مِّيثَـٰقًا غَلِيظًا ٢١
Vekeyfe te'huzûnehû vekad efdâ ba'dukum ilâ ba'dıv ve ahazne minkum mîsâkan ğalîzâ
21. Nasıl alırsınız ki birbirinize karıştınız ve onlar sizden kuvvetli bir misak almışlardı.
وَلَا تَنكِحُوا۟ مَا نَكَحَ ءَابَآؤُكُم مِّنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ فَـٰحِشَةً وَمَقْتًا وَسَآءَ سَبِيلًا ٢٢
Velâ tenkihû mâ nekeha âbâ'ukum minen nisâ'i illâ mâ kad selefe innehû kâne fâhişetev vemaktev vesâ'e sebîlâ
22. Bir de babalarınızın nikâhı geçmiş kadınları nikâhlamayın, geçen geçti, şüphe yok ki o pek çirkindi, iğrenç idi, o ne fena âdetti.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمْ أُمَّهَـٰتُكُمْ وَبَنَاتُكُمْ وَأَخَوَٰتُكُمْ وَعَمَّـٰتُكُمْ وَخَـٰلَـٰتُكُمْ وَبَنَاتُ ٱلْأَخِ وَبَنَاتُ ٱلْأُخْتِ وَأُمَّهَـٰتُكُمُ ٱلَّـٰتِىٓ أَرْضَعْنَكُمْ وَأَخَوَٰتُكُم مِّنَ ٱلرَّضَـٰعَةِ وَأُمَّهَـٰتُ نِسَآئِكُمْ وَرَبَـٰٓئِبُكُمُ ٱلَّـٰتِى فِى حُجُورِكُم مِّن نِّسَآئِكُمُ ٱلَّـٰتِى دَخَلْتُم بِهِنَّ فَإِن لَّمْ تَكُونُوا۟ دَخَلْتُم بِهِنَّ فَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ وَحَلَـٰٓئِلُ أَبْنَآئِكُمُ ٱلَّذِينَ مِنْ أَصْلَـٰبِكُمْ وَأَن تَجْمَعُوا۟ بَيْنَ ٱلْأُخْتَيْنِ إِلَّا مَا قَدْ سَلَفَ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا ٢٣
Hurrimet aleykum ummehâtukum vebenâtukum ve ahavâtukum ve ammâtukum vehâlâtukum vebenâtul ahı vebenâtul uhti ve ummehâtukumullâtî arda'nekum ve ahavâtukum miner radâ'ati ve ummehâtu nisâ'ikum verabâ'ibukumullâtî fî hucûrikum min nisâ'ikumullâtî dahaltum bihinne fe il lem tekûnû dahaltum bihinne felâ cunâha aleykum vehalâ'ilu ebnâ'ikumullezîne min aslâbikum ve en tecme'û beynel uhteyni illâ mâ kad selefe innallâhe kâne ğafûrar rahîmâ
23. Sizlere şunlar haram kılındı: Analarınız, kızlarınız, hemşireleriniz, halalarınız, teyzeleriniz, biraderlerinizin kızları, hemşirelerinizin kızları, ve sizi emziren süt analarınızla süt hemşireleriniz ve kadınlarınızın anaları, ve kendilerile zifafa girdiğiniz kadınlarınızdan ellerinizde bulunan üvey kızlarınız şayed analariyle zifafa girmemiş iseniz beis yok - ve kendi sulbünüzden gelmiş oğullarınızın haliyleleri ve iki hemşire beynini cem'etmeniz, geçen geçti, ona Allah Gafur, Rahim bulunuyor.
۞ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلنِّسَآءِ إِلَّا مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ ۖ كِتَـٰبَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ ۚ وَأُحِلَّ لَكُم مَّا وَرَآءَ ذَٰلِكُمْ أَن تَبْتَغُوا۟ بِأَمْوَٰلِكُم مُّحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَـٰفِحِينَ ۚ فَمَا ٱسْتَمْتَعْتُم بِهِۦ مِنْهُنَّ فَـَٔاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ فَرِيضَةً ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ فِيمَا تَرَٰضَيْتُم بِهِۦ مِنۢ بَعْدِ ٱلْفَرِيضَةِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا ٢٤
Vel muhsanâtu minen nisâ'i illâ mâ meleket eymânukum kitâballâhi aleykum ve uhille lekum mâ verâ'e zâlikum en tebtağû bi emvâlikum muhsınîne ğayra musâfihîne femestemta'tum bihî minhunne fe âtûhunne ucûrahunne ferîdatev velâ cunâha aleykum fîmâ terâdaytum bihî mim ba'dil ferîdati innallâhe kâne alîmen hakîmâ
24. Bu âyetin meali kaynak metinde hatalı aktarıldığı için gösterilmiyor (yanlış metin yayımlamamak için). Meali Diyanet Kur'an portalında okuyabilirsiniz.
وَمَن لَّمْ يَسْتَطِعْ مِنكُمْ طَوْلًا أَن يَنكِحَ ٱلْمُحْصَنَـٰتِ ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ فَمِن مَّا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُم مِّن فَتَيَـٰتِكُمُ ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ ۚ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِإِيمَـٰنِكُم ۚ بَعْضُكُم مِّنۢ بَعْضٍ ۚ فَٱنكِحُوهُنَّ بِإِذْنِ أَهْلِهِنَّ وَءَاتُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ بِٱلْمَعْرُوفِ مُحْصَنَـٰتٍ غَيْرَ مُسَـٰفِحَـٰتٍ وَلَا مُتَّخِذَٰتِ أَخْدَانٍ ۚ فَإِذَآ أُحْصِنَّ فَإِنْ أَتَيْنَ بِفَـٰحِشَةٍ فَعَلَيْهِنَّ نِصْفُ مَا عَلَى ٱلْمُحْصَنَـٰتِ مِنَ ٱلْعَذَابِ ۚ ذَٰلِكَ لِمَنْ خَشِىَ ٱلْعَنَتَ مِنكُمْ ۚ وَأَن تَصْبِرُوا۟ خَيْرٌ لَّكُمْ ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٢٥
Vemel lem yestatı' minkum tavlen ey yenkihal muhsanâtil mu'minâti femim mâ meleket eymânukum min feteyâtikumul mu'minâti vallâhu a'lemu bi îmânikum ba'dukum mim ba'dın fenkihûhunne bi izni ehlihinne ve âtûhunne ucûrahunne bil ma'rûfi muhsanâtin ğayra musâfihâtiv velâ muttahızâti ahdânin fe izâ uhsınne fe in eteyne bifâhişetin fe aleyhinne nisfu mâ alel muhsanâti minel azâbi zâlike limen haşiyel anete minkum ve en tasbirû hayrul lekum vallâhu ğafûrur rahîm
25. İçinizden her kim hurrolan mü'min kadınları nikâh edecek genişliğe güç yetiremiyorsa ona da ellerinizin altındaki mü'min cariyelerinizden var, Allah kadrinizi imanınızla bilir, mü'minler Hep biribirinizden sayılırsınız, onun için fuhuşta bulunmayarak, gizli dost da edinmiyerek namuslu yaşadıkları haled onları sahiblerinin izniyle nikâh ediniz ve mehirlerini güzellikle kendilerine veriniz, eğer evlendikten sonra bir fuhş irtikâb ederlerse o vakit üzerlerine hur kadınlar üzerine terettüb edecek cezanın yarısı lâzım gelir, şu suret günaha girmek korkusu olanlarınız içindir, yoksa sabretmeniz sizin için daha hayırlıdır, bununla beraber Alalh Gafurdur, Rahimdir.
يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيُبَيِّنَ لَكُمْ وَيَهْدِيَكُمْ سُنَنَ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ وَيَتُوبَ عَلَيْكُمْ ۗ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ ٢٦
Yurîdullâhu liyubeyyine lekum veyehdiyekum sunenellezîne min kablikum veyetûbe aleykum vallâhu alîmun hakîm
26. Allah sizlere bilmediklerinizi bildirmek ve sizden öndekilerin yollarını göstermek ve salâha rücuunuzu görerek günahlarınızı bağışlamak diliyor, Hem Allah alîmdir hakîmdir.
وَٱللَّهُ يُرِيدُ أَن يَتُوبَ عَلَيْكُمْ وَيُرِيدُ ٱلَّذِينَ يَتَّبِعُونَ ٱلشَّهَوَٰتِ أَن تَمِيلُوا۟ مَيْلًا عَظِيمًا ٢٧
Vallâhu yurîdu ey yetûbe aleykum veyurîdullezîne yettebi'ûneş şehevâti en temîlû meylen azîmâ
27. Allah tevbekâr olduğunuzu görerek size nazar buyurmak istiyorken o şehvetleri ardında koyanlar sizin büyük bir yamuklukla yamılmanızı istiyorlar.
يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُخَفِّفَ عَنكُمْ ۚ وَخُلِقَ ٱلْإِنسَـٰنُ ضَعِيفًا ٢٨
Yurîdullâhu ey yuhaffife ankum vehulikal insânu da'îfâ
28. Allah sizden ağır teklifleri hafifletmek istiyor, öyleya İnsan zaiyf yaradılmıştır.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَأْكُلُوٓا۟ أَمْوَٰلَكُم بَيْنَكُم بِٱلْبَـٰطِلِ إِلَّآ أَن تَكُونَ تِجَـٰرَةً عَن تَرَاضٍ مِّنكُمْ ۚ وَلَا تَقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا ٢٩
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ te'kulû emvâlekum beynekum bil bâtıli illâ en tekûne ticâraten an terâdım minkum velâ taktulû enfusekum innallâhe kâne bikum rahîmâ
29. Ey o bütün iman edenler! Mallarınız aranızda batıl behanelerle yemeyin, kendiliğinizden rızalaşarak akdettiğiniz bir ticaret olmak başka, kendilerinizi öldürmeyin de, Allah size cidden bir Rahim bulunuyor.
وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ عُدْوَٰنًا وَظُلْمًا فَسَوْفَ نُصْلِيهِ نَارًا ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا ٣٠
Vemey yef'al zâlike udvânev vezulmen fesevfe nuslîhi nârav vekâne zâlike alellâhi yesîrâ
30. Her kim de tecavüz ederek, zulm ederek oun yaparsa yarın onu bir ateşe yaslayacagız Allah’a göre bu kolay bulunuyor.
إِن تَجْتَنِبُوا۟ كَبَآئِرَ مَا تُنْهَوْنَ عَنْهُ نُكَفِّرْ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَنُدْخِلْكُم مُّدْخَلًا كَرِيمًا ٣١
İn tectenibû kebâ'ira mâ tunhevne anhu nukeffir ankum seyyi'âtikum venudhılkum mudhalen kerîmâ
31. Eğer siz nehyedildiğiniz günahların büyüklerinden ictinab ederseniz sizden kabahatlerinizi keffaretleriz ve sizi hoş bir mesleğe koyarız.
وَلَا تَتَمَنَّوْا۟ مَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بِهِۦ بَعْضَكُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ ۚ لِّلرِّجَالِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبُوا۟ ۖ وَلِلنِّسَآءِ نَصِيبٌ مِّمَّا ٱكْتَسَبْنَ ۚ وَسْـَٔلُوا۟ ٱللَّهَ مِن فَضْلِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمًا ٣٢
Velâ tetemennev mâ feddalallâhu bihî ba'dakum alâ ba'dıl lirricâli nasîbum mimmektesebû velinnisâ'i nasîbum mimmektesebne ves'elullâhe min fadlihî innallâhe kâne bikulli şey'in alîmâ
32. Bir de Allah’ın bazınıza diğerinden fazla verdiği şeyleri temenni etmeyin, erkeklere çalışmalarından bir nasib vardır, kadınlara da çalışmalarından bir nasib vardır, çalışın da Allah’dan fazlını isteyin, her halde Allah her şeye Alim bulunuyor.
وَلِكُلٍّ جَعَلْنَا مَوَٰلِىَ مِمَّا تَرَكَ ٱلْوَٰلِدَانِ وَٱلْأَقْرَبُونَ ۚ وَٱلَّذِينَ عَقَدَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ فَـَٔاتُوهُمْ نَصِيبَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدًا ٣٣
Velikullin ce'alnâ mevâliye mimmâ terakel vâlidâni vel akrabûne vellezîne akadet eymânukum fe âtûhum nasîbehum innallâhe kâne alâ kulli şey'in şehîdâ
33. Erkek ve dişi her biri için baba ve ananın ve en yakın akrabanın, ve akd ile yeminlerinizin bağladığı kimselerin terikelerinden varislere de tahsıs ettik onlara da nasıblerini verin çünkü Allah her şeye karşı şahid bulunuyor.
ٱلرِّجَالُ قَوَّٰمُونَ عَلَى ٱلنِّسَآءِ بِمَا فَضَّلَ ٱللَّهُ بَعْضَهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ وَبِمَآ أَنفَقُوا۟ مِنْ أَمْوَٰلِهِمْ ۚ فَٱلصَّـٰلِحَـٰتُ قَـٰنِتَـٰتٌ حَـٰفِظَـٰتٌ لِّلْغَيْبِ بِمَا حَفِظَ ٱللَّهُ ۚ وَٱلَّـٰتِى تَخَافُونَ نُشُوزَهُنَّ فَعِظُوهُنَّ وَٱهْجُرُوهُنَّ فِى ٱلْمَضَاجِعِ وَٱضْرِبُوهُنَّ ۖ فَإِنْ أَطَعْنَكُمْ فَلَا تَبْغُوا۟ عَلَيْهِنَّ سَبِيلًا ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيًّا كَبِيرًا ٣٤
Er ricâlu kavvâmûne alen nisâ'i bimâ feddalallâhu ba'dahum alâ ba'dıv vebimâ enfakû min emvâlihim fes sâlihâtu kânitâtun hâfizâtul lilğaybi bimâ hafizallâhu vellâtî tahâfûne nuşûzehunne fe izûhunne vehcurûhunne fil madâci'i vedribûhunne fe in ata'nekum felâ tebğû aleyhinne sebîlen innallâhe kâne aliyyen kebîrâ
34. Er olanlar kadınlar üzerinde hâkim dururlar, çünkü bir kere Allah birini diğerinden üstün yaratmış bir de erler mallarından infak etmektedirler, onun için iyi kadınlar itaatkârdırlar, Allah kenidlerini sakladığı cihetle kendileri de gaybı muhafaza ederler, serkeşliklerinden endişe ettiğiniz kadınlara gelince: evvelâ kendilerine nasihat edin, sonra yattıkları yerde mehcur bırakın, yine dinlemezlerse döğün, dinledikleri halde incitmeye behane aramayın, çünkü Allah çok yüksek, çok büyük bulunuyor.
وَإِنْ خِفْتُمْ شِقَاقَ بَيْنِهِمَا فَٱبْعَثُوا۟ حَكَمًا مِّنْ أَهْلِهِۦ وَحَكَمًا مِّنْ أَهْلِهَآ إِن يُرِيدَآ إِصْلَـٰحًا يُوَفِّقِ ٱللَّهُ بَيْنَهُمَآ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا خَبِيرًا ٣٥
Ve in hıftum şikâka beynihimâ feb'asû hakemem min ehlihî vehakemem min ehlihâ iy yurîdâ islâhay yuveffikıllâhu beynehumâ innallâhe kâne alîmen habîrâ
35. Eğer karı, koca arasının açılmasından endişeye düşerseniz bir hakem onun tarafından, bir hakem de bunun tarafından gönderin, bunlar gerçekten barıştırmak isterlerse Allah aralarındaki dargınlık yerine geçim verir, şüphesiz ki Allah bir Alim, habîr bulunuyor.
۞ وَٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَلَا تُشْرِكُوا۟ بِهِۦ شَيْـًٔا ۖ وَبِٱلْوَٰلِدَيْنِ إِحْسَـٰنًا وَبِذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْيَتَـٰمَىٰ وَٱلْمَسَـٰكِينِ وَٱلْجَارِ ذِى ٱلْقُرْبَىٰ وَٱلْجَارِ ٱلْجُنُبِ وَٱلصَّاحِبِ بِٱلْجَنۢبِ وَٱبْنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ مُخْتَالًا فَخُورًا ٣٦
Ve'budullâhe velâ tuşrikû bihî şey'ev vebil vâlideyni ihsânev vebizil kurbâ vel yetâmâ vel mesâkîni vel câri zil kurbâ vel câril cunubi ves sâhibi bil cembi vebnis sebîli vemâ meleket eymânukum innallâhe lâ yuhibbu men kâne muhtâlen fehûrâ
36. Hem Allah’a ibadet edin ve ona hiç bir şeyi şerik koşmayın, sonra babaya anaya ihsan edin, akribanıza da öksüzlere de, yoksullara da, yakın komşuya da, uzak komşuya da, arkadaşa da yolda kalmışa da, ellerinizdeki memlûklere de, her halde Allah kurumlu öğüngen olanların hiç birini sevmez.
