Mâide Sûresi المائدة
Mâide Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 5. sûresidir ve 120 âyettir; mushafta 6., 7. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Mâide Sûresi sesli dinle (1 sa 10 dk)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَوْفُوا۟ بِٱلْعُقُودِ ۚ أُحِلَّتْ لَكُم بَهِيمَةُ ٱلْأَنْعَـٰمِ إِلَّا مَا يُتْلَىٰ عَلَيْكُمْ غَيْرَ مُحِلِّى ٱلصَّيْدِ وَأَنتُمْ حُرُمٌ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ يَحْكُمُ مَا يُرِيدُ ١
Yâ eyyuhellezîne âmenû evfû bil ukûdi uhillet lekum behîmetul en'âmi illâ mâ yutlâ aleykum ğayra muhillis saydi ve entum hurumun innallâhe yahkumu mâ yurîd
1. Ey o bütün iman edenler! akıdlerinizi îfâ ediniz, ihrama girdiğinizde avı helâl saymamanız şartiyle size en'am behaiminin âtide okunacak olanlardan maadası helâl kılındı, şüphe yok ki Allah ne isterse hükmeder.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحِلُّوا۟ شَعَـٰٓئِرَ ٱللَّهِ وَلَا ٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَلَا ٱلْهَدْىَ وَلَا ٱلْقَلَـٰٓئِدَ وَلَآ ءَآمِّينَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ يَبْتَغُونَ فَضْلًا مِّن رَّبِّهِمْ وَرِضْوَٰنًا ۚ وَإِذَا حَلَلْتُمْ فَٱصْطَادُوا۟ ۚ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ أَن صَدُّوكُمْ عَنِ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ أَن تَعْتَدُوا۟ ۘ وَتَعَاوَنُوا۟ عَلَى ٱلْبِرِّ وَٱلتَّقْوَىٰ ۖ وَلَا تَعَاوَنُوا۟ عَلَى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۖ إِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ ٢
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuhillû şe'â'irallâhi veleş şehral harâme velel hedye velel kalâ'ide velâ âmmînel beytel harâme yebtağûne fadlem mir rabbihim veridvânev ve izâ haleltum festâdû velâ yecrimennekum şene'ânu kavmin en saddûkum anil mescidil harâmi en ta'tedû vete'âvenû alel birri vet takvâ velâ te'âvenû alel ismi vel udvâni vettakullâhe innallâhe şedîdul ikâb
2. Ey o bütün iman edenler! ne Allah’ın şeâirine, ne şehri harâma, ne kurbanlık hediyyelere, ne gerdanlıklarına ne de mevlâlarının gerek fazlını ve gerek rızasını arayarak beyt-i harâma doğru gelenlere sakın hurmetsizlik etmeyin, ihramdan çıktığınız zaman isterseniz avlanın, sizi Mescid-i haramdan menettiler diye bir takımlarına karşı beslediğiniz kin sakın sizi tecavüze sevk etmesin, birr-ü takvâ üzere yardımlaşın, günah-ü taaddi üzere yardımlaşmayın, Allah’dan korkun çünkü Allah’ın ıkabı çok şiddetlidir.
حُرِّمَتْ عَلَيْكُمُ ٱلْمَيْتَةُ وَٱلدَّمُ وَلَحْمُ ٱلْخِنزِيرِ وَمَآ أُهِلَّ لِغَيْرِ ٱللَّهِ بِهِۦ وَٱلْمُنْخَنِقَةُ وَٱلْمَوْقُوذَةُ وَٱلْمُتَرَدِّيَةُ وَٱلنَّطِيحَةُ وَمَآ أَكَلَ ٱلسَّبُعُ إِلَّا مَا ذَكَّيْتُمْ وَمَا ذُبِحَ عَلَى ٱلنُّصُبِ وَأَن تَسْتَقْسِمُوا۟ بِٱلْأَزْلَـٰمِ ۚ ذَٰلِكُمْ فِسْقٌ ۗ ٱلْيَوْمَ يَئِسَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن دِينِكُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِ ۚ ٱلْيَوْمَ أَكْمَلْتُ لَكُمْ دِينَكُمْ وَأَتْمَمْتُ عَلَيْكُمْ نِعْمَتِى وَرَضِيتُ لَكُمُ ٱلْإِسْلَـٰمَ دِينًا ۚ فَمَنِ ٱضْطُرَّ فِى مَخْمَصَةٍ غَيْرَ مُتَجَانِفٍ لِّإِثْمٍ ۙ فَإِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٣
Hurrimet aleykumul meytetu ved demu velahmul hınzîri vemâ uhille liğayrillâhi bihî vel munhanikatu vel mevkûzetu vel muteraddiyetu ven natîhatu vemâ ekeles sebu'u illâ mâ zekkeytum vemâ zubiha alen nusubi ve en testaksimû bil ezlâmi zâlikum fiskunil yevme ye'isellezîne keferû min dînikum felâ tahşevhum vehşevnil yevme ekmeltu lekum dînekum ve etmemtu aleykum ni'metî veradîtu lekumul islâme dînen femenidturra fî mahmasatin ğayra mutecânifil li'ismin fe innallâhe ğafûrur rahîm
3. Size şunlar haram kılındı: ölü, kan ınzir eti, Allah’dan başkâsının namına boğazlanan, bir de boğulmuş, yahud vurulmuş yahud yuvarlanmış, yahud süsülmüş, yahud canavar yırtmış olup da canı üzerinde iken kesmedikleriniz ve dikili taşlar üzerinde boğazlananlar ve zararla kısmet paylaşmanız, hep bunlar birer fisk (yoldan çıkıştır) bu gün kâfirler deninizi söndürebilmekten ümidlerini kestiler, onlardan korkmayın, yalnız benden korkun, işte bugün sizin için dinininiz kemale yetirdim, üzerinizdeki nimetimi tamâma erdirdim, ve size din olarak İslâma rıza verdim, şu kadar ki her kim son derece açlık halinde çaresiz kalırda günaha meyl maksadı olmaksızın onlardan yemeğe muztarr olursa elbette Allah Gafur, Rahîmdir.
يَسْـَٔلُونَكَ مَاذَآ أُحِلَّ لَهُمْ ۖ قُلْ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۙ وَمَا عَلَّمْتُم مِّنَ ٱلْجَوَارِحِ مُكَلِّبِينَ تُعَلِّمُونَهُنَّ مِمَّا عَلَّمَكُمُ ٱللَّهُ ۖ فَكُلُوا۟ مِمَّآ أَمْسَكْنَ عَلَيْكُمْ وَٱذْكُرُوا۟ ٱسْمَ ٱللَّهِ عَلَيْهِ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ سَرِيعُ ٱلْحِسَابِ ٤
Yes'elûneke mâzâ uhille lehum kul uhille lekumut tayyibâtu vemâ allemtum minel cevârihi mukellibîne tu'allimûnehunne mimmâ allemekumullâhu fekulû mimmâ emsekne aleykum vezkurusmallâhi aleyhi vettakullâhe innallâhe serî'ul hisâb
4. Sana soruyorlar: Kendileri için helâl kılınan ne? De ki sizin için bütün pâk nimetler helâl kılındı, alıştırarak ve Allah’ın size öğrettiğinden öğreterek yetiştirdiğiniz avcı hayvanların da size tutuverdiklerinden yeyin ve üzerine besmele çekin ve Allah’dan korkun, çünkü Allah’ın muhasebesi çok sür'atlidir.
ٱلْيَوْمَ أُحِلَّ لَكُمُ ٱلطَّيِّبَـٰتُ ۖ وَطَعَامُ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ حِلٌّ لَّكُمْ وَطَعَامُكُمْ حِلٌّ لَّهُمْ ۖ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلْمُؤْمِنَـٰتِ وَٱلْمُحْصَنَـٰتُ مِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ مِن قَبْلِكُمْ إِذَآ ءَاتَيْتُمُوهُنَّ أُجُورَهُنَّ مُحْصِنِينَ غَيْرَ مُسَـٰفِحِينَ وَلَا مُتَّخِذِىٓ أَخْدَانٍ ۗ وَمَن يَكْفُرْ بِٱلْإِيمَـٰنِ فَقَدْ حَبِطَ عَمَلُهُۥ وَهُوَ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ مِنَ ٱلْخَـٰسِرِينَ ٥
El yevme uhille lekumut tayyibâtu veta'âmullezîne ûtul kitâbe hillul lekum veta'âmukum hillul lehum vel muhsanâtu minel mu'minâti vel muhsanâtu minellezîne ûtul kitâbe min kablikum izâ âteytumûhunne ucûrahunne muhsınîne ğayra musâfihîne velâ muttahızî ahdâniv vemey yekfur bil îmâni fekad habita ameluhû vehuve fil âhırati minel hâsirîn
5. Bugün pâk nimetler sizin için helâl kılındı, hem mü'mîn kadınların hurr olanlariyle sizden evvel kitâb verilen ümmetlerin hur kadınları da iffetlerinizi muhafaza ederek, zina etmeksizin, gizli dost tutmaksızın kendilerine mehirlerini verip nikâhladığınız takdirde size halâldır, ve her kim şeriatin ahkâmını tanımazsa her halde bütün işlediği hederdir ve Âhiret’te o, husranda kalanlardandır.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا قُمْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ فَٱغْسِلُوا۟ وُجُوهَكُمْ وَأَيْدِيَكُمْ إِلَى ٱلْمَرَافِقِ وَٱمْسَحُوا۟ بِرُءُوسِكُمْ وَأَرْجُلَكُمْ إِلَى ٱلْكَعْبَيْنِ ۚ وَإِن كُنتُمْ جُنُبًا فَٱطَّهَّرُوا۟ ۚ وَإِن كُنتُم مَّرْضَىٰٓ أَوْ عَلَىٰ سَفَرٍ أَوْ جَآءَ أَحَدٌ مِّنكُم مِّنَ ٱلْغَآئِطِ أَوْ لَـٰمَسْتُمُ ٱلنِّسَآءَ فَلَمْ تَجِدُوا۟ مَآءً فَتَيَمَّمُوا۟ صَعِيدًا طَيِّبًا فَٱمْسَحُوا۟ بِوُجُوهِكُمْ وَأَيْدِيكُم مِّنْهُ ۚ مَا يُرِيدُ ٱللَّهُ لِيَجْعَلَ عَلَيْكُم مِّنْ حَرَجٍ وَلَـٰكِن يُرِيدُ لِيُطَهِّرَكُمْ وَلِيُتِمَّ نِعْمَتَهُۥ عَلَيْكُمْ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٦ وَٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ وَمِيثَـٰقَهُ ٱلَّذِى وَاثَقَكُم بِهِۦٓ إِذْ قُلْتُمْ سَمِعْنَا وَأَطَعْنَا ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ ٧ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ كُونُوا۟ قَوَّٰمِينَ لِلَّهِ شُهَدَآءَ بِٱلْقِسْطِ ۖ وَلَا يَجْرِمَنَّكُمْ شَنَـَٔانُ قَوْمٍ عَلَىٰٓ أَلَّا تَعْدِلُوا۟ ۚ ٱعْدِلُوا۟ هُوَ أَقْرَبُ لِلتَّقْوَىٰ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ ٨
6. Yâ eyyuhellezîne âmenû izâ kumtum iles salâti feğsilû vucûhekum ve eydiyekum ilel merâfikı vemsehû biru'ûsikum ve erculekum ilel ka'beyni ve in kuntum cunuben fettahherû ve in kuntum mardâ ev alâ seferin ev câ'e ehadum minkum minel ğâ'itı ev lâmestumun nisâ'e felem tecidû mâ'en feteyemmemû sa'îden tayyiben femsehû bivucûhikum ve eydîkum minhu mâ yurîdullâhu liyec'ale aleykum min haraciv velâkiy yurîdu liyutahhirakum veliyutimme ni'metehû aleykum le'allekum teşkurûn
7. Vezkurû ni'metallâhi aleykum vemîsâkahullezî vâsakakum bihî iz kultum semi'nâ ve ata'nâ vettakullâhe innallâhe alîmum bizâtis sudûr
8. Yâ eyyuhellezîne âmenû kûnû kavvâmîne lillâhi şuhedâ'e bil kıstı velâ yecrimennekum şene'ânu kavmin alâ ellâ ta'dilu'dilû huve akrabu littakvâ vettakullâhe innallâhe habîrum bimâ ta'melûn
6-8. Ey o bütün iman edenler! Namaz’a kalkacağınız vakit yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi ve başlarınıza mesh edip her iki topuğa kadar ayaklarınızı yıkayın, cünübseniz tas tamam yıkanın, eğer hasta veya seferde olursunuz veya biriniz hacet yerinden gelir veya kadınlara dokunursunuz da suya gücünüz yetmezse o vakit de temiz bir toprağa teyemmüm edin: niyyetle ondan yüzlerinize ve ellerinize mesh eyleyin, Allah’ın muradı sizi sıkıntıya koşmak değil ve lâkin O sizi pam pâk etmek ve üzerinizdeki ni'metini tamamlamak istiyor ki şükredesiniz Allah’ın üzerinizdeki nimetini ve sizi "İşittik, itaat ettik" dediğiniz vakit bağladığı misakını unutmayın, Allah’dan korkun, çünkü Allah bütün sinelerin künhünü bilir. Ey o bütün iman edenler! Allah için duran hâkimler, adâlet nümunesi şahidler olunuz ve sakın bir kavme buğzunuz sizi adaletsizliğe sevk etmesin, adâlet edin takvaya en yakın olan odur. Allah’dan korkun mütteki olun çünkü Allah her ne yaparsanız habîrdir.