ٱلَّذِينَ يَبْخَلُونَ وَيَأْمُرُونَ ٱلنَّاسَ بِٱلْبُخْلِ وَيَكْتُمُونَ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ ۗ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا ٣٧
Ellezîne yebhalûne veye'murûnen nâse bil buhli veyektumûne mâ âtâhumullâhu min fadlihî ve a'tednâ lilkâfirîne azâbem muhînâ
37. Onlar ki hem kıskanırlar hem de herkese kıskançlık tavsiye ederler ve Allah’ın kendilerine fazlından verdiği şeyleri saklarlar, biz de öyle nankörlere terzil edici bir azab hazırlamışızdır.
وَٱلَّذِينَ يُنفِقُونَ أَمْوَٰلَهُمْ رِئَآءَ ٱلنَّاسِ وَلَا يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَلَا بِٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ ۗ وَمَن يَكُنِ ٱلشَّيْطَـٰنُ لَهُۥ قَرِينًا فَسَآءَ قَرِينًا ٣٨
Vellezîne yunfikûne emvâlehum ri'â'en nâsi velâ yu'minûne billâhi velâ bil yevmil âhıri vemey yekuniş şeytânu lehû karînen fesâ'e karînâ
38. Onlar ki Allah’a ve Âhiret gününe inanmazlar da mallarını nasa gösteriş için sarfederler, her kim de kendine Şeytan arkadaş olursa artık o ne fena arkadaştır.
وَمَاذَا عَلَيْهِمْ لَوْ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَأَنفَقُوا۟ مِمَّا رَزَقَهُمُ ٱللَّهُ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِهِمْ عَلِيمًا ٣٩
Vemâzâ aleyhim lev âmenû billâhi vel yevmil âhıri ve enfakû mimmâ razakahumullâhu vekânallâhu bihim alîmâ
39. Ne vardı bunlar Allah’a iman getirseler ve Âhiret gününe inansalar da Allah’ın kendilerine merzuk buyurduğu şeylerden infak etselerdi? Ziyan mı ederlerdi? Allah kendilerini bilirdi.
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ مِثْقَالَ ذَرَّةٍ ۖ وَإِن تَكُ حَسَنَةً يُضَـٰعِفْهَا وَيُؤْتِ مِن لَّدُنْهُ أَجْرًا عَظِيمًا ٤٠
İnnallâhe lâ yazlimu miskâle zerrativ ve in teku hasenetey yudâ'ifhâ veyu'ti mil ledunhu ecran azîmâ
40. Her halde Allah zerre miskali zulmetmez ve eğer bir hasene olursa onu kat kat artırır bir de tarafından azîm bir ecir verir.
فَكَيْفَ إِذَا جِئْنَا مِن كُلِّ أُمَّةٍۭ بِشَهِيدٍ وَجِئْنَا بِكَ عَلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ شَهِيدًا ٤١
Fekeyfe izâ ci'nâ min kulli ummetim bişehîdiv veci'nâ bike alâ hâ ulâ'i şehîdâ
41. Bakalım nasıl olacak: Her ümmetten bir şahid getirdiğimiz, seni de onların üzerine şahid getirdiğimiz vakit?
يَوْمَئِذٍ يَوَدُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَعَصَوُا۟ ٱلرَّسُولَ لَوْ تُسَوَّىٰ بِهِمُ ٱلْأَرْضُ وَلَا يَكْتُمُونَ ٱللَّهَ حَدِيثًا ٤٢
Yevme'iziy yeveddullezîne keferû ve asavur rasûle lev tusevvâ bihimul ardu velâ yektumûnallâhe hadîsâ
42. İşte o gün öyle arzu edecek o küfredip peygambere asî olanlar ki keşke hâk ile yeksan edilselerdi de Allah’a bir sözü ketmetmeselerdi.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْرَبُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَأَنتُمْ سُكَـٰرَىٰ حَتَّىٰ تَعْلَمُوا۟ مَا تَقُولُونَ وَلَا جُنُبًا إِلَّا عَابِرِى سَبِيلٍ حَتَّىٰ تَغْتَسِلُوا۟ ۚ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَـٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءً فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا غَفُورًا ٤٣
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ takrabus salâte ve entum sukârâ hattâ ta'lemû mâ takûlûne velâ cunuben illâ âbirî sebîlin hattâ tağtesilû ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câ'e ehadum minkum minel ğâ'itı ev lâmestumun nisâ'e felem tecidû mâ'en feteyemmemû sa'îden tayyiben femsehû bivucûhikum ve eydîkum innallâhe kâne afuvven ğafûrâ
43. Ey o bütün iman edenler! Sarhoş iken namaza yaklaşmayın: Söylediğinizi bilinceye kadar, cünüb iken de -yoldan geçmeniz başka- guslünüzü edinceye kadar, ve eğer hasta olur veya seferde bulunursanız veya biriniz hacet yerinden gelir veya kadınlara dokunursanız da suya güç yetiremezseniz o zaman temiz bir toprağa teyemmüm edin: Niyyetle yüzünüze ve ellerinize mesheyleyin, cidden Allah afvi çok bir Gafur bulunuyor.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ يَشْتَرُونَ ٱلضَّلَـٰلَةَ وَيُرِيدُونَ أَن تَضِلُّوا۟ ٱلسَّبِيلَ ٤٤
Elem tera ilellezîne ûtû nasîbem minel kitâbi yeşterûned dalâlete veyurîdûne en tadıllus sebîl
44. Bakmazmısın şu kendilerine kitabdan bir nasîb verilmiş olanlara? Kendileri sapgınlığı satın alıyorlar da istiyorlar ki siz de yolu sapıtasınız.
وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِأَعْدَآئِكُمْ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَلِيًّا وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ نَصِيرًا ٤٥
Vallâhu a'lemu bi a'dâ'ikum vekefâ billâhi veliyyev vekefâ billâhi nasîrâ
45. Düşmanlarınızı Allah daha çok biliyor, veliy de Allah yeter, nasîr de Allah yeter.
مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ وَيَقُولُونَ سَمِعْنَا وَعَصَيْنَا وَٱسْمَعْ غَيْرَ مُسْمَعٍ وَرَٰعِنَا لَيًّۢا بِأَلْسِنَتِهِمْ وَطَعْنًا فِى ٱلدِّينِ ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ قَالُوا۟ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا وَٱسْمَعْ وَٱنظُرْنَا لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَقْوَمَ وَلَـٰكِن لَّعَنَهُمُ ٱللَّهُ بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا ٤٦
Minellezîne hâdû yuharrifûnel kelime am mevâdı'ihî veyakûlûne semi'nâ ve asaynâ vesma' ğayra musme'iv verâ'inâ leyyem bi elsinetihim veta'nen fid dîni velev ennehum kâlû semi'nâ ve ata'nâ vesma' venzurnâ lekâne hayral lehum ve akveme velâkil le'anehumullâhu bikufrihim felâ yu'minûne illâ kalîlâ
46. O Yahudî olanlardan ki kelimeleri mevzı'larından tahrif ediyorlar, Ve dillerini eğerek, dine dokunarak "dinledik isyan ettik", "dinle dinlenilmesi", râinâ (bizi gözet) diyorlar; böyle diyeceklerine "işittik itaat ettik" "dinle ve bizi gözet" deselerdi elbette haklarında daha hayırlı ve daha dürüst olurdu. Ve lâkin küfürleri yüzünden Allah kendilerini lânetlemiştir Onun için imana gelmezler meğer ki pek az.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ ءَامِنُوا۟ بِمَا نَزَّلْنَا مُصَدِّقًا لِّمَا مَعَكُم مِّن قَبْلِ أَن نَّطْمِسَ وُجُوهًا فَنَرُدَّهَا عَلَىٰٓ أَدْبَارِهَآ أَوْ نَلْعَنَهُمْ كَمَا لَعَنَّآ أَصْحَـٰبَ ٱلسَّبْتِ ۚ وَكَانَ أَمْرُ ٱللَّهِ مَفْعُولًا ٤٧
Yâ eyyuhellezîne ûtul kitâbe âminû bimâ nezzelnâ musaddikal limâ me'akum min kabli en natmise vucûhen feneruddehâ alâ edbârihâ ev nel'anehum kemâ le'annâ ashâbes sebti vekâne emrullâhi mef'ûlâ
47. Ey o kendilerine kitap verilenler! gelin o beraberinizdekini tasdiklamak üzere indirdiğimiz bu kitaba iman edin biz bir takım yüzleri silip de enselerine çevirmezden veya onlar esahbı Sebti lânetlediğimiz gibi lâ'netlemezden evvel, yoksa Allah’ın emri fi'le çıkarılagelmiştir.
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ ۚ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدِ ٱفْتَرَىٰٓ إِثْمًا عَظِيمًا ٤٨
İnnallâhe lâ yağfiru ey yuşrake bihî veyağfiru mâ dûne zâlike limey yeşâ'u vemey yuşrik billâhi fekadifterâ ismen azîmâ
48. Doğrusu Allah kendine şirk koşulmasını mağfiret etmez, ondan berisini dilediğine mağfiret buyurur, kim de Allah’a şirk koşarsa pek büyük bir cinayet iftira etmiş olduğunda şüphe yoktur.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يُزَكُّونَ أَنفُسَهُم ۚ بَلِ ٱللَّهُ يُزَكِّى مَن يَشَآءُ وَلَا يُظْلَمُونَ فَتِيلًا ٤٩
Elem tera ilellezîne yuzekkûne enfusehum belillâhu yuzekkî mey yeşâ'u velâ yuzlemûne fetîlâ
49. Bakmazmısın şu nefislerini tezkiye edip duranlara! Hayır, yalnız Allah dilediğini tezkiye eder (temize çıkar) onlar da kıl kadar zulmedilmezler.
ٱنظُرْ كَيْفَ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ ۖ وَكَفَىٰ بِهِۦٓ إِثْمًا مُّبِينًا ٥٠
Unzur keyfe yefterûne alellâhil kezibe vekefâ bihî ismem mubînâ
50. Bak Allah’a karşı nasıl yalan uyduruyorlar, açık günah da bu yeter.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ نَصِيبًا مِّنَ ٱلْكِتَـٰبِ يُؤْمِنُونَ بِٱلْجِبْتِ وَٱلطَّـٰغُوتِ وَيَقُولُونَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هَـٰٓؤُلَآءِ أَهْدَىٰ مِنَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ سَبِيلًا ٥١
Elem tera ilellezîne ûtû nasîbem minel kitâbi yu'minûne bil cibti vet tâğûti veyakûlûne lillezîne keferû hâ ulâ'i ehdâ minellezîne âmenû sebîlâ
51. Bakmaz mısın şu kendilerine okuyup yazmaktan biraz nasib verilmiş olanlara? Cibt-ü taguta inanıyorlar da Allah’ı tanımayanlara bunlar mü'minlerden yolca daha doğru diyorlar.
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَعَنَهُمُ ٱللَّهُ ۖ وَمَن يَلْعَنِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ نَصِيرًا ٥٢
Ulâ'ikellezîne le'anehumullâhu vemey yel'anillâhu felen tecide lehû nasîrâ
52. Onlar Allah’ın lâ'netlediği kimseler, her kimi de Allah lâ'netlerse artık onu bir kurtaracak bulamazsın.
أَمْ لَهُمْ نَصِيبٌ مِّنَ ٱلْمُلْكِ فَإِذًا لَّا يُؤْتُونَ ٱلنَّاسَ نَقِيرًا ٥٣
Em lehum nasîbum minel mulki fe izel lâ yu'tûnen nâse nakîrâ
53. Yoksa onlara mülkden bir hissemi var? Öyle olsa nasa bir çekirdek bile vermezler.
أَمْ يَحْسُدُونَ ٱلنَّاسَ عَلَىٰ مَآ ءَاتَىٰهُمُ ٱللَّهُ مِن فَضْلِهِۦ ۖ فَقَدْ ءَاتَيْنَآ ءَالَ إِبْرَٰهِيمَ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَءَاتَيْنَـٰهُم مُّلْكًا عَظِيمًا ٥٤
Em yahsudûnen nâse alâ mâ âtâhumullâhu min fadlihî fekad âteynâ âle ibrâhîmel kitâbe vel hikmete ve âteynâhum mulken azîmâ
54. Yoksa o nasa Allah’ın fazlından verdiği nimeti çekemiyorlar da hased mi ediyorlar? evet, biz Âli İbrahim’e kitap ve hikmet verdik hem de azîm bir mülk verdik.
فَمِنْهُم مَّنْ ءَامَنَ بِهِۦ وَمِنْهُم مَّن صَدَّ عَنْهُ ۚ وَكَفَىٰ بِجَهَنَّمَ سَعِيرًا ٥٥
Feminhum men âmene bihî veminhum men sadde anhu vekefâ bicehenneme se'îrâ
55. Onun için onlardan kimi ona iman etmekte, kimi de ondan men'eylemekte ona da cehennem alevi elvekmektedir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا سَوْفَ نُصْلِيهِمْ نَارًا كُلَّمَا نَضِجَتْ جُلُودُهُم بَدَّلْنَـٰهُمْ جُلُودًا غَيْرَهَا لِيَذُوقُوا۟ ٱلْعَذَابَ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَزِيزًا حَكِيمًا ٥٦
İnnellezîne keferû bi âyâtinâ sevfe nuslîhim nâran kullemâ nadıcet culûduhum beddelnâhum culûden ğayrahâ liyezûkul azâbe innallâhe kâne azîzen hakîmâ
56. Şüphesiz âyetlerimizi tanımıyan kâfirler, muhakkak ki biz onları yarın bir ateşe yaslayacağız, derileri piştikçe azabı duysunlar diye kendilerine tebdilen başka deriler vereceğiz; çünkü Allah izzetine nihayet olmayan bir Hakim bulunuyor.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۖ لَّهُمْ فِيهَآ أَزْوَٰجٌ مُّطَهَّرَةٌ ۖ وَنُدْخِلُهُمْ ظِلًّا ظَلِيلًا ٥٧
Vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti senudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedel lehum fîhâ ezvâcum mutahheratuv venudhıluhum zıllen zalîlâ
57. İman edip salih işler yapan mü'minlere gelince bunları altından ırmaklar akar cennetlere koyacağız: içlerinde ebedî kalmak üzere onlar, kendilerine orada temiz, gayet temiz zevceler var, hem onları sayeban edecek bir sayeye koyacağız.
۞ إِنَّ ٱللَّهَ يَأْمُرُكُمْ أَن تُؤَدُّوا۟ ٱلْأَمَـٰنَـٰتِ إِلَىٰٓ أَهْلِهَا وَإِذَا حَكَمْتُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ أَن تَحْكُمُوا۟ بِٱلْعَدْلِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ نِعِمَّا يَعِظُكُم بِهِۦٓ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ سَمِيعًۢا بَصِيرًا ٥٨
İnnallâhe ye'murukum en tu'eddul emânâti ilâ ehlihâ ve izâ hakemtum beynen nâsi en tahkumû bil adli innallâhe ni'immâ ye'izukum bihî innallâhe kâne semî'am besîrâ
58. Haberiniz olsun ki Allah size şunları emrediyor: Emanetleri ehline veresiniz ve insanlar arasında hükmettiğiniz vakit adaletle hükmedesiniz, hakikat Allah size ne güzel va'z veriyor, şüphesiz ki Allah Semi', basır bulunuyor.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَأُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنكُمْ ۖ فَإِن تَنَـٰزَعْتُمْ فِى شَىْءٍ فَرُدُّوهُ إِلَى ٱللَّهِ وَٱلرَّسُولِ إِن كُنتُمْ تُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ ۚ ذَٰلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلًا ٥٩
Yâ eyyuhellezîne âmenû atî'ullâhe ve atî'ur rasûle ve ulil emri minkum fe in tenâza'tum fî şey'in feruddûhu ilellâhi ver rasûli in kuntum tu'minûne billâhi vel yevmil âhıri zâlike hayruv ve ahsenu te'vîlâ
59. Ey o bütün iman edenler! Allah’a itaat edin, Peygamber’e de itaat edin sizden olan ülül’emre de, sonra bir şeyde nizaa düştünüz mü hemen onu Allah’a ve Resulü’ne arz ediniz: Allah’a ve Âhiret gününe gerçekten inanır mü'minlerseniz. O hem hayırlı hem de netice itibarile daha güzeldir.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ يَزْعُمُونَ أَنَّهُمْ ءَامَنُوا۟ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ يُرِيدُونَ أَن يَتَحَاكَمُوٓا۟ إِلَى ٱلطَّـٰغُوتِ وَقَدْ أُمِرُوٓا۟ أَن يَكْفُرُوا۟ بِهِۦ وَيُرِيدُ ٱلشَّيْطَـٰنُ أَن يُضِلَّهُمْ ضَلَـٰلًۢا بَعِيدًا ٦٠
Elem tera ilellezîne yez'umûne ennehum âmenû bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike yurîdûne ey yetehâkemû ilet tâğûti vekad umirû ey yekfurû bihî veyurîduş şeytânu ey yudıllehum dalâlem be'îdâ
60. Bu âyetin meali kaynak metinde hatalı aktarıldığı için gösterilmiyor (yanlış metin yayımlamamak için). Meali Diyanet Kur'an portalında okuyabilirsiniz.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ رَأَيْتَ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ يَصُدُّونَ عَنكَ صُدُودًا ٦١
Ve izâ kîle lehum te'âlev ilâ mâ enzelallâhu ve iler rasûli ra'eytel munâfikîne yasuddûne anke sudûdâ
61. Allah’ın indirdiği hükme gelin, Peygamber’e gelin denildiği vakit de onlara görüyorsuin o münfıkları ki senden çekiniyorlar da çekiniyorlar.
فَكَيْفَ إِذَآ أَصَـٰبَتْهُم مُّصِيبَةٌۢ بِمَا قَدَّمَتْ أَيْدِيهِمْ ثُمَّ جَآءُوكَ يَحْلِفُونَ بِٱللَّهِ إِنْ أَرَدْنَآ إِلَّآ إِحْسَـٰنًا وَتَوْفِيقًا ٦٢
Fekeyfe izâ asâbethum musîbetum bimâ kaddemet eydîhim summe câ'ûke yahlifûne billâhi in eradnâ illâ ihsânev vetevfîkâ
62. Ya ellerinin yaptığı yüzünden başlarına bir musibet geldiği zaman nasıl? sonra gelmişler de sana "billâhi muradımız sırf bir iyilik yapmak ve ara bulmaktan ibaret idi" diye yemin ediyorlar.
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ يَعْلَمُ ٱللَّهُ مَا فِى قُلُوبِهِمْ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَعِظْهُمْ وَقُل لَّهُمْ فِىٓ أَنفُسِهِمْ قَوْلًۢا بَلِيغًا ٦٣
Ulâ'ikellezîne ya'lemullâhu mâ fî kulûbihim fe a'rid anhum ve izhum vekul lehum fî enfusihim kavlem belîğâ
63. Onlar öyle kimseler ki kalblerinde olanı Allah bilir, onun için sen onlara aldırma da kendilerine va'zet ve nefisleri hakkında kendilerine beliğ müessir söz söyle.
وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلَّا لِيُطَاعَ بِإِذْنِ ٱللَّهِ ۚ وَلَوْ أَنَّهُمْ إِذ ظَّلَمُوٓا۟ أَنفُسَهُمْ جَآءُوكَ فَٱسْتَغْفَرُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْتَغْفَرَ لَهُمُ ٱلرَّسُولُ لَوَجَدُوا۟ ٱللَّهَ تَوَّابًا رَّحِيمًا ٦٤
Vemâ erselnâ mir rasûlin illâ liyutâ'a bi iznillâhi velev ennehum iz zalemû enfusehum câ'ûke festağferullâhe vestağfera lehumur rasûlu levecedullâhe tevvâber rahîmâ
64. Biz her hangi bir peygamber’i gönderdikse mahzâ Allah’ın iznile itaat edilmek için gönderdik, eğer onlar nefislerine zulmettikleri zaman sana gelseler de günahlarına mağfiret dileseler, peygamber de kendileri için istiğfar ediverse idi elbette Allah’ı Tevvab, Rahim bulacaklardı.
فَلَا وَرَبِّكَ لَا يُؤْمِنُونَ حَتَّىٰ يُحَكِّمُوكَ فِيمَا شَجَرَ بَيْنَهُمْ ثُمَّ لَا يَجِدُوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ حَرَجًا مِّمَّا قَضَيْتَ وَيُسَلِّمُوا۟ تَسْلِيمًا ٦٥
Felâ verabbike lâ yu'minûne hattâ yuhakkimûke fîmâ şecera beynehum summe lâ yecidû fî enfusihim haracem mimmâ kadayte veyusellimû teslîmâ
65. Yok, yok Rabbin’e kasem ederim ki onlar aralarında çıkan çapraşık işlerde seni hakem yapıp sonra da verdiğin hukümden nefislerinden hiç bir darlık duymaksızın tam bir teslimiyyetle teslim olmadıkça iman etmiş olmazlar.
وَلَوْ أَنَّا كَتَبْنَا عَلَيْهِمْ أَنِ ٱقْتُلُوٓا۟ أَنفُسَكُمْ أَوِ ٱخْرُجُوا۟ مِن دِيَـٰرِكُم مَّا فَعَلُوهُ إِلَّا قَلِيلٌ مِّنْهُمْ ۖ وَلَوْ أَنَّهُمْ فَعَلُوا۟ مَا يُوعَظُونَ بِهِۦ لَكَانَ خَيْرًا لَّهُمْ وَأَشَدَّ تَثْبِيتًا ٦٦
Velev ennâ ketebnâ aleyhim eniktulû enfusekum evihrucû min diyârikum mâ fe alûhu illâ kalîlum minhum velev ennehum fe alû mâ yû'azûne bihî lekâne hayral lehum ve eşedde tesbîtâ
66. Eğer onlara nefislerinizi öldürün veya "diyarınızdan çıkın" diye yazsa idik pek azından ma'dası onu yapmazlardı, fakat kendilerine va'zolunanı yapsalardı elbette haklarında çok hayırlı ve payidar kılmak itibarile de en sağlam bir hareket olurdu.
وَإِذًا لَّـَٔاتَيْنَـٰهُم مِّن لَّدُنَّآ أَجْرًا عَظِيمًا ٦٧
Ve izel le'âteynâhum mil ledunnâ ecran azîmâ
67. Elbette o zaman kendilerine ledünnümüzden pek büyük bir ecir de verirdik.
وَلَهَدَيْنَـٰهُمْ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا ٦٨
Velehedeynâhum sırâtam mustakîmâ
68. Ve Elbette kendilerine doğrudan doğru bir tarikı müstekıme çıkarırdık.
وَمَن يُطِعِ ٱللَّهَ وَٱلرَّسُولَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ مَعَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ وَٱلصِّدِّيقِينَ وَٱلشُّهَدَآءِ وَٱلصَّـٰلِحِينَ ۚ وَحَسُنَ أُو۟لَـٰٓئِكَ رَفِيقًا ٦٩
Vemey yutı'illâhe ver rasûle fe ulâ'ike me'allezîne en'amallâhu aleyhim minen nebiyyîne ves sıddîkîne veş şuhedâ'i ves sâlihîne vehasune ulâ'ike rafîkâ
69. Öyle ya: Her kim Allah’a ve Peygamber’e mutı' olursa işte onlar Allah’ın kendilerine in'am eylediği: Enbiya, sıddıkîn, şüheda ve salihîn ile birliktedirler, bunlarsa ne güzel arkadaş!
ذَٰلِكَ ٱلْفَضْلُ مِنَ ٱللَّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ عَلِيمًا ٧٠
Zâlikel fadlu minallâhi vekefâ billâhi alîmâ
70. İşte bu fazıl, Allah’dan: Elverir ki bilen Allah olsun.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ خُذُوا۟ حِذْرَكُمْ فَٱنفِرُوا۟ ثُبَاتٍ أَوِ ٱنفِرُوا۟ جَمِيعًا ٧١
Yâ eyyuhellezîne âmenû huzû hizrakum fenfirû subâtin evinfirû cemî'â
71. Ey o bütün iman edenler! hazırlığınızı görün de müfrezeler hâlinde harekete gelin yâhud toplu olarak seferber olun.
وَإِنَّ مِنكُمْ لَمَن لَّيُبَطِّئَنَّ فَإِنْ أَصَـٰبَتْكُم مُّصِيبَةٌ قَالَ قَدْ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَىَّ إِذْ لَمْ أَكُن مَّعَهُمْ شَهِيدًا ٧٢
Ve inne minkum lemel leyubattı'enne fe in asâbetkum musîbetun kâle kad en'amallâhu aleyye iz lem ekum me'ahum şehîdâ
72. Maamafih içinizden öylesi vardır ki her halde ağır alacaktır: bakar eğer size bir musîbet isabet ederse "cidden, der: Allah bana lütfetti zira onlarla beraber hâzır bulunmadım".
وَلَئِنْ أَصَـٰبَكُمْ فَضْلٌ مِّنَ ٱللَّهِ لَيَقُولَنَّ كَأَن لَّمْ تَكُنۢ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُۥ مَوَدَّةٌ يَـٰلَيْتَنِى كُنتُ مَعَهُمْ فَأَفُوزَ فَوْزًا عَظِيمًا ٧٣
Vele'in asâbekum fadlum minallâhi leyakûlenne ke el lem tekum beynekum vebeynehû meveddetuy yâleytenî kuntu me'ahum fe efûze fevzen azîmâ
73. Ve eğer size Allah’dan bir fazl nasîb olursa sanki kendisiyle aranızda hiç bir ülfet olmamış gibi mutlak diyecektir ki "ah, olaydım onlarla beraber olaydım da büyük bir murada ereydim!
۞ فَلْيُقَـٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ٱلَّذِينَ يَشْرُونَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا بِٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ وَمَن يُقَـٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيُقْتَلْ أَوْ يَغْلِبْ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا ٧٤
Felyukâtil fî sebîlillâhillezîne yeşrûnel hayâted dunyâ bil âhırati vemey yukâtil fî sebîlillâhi feyuktel ev yağlib fesevfe nu'tîhi ecran azîmâ
74. O halde seferber olun da o geçici Dünya haytı Âhıretin ebedî hayatına satacak olanlar çarpışsın, her kim Allah yolunda çarpışır da katlolunur veya galib gelirse iki surette de biz ona yarın pek büyük bir ecir vereceğiz.
وَمَا لَكُمْ لَا تُقَـٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ ٱلَّذِينَ يَقُولُونَ رَبَّنَآ أَخْرِجْنَا مِنْ هَـٰذِهِ ٱلْقَرْيَةِ ٱلظَّالِمِ أَهْلُهَا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا وَٱجْعَل لَّنَا مِن لَّدُنكَ نَصِيرًا ٧٥
Vemâ lekum lâ tukâtilûne fî sebîlillâhi vel mustad'afîne miner ricâli ven nisâ'i vel vildânillezîne yakûlûne rabbenâ ahricnâ min hâzihil karyetiz zâlimi ehluhâ vec'al lenâ mil ledunke veliyyev vec'al lenâ mil ledunke nasîrâ
75. Hem siz neyinize çarpışmayasınız? Allah yolunda ve o zebun edilmiş erkekler, kadınlar, yavrular uğurunda ki "yarebbena, bizleri bu ahalisi zâlim memleketten çıkar, tarafından bize bir sahib gönder, tarafından bize bir yardımcı gönder, Diye yalvarıp duruyorlar.
ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ يُقَـٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۖ وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يُقَـٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱلطَّـٰغُوتِ فَقَـٰتِلُوٓا۟ أَوْلِيَآءَ ٱلشَّيْطَـٰنِ ۖ إِنَّ كَيْدَ ٱلشَّيْطَـٰنِ كَانَ ضَعِيفًا ٧٦
Ellezîne âmenû yukâtilûne fî sebîlillâhi vellezîne keferû yukâtilûne fî sebîlit tâğûti fekâtilû evliyâ'eş şeytâni inne keydeş şeytâni kâne da'îfâ
76. İman edenler Allah yolunda cenk ederler, küfredenler ise Tagutun yolunda cenk ederler, o halde siz Şeytanın yârânını öldürmeğe bakın, her halde Şeytanın hılesi çürüktür.
أَلَمْ تَرَ إِلَى ٱلَّذِينَ قِيلَ لَهُمْ كُفُّوٓا۟ أَيْدِيَكُمْ وَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتُوا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَلَمَّا كُتِبَ عَلَيْهِمُ ٱلْقِتَالُ إِذَا فَرِيقٌ مِّنْهُمْ يَخْشَوْنَ ٱلنَّاسَ كَخَشْيَةِ ٱللَّهِ أَوْ أَشَدَّ خَشْيَةً ۚ وَقَالُوا۟ رَبَّنَا لِمَ كَتَبْتَ عَلَيْنَا ٱلْقِتَالَ لَوْلَآ أَخَّرْتَنَآ إِلَىٰٓ أَجَلٍ قَرِيبٍ ۗ قُلْ مَتَـٰعُ ٱلدُّنْيَا قَلِيلٌ وَٱلْـَٔاخِرَةُ خَيْرٌ لِّمَنِ ٱتَّقَىٰ وَلَا تُظْلَمُونَ فَتِيلًا ٧٧
Elem tera ilellezîne kîle lehum kuffû eydiyekum ve akîmus salâte ve âtuz zekâte felemmâ kutibe aleyhimul kıtâlu izâ ferîkum minhum yahşevnen nâse kehaşyetillâhi ev eşedde haşyetev vekâlû rabbenâ lime ketebte aleynel kıtâle levlâ ahhartenâ ilâ ecelin karîbin kul metâ'ud dunyâ kalîluv vel âhıratu hayrul limenittakâ velâ tuzlemûne fetîlâ
77. Bakmaz mısın o kendilerine ellerinizi çekin ve namaz kılın, zekât verin denilmiş olan kimselere? şimdi üzerlerine kıtal yazılınca insanlardan Allah’dan korkarcasına veya daha bile ziyade korkuyorlar, ve şöyle dediler: "Ey bizim Rabbımız! niçin üzerimize bu kitali yazdın! nolordu bizi yakın bir ecele tehir edeydin? de ki: Dünya zevkı ne olsa azdır Ahiret ise Allah’dan korkanlar için sırf hayırdır hem kıl kadar hakkınız yenmez.
أَيْنَمَا تَكُونُوا۟ يُدْرِككُّمُ ٱلْمَوْتُ وَلَوْ كُنتُمْ فِى بُرُوجٍ مُّشَيَّدَةٍ ۗ وَإِن تُصِبْهُمْ حَسَنَةٌ يَقُولُوا۟ هَـٰذِهِۦ مِنْ عِندِ ٱللَّهِ ۖ وَإِن تُصِبْهُمْ سَيِّئَةٌ يَقُولُوا۟ هَـٰذِهِۦ مِنْ عِندِكَ ۚ قُلْ كُلٌّ مِّنْ عِندِ ٱللَّهِ ۖ فَمَالِ هَـٰٓؤُلَآءِ ٱلْقَوْمِ لَا يَكَادُونَ يَفْقَهُونَ حَدِيثًا ٧٨
Eynemâ tekûnû yudrikkumul mevtu velev kuntum fî burûcim muşeyyedetiv ve in tusıbhum hasenetuy yakûlû hâzihî min indillâhi ve in tusıbhum seyyi'etuy yakûlû hâzihî min indike kul kullum min indillâhi femâli hâ ulâ'il kavmi lâ yekâdûne yefkahûne hadîsâ
78. Her nerede olsanız ölüm size yetişir eflâke ser çekmiş burclarda da olsanız; bununla beraber kendilerine bir güzellik erdimi "bu Allah’dan" diyorlar, bir musibet de değdimi "bu senden" diyorlar, de ki: hepsi Allah tarafından, fakat neye bu adamlar söz anlamağa yanaşmıyorlar.
مَّآ أَصَابَكَ مِنْ حَسَنَةٍ فَمِنَ ٱللَّهِ ۖ وَمَآ أَصَابَكَ مِن سَيِّئَةٍ فَمِن نَّفْسِكَ ۚ وَأَرْسَلْنَـٰكَ لِلنَّاسِ رَسُولًا ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا ٧٩
Mâ asâbeke min hasenetin feminallâhi vemâ asâbeke min seyyi'etin femin nefsike ve erselnâke linnâsi rasûlev vekefâ billâhi şehîdâ
79. Sana güzellikten her ne ererse bil ki Allahdandır, kötülükten de başına her ne gelirse anla ki sendendir, biz seni insanlara bir Resul olarak gönderdik, şahid ise Allah yeter.