Kaynak metinde bu âyetlerin meali birbirine geçtiği için birlikte gösteriliyor.
وَعَدَ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ۙ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ عَظِيمٌ ٩
Ve adallâhullezîne âmenû ve amilus sâlihâti lehum mağfiratuv ve ecrun azîm
9. Allah o iman edip salih amelleri yapan kullarına şöyle vaad buyurdu; Hem mağfiret var onlara hem ecri azîm.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَآ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَحِيمِ ١٠
Vellezîne keferû vekezzebû bi âyâtinâ ulâ'ike ashâbul cehîm
10. Küfredip âyetlerimizi tekzib edenlere de şu: Onlar eshabı cahîm.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَتَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ هَمَّ قَوْمٌ أَن يَبْسُطُوٓا۟ إِلَيْكُمْ أَيْدِيَهُمْ فَكَفَّ أَيْدِيَهُمْ عَنكُمْ ۖ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ ٱلْمُؤْمِنُونَ ١١
Yâ eyyuhellezîne âmenuzkurû ni'metallâhi aleykum iz hemme kavmun ey yebsutû ileykum eydiyehum fekeffe eydiyehum ankum vettakullâhe ve alellâhi felyetevekkelil mu'minûn
11. Ey o bütün iman edenler! Anın Allah’ın üzerinizdeki o nimetini ki bir vakit size bir kavim el uzatmayı kurmuştu da o bunların ellerini size dokunmaktan men'etmişti, siz hep Allah’a korunun ve mü'minler yalnız Allah’a dayansınlar.
۞ وَلَقَدْ أَخَذَ ٱللَّهُ مِيثَـٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَبَعَثْنَا مِنْهُمُ ٱثْنَىْ عَشَرَ نَقِيبًا ۖ وَقَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مَعَكُمْ ۖ لَئِنْ أَقَمْتُمُ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَيْتُمُ ٱلزَّكَوٰةَ وَءَامَنتُم بِرُسُلِى وَعَزَّرْتُمُوهُمْ وَأَقْرَضْتُمُ ٱللَّهَ قَرْضًا حَسَنًا لَّأُكَفِّرَنَّ عَنكُمْ سَيِّـَٔاتِكُمْ وَلَأُدْخِلَنَّكُمْ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ ۚ فَمَن كَفَرَ بَعْدَ ذَٰلِكَ مِنكُمْ فَقَدْ ضَلَّ سَوَآءَ ٱلسَّبِيلِ ١٢
Velakad ahazallâhu mîsâka benî isrâ'île vebe'asnâ minhumusney aşera nakîbev vekâlallâhu innî me'akum le in akamtumus salâte ve âteytumuz zekâte ve âmentum birusulî ve azzertumûhum ve akradtumullâhe kardan hasenel le'ukeffiranne ankum seyyi'âtikum vele'udhılennekum cennâtin tecrî min tahtihel enhâru femen kefera ba'de zâlike minkum fekad dalle sevâ'es sebîl
12. Celâli Hakk’ı için ki Allah Ben-î İsrail’den misak almıştı ve içlerinden on iki nakıb göndermiştik ve Allah buyurmuştu: haberiniz olsun ben sizinle beraberim, Celâlim Hakk’ı için eğer siz namazı kılar, zekâtı verir ve Rasullerime inanır, kendilerine kuvvetle yardım eder ve Allah’a karzı hasenle ikraz muamelesi yaparsanız elbette tarafınızdan kabahatlarınızı keffaretlerim ve mutlak sizi altından nehirler akar cennetlere korum, bundan sonra da içinizden her kim nankörlük eder küfre saparsa artık düz yolun ortasında sapmış, kendini zayi etmiş olur.
فَبِمَا نَقْضِهِم مِّيثَـٰقَهُمْ لَعَنَّـٰهُمْ وَجَعَلْنَا قُلُوبَهُمْ قَـٰسِيَةً ۖ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ عَن مَّوَاضِعِهِۦ ۙ وَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ ۚ وَلَا تَزَالُ تَطَّلِعُ عَلَىٰ خَآئِنَةٍ مِّنْهُمْ إِلَّا قَلِيلًا مِّنْهُمْ ۖ فَٱعْفُ عَنْهُمْ وَٱصْفَحْ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ ١٣
Febimâ nakdıhim mîsâkahum le'annâhum vece'alnâ kulûbehum kâsiyetey yuharrifûnel kelime am mevâdı'ihî venesû hazzam mimmâ zukkirû bihî velâ tezâlu tattali'u alâ hâ'inetim minhum illâ kalîlem minhum fe'fu anhum vesfah innallâhe yuhibbul muhsinîn
13. Sonra bu misaklarını nakzettikleri içindir ki biz onları lânetledik ve kalblerini kas katı ettik, kelimeleri yerlerinden oynatarak tahrif ederler, ihtar edildikleri hakikatlerden hazz almayı unuttular, içlerinden pek azı müstesna olmak üzere onlardan daima bir hainliğe muttali olur durursun, yine sen onlardan afvet ve aldırma, çünkü Allah ihsan edenleri sever.
وَمِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَـٰرَىٰٓ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَهُمْ فَنَسُوا۟ حَظًّا مِّمَّا ذُكِّرُوا۟ بِهِۦ فَأَغْرَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَاوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ وَسَوْفَ يُنَبِّئُهُمُ ٱللَّهُ بِمَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ ١٤
Veminellezîne kâlû innâ nasârâ ahaznâ mîsâkahum fenesû hazzam mimmâ zukkirû bihî fe ağraynâ beynehumul adâvete vel bağdâ'e ilâ yevmil kıyâmeti vesevfe yunebbi'uhumullâhu bimâ kânû yasne'ûn
14. "Biz, Nasarâyız" diyenlerden de misaklarını almıştık derken bunlar da ihtar edildikleri hakıkatlerin bir çoğunu unuttular, biz de aralarına kıyamet gününe kadar sürecek buğz-u adavet bıraktık, yarın Allah onlara ne sanatlar yaptıklarını haber verecek.
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ كَثِيرًا مِّمَّا كُنتُمْ تُخْفُونَ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَيَعْفُوا۟ عَن كَثِيرٍ ۚ قَدْ جَآءَكُم مِّنَ ٱللَّهِ نُورٌ وَكِتَـٰبٌ مُّبِينٌ ١٥
Yâ ehlel kitâbi kad câ'ekum rasûlunâ yubeyyinu lekum kesîram mimmâ kuntum tuhfûne minel kitâbi veya'fû an kesîrin kad câ'ekum minallâhi nûruv vekitâbum mubîn
15. Ey Ehl-i kitap, şimdi size Resulümüz geldi, kitabınızın gizlemekte olduğunuz bir çok yerlerini sizlere beyan ediyor, bir çoğundan da geçiyor, işte size Allah’dan bir nur, bir parlak kitap geldi.
يَهْدِى بِهِ ٱللَّهُ مَنِ ٱتَّبَعَ رِضْوَٰنَهُۥ سُبُلَ ٱلسَّلَـٰمِ وَيُخْرِجُهُم مِّنَ ٱلظُّلُمَـٰتِ إِلَى ٱلنُّورِ بِإِذْنِهِۦ وَيَهْدِيهِمْ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ ١٦
Yehdî bihillâhu menittebe'a ridvânehû subules selâmi veyuhricuhum minez zulumâti ilen nûri bi iznihî veyehdîhim ilâ sırâtım mustakîm
16. Allah bununla rıdvanı ardınca gideni selâmet yollarına doğrultacak ve izni ile onları zulmetlerden nura çıkarıb doğru bir yola koyacak.
لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ ۚ قُلْ فَمَن يَمْلِكُ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا إِنْ أَرَادَ أَن يُهْلِكَ ٱلْمَسِيحَ ٱبْنَ مَرْيَمَ وَأُمَّهُۥ وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ۗ وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۚ يَخْلُقُ مَا يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ١٧
Lekad keferallezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryeme kul femey yemliku minallâhi şey'en in erâde ey yuhlikel mesîhabne meryeme ve ummehû vemen fil ardı cemî'av velillâhi mulkus semâvâti vel ardı vemâ beynehumâ yahluku mâ yeşâ'u vallâhu alâ kulli şey'in kadîr
17. Kasem olsun ki küfretti şunlar "Allah o Meryem’in oğlu Mesih" tir diyenler, de ki: Eğer Allah Meryem’in oğlu Mesihi ve anasını ve arzda bulunanların hepsini helâk etmek murad ederse ondan kim bir şey kurtarabilir, bütün göklerin ve yerin ve aralarında ne varsa hepsinin mülkü Allah’ın, dilediğini yaratır ve Allah her şeye kadîrdir.
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ وَٱلنَّصَـٰرَىٰ نَحْنُ أَبْنَـٰٓؤُا۟ ٱللَّهِ وَأَحِبَّـٰٓؤُهُۥ ۚ قُلْ فَلِمَ يُعَذِّبُكُم بِذُنُوبِكُم ۖ بَلْ أَنتُم بَشَرٌ مِّمَّنْ خَلَقَ ۚ يَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ وَيُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ ۚ وَلِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ وَإِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ ١٨
Vekâletil yehûdu ven nasârâ nahnu ebnâ'ullâhi ve ehibbâ'uhû kul felime yu'azzibukum bizunûbikum bel entum beşerum mimmen halaka yağfiru limey yeşâ'u veyu'azzibu mey yeşâ'u velillâhi mulkus semâvâti vel ardı vemâ beynehumâ ve ileyhil masîr
18. Bir de Yehud ve Nesârâ "biz Allah’ın oğulları ve sevgilileriyiz" dediler, de ki: öyle de niçin size günâhlarınızla azab ediyor? Doğrusu siz onun yarattıklarından bir beşersiniz, dilediğine mağfiret ediyor dilediğine azab, göklerin ve yerin ve aralarındakilerin mülkü bütün Allah’ın’dır, nihayet dönüş de onadır.
يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ قَدْ جَآءَكُمْ رَسُولُنَا يُبَيِّنُ لَكُمْ عَلَىٰ فَتْرَةٍ مِّنَ ٱلرُّسُلِ أَن تَقُولُوا۟ مَا جَآءَنَا مِنۢ بَشِيرٍ وَلَا نَذِيرٍ ۖ فَقَدْ جَآءَكُم بَشِيرٌ وَنَذِيرٌ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ١٩
Yâ ehlel kitâbi kad câ'ekum rasûlunâ yubeyyinu lekum alâ fetratim miner rusuli en takûlû mâ câ'enâ mim beşîriv velâ nezîrin fekad câ'ekum beşîruv venezîruv vallâhu alâ kulli şey'in kadîr
19. Ey Ehl-i kitap! peygamberin arası kesildiği, bilinemez hale geldiği bir fetret zamanında bakınız size Resulümüz geldi, tatlı ve acı hakıkatleri size beyan ediyor, bize ne beşaretle sevindirecek bir müjdeci, ne ihtar ile kocunduracak bir inzarcı gelmedi demeyeseniz, işte size hem beşîr, hem nezîr bir peygamber geldi, ve Allah her şeye kadîrdir.
وَإِذْ قَالَ مُوسَىٰ لِقَوْمِهِۦ يَـٰقَوْمِ ٱذْكُرُوا۟ نِعْمَةَ ٱللَّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ جَعَلَ فِيكُمْ أَنۢبِيَآءَ وَجَعَلَكُم مُّلُوكًا وَءَاتَىٰكُم مَّا لَمْ يُؤْتِ أَحَدًا مِّنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٢٠
Ve iz kâle mûsâ likavmihî yâkavmizkurû ni'metallâhi aleykum iz ce'ale fîkum embiyâ'e vece'alekum mulûkev ve âtâkum mâ lem yu'ti ehadem minel âlemîn
20. Bir vakit de Musâ kavmine şöyle demişti: Ey kavmim, Allah’ın size olan nimetini düşünün, zira içinizde peygamberler vücude getirdi ve sizi mülûk yaptı, ve size âlemînden hiç birine vermediği şeyi verdi.