مَّن يُطِعِ ٱلرَّسُولَ فَقَدْ أَطَاعَ ٱللَّهَ ۖ وَمَن تَوَلَّىٰ فَمَآ أَرْسَلْنَـٰكَ عَلَيْهِمْ حَفِيظًا ٨٠
Mey yutı'ir rasûle fekad atâ'allâhe vemen tevellâ femâ erselnâke aleyhim hafîzâ
80. Kim Resul’e itaat ederse Allah’a itaat etmiş olur, kim de yan bükerse üzerlerine seni gözcü de göndermedik.
وَيَقُولُونَ طَاعَةٌ فَإِذَا بَرَزُوا۟ مِنْ عِندِكَ بَيَّتَ طَآئِفَةٌ مِّنْهُمْ غَيْرَ ٱلَّذِى تَقُولُ ۖ وَٱللَّهُ يَكْتُبُ مَا يُبَيِّتُونَ ۖ فَأَعْرِضْ عَنْهُمْ وَتَوَكَّلْ عَلَى ٱللَّهِ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا ٨١
Veyakûlûne tâ'atun fe izâ berazû min indike beyyete tâ'ifetum minhum ğayrallezî takûlu vallâhu yektubu mâ yubeyyitûne fe a'rid anhum vetevekkel alellâhi vekefâ billâhi vekîlâ
81. Bâş üstüne diyorlar sonra da yanından çıktıklarında içlerinden bir takımı dediklerinin hilâfına tezvirat yapıyorlar, Allah da yaptıkları tezviratı kaydediyor, onun için sen yüzlerine vurmaktan vaz geç de Allah’a havale et Allah vekil yeter.
أَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ ٱلْقُرْءَانَ ۚ وَلَوْ كَانَ مِنْ عِندِ غَيْرِ ٱللَّهِ لَوَجَدُوا۟ فِيهِ ٱخْتِلَـٰفًا كَثِيرًا ٨٢
Efelâ yetedebberûnel kur'âne velev kâne min indi ğayrillâhi levecedû fîhihtilâfen kesîrâ
82. Hâlâ Kur'anı im'an ile teemmül etmezler mi? Eğer o, Allah’dan başkası tarafından olsa idi elbette içinde bir çok ahenksizlikler bulacaklardı.
وَإِذَا جَآءَهُمْ أَمْرٌ مِّنَ ٱلْأَمْنِ أَوِ ٱلْخَوْفِ أَذَاعُوا۟ بِهِۦ ۖ وَلَوْ رَدُّوهُ إِلَى ٱلرَّسُولِ وَإِلَىٰٓ أُو۟لِى ٱلْأَمْرِ مِنْهُمْ لَعَلِمَهُ ٱلَّذِينَ يَسْتَنۢبِطُونَهُۥ مِنْهُمْ ۗ وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَرَحْمَتُهُۥ لَٱتَّبَعْتُمُ ٱلشَّيْطَـٰنَ إِلَّا قَلِيلًا ٨٣
Ve izâ câ'ehum emrum minel emni evil havfi ezâ'û bihî velev raddûhu iler rasûli ve ilâ ulil emri minhum le'alimehullezîne yestembitûnehû minhum velevlâ fadlullâhi aleykum verahmetuhû letteba'tumuş şeytâne illâ kalîlâ
83. Hem emn-ü havfe dair bir haber geldiği vakit kendilerine onu yayıveriyorlar, halbuki onu Peygamber’e ve içlerinden ülül'emr olanlara arzetseler elbette bunların istinbata kadir olanları onu anlar bilirlerdi, eğer Allah’ın fazl-ü rahmeti üzerinizde olmasa idi pek azınızdan maadası Şeytana uymuş gitmiştiniz.
فَقَـٰتِلْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ لَا تُكَلَّفُ إِلَّا نَفْسَكَ ۚ وَحَرِّضِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَكُفَّ بَأْسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ وَٱللَّهُ أَشَدُّ بَأْسًا وَأَشَدُّ تَنكِيلًا ٨٤
Fekâtil fî sebîlillâhi lâ tukellefu illâ nefseke veharridıl mu'minîne asellâhu ey yekuffe be'sellezîne keferû vallâhu eşeddu be'sev ve eşeddu tenkîlâ
84. Onun için Allah yolunda çarpış, ancak nefsinden başkasiyle mükellef değilsin, mü'minleri de çarpış, ancak nefsinden başkasiyle mükellef değilsin, mü'mileri de çarpışmağa teşvik et, me'muldur ki Allah a küfretmekte bulunanların tazyikını defetsin, Allah tazyikce de daha şiddetli tenkilce de daha şiddetlidir.
مَّن يَشْفَعْ شَفَـٰعَةً حَسَنَةً يَكُن لَّهُۥ نَصِيبٌ مِّنْهَا ۖ وَمَن يَشْفَعْ شَفَـٰعَةً سَيِّئَةً يَكُن لَّهُۥ كِفْلٌ مِّنْهَا ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ مُّقِيتًا ٨٥
Mey yeşfa' şefâ'aten hasenetey yekul lehû nasîbum minhâ vemey yeşfa' şefâ'aten seyyi'etey yekul lehû kiflum minhâ vekânallâhu alâ kulli şey'im mukîtâ
85. Her kim güzel bir şefaatte bulunursa ona ondan bir nasîb olur, her kim de kötü bir şefahatte bulunursa ona da ondan bir nazîr olur, Allah her şeye nâzır bulunuyor.
وَإِذَا حُيِّيتُم بِتَحِيَّةٍ فَحَيُّوا۟ بِأَحْسَنَ مِنْهَآ أَوْ رُدُّوهَآ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ حَسِيبًا ٨٦
Ve izâ huyyîtum bitehiyyetin fehayyû bi ahsene minhâ ev ruddûhâ innallâhe kâne alâ kulli şey'in hasîbâ
86. Size her hangi bir suretle sağlık verildği zaman siz de ondan daha güzeli ile sağlık verin veya ayniyle mukabele edin, Allah her şeyi hısaba çekmekte bulunuyorlar.
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ لَيَجْمَعَنَّكُمْ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ لَا رَيْبَ فِيهِ ۗ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ حَدِيثًا ٨٧
Allâhu lâ ilâhe illâ huve leyecme'annekum ilâ yevmil kıyâmeti lâ raybe fîhi vemen asdaku minallâhi hadîsâ
87. Allah, başka tapılacak yok ancak O, Celâli Hakkı için O sizi muhakkak kıyamet gününe toplayacak, onda şüphe yok, Allah’dan daha doğru sözlü kim olabilir?
۞ فَمَا لَكُمْ فِى ٱلْمُنَـٰفِقِينَ فِئَتَيْنِ وَٱللَّهُ أَرْكَسَهُم بِمَا كَسَبُوٓا۟ ۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَهْدُوا۟ مَنْ أَضَلَّ ٱللَّهُ ۖ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًا ٨٨
Femâ lekum fil munâfikîne fi eteyni vallâhu erkesehum bimâ kesebû eturîdûne en tehdû men adallallâhu vemey yudlilillâhu felen tecide lehû sebîlâ
88. O halde siz neye Münafıklar hakkında iki fırka oluyorsunuz? Allah onları kazandıkları vebal yüzünden terslerine döndürdüğü halde Allah’ın sapdırdığını yola getirmek mi istiyorsunuz? Her kimi Allah sapdırırsa artık sen ona yol bulamazsın.
وَدُّوا۟ لَوْ تَكْفُرُونَ كَمَا كَفَرُوا۟ فَتَكُونُونَ سَوَآءً ۖ فَلَا تَتَّخِذُوا۟ مِنْهُمْ أَوْلِيَآءَ حَتَّىٰ يُهَاجِرُوا۟ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ ۖ وَلَا تَتَّخِذُوا۟ مِنْهُمْ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا ٨٩
Veddû lev tekfurûne kemâ keferû fetekûnûne sevâ'en felâ tettahızû minhum evliyâ'e hattâ yuhâcirû fî sebîlillâhi fe in tevellev fehuzûhum vektulûhum haysu vecettumûhum velâ tettahızû minhum veliyyev velâ nasîrâ
89. Arzu ettiler ki kendilerinin küfre sapdıkları gibi siz de sapasınız da beraber olasınız, onun için onlar Allah yolunda hicret edinceye kadar içlerinden dost edinmeyin, yok aldırmazlarsa o vakit bulduğunuz yerde kendilerini tutun ve öldürün, ve onlardan ne bir dost ne de bir yardımcı edinmeyin.
إِلَّا ٱلَّذِينَ يَصِلُونَ إِلَىٰ قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَـٰقٌ أَوْ جَآءُوكُمْ حَصِرَتْ صُدُورُهُمْ أَن يُقَـٰتِلُوكُمْ أَوْ يُقَـٰتِلُوا۟ قَوْمَهُمْ ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَسَلَّطَهُمْ عَلَيْكُمْ فَلَقَـٰتَلُوكُمْ ۚ فَإِنِ ٱعْتَزَلُوكُمْ فَلَمْ يُقَـٰتِلُوكُمْ وَأَلْقَوْا۟ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ فَمَا جَعَلَ ٱللَّهُ لَكُمْ عَلَيْهِمْ سَبِيلًا ٩٠
İllellezîne yasılûne ilâ kavmim beynekum vebeynehum mîsâkun ev câ'ûkum hasırat sudûruhum ey yukâtilûkum ev yukâtilû kavmehum velev şâ'allâhu lesellatahum aleykum felakâtelûkum fe ini'tezelûkum felem yukâtilûkum ve elkav ileykumus seleme femâ ce'alallâhu lekum aleyhim sebîlâ
90. Ancak şöylelerine dokunmayın ki sizinle aralarında misak olan bir kavme vasıl olmuş bulunurlar, yahud ne size harb etmeği ne de kendi kavmlerine harb etmeği havsalarına sığdıramıyarak size gelmişlerdir, eğer Allah dilese idi bunları üzerinize musallat kılardı da sizinle harb ederlerdi, o halde sizi bırakıp bir tarafa çekildikleri ve sizinle harb etmeyip sulha yattıkları takdirde de Allah aleyhlerinde size bir yol vermemiştir.
سَتَجِدُونَ ءَاخَرِينَ يُرِيدُونَ أَن يَأْمَنُوكُمْ وَيَأْمَنُوا۟ قَوْمَهُمْ كُلَّ مَا رُدُّوٓا۟ إِلَى ٱلْفِتْنَةِ أُرْكِسُوا۟ فِيهَا ۚ فَإِن لَّمْ يَعْتَزِلُوكُمْ وَيُلْقُوٓا۟ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَمَ وَيَكُفُّوٓا۟ أَيْدِيَهُمْ فَخُذُوهُمْ وَٱقْتُلُوهُمْ حَيْثُ ثَقِفْتُمُوهُمْ ۚ وَأُو۟لَـٰٓئِكُمْ جَعَلْنَا لَكُمْ عَلَيْهِمْ سُلْطَـٰنًا مُّبِينًا ٩١
Setecidûne âharîne yurîdûne ey ye'menûkum veye'menû kavmehum kulle mâ ruddû ilel fitneti urkisû fîhâ fe il lem ya'tezilûkum veyulkû ileykumus seleme veyekuffû eydiyehum fehuzûhum vektulûhum haysu sakıftumûhum ve ulâ'ikum ce'alnâ lekum aleyhim sultânem mubînâ
91. Diğer bir takımlarını bulacaksınız ki hem sizden emin olmak hem de kavmlerinden emin kalmak isterler, fitneye sevkedildikçe de döner döner içine atılırlar, eğer bunlar sizden çekinmezler ve sulha yatıb taarruzdan ellerini çekmezlerse kendilerini bulduğunuz yerde yakalayın ve öldürün, işte bunlar aleyhinde size açık bir ferman verdik.
وَمَا كَانَ لِمُؤْمِنٍ أَن يَقْتُلَ مُؤْمِنًا إِلَّا خَطَـًٔا ۚ وَمَن قَتَلَ مُؤْمِنًا خَطَـًٔا فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ وَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦٓ إِلَّآ أَن يَصَّدَّقُوا۟ ۚ فَإِن كَانَ مِن قَوْمٍ عَدُوٍّ لَّكُمْ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ ۖ وَإِن كَانَ مِن قَوْمٍۭ بَيْنَكُمْ وَبَيْنَهُم مِّيثَـٰقٌ فَدِيَةٌ مُّسَلَّمَةٌ إِلَىٰٓ أَهْلِهِۦ وَتَحْرِيرُ رَقَبَةٍ مُّؤْمِنَةٍ ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ شَهْرَيْنِ مُتَتَابِعَيْنِ تَوْبَةً مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ٩٢
Vemâ kâne limu'minin ey yaktule mu'minen illâ hata'ev vemen katele mu'minen hata'en fetahrîru rakabetim mu'minetiv vediyetum musellemetun ilâ ehlihî illâ ey yassaddakû fe in kâne min kavmin aduvvil lekum vehuve mu'minun fetahrîru rakabetim mu'minetiv ve in kâne min kavmim beynekum vebeynehum mîsâkun fediyetum musellemetun ilâ ehlihî vetahrîru rakabetim mu'minetin femel lem yecid fesıyâmu şehrayni mutetâbi'ayni tevbetem minallâhi vekânallâhu alîmen hakîmâ
92. Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olamaz meğerki hatâ ola ve kim bir mü'mini hatârâ öldürürse mü'min bir esir azad etmesi ve ölenin vârislerine teslim edilecek bir diyet vermesi lâzım gelir, meğer ki vârisler tasadduk edeler, eğer öldürülen kendi mü'min olmakla beraber size düşman bir kavmden ise o zaman öldürenin bir esir azad etmesi lâzım gelir, ve eğer kendileriyle aranızda bir misak bulunan bir kavmden ise o zaman vârislerine teslim edilecek bir diyet vermek ve mü'min bir esir azad etmek lâzım gelir, bunlara gücü yetmiyen de Allah tarafından tevbesinin kabulü için ardı ardına iki ay oruç tutmak lâzım gelir, Allah Alim, Hakim bulunuyor.
وَمَن يَقْتُلْ مُؤْمِنًا مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآؤُهُۥ جَهَنَّمُ خَـٰلِدًا فِيهَا وَغَضِبَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ وَلَعَنَهُۥ وَأَعَدَّ لَهُۥ عَذَابًا عَظِيمًا ٩٣
Vemey yaktul mu'minem mute'ammiden fecezâ'uhû cehennemu hâliden fîhâ veğadıballâhu aleyhi vele'anehû ve e'adde lehû azâben azîmâ
93. Her kim de bir mü'mini müteammiden öldürürse artık onun cezası cehennemde hulûddur, Allah ona gadab etmiş. Lânet etmiş azîm bir azab hazırlamıştır.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا ضَرَبْتُمْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَتَبَيَّنُوا۟ وَلَا تَقُولُوا۟ لِمَنْ أَلْقَىٰٓ إِلَيْكُمُ ٱلسَّلَـٰمَ لَسْتَ مُؤْمِنًا تَبْتَغُونَ عَرَضَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ مَغَانِمُ كَثِيرَةٌ ۚ كَذَٰلِكَ كُنتُم مِّن قَبْلُ فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْكُمْ فَتَبَيَّنُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا ٩٤
Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ darabtum fî sebîlillâhi fetebeyyenû velâ takûlû limen elkâ ileykumus selâme leste mu'minen tebtağûne aradal hayâtid dunyâ fe indallâhi mağânimu kesîratun kezâlike kuntum min kablu femennallâhu aleykum fetebeyyenû innallâhe kâne bimâ ta'melûne habîrâ
94. Ey o bütün iman edenler! Allah yolunda adım attığınız vakit iyi anlayın dinleyin size İslâm selâmı veren kimseye -Dünya hayatının geçici metaına göz dikerek- sen mü'min değilsin demeyin, Allah yanında çok ganimetler var, önce siz de öyle idiniz, Allah kerem buyurdu da sizleri iman ile tanıttı onun için iyi anlayın dinleyin, muhakkak ki Allah ne yaparasanız habîr bulunuyor.
لَّا يَسْتَوِى ٱلْقَـٰعِدُونَ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ غَيْرُ أُو۟لِى ٱلضَّرَرِ وَٱلْمُجَـٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ ۚ فَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَـٰهِدِينَ بِأَمْوَٰلِهِمْ وَأَنفُسِهِمْ عَلَى ٱلْقَـٰعِدِينَ دَرَجَةً ۚ وَكُلًّا وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلْحُسْنَىٰ ۚ وَفَضَّلَ ٱللَّهُ ٱلْمُجَـٰهِدِينَ عَلَى ٱلْقَـٰعِدِينَ أَجْرًا عَظِيمًا ٩٥
Lâ yestevil kâ'idûne minel mu'minîne ğayru ulid darari vel mucâhidûne fî sebîlillâhi bi emvâlihim ve enfusihim feddalallâhul mucâhidîne bi emvâlihim ve enfusihim alel kâ'idîne deracetev vekullev ve adallâhul husnâ vefaddalallâhul mucâhidîne alel kâ'idîne ecran azîmâ
95. Mü'minlerden özür sahibi olmaksızın oturanlar ve Allah yolunda mallariyle, canlariyle cihad edenler müsavi olamazlar, Allah, mallariyle ve canlariyle mücahid olanları oturanların derece itibariyle üzerine geçirdi, gerçi Allah ikisine de husnayi (cenneti) vad buyurmuştur, bununla beraber Allah mücahidlere oturanların fevkinde azîm bir ecir ihsan etmiştir.