يَـٰقَوْمِ ٱدْخُلُوا۟ ٱلْأَرْضَ ٱلْمُقَدَّسَةَ ٱلَّتِى كَتَبَ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَرْتَدُّوا۟ عَلَىٰٓ أَدْبَارِكُمْ فَتَنقَلِبُوا۟ خَـٰسِرِينَ ٢١
Yâkavmidhulul ardal mukaddesetelletî keteballâhu lekum velâ terteddû alâ edbârikum fetenkalibû hâsirîn
21. Ey kavmim, haydi Allah’ın sizin için yazdığı arzı mukaddese girin ve arkanıza dönmeyin ki hüsrana düşerek berbad olursunuz.
قَالُوا۟ يَـٰمُوسَىٰٓ إِنَّ فِيهَا قَوْمًا جَبَّارِينَ وَإِنَّا لَن نَّدْخُلَهَا حَتَّىٰ يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا فَإِن يَخْرُجُوا۟ مِنْهَا فَإِنَّا دَٰخِلُونَ ٢٢
Kâlû yâmûsâ inne fîhâ kavmen cebbârîne ve innâ len nedhulehâ hattâ yahrucû minhâ fe iy yahrucû minhâ fe innâ dâhılûn
22. Ya Musâ, dediler: Orada bir kavim var hepsi cebbar, onlar oradan çıkmadıkça biz oraya giremeyiz, şayed çıkarlarsa biz de gireriz.
قَالَ رَجُلَانِ مِنَ ٱلَّذِينَ يَخَافُونَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمَا ٱدْخُلُوا۟ عَلَيْهِمُ ٱلْبَابَ فَإِذَا دَخَلْتُمُوهُ فَإِنَّكُمْ غَـٰلِبُونَ ۚ وَعَلَى ٱللَّهِ فَتَوَكَّلُوٓا۟ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ٢٣
Kâle raculâni minellezîne yahâfûne en'amallâhu aleyhimedhulû aleyhimul bâbe fe izâ dahaltumûhu fe innekum ğâlibûne ve alellâhi fetevekkelû in kuntum mu'minîn
23. Onların o, korktukları kimselerden Allah’ın nimetini imanına kavuşturduğu iki er çıktı dedi ki "üzerlerine hücum edin kapıyı tutun bir kere ona girdiniz mi muhakkak galibsinizdir, haydin Allah’a mütevekkil olun gerçekten mü'minlerseniz.
قَالُوا۟ يَـٰمُوسَىٰٓ إِنَّا لَن نَّدْخُلَهَآ أَبَدًا مَّا دَامُوا۟ فِيهَا ۖ فَٱذْهَبْ أَنتَ وَرَبُّكَ فَقَـٰتِلَآ إِنَّا هَـٰهُنَا قَـٰعِدُونَ ٢٤
Kâlû yâmûsâ innâ len nedhulehâ ebedem mâ dâmû fîhâ fezheb ente verabbuke fekâtilâ innâ hâhunâ kâ idûn
24. Ya Musâ, dediler: Onlar orada bulundukça biz oraya ebedâ giremeyiz, haydi sen Rabbınla git ikiniz harb edin biz işte burada otururuz.
قَالَ رَبِّ إِنِّى لَآ أَمْلِكُ إِلَّا نَفْسِى وَأَخِى ۖ فَٱفْرُقْ بَيْنَنَا وَبَيْنَ ٱلْقَوْمِ ٱلْفَـٰسِقِينَ ٢٥
Kâle rabbi innî lâ emliku illâ nefsî ve ahî fefruk beynenâ vebeynel kavmil fâsikîn
25. Dedi: Ya Rab, görüyorsun ben nefsimle kardeşimden başkasına söz geçiremiyorum, artık bizimle o fasıklar kavminin arasını ayır.
قَالَ فَإِنَّهَا مُحَرَّمَةٌ عَلَيْهِمْ ۛ أَرْبَعِينَ سَنَةً ۛ يَتِيهُونَ فِى ٱلْأَرْضِ ۚ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْفَـٰسِقِينَ ٢٦
Kâle fe innehâ muharrametun aleyhim erbe'îne senetey yetîhûne fil ardı felâ te'se alel kavmil fâsikîn
26. Buyurdu ki artık orası onlara kırk yıl haram kılındı, oldukları yerde sersem sersem dönüp duracaklar, artık acıma o fasık kavme.
۞ وَٱتْلُ عَلَيْهِمْ نَبَأَ ٱبْنَىْ ءَادَمَ بِٱلْحَقِّ إِذْ قَرَّبَا قُرْبَانًا فَتُقُبِّلَ مِنْ أَحَدِهِمَا وَلَمْ يُتَقَبَّلْ مِنَ ٱلْـَٔاخَرِ قَالَ لَأَقْتُلَنَّكَ ۖ قَالَ إِنَّمَا يَتَقَبَّلُ ٱللَّهُ مِنَ ٱلْمُتَّقِينَ ٢٧
Vetlu aleyhim nebe'ebney âdeme bil hakkı iz karrabâ kurbânen fetukubbile min ehadihimâ velem yutakabbel minel âhari kâle le aktulenneke kâle innemâ yetakabbelullâhu minel muttakîn
27. Hem onlara Âdem’in iki oğlunun kıssasını hakkıyle oku, hani ikisi birer yakınlık takdim ettiler de birinden kabul edildi diğerinden edilmedi "seni mutlak öldürürüm" dedi, obiri yok dedi: Allah ancak müttekılerden kabul buyurur.
لَئِنۢ بَسَطتَ إِلَىَّ يَدَكَ لِتَقْتُلَنِى مَآ أَنَا۠ بِبَاسِطٍ يَدِىَ إِلَيْكَ لِأَقْتُلَكَ ۖ إِنِّىٓ أَخَافُ ٱللَّهَ رَبَّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٢٨
Le im besatte ileyye yedeke litaktulenî mâ ene bibâsitıy yediye ileyke li aktuleke innî ahâfullâhe rabbel âlemîn
28. Kasem ederim ki sen Ben-î öldürmek için bana el uzatsan da ben seni öldürmek için sana el uzatacak değilim, ben Rabb’ül-âlemîn olan Allah’dan korkarım.
إِنِّىٓ أُرِيدُ أَن تَبُوٓأَ بِإِثْمِى وَإِثْمِكَ فَتَكُونَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلنَّارِ ۚ وَذَٰلِكَ جَزَٰٓؤُا۟ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٢٩
İnnî urîdu en tebû'e bi ismî ve ismike fetekûne min ashâbin nâri vezâlike cezâ'uz zâlimîn
29. Ben isterim ki sen benim günahımı da kendi günahını da yüklenip varasın da o ateşe lâyıklardan olasın, zalimlerin cezası işte budur.
فَطَوَّعَتْ لَهُۥ نَفْسُهُۥ قَتْلَ أَخِيهِ فَقَتَلَهُۥ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلْخَـٰسِرِينَ ٣٠
Fetavve'at lehû nefsuhû katle ahîhi fekatelehû fe asbeha minel hâsirîn
30. Bunun üzerine nefsi kendine kardeşini öldürmeyi kolay gösterdi, tuttu onu öldürdü, artık husrana düşenlerden olmuştu.
فَبَعَثَ ٱللَّهُ غُرَابًا يَبْحَثُ فِى ٱلْأَرْضِ لِيُرِيَهُۥ كَيْفَ يُوَٰرِى سَوْءَةَ أَخِيهِ ۚ قَالَ يَـٰوَيْلَتَىٰٓ أَعَجَزْتُ أَنْ أَكُونَ مِثْلَ هَـٰذَا ٱلْغُرَابِ فَأُوَٰرِىَ سَوْءَةَ أَخِى ۖ فَأَصْبَحَ مِنَ ٱلنَّـٰدِمِينَ ٣١
Febe'asallâhu ğurâbey yebhasu fil ardı liyuriyehû keyfe yuvârî sev'ete ahîhi kâle yâveyletâ e'aceztu en ekûne misle hâzel ğurâbi fe uvâriye sev'ete ahî fe asbeha minen nâdimîn
31. Derken Allah bir karga gönderdi, yeri deşiyordu ki ona kardeşinin cesedini nasıl örteceğini göstersin, eyvah, dedi: şu karga kadar olup da kardeşimin cesedini örtemedim ha! Artık pişmanlığa düşenlerden olmuştu.
مِنْ أَجْلِ ذَٰلِكَ كَتَبْنَا عَلَىٰ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ أَنَّهُۥ مَن قَتَلَ نَفْسًۢا بِغَيْرِ نَفْسٍ أَوْ فَسَادٍ فِى ٱلْأَرْضِ فَكَأَنَّمَا قَتَلَ ٱلنَّاسَ جَمِيعًا وَمَنْ أَحْيَاهَا فَكَأَنَّمَآ أَحْيَا ٱلنَّاسَ جَمِيعًا ۚ وَلَقَدْ جَآءَتْهُمْ رُسُلُنَا بِٱلْبَيِّنَـٰتِ ثُمَّ إِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم بَعْدَ ذَٰلِكَ فِى ٱلْأَرْضِ لَمُسْرِفُونَ ٣٢
Min ecli zâlike ketebnâ alâ benî isrâ'île ennehû men katele nefsem biğayri nefsin ev fesâdin fil ardı feke'ennemâ katelen nâse cemî'av vemen ahyâhâ feke'ennemâ ahyen nâse cemî'av velakad câ'ethum rusulunâ bil beyyinâti summe inne kesîram minhum ba'de zâlike fil ardı lemusrifûn
32. Bu ecilden Ben-î İsraîl’e kitabda bildirmiştik ki her kim bir nefsi bir nefis mukabili veya yer yüzünde bir fesadı olmaksızın öldürürse sanki bütün insanları öldürmüş gibi olur, kim de bir adamın hayatını kurtarırsa bütün insanların hayatını kurtarmış gibi olur; Celâlim Hakk’ı için Resullerimiz onlara beyyinelerle geldiler de sonra içlerinden bir çoğu bütün bunların arkasından hâlâ yer yüzünde fesad ve cinayette israf etmekte bulunuyorlar.
إِنَّمَا جَزَٰٓؤُا۟ ٱلَّذِينَ يُحَارِبُونَ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا أَن يُقَتَّلُوٓا۟ أَوْ يُصَلَّبُوٓا۟ أَوْ تُقَطَّعَ أَيْدِيهِمْ وَأَرْجُلُهُم مِّنْ خِلَـٰفٍ أَوْ يُنفَوْا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ ۚ ذَٰلِكَ لَهُمْ خِزْىٌ فِى ٱلدُّنْيَا ۖ وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ٣٣
İnnemâ cezâ'ullezîne yuhâribûnallâhe verasûlehû veyes'avne fil ardı fesâden ey yukattelû ev yusallebû ev tukatta'a eydîhim ve erculuhum min hılâfin ev yunfev minel ardı zâlike lehum hızyun fid dunyâ velehum fil âhırati azâbun azîm
33. Fakat Allah’a ve Resulü’ne harbetmeğe kalkışan ve yer yüzünde fesada çalışanların cezası, taktil olunmalarından veya asılmalarından veya ellerinin ayaklarının çapraz kesilmesinden veya bulundukları yerden nefyedilmelerinden başka bir şey olmaz. Bu onlara dünyada çekecekleri bir zillettir, âhirette ise kendilerine azîm bir azâb vardır.
إِلَّا ٱلَّذِينَ تَابُوا۟ مِن قَبْلِ أَن تَقْدِرُوا۟ عَلَيْهِمْ ۖ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٣٤
İllellezîne tâbû min kabli en takdirû aleyhim fe'lemû ennallâhe ğafûrur rahîm
34. Ancak elinize geçirmezden evvel tevbe edenleri olursa biliniz ki Allah Gafur, Rahîmdir.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱبْتَغُوٓا۟ إِلَيْهِ ٱلْوَسِيلَةَ وَجَـٰهِدُوا۟ فِى سَبِيلِهِۦ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٣٥
Yâ eyyuhellezîne âmenuttakullâhe vebtağû ileyhil vesîlete vecâhidû fî sebîlihî le'allekum tuflihûn
35. Ey o bütün iman edenler! Allah’dan korkun ve ona yaklaşmağa vesile arayın ve onun yolunda mücahede edin ki felâha erebilesiniz.
إِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْ أَنَّ لَهُم مَّا فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا وَمِثْلَهُۥ مَعَهُۥ لِيَفْتَدُوا۟ بِهِۦ مِنْ عَذَابِ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ مَا تُقُبِّلَ مِنْهُمْ ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ٣٦
İnnellezîne keferû lev enne lehum mâ fil ardı cemî'av vemislehû me'ahû liyeftedû bihî min azâbi yevmil kıyâmeti mâ tukubbile minhum velehum azâbun elîm
36. Şüphesiz o küfredenler bütün Arzdaki ve daha bir o kadarı onların olsa da kıyamet gününün azabından kurtulmak için fidye verecek olsalar kendilerinden kabul edilmez, onlara elîm bir azab vardır.