دَرَجَـٰتٍ مِّنْهُ وَمَغْفِرَةً وَرَحْمَةً ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا ٩٦
Deracâtim minhu vemağfiratev verahmetev vekânallâhu ğafûrar rahîmâ
96. Tarafından derece derece rütbeler, ve bir mağfiret ve rahmet. Öyleya; Allah bir Gafur, Rahim bulunuyor.
إِنَّ ٱلَّذِينَ تَوَفَّىٰهُمُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ظَالِمِىٓ أَنفُسِهِمْ قَالُوا۟ فِيمَ كُنتُمْ ۖ قَالُوا۟ كُنَّا مُسْتَضْعَفِينَ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ قَالُوٓا۟ أَلَمْ تَكُنْ أَرْضُ ٱللَّهِ وَٰسِعَةً فَتُهَاجِرُوا۟ فِيهَا ۚ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا ٩٧
İnnellezîne teveffâhumul melâ'iketu zâlimî enfusihim kâlû fîme kuntum kâlû kunnâ mustad'afîne fil ardı kâlû elem tekun ardullâhi vâsi'aten fetuhâcirû fîhâ fe ulâ'ike me'vâhum cehennemu vesâ'et masîrâ
97. O kimseler ki nefislerine zulmetmekdelerken melekler canlarını aldılar, "ne işde idiniz" dediler, "biz dediler: Bu arzda zebun idik", "ya, dediler: Allah’ın arzı geniş değil mi idi oraya hicret etsenizdi ya?" İşte bunların me'vaları cehennemdir, ona gidiş de ne fena şeydir.
إِلَّا ٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلرِّجَالِ وَٱلنِّسَآءِ وَٱلْوِلْدَٰنِ لَا يَسْتَطِيعُونَ حِيلَةً وَلَا يَهْتَدُونَ سَبِيلًا ٩٨
İllel mustad'afîne miner ricâli ven nisâ'i vel vildâni lâ yestatî'ûne hîletev velâ yehtedûne sebîlâ
98. Ancak hakikaten zebun olanlar: Hiç bir çareye gücü yetmiyen ve hicret için yol bulamayan erkekler, kadın, çocuklar müstesna.
فَأُو۟لَـٰٓئِكَ عَسَى ٱللَّهُ أَن يَعْفُوَ عَنْهُمْ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَفُوًّا غَفُورًا ٩٩
Fe ulâ'ike asellâhu ey ya'fuve anhum vekânallâhu afuvven ğafûrâ
99. Çünkü bunlardan Allah’ın o günahı afiv buyurması memuldür, Allah afvi çok bir Gafur bulunuyor.
۞ وَمَن يُهَاجِرْ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ يَجِدْ فِى ٱلْأَرْضِ مُرَٰغَمًا كَثِيرًا وَسَعَةً ۚ وَمَن يَخْرُجْ مِنۢ بَيْتِهِۦ مُهَاجِرًا إِلَى ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ ثُمَّ يُدْرِكْهُ ٱلْمَوْتُ فَقَدْ وَقَعَ أَجْرُهُۥ عَلَى ٱللَّهِ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا ١٠٠
Vemey yuhâcir fî sebîlillâhi yecid fil ardı murâğamen kesîrav vese'atev vemey yahruc mim beytihî muhâciran ilellâhi verasûlihî summe yudrikhul mevtu fekad veka'a ecruhû alellâhi vekânallâhu ğafûrar rahîmâ
100. Her kim Allah yolunda hicret ederse yer yüzünde gidecek çok yer de bulur, genişlik de bulur ve her kim Allah’a ve Peygamber’e hicret kasdiyle evinden çıkar da sonra kendisine ölüm yetişirse muhakkak ki onun ecri Allah’a düşer, Allah bir Gafur, Rahim bulunuyor.
وَإِذَا ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَلَيْسَ عَلَيْكُمْ جُنَاحٌ أَن تَقْصُرُوا۟ مِنَ ٱلصَّلَوٰةِ إِنْ خِفْتُمْ أَن يَفْتِنَكُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱلْكَـٰفِرِينَ كَانُوا۟ لَكُمْ عَدُوًّا مُّبِينًا ١٠١
Ve izâ darabtum fil ardı feleyse aleykum cunâhun en taksurû mines salâti in hıftum ey yeftinekumullezîne keferû innel kâfirîne kânû lekum aduvvem mubînâ
101. Sefer ettiğiniz vakit o küfredenlerin size bir fenalık yapmalarından korkuyorsanız namazdan kısmanız artık size bir günah olmaz muhakkak ki kâfirler size açık bir düşman bulunuyorlar.
وَإِذَا كُنتَ فِيهِمْ فَأَقَمْتَ لَهُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَلْتَقُمْ طَآئِفَةٌ مِّنْهُم مَّعَكَ وَلْيَأْخُذُوٓا۟ أَسْلِحَتَهُمْ فَإِذَا سَجَدُوا۟ فَلْيَكُونُوا۟ مِن وَرَآئِكُمْ وَلْتَأْتِ طَآئِفَةٌ أُخْرَىٰ لَمْ يُصَلُّوا۟ فَلْيُصَلُّوا۟ مَعَكَ وَلْيَأْخُذُوا۟ حِذْرَهُمْ وَأَسْلِحَتَهُمْ ۗ وَدَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ تَغْفُلُونَ عَنْ أَسْلِحَتِكُمْ وَأَمْتِعَتِكُمْ فَيَمِيلُونَ عَلَيْكُم مَّيْلَةً وَٰحِدَةً ۚ وَلَا جُنَاحَ عَلَيْكُمْ إِن كَانَ بِكُمْ أَذًى مِّن مَّطَرٍ أَوْ كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَن تَضَعُوٓا۟ أَسْلِحَتَكُمْ ۖ وَخُذُوا۟ حِذْرَكُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ أَعَدَّ لِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا ١٠٢
Ve izâ kunte fîhim fe akamte lehumus salâte feltakum tâ'ifetum minhum me'ake velye'huzû eslihatehum fe izâ secedû felyekûnû miv verâ'ikum velte'ti tâ'ifetun uhrâ lem yusallû felyusallû me'ake velye'huzû hizrahum ve eslihatehum veddellezîne keferû lev tağfulûne an eslihatikum ve emti'atikum feyemîlûne aleykum meyletev vâhidetev velâ cunâha aleykum in kâne bikum ezem mim matarin ev kuntum mardâ en tada'û eslihatekum vehuzû hizrakum innallâhe e'adde lilkâfirîne azâbem muhînâ
102. Ve o vakit sen içlerinde olup da onlara namaz kıldırdığında içlerinden bir kısmı seninle beraber namaza dursun, silâhlarını da yanlarına alsınlar, bunlar secdeye vardıklarında diğer kısım arkanızda beklesinler, sonra o namaz kılmamış olan diğer kısım gelsin seninle beraber kılsınlar ve ihtiyatlı bulunsunlar ve silâhlarını yanlarına alsınlar, kâfirler arzu ederler ki silâhlarınızdan ve eşyanızdan bir gafil bulunsanız da size birdenbire bir basgın bassalar, eğer yağan yağmurdan bir eziyyet varsa veya hasta iseniz silâhları bırakmanızda beis yoktur, bununla beraber ihtiyatı elden bırakmayın çünkü Allah kâfirler için mühiyn bir azab hazırlamıştır.
فَإِذَا قَضَيْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ فَٱذْكُرُوا۟ ٱللَّهَ قِيَـٰمًا وَقُعُودًا وَعَلَىٰ جُنُوبِكُمْ ۚ فَإِذَا ٱطْمَأْنَنتُمْ فَأَقِيمُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ ۚ إِنَّ ٱلصَّلَوٰةَ كَانَتْ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ كِتَـٰبًا مَّوْقُوتًا ١٠٣
Fe izâ kadaytumus salâte fezkurullâhe kıyâmev veku'ûdev ve alâ cunûbikum fe izetme'nentum fe akîmus salâte innes salâte kânet alel mu'minîne kitâbem mevkûtâ
103. O korkulu zamanda namazı kıldınız mı gerek ayakta ve gerek otururken ve gerek yanlarınız üzerinde hep Allah’ı zikredin, derken korkudan itminan buldunuz mu o vakit namazı tam erkâniyle eda edin çünkü namaz mü'minler üzerine muayyen vakitlerle yazılı bir farz bulunuyor.
وَلَا تَهِنُوا۟ فِى ٱبْتِغَآءِ ٱلْقَوْمِ ۖ إِن تَكُونُوا۟ تَأْلَمُونَ فَإِنَّهُمْ يَأْلَمُونَ كَمَا تَأْلَمُونَ ۖ وَتَرْجُونَ مِنَ ٱللَّهِ مَا لَا يَرْجُونَ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ١٠٤
Velâ tehinû fibtiğâ'il kavmi in tekûnû te'lemûne fe innehum ye'lemûne kemâ te'lemûne vetercûne minallâhi mâ lâ yercûne vekânallâhu alîmen hakîmâ
104. Düşmanınız olan kavmî takib etmekte za'f göstermeyin, eğer siz elemleniyorsanız şüphe yok ki sizin elemlendiğiniz gibi onlar da elemleniyorlardır, kaldı ki siz Allah’dan onların ümid edemiyecekleri şeyler umuyorsunuz Allah da Alim, Hakim bulunuyor.
إِنَّآ أَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ لِتَحْكُمَ بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِمَآ أَرَىٰكَ ٱللَّهُ ۚ وَلَا تَكُن لِّلْخَآئِنِينَ خَصِيمًا ١٠٥
İnnâ enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı litahkume beynen nâsi bimâ erâkallâhu velâ tekul lilhâ'inîne hasîmâ
105. Elhak biz sana bihakkın kitap indirdik ki insanlar arasında Allah’ın sana gösterdiği vechile hukm edesin; hâinlere müdafaa vekili olma.
وَٱسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا ١٠٦
Vestağfirillâhe innallâhe kâne ğafûrar rahîmâ
106. Ve Allah’a istiğfar eyle, çünkü Allah Gafur, Rahim bulunuyor.
وَلَا تُجَـٰدِلْ عَنِ ٱلَّذِينَ يَخْتَانُونَ أَنفُسَهُمْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ مَن كَانَ خَوَّانًا أَثِيمًا ١٠٧
Velâ tucâdil anillezîne yahtânûne enfusehum innallâhe lâ yuhibbu men kâne havvânen esîmâ
107. Nefislerine hıyânet edip duranlar tarafından mücâdeleye kalkışma, çünkü Allah vebal yüklenen, hıyanetkâr olan kimseleri sevmez.
يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱلنَّاسِ وَلَا يَسْتَخْفُونَ مِنَ ٱللَّهِ وَهُوَ مَعَهُمْ إِذْ يُبَيِّتُونَ مَا لَا يَرْضَىٰ مِنَ ٱلْقَوْلِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِمَا يَعْمَلُونَ مُحِيطًا ١٠٨
Yestahfûne minen nâsi velâ yestahfûne minallâhi vehuve me'ahum iz yubeyyitûne mâ lâ yardâ minel kavli vekânallâhu bimâ ya'melûne muhîtâ
108. İnsanlardan gizlemeğe çalışırlar da Allah’dan gizlemeği düşünmezler, halbuki onun razı olmıyacağı tezviratı tertip ederlerken o yanı başlarında, hem Allah her ne yaparlarsa muhît bulunuyor.
هَـٰٓأَنتُمْ هَـٰٓؤُلَآءِ جَـٰدَلْتُمْ عَنْهُمْ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا فَمَن يُجَـٰدِلُ ٱللَّهَ عَنْهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ أَم مَّن يَكُونُ عَلَيْهِمْ وَكِيلًا ١٠٩
Hâ entum hâ ulâ'i câdeltum anhum fil hayâtid dunyâ femey yucâdilullâhe anhum yevmel kıyâmeti em mey yekûnu aleyhim vekîlâ
109. Haydi siz öyle yapdınız: bu Dünya hayatta tuttunuz taraflarından kim mücadele edecek? Veya üzerlerine kim vekil olacak?
وَمَن يَعْمَلْ سُوٓءًا أَوْ يَظْلِمْ نَفْسَهُۥ ثُمَّ يَسْتَغْفِرِ ٱللَّهَ يَجِدِ ٱللَّهَ غَفُورًا رَّحِيمًا ١١٠
Vemey ya'mel sû'en ev yazlim nefsehû summe yestağfirillâhe yecidillâhe ğafûrar rahîmâ
110. Halbuki kim bir kötülük yapar veya nefsine zulm eder de sonra Allah’ın mağfiretine sığınırsa Allah’ı bir Gafur, Rahim bulur.
وَمَن يَكْسِبْ إِثْمًا فَإِنَّمَا يَكْسِبُهُۥ عَلَىٰ نَفْسِهِۦ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ١١١
Vemey yeksib ismen fe innemâ yeksibuhû alâ nefsihî vekânallâhu alîmen hakîmâ
111. Maamafih kim bir vebal kazanırsa onu sırf kendi aleyhine kazanır, Allah Alim, Hakim de bulunuyor.
وَمَن يَكْسِبْ خَطِيٓـَٔةً أَوْ إِثْمًا ثُمَّ يَرْمِ بِهِۦ بَرِيٓـًٔا فَقَدِ ٱحْتَمَلَ بُهْتَـٰنًا وَإِثْمًا مُّبِينًا ١١٢
Vemey yeksib hatî'eten ev ismen summe yermi bihî berî'en fekadihtemele buhtânev ve ismem mubînâ
112. Her kim de bir cinayet veya bir vebal kazanır da sonra onu bir bîgünahın üzerine atarsa şüphesiz bir bühtan ve açık bir vebal daha yüklenmiş olur.
وَلَوْلَا فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ وَرَحْمَتُهُۥ لَهَمَّت طَّآئِفَةٌ مِّنْهُمْ أَن يُضِلُّوكَ وَمَا يُضِلُّونَ إِلَّآ أَنفُسَهُمْ ۖ وَمَا يَضُرُّونَكَ مِن شَىْءٍ ۚ وَأَنزَلَ ٱللَّهُ عَلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَعَلَّمَكَ مَا لَمْ تَكُن تَعْلَمُ ۚ وَكَانَ فَضْلُ ٱللَّهِ عَلَيْكَ عَظِيمًا ١١٣
Velevlâ fadlullâhi aleyke verahmetuhû lehemmet tâ'ifetum minhum ey yudıllûke vemâ yudıllûne illâ enfusehum vemâ yadurrûneke min şey'iv ve enzelallâhu aleykel kitâbe vel hikmete ve allemeke mâ lem tekun ta'lemu vekâne fadlullâhi aleyke azîmâ
113. Allah’ın fazl-ü rahmeti üzerinde olmasaydı onlardan bir taife seni bile hükümde haktan şaşırtmayı kurmuşlardı, maamafih onlar yalnız kendilerini şaşırırlar, sana hiç bir zarar edemezler, nasıl edebilirler ki Allah sana kitap ve hikmet indirmekte ve bilmediklerini sana bildirmektedir, hem Allah’ın senin üzerinde fazlı çok büyük bulunuyor.
۞ لَّا خَيْرَ فِى كَثِيرٍ مِّن نَّجْوَىٰهُمْ إِلَّا مَنْ أَمَرَ بِصَدَقَةٍ أَوْ مَعْرُوفٍ أَوْ إِصْلَـٰحٍۭ بَيْنَ ٱلنَّاسِ ۚ وَمَن يَفْعَلْ ذَٰلِكَ ٱبْتِغَآءَ مَرْضَاتِ ٱللَّهِ فَسَوْفَ نُؤْتِيهِ أَجْرًا عَظِيمًا ١١٤
Lâ hayra fî kesîrim min necvâhum illâ men emera bisadakatin ev ma'rûfin ev islâhim beynen nâsi vemey yef'al zâlikebtiğâ'e mardâtillâhi fesevfe nu'tîhi ecran azîmâ
114. Onların fısıldaşmalarının çoğunda hayır yoktur, ancak sadaka vermeyi veya bir maruf işlemeyi veya insanların arasını düzeltmeyi emreden başka, ve her kim bunu Allah’ın rızasını arayarak yaparsa yarın biz ona büyük bir ecir vereceğiz.