يُرِيدُونَ أَن يَخْرُجُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ وَمَا هُم بِخَـٰرِجِينَ مِنْهَا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ مُّقِيمٌ ٣٧
Yurîdûne ey yahrucû minen nâri vemâ hum bihâricîne minhâ velehum azâbum mukîm
37. Ateşten çıkmak isteyecekler, fakat ondan çıkacak değillerdir, onlara boyuna gidecek bir azab vardır.
وَٱلسَّارِقُ وَٱلسَّارِقَةُ فَٱقْطَعُوٓا۟ أَيْدِيَهُمَا جَزَآءًۢ بِمَا كَسَبَا نَكَـٰلًا مِّنَ ٱللَّهِ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ حَكِيمٌ ٣٨
Ves sâriku ves sârikatu fekta'û eydiyehumâ cezâ'em bimâ kesebâ nekâlem minallâhi vallâhu azîzun hakîm
38. Hırsızlık eden erkek ve hırsızlık eden kadın sâbit oldu mu ellerini kesin, kazandıklarına cezaen Allah’dan kelepçek, çünkü Allah azîzdir, hakîmdir.
فَمَن تَابَ مِنۢ بَعْدِ ظُلْمِهِۦ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ ٱللَّهَ يَتُوبُ عَلَيْهِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٣٩
Femen tâbe mim ba'di zulmihî ve asleha fe innallâhe yetûbu aleyhi innallâhe ğafûrur rahîm
39. Böyle iken her kim de işlediği zulmün arkasından tevbe edip salâha dönerse Allah elbette tevbesini kabul buyuruyor. Çünkü Allah Gafurdur, Rahimdir.
أَلَمْ تَعْلَمْ أَنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُعَذِّبُ مَن يَشَآءُ وَيَغْفِرُ لِمَن يَشَآءُ ۗ وَٱللَّهُ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ ٤٠
Elem ta'lem ennallâhe lehû mulkus semâvâti vel ardı yu'azzibu mey yeşâ'u veyağfiru limey yeşâ'u vallâhu alâ kulli şey'in kadîr
40. Bilmezmisin ki Allah, bütün semavat-ü arz mülkü onun, dilediğini azaba çeker, dilediğinin günâhını örter olduğunu? Allah her şeye kadîrdir.
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ لَا يَحْزُنكَ ٱلَّذِينَ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْكُفْرِ مِنَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِأَفْوَٰهِهِمْ وَلَمْ تُؤْمِن قُلُوبُهُمْ ۛ وَمِنَ ٱلَّذِينَ هَادُوا۟ ۛ سَمَّـٰعُونَ لِلْكَذِبِ سَمَّـٰعُونَ لِقَوْمٍ ءَاخَرِينَ لَمْ يَأْتُوكَ ۖ يُحَرِّفُونَ ٱلْكَلِمَ مِنۢ بَعْدِ مَوَاضِعِهِۦ ۖ يَقُولُونَ إِنْ أُوتِيتُمْ هَـٰذَا فَخُذُوهُ وَإِن لَّمْ تُؤْتَوْهُ فَٱحْذَرُوا۟ ۚ وَمَن يُرِدِ ٱللَّهُ فِتْنَتَهُۥ فَلَن تَمْلِكَ لَهُۥ مِنَ ٱللَّهِ شَيْـًٔا ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ لَمْ يُرِدِ ٱللَّهُ أَن يُطَهِّرَ قُلُوبَهُمْ ۚ لَهُمْ فِى ٱلدُّنْيَا خِزْىٌ ۖ وَلَهُمْ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ عَذَابٌ عَظِيمٌ ٤١
Yâ eyyuher rasûlu lâ yahzunkellezîne yusâri'ûne fil kufri minellezîne kâlû âmennâ bi efvâhihim velem tu'min kulûbuhum veminellezîne hâdû semmâ'ûne lilkezibi semmâ'ûne likavmin âharîne lem ye'tûke yuharrifûnel kelime mim ba'di mevâdı'ihî yakûlûne in ûtîtum hâzâ fehuzûhu ve il lem tu'tevhu fehzerû vemey yuridillâhu fitnetehû felen temlike lehû minallâhi şey'en ulâ'ikellezîne lem yuridillâhu ey yutahhira kulûbehum lehum fid dunyâ hızyuv velehum fil âhırati azâbun azîm
41. Ey o şanlı Resul, seni mahzun etmesin o küfürde yarış edenler: gerek o ağızlariyle "inandık" deyip de kalbleri mü'min olmayanlardan olsun ve gerek Yahudî olanlardan, onlar yalancılık etmek için dinlerler, sana gelmiyen diğer bir kavim için dinlerler, yerli yerinde söylenen kelimeleri sonradan tahrif ederler, size böyle fetva verilirse tutun verilmezse sakının derler, kim ki Allah onun fitneye düşmesini murad etmiştir sen, ihtimali yok, onun lehine Allah’dan zerrece bir şeye malik olamazsın; onlar öyle kimselerdir ki Allah kalblerini tahtir etmek murad etmemiştir, onların Dünya’da hakları bir zillet, Âhiret’te de hakları azîm bir azabdır.
سَمَّـٰعُونَ لِلْكَذِبِ أَكَّـٰلُونَ لِلسُّحْتِ ۚ فَإِن جَآءُوكَ فَٱحْكُم بَيْنَهُمْ أَوْ أَعْرِضْ عَنْهُمْ ۖ وَإِن تُعْرِضْ عَنْهُمْ فَلَن يَضُرُّوكَ شَيْـًٔا ۖ وَإِنْ حَكَمْتَ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُقْسِطِينَ ٤٢
Semmâ'ûne lilkezibi ekkâlûne lissuhti fe in câ'ûke fehkum beynehum ev a'rid anhum ve in tu'rid anhum feley yadurrûke şey'ev ve in hakemte fehkum beynehum bil kıstı innallâhe yuhibbul muksitîn
42. Boyuna yalancılık için dinlerler, boyuna haram yerler, artık sana gelirlerse ister aralarında hükmet, ister kendilerinden yüz çevir, eğer yüz çevirirsen sana hiç bir zarar edemezler, şayed hükmedersen aralarında adaletle hükmet, çünkü Allah adalet edenleri sever.
وَكَيْفَ يُحَكِّمُونَكَ وَعِندَهُمُ ٱلتَّوْرَىٰةُ فِيهَا حُكْمُ ٱللَّهِ ثُمَّ يَتَوَلَّوْنَ مِنۢ بَعْدِ ذَٰلِكَ ۚ وَمَآ أُو۟لَـٰٓئِكَ بِٱلْمُؤْمِنِينَ ٤٣
Vekeyfe yuhakkimûneke ve indehumut tevrâtu fîhâ hukmullâhi summe yetevellevne mim ba'di zâlike vemâ ulâ'ike bil mu'minîn
43. Yanlarında Tevrat onda hukmullah dururken seni nasıl hakem yapıyorlar? Sonra arkasından ne diye dönüyorlar? Öylelerin mü'minlerle alâkası yok.
إِنَّآ أَنزَلْنَا ٱلتَّوْرَىٰةَ فِيهَا هُدًى وَنُورٌ ۚ يَحْكُمُ بِهَا ٱلنَّبِيُّونَ ٱلَّذِينَ أَسْلَمُوا۟ لِلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ بِمَا ٱسْتُحْفِظُوا۟ مِن كِتَـٰبِ ٱللَّهِ وَكَانُوا۟ عَلَيْهِ شُهَدَآءَ ۚ فَلَا تَخْشَوُا۟ ٱلنَّاسَ وَٱخْشَوْنِ وَلَا تَشْتَرُوا۟ بِـَٔايَـٰتِى ثَمَنًا قَلِيلًا ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْكَـٰفِرُونَ ٤٤
İnnâ enzelnet tevrâte fîhâ hudev venûruy yahkumu bihen nebiyyûnellezîne eslemû lillezîne hâdû ver rabbâniyyûne vel ahbâru bimestuhfizû min kitâbillâhi vekânû aleyhi şuhedâ'e felâ tahşevun nâse vehşevni velâ teşterû bi âyâtî semenen kalîlev vemel lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâ'ike humul kâfirûn
44. Filvaki biz Tevrat’ı indirdik, onda bir hidayet, bir nur vardı, müslim olan nebiyyûn, Yahudîler’e onunla hükmederlerdi, Rabbaniyyun ve ahbar da, kitabullahın muhafazâsına memur edilmiş olmaları ve üzerine nâzır ve murakıb bulunmaları hasebile hükmederlerdi, artık insanlardan korkmayın benden korkun, benim âyetlerimi bir kaç paraya değişmeyin, ey hâkimler! Her kim Allah’ın indirdiği ahkâm ile hükmetmezse onlar hep kâfirlerdir.
وَكَتَبْنَا عَلَيْهِمْ فِيهَآ أَنَّ ٱلنَّفْسَ بِٱلنَّفْسِ وَٱلْعَيْنَ بِٱلْعَيْنِ وَٱلْأَنفَ بِٱلْأَنفِ وَٱلْأُذُنَ بِٱلْأُذُنِ وَٱلسِّنَّ بِٱلسِّنِّ وَٱلْجُرُوحَ قِصَاصٌ ۚ فَمَن تَصَدَّقَ بِهِۦ فَهُوَ كَفَّارَةٌ لَّهُۥ ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلظَّـٰلِمُونَ ٤٥
Veketebnâ aleyhim fîhâ ennen nefse bin nefsi vel ayne bil ayni vel enfe bil enfi vel uzune bil uzuni ves sinne bis sinni vel curûha kısâsun femen tasaddaka bihî fehuve keffâratul lehû vemel lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâ'ike humuz zâlimûn
45. Hem ondan üzerlerine şöyle yazdık: cana can, göze göz, buruna burun, dişe diş, carhler birbirine kısastır, kim de bu hakkını sadakasına sayarsa o, ona keffaret olur ve her kim Allah’ın indirdiği ahkam ile hükmetmezse onlar hep zalimlerdir.
وَقَفَّيْنَا عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِم بِعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ ۖ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْإِنجِيلَ فِيهِ هُدًى وَنُورٌ وَمُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلتَّوْرَىٰةِ وَهُدًى وَمَوْعِظَةً لِّلْمُتَّقِينَ ٤٦
Vekaffeynâ alâ âsârihim bi'îsebni meryeme musaddikal limâ beyne yedeyhi minet tevrâti ve âteynâhul incîle fîhi hudev venûruv vemusaddikal limâ beyne yedeyhi minet tevrâti vehudev vemev'izatel lilmuttakîn
46. Arkadan da o peygamberin izleri üzerinde Meryem’in oğlu İsâ’yı gönderdik: bir tasdıkçı olmak üzere önündeki Tevrat için, ve ona İncil’i verdik, içinde bir hidayet ve nur, ve önündeki Tevrat’ı musaddık, ve bir irşad ve meviza olarak müttekiler için.
وَلْيَحْكُمْ أَهْلُ ٱلْإِنجِيلِ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فِيهِ ۚ وَمَن لَّمْ يَحْكُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْفَـٰسِقُونَ ٤٧
Velyahkum ehlul incîli bimâ enzelallâhu fîhi vemel lem yahkum bimâ enzelallâhu fe ulâ'ike humul fâsikûn
47. Ehl-i İncil de onun içinde Allah’ın indirdiğiyle hükm etsin ve kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse hep onlar -dinden çıkmış- fasıklardır.
وَأَنزَلْنَآ إِلَيْكَ ٱلْكِتَـٰبَ بِٱلْحَقِّ مُصَدِّقًا لِّمَا بَيْنَ يَدَيْهِ مِنَ ٱلْكِتَـٰبِ وَمُهَيْمِنًا عَلَيْهِ ۖ فَٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ ۖ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ عَمَّا جَآءَكَ مِنَ ٱلْحَقِّ ۚ لِكُلٍّ جَعَلْنَا مِنكُمْ شِرْعَةً وَمِنْهَاجًا ۚ وَلَوْ شَآءَ ٱللَّهُ لَجَعَلَكُمْ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَلَـٰكِن لِّيَبْلُوَكُمْ فِى مَآ ءَاتَىٰكُمْ ۖ فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ ۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ فِيهِ تَخْتَلِفُونَ ٤٨
Ve enzelnâ ileykel kitâbe bil hakkı musaddikal limâ beyne yedeyhi minel kitâbi vemuheyminen aleyhi fehkum beynehum bimâ enzelallâhu velâ tettebi' ehvâ'ehum ammâ câ'eke minel hakkı likullin ce'alnâ minkum şir'atev veminhâcev velev şâ'allâhu lece'alekum ummetev vâhidetev velâkil liyebluvekum fî mâ âtâkum festebikul hayrâti ilellâhi merci'ukum cemî'an feyunebbi'ukum bimâ kuntum fîhi tahtelifûn
48. Sana da bu hak kitabı indirdik, kitap cinsinden önünde olanı musaddık ve üzerine nigâhban hâkim olmak üzere, onun için sen de aralarında Allah’ın indirdiğiyle hükmet, bu sana gelen haktan ayrılıp da onların arzuları arkasından gitme, her biriniz için bir şir'a yaptık, bir de minhac, Allah dilese idi hepinizi bir tek ümmet kılardı, lâkin sizi her birinize verdiği şeyde imtihan edecek, o halde durmayın, hayırlara nelerde ihtilâf ediyoridiğinizi haber verecektir.