وَمَن يُشَاقِقِ ٱلرَّسُولَ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُ ٱلْهُدَىٰ وَيَتَّبِعْ غَيْرَ سَبِيلِ ٱلْمُؤْمِنِينَ نُوَلِّهِۦ مَا تَوَلَّىٰ وَنُصْلِهِۦ جَهَنَّمَ ۖ وَسَآءَتْ مَصِيرًا ١١٥
Vemey yuşâkıkır rasûle mim ba'di mâ tebeyyene lehul hudâ veyettebi' ğayra sebîlil mu'minîne nuvellihî mâ tevellâ venuslihî cehenneme vesâ'et masîrâ
115. Her kim de kendisine hak tebeyyün ettikten sonra Peygamber’e muhalefette bulunur ve mü'minler yolunun gayrısına giderse biz onu gittiğine bırakırız ve kendisine cehennemi boylatırız ki o ne fena gidişdir.
إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَغْفِرُ أَن يُشْرَكَ بِهِۦ وَيَغْفِرُ مَا دُونَ ذَٰلِكَ لِمَن يَشَآءُ ۚ وَمَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَـٰلًۢا بَعِيدًا ١١٦
İnnallâhe lâ yağfiru ey yuşrake bihî veyağfiru mâ dûne zâlike limey yeşâ'u vemey yuşrik billâhi fekad dalle dalâlem be'îdâ
116. Doğrusu Allah kendine şirk koşulmasını mağfiret buyurmaz, ondan berisini ise dilediğine mağfiret buyurur, kim de Allah’a şirk koşarsa hakıkatte pek uzak bir dalâle sapmıştır.
إِن يَدْعُونَ مِن دُونِهِۦٓ إِلَّآ إِنَـٰثًا وَإِن يَدْعُونَ إِلَّا شَيْطَـٰنًا مَّرِيدًا ١١٧
İy yed'ûne min dûnihî illâ inâsev ve iy yed'ûne illâ şeytânem merîdâ
117. Onu bırakıp da sade dişilere tapıyorlar, ve sade yalâbık bir Şeytana tapıyorlar.
لَّعَنَهُ ٱللَّهُ ۘ وَقَالَ لَأَتَّخِذَنَّ مِنْ عِبَادِكَ نَصِيبًا مَّفْرُوضًا ١١٨
Le'anehullâhu vekâle le ettahızenne min ibâdike nasîbem mefrûdâ
118. Ki Allah onu lanetledi, o da şöyle dedi: Celâlin Hakkı için kullarından bir mukadder pay alacağım.
وَلَأُضِلَّنَّهُمْ وَلَأُمَنِّيَنَّهُمْ وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ فَلَيُبَتِّكُنَّ ءَاذَانَ ٱلْأَنْعَـٰمِ وَلَـَٔامُرَنَّهُمْ فَلَيُغَيِّرُنَّ خَلْقَ ٱللَّهِ ۚ وَمَن يَتَّخِذِ ٱلشَّيْطَـٰنَ وَلِيًّا مِّن دُونِ ٱللَّهِ فَقَدْ خَسِرَ خُسْرَانًا مُّبِينًا ١١٩
Vele'udıllennehum vele'umenniyennehum vele'âmurannehum feleyubettikunne âzânel en'âmi vele'âmurannehum feleyuğayyirunne halkallâhi vemey yettahıziş şeytâne veliyyem min dûnillâhi fekad hasira husrânem mubînâ
119. Ve lâbüd onları sapıtacağım, ve her halde onları ümniyyelere düşürüp olmayacak kuruntularla aldatacağım, ve lâbüd onlara emr edeceğim de hayvanların kulaklarını dilecekler ve lâbüd onlara emredeceğim de Allah’ın halkını tağyir edecekler, ve her kim Allah’ı bırakıp Şeytanı veliyy ittihaz ederse şüphesiz açıktan açığa husrana düşmüştür.
يَعِدُهُمْ وَيُمَنِّيهِمْ ۖ وَمَا يَعِدُهُمُ ٱلشَّيْطَـٰنُ إِلَّا غُرُورًا ١٢٠
Ye'iduhum veyumennîhim vemâ ye'iduhumuş şeytânu illâ ğurûrâ
120. O, onlar va'd verir, ümniyyelere ümidlere düşürür fakat Şeytan onlara kuru bir aldatmadan başka ne va'd eder?
أُو۟لَـٰٓئِكَ مَأْوَىٰهُمْ جَهَنَّمُ وَلَا يَجِدُونَ عَنْهَا مَحِيصًا ١٢١
Ulâ'ike me'vâhum cehennemu velâ yecidûne anhâ mehîsâ
121. İşte onların varacakları yer cehennemdir, ve ondan halâsa hiç bir çare bulamıyacaklardır, iman edip de iyi iyi işler yapan kimselere gelince yarın onları altından ırmaklar akar cennetlere koyacağız, ebediyyen onlar da kalacaklar.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَنُدْخِلُهُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۖ وَعْدَ ٱللَّهِ حَقًّا ۚ وَمَنْ أَصْدَقُ مِنَ ٱللَّهِ قِيلًا ١٢٢
Vellezîne âmenû ve amilus sâlihâti senudhıluhum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebedev va'dallâhi hakkav vemen asdaku minallâhi kîlâ
122. Hakka Allah va'di, Allah’dan daha doğru sözlü kim olabilir?
لَّيْسَ بِأَمَانِيِّكُمْ وَلَآ أَمَانِىِّ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ ۗ مَن يَعْمَلْ سُوٓءًا يُجْزَ بِهِۦ وَلَا يَجِدْ لَهُۥ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا ١٢٣
Leyse bi emâniyyikum velâ emâniyyi ehlil kitâbi mey ya'mel sû'ey yucze bihî velâ yecid lehû min dûnillâhi veliyyev velâ nasîrâ
123. O, sizin kuruntularınızla da değil, Ehl-i Kitâb’ın kuruntulariyle de değil, kim bir kötülük yaparsa onunla cezalanır ve Allah’dan beride ne bir veliy bulabilir ne de bir nasîr.
وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ مِن ذَكَرٍ أَوْ أُنثَىٰ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ نَقِيرًا ١٢٤
Vemey ya'mel mines sâlihâti min zekerin ev unsâ vehuve mu'minun fe ulâ'ike yedhulûnel cennete velâ yuzlemûne nakîrâ
124. Gerek erkeklerden gerek dişi her hangi bir gişi de mü'min olarak iyi işlerden bir iş tutarsa işte böyleler cennete girerler ve zerrece hakları yenmez.
وَمَنْ أَحْسَنُ دِينًا مِّمَّنْ أَسْلَمَ وَجْهَهُۥ لِلَّهِ وَهُوَ مُحْسِنٌ وَٱتَّبَعَ مِلَّةَ إِبْرَٰهِيمَ حَنِيفًا ۗ وَٱتَّخَذَ ٱللَّهُ إِبْرَٰهِيمَ خَلِيلًا ١٢٥
Vemen ahsenu dînem mimmen esleme vechehû lillâhi vehuve muhsinuv vettebe'a millete ibrâhîme hanîfev vettahazallâhu ibrâhîme halîlâ
125. Hem kimdir o kimseden daha güzel dinli ki özü muhsin olarak yüzünü tertemiz İslâm ile Allah’a tutmuş ve hanîf (sâde hakka boyun eğer muvahhid müslim) olarak İbrahim milletine uymuştur, Allah ki İbrahimi halil edindi.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ مُّحِيطًا ١٢٦
Velillâhi mâ fis semâvâti vemâ fil ardı vekânallâhu bikulli şey'im muhîtâ
126. Halbukî göklerdeki ve yerdeki hep Allah’ın’dır ve Allah her şeyi muhît bulunuyor.
وَيَسْتَفْتُونَكَ فِى ٱلنِّسَآءِ ۖ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِيهِنَّ وَمَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ فِى يَتَـٰمَى ٱلنِّسَآءِ ٱلَّـٰتِى لَا تُؤْتُونَهُنَّ مَا كُتِبَ لَهُنَّ وَتَرْغَبُونَ أَن تَنكِحُوهُنَّ وَٱلْمُسْتَضْعَفِينَ مِنَ ٱلْوِلْدَٰنِ وَأَن تَقُومُوا۟ لِلْيَتَـٰمَىٰ بِٱلْقِسْطِ ۚ وَمَا تَفْعَلُوا۟ مِنْ خَيْرٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِهِۦ عَلِيمًا ١٢٧
Veyesteftûneke fin nisâ'i kulillâhu yuftîkum fîhinne vemâ yutlâ aleykum fil kitâbi fî yetâmen nisâ'illâtî lâ tu'tûnehunne mâ kutibe lehunne vetarğabûne en tenkihûhunne vel mustad'afîne minel vildâni ve en takûmû lilyetâmâ bil kıstı vemâ tef'alû min hayrin fe innallâhe kâne bihî alîmâ
127. Bir de senden kadınlar hakkında fetvâ istiyorlar, de ki onlar hakkındaki fetvâyi size Allah veriyor: Yazılmış hakları olan mirası kendilerine vermediğiniz ve nikâhlamayı istemediğiniz öksüz kızlar hakkında,ve mağdur çocuklar hakkında, ve etimlere insaf ile bakmanız hakkında kitabda yüzünüze karşı okunup duran âyetler var, daha da hayra dâir ne yaparsanız şüphe yok ki Allah ona da Alim bulunuyor.
وَإِنِ ٱمْرَأَةٌ خَافَتْ مِنۢ بَعْلِهَا نُشُوزًا أَوْ إِعْرَاضًا فَلَا جُنَاحَ عَلَيْهِمَآ أَن يُصْلِحَا بَيْنَهُمَا صُلْحًا ۚ وَٱلصُّلْحُ خَيْرٌ ۗ وَأُحْضِرَتِ ٱلْأَنفُسُ ٱلشُّحَّ ۚ وَإِن تُحْسِنُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا ١٢٨
Ve inimra'etun hâfet mim ba'lihâ nuşûzen ev i'râdan felâ cunâha aleyhimâ ey yuslihâ beynehumâ sulhav ves sulhu hayruv ve uhdıratil enfusuş şuhha ve in tuhsinû vetettakû fe innallâhe kâne bimâ ta'melûne habîrâ
128. Ve eğer bir kadın kocasının serkeşliğinden veya yüz çevirmesinden endişe ediyorsa bir sulh ile aralarını düzeltmelerinde kendilerine bir günâh yoktur, sulh hep hayırdır, nefislerse kıskançlığa hazırlana gelmiştir, eğer arayı düzeltir ve geçimsizlikten sakınırsanız şüphe yok ki Allah her ne yaparsanız habîr bulunuyor.
وَلَن تَسْتَطِيعُوٓا۟ أَن تَعْدِلُوا۟ بَيْنَ ٱلنِّسَآءِ وَلَوْ حَرَصْتُمْ ۖ فَلَا تَمِيلُوا۟ كُلَّ ٱلْمَيْلِ فَتَذَرُوهَا كَٱلْمُعَلَّقَةِ ۚ وَإِن تُصْلِحُوا۟ وَتَتَّقُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ غَفُورًا رَّحِيمًا ١٢٩
Velen testatî'û en ta'dilû beynen nisâ'i velev harastum felâ temîlû kullel meyli fetezerûhâ kel mu'allakati ve in tuslihû vetettakû fe innallâhe kâne ğafûrar rahîmâ
129. Kadınlarınız arasında her veçhile âdil davranmaya ne kadar hırs besleseniz yine muktedir olamazsınız, bâri büsbütün meyledip de ötekini askıda kalmış gibi bırakmayın, ve eğer arayi düzeltir ve haksızlıktan korunursanız şüphe yokki Allah Gafur, Rahim bulunuyor.
وَإِن يَتَفَرَّقَا يُغْنِ ٱللَّهُ كُلًّا مِّن سَعَتِهِۦ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ وَٰسِعًا حَكِيمًا ١٣٠
Ve iy yeteferrakâ yuğnillâhu kullem min se'atihî vekânallâhu vâsi'an hakîmâ
130. Yok eğer ayrılırlarsa Allah kudretiyle her birini diğerinden müstağni kılar, Allah kudreti geniş bir Hakim bulunuyor.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَلَقَدْ وَصَّيْنَا ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَإِيَّاكُمْ أَنِ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ غَنِيًّا حَمِيدًا ١٣١
Velillâhi mâ fis semâvâti vemâ fil ardı velakad vessaynellezîne ûtul kitâbe min kablikum ve iyyâkum enittakullâhe ve in tekfurû fe inne lillâhi mâ fis semâvâti vemâ fil ardı vekânallâhu ğaniyyen hamîdâ
131. Allah’ın’dır bütün göklerdeki, yerdeki, Celalim Hakkı için sizden evvel kitap verilenlere de tavsiye ettik size de ki Allah’dan korkun, ve eğer tanımamazlık ederseniz haberiniz olsun ki Allah’ın’dır bütün Göklerdeki ve Yerdeki, ve Allah bir ganiy, hamîd bulunuyor.
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا ١٣٢
Velillâhi mâ fis semâvâti vemâ fil ardı vekefâ billâhi vekîlâ
132. Allah’ın’dır bütün göklerdeki, yerdeki; dayanılacak (vekil) de Allah yeter.
إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ أَيُّهَا ٱلنَّاسُ وَيَأْتِ بِـَٔاخَرِينَ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلَىٰ ذَٰلِكَ قَدِيرًا ١٣٣
İy yeşe' yuzhibkum eyyuhen nâsu veye'ti bi âharîne vekânallâhu alâ zâlike kadîrâ
133. Dilerse sizleri giderir de ey insanlar! Başkalarını getirir, Allah ona da kadîr bulunuyor.
مَّن كَانَ يُرِيدُ ثَوَابَ ٱلدُّنْيَا فَعِندَ ٱللَّهِ ثَوَابُ ٱلدُّنْيَا وَٱلْـَٔاخِرَةِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا ١٣٤
Men kâne yurîdu sevâbed dunyâ fe indallâhi sevâbud dunyâ vel âhırati vekânallâhu semî'am besîrâ
134. Kim Dünya sevabı istiyorsa bilsin ki Dünya sevabı da Ahiret sevabı da Allah’ın yanındadır, ve Allah bir semî' basîr bulunuyor.
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ بِٱلْقِسْطِ شُهَدَآءَ لِلَّهِ وَلَوْ عَلَىٰٓ أَنفُسِكُمْ أَوِ ٱلْوَٰلِدَيْنِ وَٱلْأَقْرَبِينَ ۚ إِن يَكُنْ غَنِيًّا أَوْ فَقِيرًا فَٱللَّهُ أَوْلَىٰ بِهِمَا ۖ فَلَا تَتَّبِعُوا۟ ٱلْهَوَىٰٓ أَن تَعْدِلُوا۟ ۚ وَإِن تَلْوُۥٓا۟ أَوْ تُعْرِضُوا۟ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِمَا تَعْمَلُونَ خَبِيرًا ١٣٥
Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû kavvâmîne bil kıstı şuhedâ'e lillâhi velev alâ enfusikum evil vâlideyni vel akrabîne iy yekun ğaniyyen ev fekîran fallâhu evlâ bihimâ felâ tettebi'ul hevâ en ta'dilû ve in telvû ev tu'ridû fe innallâhe kâne bimâ ta'melûne habîrâ
135. Ey o bütün iman edenler! Hakkaniyyetle durup adaleti yerine getirmeğe uğraşır hâkimler, Allah için şahidler olunuz, gerekse nefislerinizin, veya ebeveyninizin veya en yakınlarınızın aleyhine olsun, gerek zengin ve gerek fakır bulunsun, çünkü Allah ikisinden de akdemdir, onun için haktan udul edip de nefsin arzusuna tabi' olmayın ve eğer dilinizi eğer veya çekinirseniz şüphe yok ki Allah her ne yaparsanız habîr bulunur.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ ءَامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلَّذِى نَزَّلَ عَلَىٰ رَسُولِهِۦ وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلَّذِىٓ أَنزَلَ مِن قَبْلُ ۚ وَمَن يَكْفُرْ بِٱللَّهِ وَمَلَـٰٓئِكَتِهِۦ وَكُتُبِهِۦ وَرُسُلِهِۦ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ فَقَدْ ضَلَّ ضَلَـٰلًۢا بَعِيدًا ١٣٦
Yâ eyyuhellezîne âmenû âminû billâhi verasûlihî vel kitâbillezî nezzele alâ rasûlihî vel kitâbillezî enzele min kablu vemey yekfur billâhi vemelâ'iketihî vekutubihî verusulihî vel yevmil âhıri fekad dalle dalâlem be'îdâ
136. Ey o bütün iman edenler! Allah’a ve Resulü’ne de, Resulü’ne tenzil buyurduğu kitâba da, daha evvel inzâl buyurduğu kitâba da iman getirin, her kim Allah’a ve Melekleri’ne ve kitaplarına ve Resulleri’ne ve Âhiret gününe kâfirlik ederse uzak pek uzak bir dalâl ile sapmiş, sapmış gitmiştir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ ثُمَّ ءَامَنُوا۟ ثُمَّ كَفَرُوا۟ ثُمَّ ٱزْدَادُوا۟ كُفْرًا لَّمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ سَبِيلًۢا ١٣٧
İnnellezîne âmenû summe keferû summe âmenû summe keferû summezdâdû kufral lem yekunillâhu liyağfira lehum velâ liyehdiyehum sebîlâ
137. Şunlarki iman ettiler, sonra tuttular küfre gittiler, sonra yine iman ettiler, sonra yine küfre gittiler, sonra da küfürde ileri gittiler Allah onları mağfiret edecek de değil, doğru bir yola çıkaracak da değildir.