وَأَنِ ٱحْكُم بَيْنَهُم بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ وَٱحْذَرْهُمْ أَن يَفْتِنُوكَ عَنۢ بَعْضِ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ إِلَيْكَ ۖ فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَٱعْلَمْ أَنَّمَا يُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُصِيبَهُم بِبَعْضِ ذُنُوبِهِمْ ۗ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلنَّاسِ لَفَـٰسِقُونَ ٤٩
Ve enihkum beynehum bimâ enzelallâhu velâ tettebi' ehvâ'ehum vehzerhum ey yeftinûke am ba'dı mâ enzelallâhu ileyke fe in tevellev fe'lem ennemâ yurîdullâhu ey yusîbehum biba'dı zunûbihim ve inne kesîram minen nâsi lefâsikûn
49. Ve şu emri indirdik: aralarında sırf Allah’ın indirdiği ile hükmet, keyiflerine tabi' olma ve onlardan sakın Allah’ın indirdiği ahkâmın birinden seni şaşırtmasınlar, yine yüz çevirirlerse bil ki Allah onların bazı günâhları sebebi ile başlarına bir çoğu fasıktırlar.
أَفَحُكْمَ ٱلْجَـٰهِلِيَّةِ يَبْغُونَ ۚ وَمَنْ أَحْسَنُ مِنَ ٱللَّهِ حُكْمًا لِّقَوْمٍ يُوقِنُونَ ٥٠
Efehukmel câhiliyyeti yebğûne vemen ahsenu minallâhi hukmel likavmiy yûkınûn
50. Durmuşlar da cahiliyyet devrinin hukmünümü istiyorlar? Kimmiş Allah’dan daha güzel hüküm verecek; fakat bunu yakın şanından olan bir kavim anlar.
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلنَّصَـٰرَىٰٓ أَوْلِيَآءَ ۘ بَعْضُهُمْ أَوْلِيَآءُ بَعْضٍ ۚ وَمَن يَتَوَلَّهُم مِّنكُمْ فَإِنَّهُۥ مِنْهُمْ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلظَّـٰلِمِينَ ٥١
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettahızul yehûde ven nasârâ evliyâ'e ba'duhum evliyâ'u ba'dıv vemey yetevellehum minkum fe innehû minhum innallâhe lâ yehdil kavmez zâlimîn
51. Ey o bütün iman edenler! Yehud ile Nesârâ’yı yar tutmayın, onlar ancak birbirlerinin yaranıdırlar, içinizden her kim onlara yardaklık ederse muhakkak onlardan maduddur, Allah ise zulm edenleri doğru yola çıkarmaz.
فَتَرَى ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ يُسَـٰرِعُونَ فِيهِمْ يَقُولُونَ نَخْشَىٰٓ أَن تُصِيبَنَا دَآئِرَةٌ ۚ فَعَسَى ٱللَّهُ أَن يَأْتِىَ بِٱلْفَتْحِ أَوْ أَمْرٍ مِّنْ عِندِهِۦ فَيُصْبِحُوا۟ عَلَىٰ مَآ أَسَرُّوا۟ فِىٓ أَنفُسِهِمْ نَـٰدِمِينَ ٥٢
Feterallezîne fî kulûbihim meraduy yusâri'ûne fîhim yakûlûne nahşâ en tusîbenâ dâ'iratun fe asellâhu ey ye'tiye bil fethi ev emrim min indihî feyusbihû alâ mâ eserrû fî enfusihim nâdimîn
52. Onun için yüreklerinde nifak illeti olanları görürsün ki onların içine koşar dururlar ne yapalım tersine bir devrin başımıza dönmesinden korkuyoruz derler, memul ki Allah yakında o fethi vey anezdi ilâhîsinden bir emir ihsan ediverir de nefislerinde gizlediklerine pişman olurlar.
وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَهَـٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَـٰنِهِمْ ۙ إِنَّهُمْ لَمَعَكُمْ ۚ حَبِطَتْ أَعْمَـٰلُهُمْ فَأَصْبَحُوا۟ خَـٰسِرِينَ ٥٣
Veyakûlullezîne âmenû ehâ'ulâ'illezîne aksemû billâhi cehde eymânihim innehum leme'akum habitat a'mâluhum fe asbehû hâsirîn
53. Mü'minler de hâ, derler: Şunlar mı o, sizinle beraber olduklarına olanca yeminleriyle Allah’a yemin edenler?, bütün çabaladıkları boşuna gitti de husran içinde kaldılar.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ مَن يَرْتَدَّ مِنكُمْ عَن دِينِهِۦ فَسَوْفَ يَأْتِى ٱللَّهُ بِقَوْمٍ يُحِبُّهُمْ وَيُحِبُّونَهُۥٓ أَذِلَّةٍ عَلَى ٱلْمُؤْمِنِينَ أَعِزَّةٍ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ يُجَـٰهِدُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَخَافُونَ لَوْمَةَ لَآئِمٍ ۚ ذَٰلِكَ فَضْلُ ٱللَّهِ يُؤْتِيهِ مَن يَشَآءُ ۚ وَٱللَّهُ وَٰسِعٌ عَلِيمٌ ٥٤
Yâ eyyuhellezîne âmenû mey yertedde minkum an dînihî fesevfe ye'tillâhu bikavmiy yuhibbuhum veyuhibbûnehû ezilletin alel mu'minîne e'izzetin alel kâfirîne yucâhidûne fî sebîlillâhi velâ yahâfûne levmete lâ'imin zâlike fadlullâhi yu'tîhi mey yeşâ'u vallâhu vâsi'un alîm
54. Ey o bütün iman edenler! İçinizden kim dininden dönerse duysun: Allah onun yerine öyle bir kavim getirecek ki Allah onları sever, onlar Allah’ı severler, mü'minlere karşı boyunları aşağıda, kâfirlere karşı başları yukarıda, Allah yolunda mücahede ederler, dil uzatanın levminden korkmazlar, işte o Allah’ın fazlıdır, onu dilediğine verir, ve Allah vasidir, alîmdir.
إِنَّمَا وَلِيُّكُمُ ٱللَّهُ وَرَسُولُهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ يُقِيمُونَ ٱلصَّلَوٰةَ وَيُؤْتُونَ ٱلزَّكَوٰةَ وَهُمْ رَٰكِعُونَ ٥٥
İnnemâ veliyyukumullâhu verasûluhû vellezîne âmenullezîne yukîmûnes salâte veyu'tûnez zekâte vehum râki'ûn
55. Sizin veliniz evvel Allah, sonra Resul’ü, sonra o iman etmiş olanlardır ki namaza devam ederler ve rükû halinde zekât verirler.
وَمَن يَتَوَلَّ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَإِنَّ حِزْبَ ٱللَّهِ هُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ ٥٦
Vemey yetevellallâhe verasûlehû vellezîne âmenû fe inne hizballâhi humul ğâlibûn
56. Ve her kim Allah ve Resulü’ne iman edenlere yar olursa şüphe yok ki Allah hizbidir ancak galib olacaklar.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَتَّخِذُوا۟ ٱلَّذِينَ ٱتَّخَذُوا۟ دِينَكُمْ هُزُوًا وَلَعِبًا مِّنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ مِن قَبْلِكُمْ وَٱلْكُفَّارَ أَوْلِيَآءَ ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ٥٧
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tettahızullezînettahazû dînekum huzuvev vele'ibem minellezîne ûtul kitâbe min kablikum vel kuffâra evliyâ'e vettakullâhe in kuntum mu'minîn
57. Ey o bütün iman edenler! Ne o sizden evvel kitap verilenlerden dininize eğlence ve oyunmak yerine tutanları ne de diğer kâfirleri dost tutmayın, Allah’dan korkun eğer mü'minlerseniz.
وَإِذَا نَادَيْتُمْ إِلَى ٱلصَّلَوٰةِ ٱتَّخَذُوهَا هُزُوًا وَلَعِبًا ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْقِلُونَ ٥٨
Ve izâ nâdeytum iles salâtittahazûhâ huzuvev vele'iben zâlike bi ennehum kavmul lâ ya'kılûn
58. Namaza ezan okuduğunuz zaman onu bir eğlence ve oyun yerine koyuyorlar, bu işte onların akılları ermez bir güruh olmalarından.
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ هَلْ تَنقِمُونَ مِنَّآ إِلَّآ أَنْ ءَامَنَّا بِٱللَّهِ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْنَا وَمَآ أُنزِلَ مِن قَبْلُ وَأَنَّ أَكْثَرَكُمْ فَـٰسِقُونَ ٥٩
Kul yâ ehlel kitâbi hel tenkımûne minnâ illâ en âmennâ billâhi vemâ unzile ileynâ vemâ unzile min kablu ve enne ekserakum fâsikûn
59. De ki ey Ehl-i kitâp siz sırf şunun için bizden hoşlanmıyorsunuz: Biz Allah’a iman ettiğimiz gibi hem kendimize indirilene hem daha evvel indirilmiş olana iman etmekteyiz, sizin ise ekseriniz fâıksınız.
قُلْ هَلْ أُنَبِّئُكُم بِشَرٍّ مِّن ذَٰلِكَ مَثُوبَةً عِندَ ٱللَّهِ ۚ مَن لَّعَنَهُ ٱللَّهُ وَغَضِبَ عَلَيْهِ وَجَعَلَ مِنْهُمُ ٱلْقِرَدَةَ وَٱلْخَنَازِيرَ وَعَبَدَ ٱلطَّـٰغُوتَ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضَلُّ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ ٦٠
Kul hel unebbi'ukum bişerrim min zâlike mesûbeten indallâhi mel le'anehullâhu veğadıbe aleyhi vece'ale minhumul kıradete vel hanâzîra ve abedet tâğûte ulâ'ike şerrum mekânev ve adallu an sevâ'is sebîl
60. Deki: Size Allah yanında cezaca ondan daha fenasını haber vereyim mi? O kimseler ki Allah kendilerine lânet etmiş, gadabına uğratmış, onlardan maymunlar, hınzirler ve taguta tapanlar yapmış, işte bunlar mevkice daha fena ve düz yoldan daha sapgındırlar.
وَإِذَا جَآءُوكُمْ قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَقَد دَّخَلُوا۟ بِٱلْكُفْرِ وَهُمْ قَدْ خَرَجُوا۟ بِهِۦ ۚ وَٱللَّهُ أَعْلَمُ بِمَا كَانُوا۟ يَكْتُمُونَ ٦١
Ve izâ câ'ûkum kâlû âmennâ vekad dahalû bil kufri vehum kad haracû bihî vallâhu a'lemu bimâ kânû yektumûn
61. Size geldiklerinde de "amennâ" derler, halbuki kâfir girmişler kâfir çıkmışlardır, neler ketmediyor idiklerini ise Allah kendilerinden daha iyi bilir.
وَتَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يُسَـٰرِعُونَ فِى ٱلْإِثْمِ وَٱلْعُدْوَٰنِ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ٦٢
Veterâ kesîram minhum yusâri'ûne fil ismi vel udvâni ve eklihimus suhte lebi'se mâ kânû ya'melûn
62. Onlardan bir çoğunu görürsün ki günâha girmek, zulmetmek ve haram yemekte sürat yarışı yaparlar, her halde ne fena yaparlar.
لَوْلَا يَنْهَىٰهُمُ ٱلرَّبَّـٰنِيُّونَ وَٱلْأَحْبَارُ عَن قَوْلِهِمُ ٱلْإِثْمَ وَأَكْلِهِمُ ٱلسُّحْتَ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَصْنَعُونَ ٦٣
Levlâ yenhâhumur rabbâniyyûne vel ahbâru an kavlihimul isme ve eklihimus suhte lebi'se mâ kânû yasne'ûn
63. Bari Rabbaniyyun ve Ahbar bunları günâh söylemekten ve haram yemekten nehyetseler! Ne fena san'ate alışmışlar.
وَقَالَتِ ٱلْيَهُودُ يَدُ ٱللَّهِ مَغْلُولَةٌ ۚ غُلَّتْ أَيْدِيهِمْ وَلُعِنُوا۟ بِمَا قَالُوا۟ ۘ بَلْ يَدَاهُ مَبْسُوطَتَانِ يُنفِقُ كَيْفَ يَشَآءُ ۚ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَـٰنًا وَكُفْرًا ۚ وَأَلْقَيْنَا بَيْنَهُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْقِيَـٰمَةِ ۚ كُلَّمَآ أَوْقَدُوا۟ نَارًا لِّلْحَرْبِ أَطْفَأَهَا ٱللَّهُ ۚ وَيَسْعَوْنَ فِى ٱلْأَرْضِ فَسَادًا ۚ وَٱللَّهُ لَا يُحِبُّ ٱلْمُفْسِدِينَ ٦٤
Vekâletil yehûdu yedullâhi mağlûletun ğullet eydîhim velu'inû bimâ kâlû bel yedâhu mebsûtatâni yunfiku keyfe yeşâ'u veleyezîdenne kesîram minhum mâ unzile ileyke mir rabbike tuğyânev vekufrav ve elkaynâ beynehumul adâvete vel bağdâ'e ilâ yevmil kıyâmeti kullemâ evkadû nâral lilharbi atfe'ehellâhu veyes'avne fil ardı fesâdev vallâhu lâ yuhibbul mufsidîn
64. Bir de Yahudîler "Allah’ın eli bağlı" dediler, ve dedikleriyle dilediği gibi bahşediyor, Celâlim Hakk’ı için sana Rabin’den indirilen onlardan bir çoğunun tuğyanını ve küfrünü arttıracaktır, maamafih biz onların arasına kıyamete kadar sürecek buğz ve adavet bıraktık, her ne zaman harb için bir yangın tutuşturdularsa Allah onu söndürdü, hep yer yüzünde fesad için koşarlar, Allah ise müfsidleri sevmez.
وَلَوْ أَنَّ أَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّقَوْا۟ لَكَفَّرْنَا عَنْهُمْ سَيِّـَٔاتِهِمْ وَلَأَدْخَلْنَـٰهُمْ جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ ٦٥
Velev enne ehlel kitâbi âmenû vettakav lekeffernâ anhum seyyi'âtihim vele'edhalnâhum cennâtin ne'îm
65. Eğer ehli kitab iman etselerdi Allahtan korksalardı şüphesiz kabuhatlerini kefaretler ve kendilerini na’im cennetlerine koyardık.
وَلَوْ أَنَّهُمْ أَقَامُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِم مِّن رَّبِّهِمْ لَأَكَلُوا۟ مِن فَوْقِهِمْ وَمِن تَحْتِ أَرْجُلِهِم ۚ مِّنْهُمْ أُمَّةٌ مُّقْتَصِدَةٌ ۖ وَكَثِيرٌ مِّنْهُمْ سَآءَ مَا يَعْمَلُونَ ٦٦
Velev ennehum akâmut tevrâte vel incîle vemâ unzile ileyhim mir rabbihim le ekelû min fevkıhim vemin tahti erculihim minhum ummetum muktasıdetuv vekesîrum minhum sâ'e mâ ya'melûn
66. Eğer onlar Tevratı ve İncili ve Rab’leri tarafından kendilerine sair indirileni doğru tutsalardı elbette hem üstlerinden yerlerdi hem ayaklarının altından, içlerinden mutedil bir ümmet yok değil, lâkin çoğu ne kötü işler yapıyorlar.
۞ يَـٰٓأَيُّهَا ٱلرَّسُولُ بَلِّغْ مَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ ۖ وَإِن لَّمْ تَفْعَلْ فَمَا بَلَّغْتَ رِسَالَتَهُۥ ۚ وَٱللَّهُ يَعْصِمُكَ مِنَ ٱلنَّاسِ ۗ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْكَـٰفِرِينَ ٦٧
Yâ eyyuher rasûlu belliğ mâ unzile ileyke mir rabbike ve il lem tef'al femâ bellağte risâletehû vallâhu ya'sımuke minen nâsi innallâhe lâ yehdil kavmel kâfirîn
67. Ey şanlı Resul sana Rabbin’den her indirileni tebliği et, etmezsen onun risaletini eda etmiş olmazsın, Allah seni insanlardan koruyacak, emin ol Allah kâfirleri muradlarına erdirmiyecek.
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لَسْتُمْ عَلَىٰ شَىْءٍ حَتَّىٰ تُقِيمُوا۟ ٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْكُم مِّن رَّبِّكُمْ ۗ وَلَيَزِيدَنَّ كَثِيرًا مِّنْهُم مَّآ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ طُغْيَـٰنًا وَكُفْرًا ۖ فَلَا تَأْسَ عَلَى ٱلْقَوْمِ ٱلْكَـٰفِرِينَ ٦٨
Kul yâ ehlel kitâbi lestum alâ şey'in hattâ tukîmut tevrâte vel incîle vemâ unzile ileykum mir rabbikum veleyezîdenne kesîram minhum mâ unzile ileyke mir rabbike tuğyânev vekufran felâ te'se alel kavmil kâfirîn
68. De ki: Ey Ehl-i kitap! Siz Tevrat’ı ve İncil’i ve daha size Rabbiniz’den indirileni tutup icra etmedikçe hiç bir şey değilsiniz, Celâlim Hakk’ı için sana Rabbin’den indirilen -bu Kur'an- onlardan bir çoğunun tuğyanını ve küfrünü artıracak, o halde kâfirlere acıyacağın tutmasın.
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱلَّذِينَ هَادُوا۟ وَٱلصَّـٰبِـُٔونَ وَٱلنَّصَـٰرَىٰ مَنْ ءَامَنَ بِٱللَّهِ وَٱلْيَوْمِ ٱلْـَٔاخِرِ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَلَا خَوْفٌ عَلَيْهِمْ وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ ٦٩
İnnellezîne âmenû vellezîne hâdû ves sâbi'ûne ven nasârâ men âmene billâhi vel yevmil âhıri ve amile sâlihan felâ havfun aleyhim velâ hum yahzenûn
69. Şüphe yok ki iman edenler ve Yahudîler, Sâbiîler, Nasrânîler: Bunlar içinden her kim Allah’a ve Âhiret gününe iman edip de salih olarak çalışırsa artık onlara korku yoktur ve onlar mahzun olacak değllerdir.
لَقَدْ أَخَذْنَا مِيثَـٰقَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهِمْ رُسُلًا ۖ كُلَّمَا جَآءَهُمْ رَسُولٌۢ بِمَا لَا تَهْوَىٰٓ أَنفُسُهُمْ فَرِيقًا كَذَّبُوا۟ وَفَرِيقًا يَقْتُلُونَ ٧٠
Lekad ahaznâ mîsâka benî isrâ'île ve erselnâ ileyhim rusulen kullemâ câ'ehum rasûlum bimâ lâ tehvâ enfusuhum ferîkan kezzebû veferîkay yaktulûn
70. Celâlim Hakk’ı için Ben-î İsraîl’in misakını aldık ve kendilerine Resuller gönderdik, canlarının istemediği bir hükmîle bir Resul geldikçe onlara bir takımına yalancı dediler, bir takımını da öldürüyorlardı.
وَحَسِبُوٓا۟ أَلَّا تَكُونَ فِتْنَةٌ فَعَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ ثُمَّ تَابَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ ثُمَّ عَمُوا۟ وَصَمُّوا۟ كَثِيرٌ مِّنْهُمْ ۚ وَٱللَّهُ بَصِيرٌۢ بِمَا يَعْمَلُونَ ٧١
Vehasibû ellâ tekûne fitnetun fe amû vesammû summe tâballâhu aleyhim summe amû vesammû kesîrum minhum vallâhu besîrum bimâ ya'melûn
71. Hem başlarına bir fitne kopmayacak sandılar da kör ve sağır kesildiler, sonra Allah tevbelerini kabul buyurdu, sonra içlerinden bir çoğu yine kör ve sağır kesildiler, şimdi de Allah görüyor ne yapıyorlar.
لَقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ ۖ وَقَالَ ٱلْمَسِيحُ يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ ۖ إِنَّهُۥ مَن يُشْرِكْ بِٱللَّهِ فَقَدْ حَرَّمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِ ٱلْجَنَّةَ وَمَأْوَىٰهُ ٱلنَّارُ ۖ وَمَا لِلظَّـٰلِمِينَ مِنْ أَنصَارٍ ٧٢
Lekad keferallezîne kâlû innallâhe huvel mesîhubnu meryeme vekâlel mesîhu yâbenî isrâ'île'budullâhe rabbî verabbekum innehû mey yuşrik billâhi fekad harramallâhu aleyhil cennete veme'vâhun nâru vemâ lizzâlimîne min ensâr
72. Elbette küfretti şunlar: “Allah Meryemin oğlu Mesîhtir” diyenler, halbuki Mesîh şöyle demiştir: Ey Benî İsrâil hep Allaha ibadet ediniz benim de Rabbım sizin de Rabbınız, allaha kim şirk koşarsa Allah ona cennetini haram etmiştir ve varacağı yer ateştir ve zalimlerin ensarı yoktur.
لَّقَدْ كَفَرَ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ ثَالِثُ ثَلَـٰثَةٍ ۘ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّآ إِلَـٰهٌ وَٰحِدٌ ۚ وَإِن لَّمْ يَنتَهُوا۟ عَمَّا يَقُولُونَ لَيَمَسَّنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ٧٣
Lekad keferallezîne kâlû innallâhe sâlisu selâsetiv vemâ min ilâhin illâ ilâhuv vâhiduv ve il lem yentehû ammâ yakûlûne leyemessennellezîne keferû minhum azâbun elîm
73. Elbette küfretti şunlar: "Allah üçün üçüncüsü" diyenler, halbuki bir tek ilâhdan başka ilâh yok, eğer bu dediklerinden vaz geçmezlerse elbette işlerinden kâfir kalanlarına şüphesiz ki bir elîm azab dokunacaktır.
أَفَلَا يَتُوبُونَ إِلَى ٱللَّهِ وَيَسْتَغْفِرُونَهُۥ ۚ وَٱللَّهُ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٧٤
Efelâ yetûbûne ilellâhi veyestağfirûnehû vallâhu ğafûrur rahîm
74. Daha Allah’a tevbe edip istiğfar etmeyecekler mi? Allah Gafur, Rahimdir.
مَّا ٱلْمَسِيحُ ٱبْنُ مَرْيَمَ إِلَّا رَسُولٌ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهِ ٱلرُّسُلُ وَأُمُّهُۥ صِدِّيقَةٌ ۖ كَانَا يَأْكُلَانِ ٱلطَّعَامَ ۗ ٱنظُرْ كَيْفَ نُبَيِّنُ لَهُمُ ٱلْـَٔايَـٰتِ ثُمَّ ٱنظُرْ أَنَّىٰ يُؤْفَكُونَ ٧٥
Mel mesîhubnu meryeme illâ rasûlun kad halet min kablihir rusulu ve ummuhû sıddîkatun kânâ ye'kulânit ta'âmenzur keyfe nubeyyinu lehumul âyâti summenzur ennâ yu'fekûn
75. Meryem’in oğlu Mesîh başka bir şey değil, sade bir Resuldür, kendisinden evvel de bir çok Resuller geçti, anası da gayet doğru bir kadın, ikisi de yemek yerlerdi, bak biz âyetlerimizi onlara nasıl açık anlatıyoruz? Sonra da bak onlar nasıl çeviriliyorlar?
قُلْ أَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَمْلِكُ لَكُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا ۚ وَٱللَّهُ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ٧٦
Kul eta'budûne min dûnillâhi mâ lâ yemliku lekum darrav velâ nef'av vallâhu huves semî'ul alîm
76. De ki; ya daha siz Allah’ı bırakıyorsunuz da siz kendiliklerinden ne bir zarara, ne bir faideye malik olmayan şeylere mi tapıyorsunuz, halbuki Allah işiten, bilen ancak O.
قُلْ يَـٰٓأَهْلَ ٱلْكِتَـٰبِ لَا تَغْلُوا۟ فِى دِينِكُمْ غَيْرَ ٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعُوٓا۟ أَهْوَآءَ قَوْمٍ قَدْ ضَلُّوا۟ مِن قَبْلُ وَأَضَلُّوا۟ كَثِيرًا وَضَلُّوا۟ عَن سَوَآءِ ٱلسَّبِيلِ ٧٧
Kul yâ ehlel kitâbi lâ tağlû fî dînikum ğayral hakkı velâ tettebi'û ehvâ'e kavmin kad dallû min kablu ve adallû kesîrav vedallû an sevâ'is sebîl
77. De ki: ey ehl-i kitâp! dininizde haksız ifrata dalmayın, bundan evvel şaşmış, bir çoklarını da şaşırtmış ve yolun doğrusundan sapmış bir kavmin hevaları ardından gitmeyin.
لُعِنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنۢ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَلَىٰ لِسَانِ دَاوُۥدَ وَعِيسَى ٱبْنِ مَرْيَمَ ۚ ذَٰلِكَ بِمَا عَصَوا۟ وَّكَانُوا۟ يَعْتَدُونَ ٧٨
Lu'inellezîne keferû mim benî isrâ'île alâ lisâni dâvûde ve îsebni meryeme zâlike bimâ asav vekânû ya'tedûn
78. Ben-î İsraîl’den o küfr edenler hem Davud’un hem Meryem’in oğlu İsâ’nın lisaniyle tel'ın edildiler, bu onların isyan etmeleri ve hakkın hududunu tecavüz eder olmaları sebebiyle idi.
كَانُوا۟ لَا يَتَنَاهَوْنَ عَن مُّنكَرٍ فَعَلُوهُ ۚ لَبِئْسَ مَا كَانُوا۟ يَفْعَلُونَ ٧٩
Kânû lâ yetenâhevne am munkerin fe alûhu lebi'se mâ kânû yef'alûn
79. İşledikleri bir münkerden vaz geçmezlerdi, filhakıka ne fena yapıyorlardı.
تَرَىٰ كَثِيرًا مِّنْهُمْ يَتَوَلَّوْنَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ لَبِئْسَ مَا قَدَّمَتْ لَهُمْ أَنفُسُهُمْ أَن سَخِطَ ٱللَّهُ عَلَيْهِمْ وَفِى ٱلْعَذَابِ هُمْ خَـٰلِدُونَ ٨٠
Terâ kesîram minhum yetevellevnellezîne keferû lebi'se mâ kaddemet lehum enfusuhum en sahıtallâhu aleyhim vefil azâbi hum hâlidûn
80. Onlardan bir çoğunu görürsün ki Allah’ı tanımayanlara yardaklık ederler, elbette nefislerinin kendileri için takdim ettiği hediyye ne çirkin: Allah onlara gadab etti ve azabda muhalleddir onlar.
وَلَوْ كَانُوا۟ يُؤْمِنُونَ بِٱللَّهِ وَٱلنَّبِىِّ وَمَآ أُنزِلَ إِلَيْهِ مَا ٱتَّخَذُوهُمْ أَوْلِيَآءَ وَلَـٰكِنَّ كَثِيرًا مِّنْهُمْ فَـٰسِقُونَ ٨١
Velev kânû yu'minûne billâhi ven nebiyyi vemâ unzile ileyhi mettahazûhum evliyâ'e velâkinne kesîram minhum fâsikûn
81. Eğer Allah ve Peygamber’e ve ona indirilene imanları olsa idi o kâfirleri yâr tutmazlardı, lâkin onların çoğu imandan uzak fasıklardır.
۞ لَتَجِدَنَّ أَشَدَّ ٱلنَّاسِ عَدَٰوَةً لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلْيَهُودَ وَٱلَّذِينَ أَشْرَكُوا۟ ۖ وَلَتَجِدَنَّ أَقْرَبَهُم مَّوَدَّةً لِّلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱلَّذِينَ قَالُوٓا۟ إِنَّا نَصَـٰرَىٰ ۚ ذَٰلِكَ بِأَنَّ مِنْهُمْ قِسِّيسِينَ وَرُهْبَانًا وَأَنَّهُمْ لَا يَسْتَكْبِرُونَ ٨٢
Letecidenne eşedden nâsi adâvetel lillezîne âmenul yehûde vellezîne eşrakû veletecidenne akrabehum meveddetel lillezîne âmenullezîne kâlû innâ nasârâ zâlike bi enne minhum kıssîsîne veruhbânev ve ennehum lâ yestekbirûn
82. Nâsın mü'minlere adavetçe en şiddetlisini her halde Yahudîlerle müşrikler bulacaksın, mü'minlere meveddetçe en yakınlarını da her halde "biz Nesârâyız" diyenler bulacaksın, sebebi: çünkü bunların içinde âlim keşişler ve târiki dünya rahibler vardır ve bunlar kibr etmezler.
وَإِذَا سَمِعُوا۟ مَآ أُنزِلَ إِلَى ٱلرَّسُولِ تَرَىٰٓ أَعْيُنَهُمْ تَفِيضُ مِنَ ٱلدَّمْعِ مِمَّا عَرَفُوا۟ مِنَ ٱلْحَقِّ ۖ يَقُولُونَ رَبَّنَآ ءَامَنَّا فَٱكْتُبْنَا مَعَ ٱلشَّـٰهِدِينَ ٨٣
Ve izâ semi'û mâ unzile iler rasûli terâ a'yunehum tefîdu mined dem'i mimmâ arafû minel hakkı yakûlûne rabbenâ âmennâ fektubnâ me'aş şâhidîn
83. Peygamber’e indirileni dinledikleri zaman da gözlerini görürsün ki aşîna çıktıkları haktan yaşlar dolub boşanarak "Ya Rabbenâ derler: inandık iman getirdik, şimdi sen bizi şehadet getirenlerle beraber yaz.
وَمَا لَنَا لَا نُؤْمِنُ بِٱللَّهِ وَمَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْحَقِّ وَنَطْمَعُ أَن يُدْخِلَنَا رَبُّنَا مَعَ ٱلْقَوْمِ ٱلصَّـٰلِحِينَ ٨٤
Vemâ lenâ lâ nu'minu billâhi vemâ câ'enâ minel hakkı venatme'u ey yudhılenâ rabbunâ me'al kavmis sâlihîn
84. Hem biz neye iman etmeyelim Allah’a ve bu bize gelen hakka: bütün emelimiz, Rabbimiz’in bizi salihîn zümresinin maıyyetine koyması iken.
فَأَثَـٰبَهُمُ ٱللَّهُ بِمَا قَالُوا۟ جَنَّـٰتٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ ٱلْمُحْسِنِينَ ٨٥
Fe esâbehumullâhu bimâ kâlû cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ vezâlike cezâ'ul muhsinîn
85. Böyle demelerine mukabil Allah da kendilerine sevap olarak altından ırmaklar akan cennetleri verdi, içlerinde muhalled kalmak üzere onlar ki işte muhsinlere mükâfat odur.
وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَآ أُو۟لَـٰٓئِكَ أَصْحَـٰبُ ٱلْجَحِيمِ ٨٦
Vellezîne keferû vekezzebû bi âyâtinâ ulâ'ike ashâbul cehîm
86. Küfredip âyetlerimizi tekzib eyleyenler ise onlar hep eshabı cahimdirler.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تُحَرِّمُوا۟ طَيِّبَـٰتِ مَآ أَحَلَّ ٱللَّهُ لَكُمْ وَلَا تَعْتَدُوٓا۟ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ ٱلْمُعْتَدِينَ ٨٧
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tuharrimû tayyibâti mâ ehallallâhu lekum velâ ta'tedû innallâhe lâ yuhibbul mu'tedîn
87. Ey o bütün iman edenler, Allah’ın size helâl kıldığı nimetlerin hoşlarını kendinize haram etmeyin, aşırı da gitmeyin, çünkü Allah aşırı gidenleri sevmez.
وَكُلُوا۟ مِمَّا رَزَقَكُمُ ٱللَّهُ حَلَـٰلًا طَيِّبًا ۚ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ أَنتُم بِهِۦ مُؤْمِنُونَ ٨٨
Vekulû mimmâ razakakumullâhu halâlen tayyibev vettakullâhellezî entum bihî mu'minûn
88. Hem Allah’ın size merzuk kıldığı nimetlerden helâl ve hoş olarak yeyin hem de kendisine mü'min bulunduğunuz Allah’dan korkun.
لَا يُؤَاخِذُكُمُ ٱللَّهُ بِٱللَّغْوِ فِىٓ أَيْمَـٰنِكُمْ وَلَـٰكِن يُؤَاخِذُكُم بِمَا عَقَّدتُّمُ ٱلْأَيْمَـٰنَ ۖ فَكَفَّـٰرَتُهُۥٓ إِطْعَامُ عَشَرَةِ مَسَـٰكِينَ مِنْ أَوْسَطِ مَا تُطْعِمُونَ أَهْلِيكُمْ أَوْ كِسْوَتُهُمْ أَوْ تَحْرِيرُ رَقَبَةٍ ۖ فَمَن لَّمْ يَجِدْ فَصِيَامُ ثَلَـٰثَةِ أَيَّامٍ ۚ ذَٰلِكَ كَفَّـٰرَةُ أَيْمَـٰنِكُمْ إِذَا حَلَفْتُمْ ۚ وَٱحْفَظُوٓا۟ أَيْمَـٰنَكُمْ ۚ كَذَٰلِكَ يُبَيِّنُ ٱللَّهُ لَكُمْ ءَايَـٰتِهِۦ لَعَلَّكُمْ تَشْكُرُونَ ٨٩
Lâ yu'âhızukumullâhu bil lağvi fî eymânikum velâkiy yu'âhızukum bimâ akkattumul eymâne fekeffâratuhû it'âmu aşerati mesâkîne min evsatı mâ tut'imûne ehlîkum ev kisvetuhum ev tahrîru rakabetin femel lem yecid fesıyâmu selâseti eyyâmin zâlike keffâratu eymânikum izâ haleftum vehfazû eymânekum kezâlike yubeyyinullâhu lekum âyâtihî le'allekum teşkurûn
89. Allah sizi yeminlerinizde -bilmeyerek ettiğiniz- lâgv ile muahaze etmez ve lâkin bile bile akd ettiğiniz yeminlerle sizi muahaze buyuruyor, bunun da keffareti çoluğunuza çocuğunuza yedirdiğinizin orta derecesinden on fakiri doyurmak yahud geydirmek, yahut bir esîr azâd etmektir, bunlara gücü yetmeyen üç gün oruç tutar, işte yemîn ettiğiniz vakit yeminlerinizin keffâreti bu, bununla beraber yeminlerinizi gözetin, böyle beyan ediyor Allah size âyetlerini ki şükr edesiniz.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّمَا ٱلْخَمْرُ وَٱلْمَيْسِرُ وَٱلْأَنصَابُ وَٱلْأَزْلَـٰمُ رِجْسٌ مِّنْ عَمَلِ ٱلشَّيْطَـٰنِ فَٱجْتَنِبُوهُ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ٩٠
Yâ eyyuhellezîne âmenû innemel hamru vel meysiru vel ensâbu vel ezlâmu ricsum min ameliş şeytâni fectenibûhu le'allekum tuflihûn
90. Ey o bütün iman edenler! İçki, kumar, putlar, kısmet çekilen zarlar hep şeytan işi murdar bir şeydir, onun için siz ondan kaçının ki yakayı kurtarasınız.
إِنَّمَا يُرِيدُ ٱلشَّيْطَـٰنُ أَن يُوقِعَ بَيْنَكُمُ ٱلْعَدَٰوَةَ وَٱلْبَغْضَآءَ فِى ٱلْخَمْرِ وَٱلْمَيْسِرِ وَيَصُدَّكُمْ عَن ذِكْرِ ٱللَّهِ وَعَنِ ٱلصَّلَوٰةِ ۖ فَهَلْ أَنتُم مُّنتَهُونَ ٩١
İnnemâ yurîduş şeytânu ey yûkı'a beynekumul adâvete vel bağdâ'e fil hamri vel meysiri veyasuddekum an zikrillâhi ve anis salâti fehel entum muntehûn
91. İçki ile kumarda şeytan sırf aranıza adavet ve kin düşürmeyi ve Sizi Allah’ı anmaktan ve namaz kılmaktan alıkoymayı ister, artık vaz geçiyorsunuz değil mi?
وَأَطِيعُوا۟ ٱللَّهَ وَأَطِيعُوا۟ ٱلرَّسُولَ وَٱحْذَرُوا۟ ۚ فَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّمَا عَلَىٰ رَسُولِنَا ٱلْبَلَـٰغُ ٱلْمُبِينُ ٩٢
Ve atî'ullâhe ve atî'ur rasûle vehzerû fe in tevelleytum fe'lemû ennemâ alâ rasûlinel belâğul mubîn
92. Allah’ı dinleyin, Peygamber’i dinleyin de sakının, eğer kulak asmazsanız biliniz ki Resulümüze düşen sade açık bir tebliğten ibarettir.