بَشِّرِ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ بِأَنَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا ١٣٨
Beşşiril munâfikîne bi enne lehum azâben elîmâ
138. Müjdele münafıklara ki onlara elîm bir azab var.
ٱلَّذِينَ يَتَّخِذُونَ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ أَيَبْتَغُونَ عِندَهُمُ ٱلْعِزَّةَ فَإِنَّ ٱلْعِزَّةَ لِلَّهِ جَمِيعًا ١٣٩
Ellezîne yettahızûnel kâfirîne evliyâ'e min dûnil mu'minîne eyebtağûne indehumul izzete fe innel izzete lillâhi cemî'â
139. Onlar ki mü'minleri bırakarak kâfirlerin velâyetine tutunuyorlar, izzeti onların yanında mı arıyorlar? Fakat izzet tamamile Allah’ın’dır.
وَقَدْ نَزَّلَ عَلَيْكُمْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ أَنْ إِذَا سَمِعْتُمْ ءَايَـٰتِ ٱللَّهِ يُكْفَرُ بِهَا وَيُسْتَهْزَأُ بِهَا فَلَا تَقْعُدُوا۟ مَعَهُمْ حَتَّىٰ يَخُوضُوا۟ فِى حَدِيثٍ غَيْرِهِۦٓ ۚ إِنَّكُمْ إِذًا مِّثْلُهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ جَامِعُ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ وَٱلْكَـٰفِرِينَ فِى جَهَنَّمَ جَمِيعًا ١٤٠
Vekad nezzele aleykum fil kitâbi en izâ semi'tum âyâtillâhi yukferu bihâ veyustehze'u bihâ felâ tak'udû me'ahum hattâ yahûdû fî hadîsin ğayrihî innekum izem misluhum innallâhe câmi'ul munâfikîne vel kâfirîne fî cehenneme cemî'â
140. O size kitabında şunu da indirmiştir: Allah’ın âyetlerini işittiniz mi hakları inkâr ediliyor ve onlarla eğleniliyor, artık o hariflerin yanlarında oturmayın tâ'ki başka bir lâkırdıya dalsınlar, çünkü o zaman siz de onlar gibisinizdir. Şüphesiz ki Allah o Münafıklarla kâfirleri cehennemde toplayacak topunu bir.
ٱلَّذِينَ يَتَرَبَّصُونَ بِكُمْ فَإِن كَانَ لَكُمْ فَتْحٌ مِّنَ ٱللَّهِ قَالُوٓا۟ أَلَمْ نَكُن مَّعَكُمْ وَإِن كَانَ لِلْكَـٰفِرِينَ نَصِيبٌ قَالُوٓا۟ أَلَمْ نَسْتَحْوِذْ عَلَيْكُمْ وَنَمْنَعْكُم مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ فَٱللَّهُ يَحْكُمُ بَيْنَكُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۗ وَلَن يَجْعَلَ ٱللَّهُ لِلْكَـٰفِرِينَ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ سَبِيلًا ١٤١
Ellezîne yeterabbasûne bikum fe in kâne lekum fethum minallâhi kâlû elem nekum me'akum ve in kâne lilkâfirîne nasîbun kâlû elem nestahviz aleykum venemna'kum minel mu'minîne fallâhu yahkumu beynekum yevmel kıyâmeti veley yec'alallâhu lilkâfirîne alel mu'minîne sebîlâ
141. Onla ki sizi gözetiyorlar: eğer Allah’dan size bir feth olursa "beraber değilmiydik?" diyecekler ve eğer kâfirlere bir nasîb düşerse "biz sizden üstün gelmedik mi? sizi mü'minlerden kurtarmadık mı?" diyecekler, artık kıyamet günü Allah beyninizde bir yol verecek değil.
إِنَّ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ يُخَـٰدِعُونَ ٱللَّهَ وَهُوَ خَـٰدِعُهُمْ وَإِذَا قَامُوٓا۟ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ قَامُوا۟ كُسَالَىٰ يُرَآءُونَ ٱلنَّاسَ وَلَا يَذْكُرُونَ ٱللَّهَ إِلَّا قَلِيلًا ١٤٢
İnnel munâfikîne yuhâdi'ûnallâhe vehuve hâdi'uhum ve izâ kâmû iles salâti kâmû kusâlâ yurâ'ûnen nâse velâ yezkurûnallâhe illâ kalîlâ
142. Her halde münafıklar Allah’a hud'a yapmağa çalışırlar, Allah da hud'alarını başlarına geçirir, namaza kalktıkları vakit de üşene üşene kalkarlar, halka gösteriş yaparlar, yoksa Allah’ı pek az hatıra getirirler.
مُّذَبْذَبِينَ بَيْنَ ذَٰلِكَ لَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ وَلَآ إِلَىٰ هَـٰٓؤُلَآءِ ۚ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَلَن تَجِدَ لَهُۥ سَبِيلًا ١٤٣
Muzebzebîne beyne zâlike lâ ilâ hâ ulâ'i velâ ilâ hâ ulâ'i vemey yudlilillâhu felen tecide lehû sebîlâ
143. Arada müzebzeb bir haldedirler: ne onlara, ne onlara, her kimi de Allah şaşırtırsa artık ona sen yol bulamazsın.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلْكَـٰفِرِينَ أَوْلِيَآءَ مِن دُونِ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۚ أَتُرِيدُونَ أَن تَجْعَلُوا۟ لِلَّهِ عَلَيْكُمْ سُلْطَـٰنًا مُّبِينًا ١٤٤
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettahızul kâfirîne evliyâ'e min dûnil mu'minîne eturîdûne en tec'alû lillâhi aleykum sultânem mubînâ
144. Ey o bütün iman edenler! mü'minleri bırakıp da kâfirleri başlarınıza geçirmeyin, ister misiniz ki Allah için aleyhinizde açık bir saltanat husule getiresiniz.
إِنَّ ٱلْمُنَـٰفِقِينَ فِى ٱلدَّرْكِ ٱلْأَسْفَلِ مِنَ ٱلنَّارِ وَلَن تَجِدَ لَهُمْ نَصِيرًا ١٤٥
İnnel munâfikîne fid derkil esfeli minen nâri velen tecide lehum nasîrâ
145. Her halde Münafıklar cehennemin en alt tabakasındadırlar, ihtimali yok onlara bir kurtaracak da bulamazsın.
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ وَأَصْلَحُوا۟ وَٱعْتَصَمُوا۟ بِٱللَّهِ وَأَخْلَصُوا۟ دِينَهُمْ لِلَّهِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ مَعَ ٱلْمُؤْمِنِينَ ۖ وَسَوْفَ يُؤْتِ ٱللَّهُ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَجْرًا عَظِيمًا ١٤٦
İllellezîne tâbû ve aslehû ve'tasamû billâhi ve ahlasû dînehum lillâhi fe ulâ'ike me'al mu'minîne vesevfe yu'tillâhul mu'minîne ecran azîmâ
146. Ancak tevbe edip hallerini düzelten ve Allah’a sarılıp dinlerini Allah için hâlis kılan kimseler müstesna, çünkü bunlar mü'minlerle beraberdir, mü'minlere ise Allah azîm bir ecir verecektir.
مَّا يَفْعَلُ ٱللَّهُ بِعَذَابِكُمْ إِن شَكَرْتُمْ وَءَامَنتُمْ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ شَاكِرًا عَلِيمًا ١٤٧
Mâ yef'alullâhu bi'azâbikum in şekertum ve âmentum vekânallâhu şâkiran alîmâ
147. Siz şükreder, iman ederseniz Allah size azabı nidecek? Halbuki Allah şükrü bilir, bir Alim bulunuyor.
۞ لَّا يُحِبُّ ٱللَّهُ ٱلْجَهْرَ بِٱلسُّوٓءِ مِنَ ٱلْقَوْلِ إِلَّا مَن ظُلِمَ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ سَمِيعًا عَلِيمًا ١٤٨
Lâ yuhibbullâhul cehra bis sû'i minel kavli illâ men zulime vekânallâhu semî'an alîmâ
148. Allah fena sözün açıklanmasını sevmez, mazlûm olan başka, Allah semî', basîr bulunuyor.
إِن تُبْدُوا۟ خَيْرًا أَوْ تُخْفُوهُ أَوْ تَعْفُوا۟ عَن سُوٓءٍ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَفُوًّا قَدِيرًا ١٤٩
İn tubdû hayran ev tuhfûhu ev ta'fû an sû'in fe innallâhe kâne afuvven kadîrâ
149. Bir hayrı açıklar veya gizlerseniz yâhud bir kötülüğü afvederseniz şüphe yok ki Allah afvi çok bir kadîr bulunuyor.
إِنَّ ٱلَّذِينَ يَكْفُرُونَ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيُرِيدُونَ أَن يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ ٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَيَقُولُونَ نُؤْمِنُ بِبَعْضٍ وَنَكْفُرُ بِبَعْضٍ وَيُرِيدُونَ أَن يَتَّخِذُوا۟ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا ١٥٠
İnnellezîne yekfurûne billâhi verusulihî veyurîdûne ey yuferrikû beynallâhi verusulihî veyakûlûne nu'minu biba'dıv venekfuru biba'dıv veyurîdûne ey yettahızû beyne zâlike sebîlâ
150. O kimseler ki ne Allah’ı tanırlar ne peygamberleri’ni, ve o kimseler ki Allah’ı tanıyıp lâkin peygamberlerini tanımayıp ayırmak isterler, ve o kimseler ki peygamberin bazısına inanırız bazısını tanımayız derler ve böyle küfr ile iman arasında bir yol tutmak isterler.
أُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَـٰفِرُونَ حَقًّا ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ عَذَابًا مُّهِينًا ١٥١
Ulâ'ike humul kâfirûne hakkav ve a'tednâ lilkâfirîne azâbem muhînâ
151. İşte bunlar hakka kâfirdirler, biz de kâfirler için mühîn bir azab hazırlamışızdır.
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ وَلَمْ يُفَرِّقُوا۟ بَيْنَ أَحَدٍ مِّنْهُمْ أُو۟لَـٰٓئِكَ سَوْفَ يُؤْتِيهِمْ أُجُورَهُمْ ۗ وَكَانَ ٱللَّهُ غَفُورًا رَّحِيمًا ١٥٢
Vellezîne âmenû billâhi verusulihî velem yuferrikû beyne ehadim minhum ulâ'ike sevfe yu'tîhim ucûrahum vekânallâhu ğafûrar rahîmâ
152. Allah’a ve peygamberlerine iman eden ve peygamberleri’nden hiç birinin arasını ayırmayan kimselere gelince işte bunların yarın kendilerine ecirlerini vereceğiz, ve Allah Gafur, Rahim bulunuyor.
يَسْـَٔلُكَ أَهْلُ ٱلْكِتَـٰبِ أَن تُنَزِّلَ عَلَيْهِمْ كِتَـٰبًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ۚ فَقَدْ سَأَلُوا۟ مُوسَىٰٓ أَكْبَرَ مِن ذَٰلِكَ فَقَالُوٓا۟ أَرِنَا ٱللَّهَ جَهْرَةً فَأَخَذَتْهُمُ ٱلصَّـٰعِقَةُ بِظُلْمِهِمْ ۚ ثُمَّ ٱتَّخَذُوا۟ ٱلْعِجْلَ مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَتْهُمُ ٱلْبَيِّنَـٰتُ فَعَفَوْنَا عَن ذَٰلِكَ ۚ وَءَاتَيْنَا مُوسَىٰ سُلْطَـٰنًا مُّبِينًا ١٥٣
Yes'eluke ehlul kitâbi en tunezzile aleyhim kitâbem mines semâ'i fekad se'elû mûsâ ekbera min zâlike fekâlû erinellâhe cehraten fe ahazethumus sâ'ikatu bizulmihim summettahazul icle mim ba'di mâ câ'ethumul beyyinâtu fe afevnâ an zâlike ve âteynâ mûsâ sultânem mubînâ
153. Ehl-i Kitâb senden üzerlerine Semâ’dan bir kitap indirivermeni istiyorlar, çok görme Musâ’ya bundan daha büyüğünü teklif ettiler, "Allah’ı bize açıktan göster" dediler de zulümlerile kendilerini yıldırım çarptı, sonra kendilerine o kadar açık mucizeler gelmişken tuttular danaya taptılar, derken biz bunlardan afvettik de Musâ’ya kahir bir saltanat verdik.
وَرَفَعْنَا فَوْقَهُمُ ٱلطُّورَ بِمِيثَـٰقِهِمْ وَقُلْنَا لَهُمُ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْبَابَ سُجَّدًا وَقُلْنَا لَهُمْ لَا تَعْدُوا۟ فِى ٱلسَّبْتِ وَأَخَذْنَا مِنْهُم مِّيثَـٰقًا غَلِيظًا ١٥٤
Verafa'nâ fevkahumut tûra bimîsâkıhim vekulnâ lehumudhulul bâbe succedev vekulnâ lehum lâ ta'dû fis sebti ve ahaznâ minhum mîsâkan ğalîzâ
154. Ve misaka bağlanmaları için Turu üstlerine kaldırdık da "girin secdelere kapanarak o kapıya" dedik onlara, hem "sebt günü tecavüz etmeyin" dedik de onlara kendilerinden ağır bir misak aldık.
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَـٰقَهُمْ وَكُفْرِهِم بِـَٔايَـٰتِ ٱللَّهِ وَقَتْلِهِمُ ٱلْأَنۢبِيَآءَ بِغَيْرِ حَقٍّ وَقَوْلِهِمْ قُلُوبُنَا غُلْفٌۢ ۚ بَلْ طَبَعَ ٱللَّهُ عَلَيْهَا بِكُفْرِهِمْ فَلَا يُؤْمِنُونَ إِلَّا قَلِيلًا ١٥٥
Febimâ nakdıhim mîsâkahum vekufrihim bi âyâtillâhi vekatlihimul embiyâ'e biğayri hakkıv vekavlihim kulûbunâ ğulfum bel tabe'allâhu aleyhâ bikufrihim felâ yu'minûne illâ kalîlâ
155. Bunun üzerine misaklarını nakzetmeleri ve Allah’ın âyâtına küfürleri ve Enbiya’yı nâhak yere katilleri ve "kalblerimiz gılıflı" demeleri sebebiyle -ki doğrusu Allah o kalblerin üzerini küfürler ile tab'etmiştir de onun için imana gelmezler meğer ki pek az.
وَبِكُفْرِهِمْ وَقَوْلِهِمْ عَلَىٰ مَرْيَمَ بُهْتَـٰنًا عَظِيمًا ١٥٦
Vebikufrihim vekavlihim alâ meryeme buhtânen azîmâ
156. Yine küfürleri ve Meryem’e karşi azîm bir bühtan söylemeleri.
وَقَوْلِهِمْ إِنَّا قَتَلْنَا ٱلْمَسِيحَ عِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ رَسُولَ ٱللَّهِ وَمَا قَتَلُوهُ وَمَا صَلَبُوهُ وَلَـٰكِن شُبِّهَ لَهُمْ ۚ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ ٱخْتَلَفُوا۟ فِيهِ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ ۚ مَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ إِلَّا ٱتِّبَاعَ ٱلظَّنِّ ۚ وَمَا قَتَلُوهُ يَقِينًۢا ١٥٧
Vekavlihim innâ katelnel mesîha îsebne meryeme rasûlallâhi vemâ katelûhu vemâ salebûhu velâkin şubbihe lehum ve innellezînehtelefû fîhi lefî şekkim minhu mâ lehum bihî min ilmin illettibâ'az zanni vemâ katelûhu yakînâ
157. Ve "biz Allah’ın Resulü Mesih İsâ ibn-i Meryem’i katlettik" demeleri sebebiyle- halbuki onu ne katlettiler ne salbettiler ve lâkin kendilerine bir benzetme yapıldı, ve filhakıka onda ihtilâf edenler bundan dolayı şekk içindedirler, ona dair bir ilimleri yoktur ancak zann ardında giderler, halbuki onu yakînen katletmediler.
بَل رَّفَعَهُ ٱللَّهُ إِلَيْهِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا ١٥٨
Ber rafe'ahullâhu ileyhi vekânallâhu azîzen hakîmâ
158. Doğrusu Allah onu kendine doğru ref'eyledi, Allah bir Aziz, Hakim bulunuyor.
وَإِن مِّنْ أَهْلِ ٱلْكِتَـٰبِ إِلَّا لَيُؤْمِنَنَّ بِهِۦ قَبْلَ مَوْتِهِۦ ۖ وَيَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ يَكُونُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا ١٥٩
Ve im min ehlil kitâbi illâ leyu'minenne bihî kable mevtihî veyevmel kıyâmeti yekûnu aleyhim şehîdâ
159. Ve Ehl-i Kitâb’dan hiç biri yoktur ki celâlim hakkı için ölümünden evvel ona mutlak iman edecek olmasın, kıyamet günü de o aleyhlerine şahid olacak.
فَبِظُلْمٍ مِّنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ حَرَّمْنَا عَلَيْهِمْ طَيِّبَـٰتٍ أُحِلَّتْ لَهُمْ وَبِصَدِّهِمْ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ كَثِيرًا ١٦٠
Febizulmim minellezîne hâdû harramnâ aleyhim tayyibâtin uhillet lehum vebisaddihim an sebîlillâhi kesîrâ
160. Hâsılı o Yahudî olanların zalimlikleri ve bir çoklarını Allah yolundan çevirmeler.
وَأَخْذِهِمُ ٱلرِّبَوٰا۟ وَقَدْ نُهُوا۟ عَنْهُ وَأَكْلِهِمْ أَمْوَٰلَ ٱلنَّاسِ بِٱلْبَـٰطِلِ ۚ وَأَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ مِنْهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا ١٦١
Ve ahzihimur ribâ vekad nuhû anhu ve eklihim emvâlen nâsi bil bâtıli ve a'tednâ lilkâfirîne minhum azâben elîmâ
161. Ve nehyedildikleri halde riba almaları ve halkın emvalini haksızlıkla yemeleri sebebleriledir ki evvelce onlara helâl kılınmış bir çok pâk ve hoş ni'metleri kendilerine haram ettik ve kâfir kalanlarına elîm bir azab hazırladık.
لَّـٰكِنِ ٱلرَّٰسِخُونَ فِى ٱلْعِلْمِ مِنْهُمْ وَٱلْمُؤْمِنُونَ يُؤْمِنُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلِكَ ۚ وَٱلْمُقِيمِينَ ٱلصَّلَوٰةَ ۚ وَٱلْمُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ أُو۟لَـٰٓئِكَ سَنُؤْتِيهِمْ أَجْرًا عَظِيمًا ١٦٢
Lâkinir râsihûne fil ilmi minhum vel mu'minûne yu'minûne bimâ unzile ileyke vemâ unzile min kablike vel mukîmînes salâte vel mu'tûnez zekâte vel mu'minûne billâhi vel yevmil âhıri ulâ'ike senu'tîhim ecran azîmâ
162. Lâkin içlerinden ilimde rüsûhu olanlarla mü'minler senden evvel indirilenle beraber sana indirilene de iman ediyorlar, hele o namaza devam eden kullarıma bak, onlar ve zekât verenler, Allah’a ve Âhiret gününe inanan bütün mü'minler işte hep bunlara yarın azîm bir ecir vereceğiz.
۞ إِنَّآ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ كَمَآ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ نُوحٍ وَٱلنَّبِيِّـۧنَ مِنۢ بَعْدِهِۦ ۚ وَأَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْمَـٰعِيلَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ وَٱلْأَسْبَاطِ وَعِيسَىٰ وَأَيُّوبَ وَيُونُسَ وَهَـٰرُونَ وَسُلَيْمَـٰنَ ۚ وَءَاتَيْنَا دَاوُۥدَ زَبُورًا ١٦٣
İnnâ evhaynâ ileyke kemâ evhaynâ ilâ nûhiv ven nebiyyîne mim ba'dihî ve evhaynâ ilâ ibrâhîme ve ismâ'île ve ishâka veya'kûbe vel esbâtı ve îsâ ve eyyûbe veyûnuse vehârûne vesuleymâne ve âteynâ dâvûde zebûrâ
163. Filhakika biz sana (ya Muhammed) öyle vahiy indirdik ki Nuha ve ondan sonra gelen bütün peygambere vahy ettiğimiz gibi: hem İbrahim’e, İsmail’e, İshak’a, Ya'kub’a, Esbat’a, İsâ’ya, Eyyub’a, Yunüs’e, Harun’a. Süleyman’a vahy ettiğimiz em Dâvûda Zeburu verdiğimiz gibi.
وَرُسُلًا قَدْ قَصَصْنَـٰهُمْ عَلَيْكَ مِن قَبْلُ وَرُسُلًا لَّمْ نَقْصُصْهُمْ عَلَيْكَ ۚ وَكَلَّمَ ٱللَّهُ مُوسَىٰ تَكْلِيمًا ١٦٤
Verusulen kad kasasnâhum aleyke min kablu verusulel lem naksushum aleyke vekellemallâhu mûsâ teklîmâ
164. Hem gerek sana evvelce naklettiğimiz Resulleri, ve gerek nakletmediğimiz Resulleri gönderdiğimiz gibi, hem de Allah’ın Musâ’ya kelâm söylemesi gibi.
رُّسُلًا مُّبَشِّرِينَ وَمُنذِرِينَ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَى ٱللَّهِ حُجَّةٌۢ بَعْدَ ٱلرُّسُلِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَزِيزًا حَكِيمًا ١٦٥
Rusulem mubeşşirîne vemunzirîne li ellâ yekûne linnâsi alellâhi huccetum ba'der rusuli vekânallâhu azîzen hakîmâ
165. Hep rahmet müjdecileri azab habercileri olarak gönderilmiş peygamberler ki artık insanlar için Allah’a karşı peygamberden sonra bir i'tizar behanesi olamasın, Allah Aziz, Hakim bulunuyor.
لَّـٰكِنِ ٱللَّهُ يَشْهَدُ بِمَآ أَنزَلَ إِلَيْكَ ۖ أَنزَلَهُۥ بِعِلْمِهِۦ ۖ وَٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ يَشْهَدُونَ ۚ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ شَهِيدًا ١٦٦
Lâkinillâhu yeşhedu bimâ enzele ileyke enzelehû bi'ilmihî vel melâ'iketu yeşhedûne vekefâ billâhi şehîdâ
166. Lâkin Allah bilhassa sana indirdiğiyle şehadet ediyor ki onu kendi ilmi sübhanîsiyle indirdi, melekler de şehadet ediyorlar, maa hazâ Allah’ın şâhid olması kâfidir.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ قَدْ ضَلُّوا۟ ضَلَـٰلًۢا بَعِيدًا ١٦٧
İnnellezîne keferû vesaddû an sebîlillâhi kad dallû dalâlem be'îdâ
167. Şüphesiz ki küfredip Allah yolundan menedenler haktan sapdılar uzak sapdılar.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَظَلَمُوا۟ لَمْ يَكُنِ ٱللَّهُ لِيَغْفِرَ لَهُمْ وَلَا لِيَهْدِيَهُمْ طَرِيقًا ١٦٨ إِلَّا طَرِيقَ جَهَنَّمَ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۚ وَكَانَ ذَٰلِكَ عَلَى ٱللَّهِ يَسِيرًا ١٦٩ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُمُ ٱلرَّسُولُ بِٱلْحَقِّ مِن رَّبِّكُمْ فَـَٔامِنُوا۟ خَيْرًا لَّكُمْ ۚ وَإِن تَكْفُرُوا۟ فَإِنَّ لِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ۚ وَكَانَ ٱللَّهُ عَلِيمًا حَكِيمًا ١٧٠
168. İnnellezîne keferû vezalemû lem yekunillâhu liyağfira lehum velâ liyehdiyehum tarîkâ
169. İllâ tarîka cehenneme hâlidîne fîhâ ebedev vekâne zâlike alellâhi yesîrâ
170. Yâ eyyuhen nâsu kad câ'ekumur rasûlu bil hakkı mir rabbikum fe âminû hayral lekum ve in tekfurû fe inne lillâhi mâ fis semâvâti vel ardı vekânallâhu alîmen hakîmâ
168-170. Şüphesiz küfredip haksızlık edenleri Allah mağfiret edecek değil, cehennem yolundan başka bir yola çıkaracakda değil, onlar ebediyyen onda muhalled, bu da Allah’a nazaran kolay bulunuyor. Ey insanlar! hakikat size Rabbiniz’den hakk ile Resul geldi, hakkınızda hayr olmak için hemen ona iman edin ve eğer küfr edecek. Olursanız şüphe yok ki Göklerde ve yerde ne varsa Allah’ın ve Allah Alim, Hakim bulunuyor.
Kaynak metinde bu âyetlerin meali birbirine geçtiği için birlikte gösteriliyor.
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ وَلَا تَقُولُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ إِلَّا ٱلْحَقَّ ۚ إِنَّمَا ٱلْمَسِيحُ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ رَسُولُ ٱللَّهِ وَكَلِمَتُهُۥٓ أَلْقَىٰهَآ إِلَىٰ مَرْيَمَ وَرُوحٌ مِّنْهُ ۖ فَـَٔامِنُوا۟ بِٱللَّهِ وَرُسُلِهِۦ ۖ وَلَا تَقُولُوا۟ ثَلَـٰثَةٌ ۚ ٱنتَهُوا۟ خَيْرًا لَّكُمْ ۚ إِنَّمَا ٱللَّهُ إِلَـٰهٌ وَٰحِدٌ ۖ سُبْحَـٰنَهُۥٓ أَن يَكُونَ لَهُۥ وَلَدٌ ۘ لَّهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ ۗ وَكَفَىٰ بِٱللَّهِ وَكِيلًا ١٧١
Yâ ehlel kitâbi lâ tağlû fî dînikum velâ takûlû alellâhi illel hakka innemel mesîhu îsebnu meryeme rasûlullâhi vekelimetuhû elkâhâ ilâ meryeme verûhum minhu fe âminû billâhi verusulihî velâ takûlû selâsetunintehû hayral lekum innemellâhu ilâhuv vâhidun subhânehû ey yekûne lehû veledul lehû mâ fis semâvâti vemâ fil ardı vekefâ billâhi vekîlâ
171. Ey Ehl-i Kitâb! dininizde gulüvvetmeyin, Allah’a karşı hakk olmıyanı söylemeyin, Mesih İsâ ibn-i Meryem sade Allah’ın Resulü ve Meryem’e ilka eylediği gelimesi ve ondan bir ruhtur, başka bir şey değil, gelin Allah’a ve Resulleri’ne iman getirin "üç" demeyin, vaz geçin hakkınızda hayırlı olur, Allah ancak bir tek ilâhtır, o sübhan bir veledi olmaktan münezzehtir, Göklerde ve yerde ne varsa onun vekil de Allah yeter.
لَّن يَسْتَنكِفَ ٱلْمَسِيحُ أَن يَكُونَ عَبْدًا لِّلَّهِ وَلَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ ٱلْمُقَرَّبُونَ ۚ وَمَن يَسْتَنكِفْ عَنْ عِبَادَتِهِۦ وَيَسْتَكْبِرْ فَسَيَحْشُرُهُمْ إِلَيْهِ جَمِيعًا ١٧٢
Ley yestenkifel mesîhu ey yekûne abdel lillâhi velel melâ'iketul mukarrabûne vemey yestenkif an ibâdetihî veyestekbir feseyahşuruhum ileyhi cemî'â
172. Hiç bir zaman Mesih de Allah’ın bir kulu olmaktan çekinmez, melâike-i mukarrebîn de, ve her kim ona ibadetten çekinir ve kibirlenirse bilsin ki O yarın hepsini toplayıp huzuruna haşredecek.
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَيُوَفِّيهِمْ أُجُورَهُمْ وَيَزِيدُهُم مِّن فَضْلِهِۦ ۖ وَأَمَّا ٱلَّذِينَ ٱسْتَنكَفُوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ فَيُعَذِّبُهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا وَلَا يَجِدُونَ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ وَلِيًّا وَلَا نَصِيرًا ١٧٣
Fe emmellezîne âmenû ve amilus sâlihâti feyuveffîhim ucûrahum veyezîduhum min fadlihî ve emmellezînestenkefû vestekberû feyu'azzibuhum azâben elîmev velâ yecidûne lehum min dûnillâhi veliyyev velâ nasîrâ
173. İşte o zaman o iman edip salâh işlemiş olanlara ecirlerini tamamile ödeyecek, hem de fazlından onlara ziyadesini verecek, amma, o kibirlerine yediremeyip çekinenleri elîm bir azab ile tazib edecek, ve Allah’a karşı kendilerine ne bir hâmi, ne de bir yardımcı bulamıyacaklar.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ قَدْ جَآءَكُم بُرْهَـٰنٌ مِّن رَّبِّكُمْ وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ نُورًا مُّبِينًا ١٧٤
Yâ eyyuhen nâsu kad câ'ekum burhânum mir rabbikum ve enzelnâ ileykum nûram mubînâ
174. Ey insanlar! bâkın size Rabbiniz’den bürhan geldi, size açık bir nur indirdik.
فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ بِٱللَّهِ وَٱعْتَصَمُوا۟ بِهِۦ فَسَيُدْخِلُهُمْ فِى رَحْمَةٍ مِّنْهُ وَفَضْلٍ وَيَهْدِيهِمْ إِلَيْهِ صِرَٰطًا مُّسْتَقِيمًا ١٧٥
Fe emmellezîne âmenû billâhi ve'tasamû bihî feseyudhıluhum fî rahmetim minhu vefadliv veyehdîhim ileyhi sırâtam mustakîmâ
175. Şimdi kimler Allah’a iman edip buna sarılırlarsa yarın onları tarafı ilâhîsinden mutlak bir rahmet içine koyacak bir de fazl, ve onları doğru kendisine varan bir yolun yolcusu edecek.
يَسْتَفْتُونَكَ قُلِ ٱللَّهُ يُفْتِيكُمْ فِى ٱلْكَلَـٰلَةِ ۚ إِنِ ٱمْرُؤٌا۟ هَلَكَ لَيْسَ لَهُۥ وَلَدٌ وَلَهُۥٓ أُخْتٌ فَلَهَا نِصْفُ مَا تَرَكَ ۚ وَهُوَ يَرِثُهَآ إِن لَّمْ يَكُن لَّهَا وَلَدٌ ۚ فَإِن كَانَتَا ٱثْنَتَيْنِ فَلَهُمَا ٱلثُّلُثَانِ مِمَّا تَرَكَ ۚ وَإِن كَانُوٓا۟ إِخْوَةً رِّجَالًا وَنِسَآءً فَلِلذَّكَرِ مِثْلُ حَظِّ ٱلْأُنثَيَيْنِ ۗ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ أَن تَضِلُّوا۟ ۗ وَٱللَّهُ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌۢ ١٧٦
Yesteftûneke kulillâhu yuftîkum fil kelâleti inimru'un heleke leyse lehû veleduv velehû uhtun felehâ nisfu mâ terake vehuve yerisuhâ il lem yekul lehâ veledun fe in kânetesneteyni felehumes sulusâni mimmâ terake ve in kânû ihveter ricâlev venisâ'en felizzekeri mislu hazzıl unseyeyni yubeyyinullâhu lekum en tadıllû vallâhu bikulli şey'in alîm
176. Senden fetvâ istiyorlar, de ki Allah size kelâle (babası ve çocuğu olmayan) hakkında şöyle fetvâ veriyor; "Bir kişi ölür, çocuğu yok bir kız kardeşi var: buna terikesinin yarısı, o da buna varis olur bunun çocuğu yoksa, eğer iki kız kardeşi varsa bunlara onun terikesinden üçde ikisi, eğer erkekli dişiler kardeşleri varsa o vakit erkeğe iki dişi payı kadar" şaşırıyorsunuz diye Allah size beyan buyuruyor, Allah her şeye alîmdir.