لَيْسَ عَلَى ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ جُنَاحٌ فِيمَا طَعِمُوٓا۟ إِذَا مَا ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّءَامَنُوا۟ ثُمَّ ٱتَّقَوا۟ وَّأَحْسَنُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ يُحِبُّ ٱلْمُحْسِنِينَ ٩٣
Leyse alellezîne âmenû ve amilus sâlihâti cunâhun fîmâ ta'imû izâ mettakav ve'âmenû ve amilus sâlihâti summettakav ve'âmenû summettakav ve'ahsenû vallâhu yuhibbul muhsinîn
93. İman edip de salâhlı salâhlı işler yapan kimseler bundan böyle sakındıkları ve imanlarında sebat ile salih işlerine devam eyledikleri, sonra takvâlarında ve imanlarında rüsuh buldukları, sonra bu takvâ ile beraber her yaptığını güzel yapan ihsan mertebesine erdikleri takdirde mukaddema tattıklarında kendilerine bir beis yoktur, Allah muhsinleri sever.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَيَبْلُوَنَّكُمُ ٱللَّهُ بِشَىْءٍ مِّنَ ٱلصَّيْدِ تَنَالُهُۥٓ أَيْدِيكُمْ وَرِمَاحُكُمْ لِيَعْلَمَ ٱللَّهُ مَن يَخَافُهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ فَمَنِ ٱعْتَدَىٰ بَعْدَ ذَٰلِكَ فَلَهُۥ عَذَابٌ أَلِيمٌ ٩٤
Yâ eyyuhellezîne âmenû leyebluvennekumullâhu bişey'im mines saydi tenâluhû eydîkum verimâhukum liya'lemallâhu mey yahâfuhû bil ğaybi femeni'tedâ ba'de zâlike felehû azâbun elîm
94. Ey o bütün iman edenler! haberiniz olsun Allah gaybda kendisinden korkanları meydana çıkarmak için muhakkak ki sizleri av gibi bir şeyle imtihan edecek, bir av bolluğu ki isteseniz elleriniz de yeteşebilecek, mızraklarınız da, kim bunun üzerine tecavüzde bulunursa işte ona elîm bir azab var.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَقْتُلُوا۟ ٱلصَّيْدَ وَأَنتُمْ حُرُمٌ ۚ وَمَن قَتَلَهُۥ مِنكُم مُّتَعَمِّدًا فَجَزَآءٌ مِّثْلُ مَا قَتَلَ مِنَ ٱلنَّعَمِ يَحْكُمُ بِهِۦ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ هَدْيًۢا بَـٰلِغَ ٱلْكَعْبَةِ أَوْ كَفَّـٰرَةٌ طَعَامُ مَسَـٰكِينَ أَوْ عَدْلُ ذَٰلِكَ صِيَامًا لِّيَذُوقَ وَبَالَ أَمْرِهِۦ ۗ عَفَا ٱللَّهُ عَمَّا سَلَفَ ۚ وَمَنْ عَادَ فَيَنتَقِمُ ٱللَّهُ مِنْهُ ۗ وَٱللَّهُ عَزِيزٌ ذُو ٱنتِقَامٍ ٩٥
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ taktulus sayde ve entum hurumuv vemen katelehû minkum mute'ammiden fecezâ'um mislu mâ katele minen ne'ami yahkumu bihî zevâ adlim minkum hedyem bâliğal ka'beti ev keffâratun ta'âmu mesâkîne ev adlu zâlike sıyâmel liyezûka vebâle emrihî afellâhu ammâ selefe vemen âde feyentakımullâhu minhu vallâhu azîzun zuntikâm
95. Ey o bütün iman edenler sizler ihramda iken avı öldürmeyin, içinizden her kim onu amden öldürürse ona mevaşîden öldürdüğünün misli bir ceza vardır ki Kâbe’ye vasıl olmuş bir kurbanlık olmak üzere buna aranızdan adâlet sahibi iki adam hukmeder veya bir keffaret vardır ki o nisbette fukarayı doyurmak veya onun dengi oruç tutmaktır, tâ ki bu suretle ettiğinin vebalini tatsın, Allah geçmişi afiv buyurdu, fakat kim bir daha yaparsa Allah ondan onun intikamını alacak, Allah azizdir, intikamı vardır.
أُحِلَّ لَكُمْ صَيْدُ ٱلْبَحْرِ وَطَعَامُهُۥ مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِلسَّيَّارَةِ ۖ وَحُرِّمَ عَلَيْكُمْ صَيْدُ ٱلْبَرِّ مَا دُمْتُمْ حُرُمًا ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ ٱلَّذِىٓ إِلَيْهِ تُحْشَرُونَ ٩٦
Uhille lekum saydul bahri veta'âmuhû metâ'al lekum velisseyyârati vehurrime aleykum saydul berri mâ dumtum hurumev vettakullâhellezî ileyhi tuhşerûn
96. Deniz avı ve yemesi size helâl kılındı ki size ve seyyar olanlarınıza medar olsun, kara avı ise ihramda bulunduğunuz müddetçe üzerinize haram kılındı, hep huzuruna haşrolunacağınız Allah’dan korkun.
۞ جَعَلَ ٱللَّهُ ٱلْكَعْبَةَ ٱلْبَيْتَ ٱلْحَرَامَ قِيَـٰمًا لِّلنَّاسِ وَٱلشَّهْرَ ٱلْحَرَامَ وَٱلْهَدْىَ وَٱلْقَلَـٰٓئِدَ ۚ ذَٰلِكَ لِتَعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ يَعْلَمُ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَأَنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ ٩٧
Ce'alallâhul ka'betel beytel harâme kıyâmel linnâsi veş şehral harâme vel hedye vel kalâ'ide zâlike lita'lemû ennallâhe ya'lemu mâ fis semâvâti vemâ fil ardı ve ennallâhe bikulli şey'in alîm
97. Allah Kâbe’yi, o beyt-i haramı insanlar için bir medarı hayat kıldı, o şehri haramı da o, boyunları bağsız ve bağlı kurbanlıkları da; bütün bunlar şunun bilesiniz içindir ki Allah göklerdekini ve yerdekini bilir ve hakikat Allah her şeye alîmdir.
ٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ وَأَنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ ٩٨
İ'lemû ennallâhe şedîdul ikâbi ve ennallâhe ğafûrur rahîm
98. Malûmunuz olsun ki hakikaten şedid’ül-ikabdır Allah, hem de hakikaten Gafur-ü Rahimdir Allah.
مَّا عَلَى ٱلرَّسُولِ إِلَّا ٱلْبَلَـٰغُ ۗ وَٱللَّهُ يَعْلَمُ مَا تُبْدُونَ وَمَا تَكْتُمُونَ ٩٩
Mâ aler rasûli illel belâğu vallâhu ya'lemu mâ tubdûne vemâ tektumûn
99. Peygamber’in üzerindeki ancak bir tebliğdir, açıkladığınız ve gizlediğiniz şeylerin hepsini bilecek olan ise ancak Allah’dır.
قُل لَّا يَسْتَوِى ٱلْخَبِيثُ وَٱلطَّيِّبُ وَلَوْ أَعْجَبَكَ كَثْرَةُ ٱلْخَبِيثِ ۚ فَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ يَـٰٓأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ لَعَلَّكُمْ تُفْلِحُونَ ١٠٠
Kul lâ yestevil habîsu vet tayyibu velev a'cebeke kesratul habîsi fettakullâhe yâ ulil elbâbi le'allekum tuflihûn
100. De ki: Murdarla temiz bir olmaz: Murdarın çokluğu tuhafına da gitse o halde ey temiz özü, düşünür beyni olanlar, Allah’a korunun ki felâha iresiniz.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ لَا تَسْـَٔلُوا۟ عَنْ أَشْيَآءَ إِن تُبْدَ لَكُمْ تَسُؤْكُمْ وَإِن تَسْـَٔلُوا۟ عَنْهَا حِينَ يُنَزَّلُ ٱلْقُرْءَانُ تُبْدَ لَكُمْ عَفَا ٱللَّهُ عَنْهَا ۗ وَٱللَّهُ غَفُورٌ حَلِيمٌ ١٠١
Yâ eyyuhellezîne âmenû lâ tes'elû an eşyâ'e in tubde lekum tesu'kum ve in tes'elû anhâ hîne yunezzelul kur'ânu tubde lekum afellâhu anhâ vallâhu ğafûrun halîm
101. Ey o bütün iman edenler; öyle şeylerden sual etmeyin ki size açılırsa fenanıza gidecektir, halbuki Kur'an indirilmekte iken sorarsanız onlar size açılır, Allah onlardan şimdilik afiv buyurdu, Allah Gafur, halîmdir.
قَدْ سَأَلَهَا قَوْمٌ مِّن قَبْلِكُمْ ثُمَّ أَصْبَحُوا۟ بِهَا كَـٰفِرِينَ ١٠٢
Kad se'elehâ kavmum min kablikum summe asbehû bihâ kâfirîn
102. Filvaki öyle meseleleri sizden evvel bir kavim sordu da sonra o yüzden kâfir oldular.
مَا جَعَلَ ٱللَّهُ مِنۢ بَحِيرَةٍ وَلَا سَآئِبَةٍ وَلَا وَصِيلَةٍ وَلَا حَامٍ ۙ وَلَـٰكِنَّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ يَفْتَرُونَ عَلَى ٱللَّهِ ٱلْكَذِبَ ۖ وَأَكْثَرُهُمْ لَا يَعْقِلُونَ ١٠٣
Mâ ce'alallâhu mim behîrativ velâ sâ'ibetiv velâ vesîletiv velâ hâmiv velâkinnellezîne keferû yefterûne alellâhil kezibe ve ekseruhum lâ ya'kılûn
103. Ne bahıyre, ne sâibe, ne vasıyle, ne hamdan hiç birini Allah meşru kılmadı, lâkin küfretmekte olan kimseler, Allah namına yalan söyliyerek ona iftira ediyorlar, çoklarının da aklı irmez.
وَإِذَا قِيلَ لَهُمْ تَعَالَوْا۟ إِلَىٰ مَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ وَإِلَى ٱلرَّسُولِ قَالُوا۟ حَسْبُنَا مَا وَجَدْنَا عَلَيْهِ ءَابَآءَنَآ ۚ أَوَلَوْ كَانَ ءَابَآؤُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ شَيْـًٔا وَلَا يَهْتَدُونَ ١٠٤
Ve izâ kîle lehum te'âlev ilâ mâ enzelallâhu ve iler rasûli kâlû hasbunâ mâ vecednâ aleyhi âbâ'enâ evelev kâne âbâ'uhum lâ ya'lemûne şey'ev velâ yehtedûn
104. Bunlara gelin Allah’ın indirdiği ahkâma ve Peygamber’e denildiği zaman da «bize atalarımızı üzerinde bulduğumuz şeyler yeter» diyorlar, ya ataları bir şey bilmez ve doğru yola gitmezler idi ise de mi?
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ عَلَيْكُمْ أَنفُسَكُمْ ۖ لَا يَضُرُّكُم مَّن ضَلَّ إِذَا ٱهْتَدَيْتُمْ ۚ إِلَى ٱللَّهِ مَرْجِعُكُمْ جَمِيعًا فَيُنَبِّئُكُم بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ١٠٥
Yâ eyyuhellezîne âmenû aleykum enfusekum lâ yadurrukum men dalle izehtedeytum ilellâhi merci'ukum cemî'an feyunebbi'ukum bimâ kuntum ta'melûn
105. Ey o bütün iman edenler! sizler kendinizi düzeltmeğe bakın, siz doğru gittikten sonra öte taraftan sapanlar size bir ziyan dokunduramaz, hepsinizin varacağı nihayet Allah, o vakit haber verecek o size neler yapıyordunuz.
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ شَهَـٰدَةُ بَيْنِكُمْ إِذَا حَضَرَ أَحَدَكُمُ ٱلْمَوْتُ حِينَ ٱلْوَصِيَّةِ ٱثْنَانِ ذَوَا عَدْلٍ مِّنكُمْ أَوْ ءَاخَرَانِ مِنْ غَيْرِكُمْ إِنْ أَنتُمْ ضَرَبْتُمْ فِى ٱلْأَرْضِ فَأَصَـٰبَتْكُم مُّصِيبَةُ ٱلْمَوْتِ ۚ تَحْبِسُونَهُمَا مِنۢ بَعْدِ ٱلصَّلَوٰةِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ إِنِ ٱرْتَبْتُمْ لَا نَشْتَرِى بِهِۦ ثَمَنًا وَلَوْ كَانَ ذَا قُرْبَىٰ ۙ وَلَا نَكْتُمُ شَهَـٰدَةَ ٱللَّهِ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلْـَٔاثِمِينَ ١٠٦
Yâ eyyuhellezîne âmenû şehâdetu beynikum izâ hadara ehadekumul mevtu hînel vasıyyetisnâni zevâ adlim minkum ev âharâni min ğayrikum in entum darabtum fil ardı fe asâbetkum musîbetul mevti tahbisûnehumâ mim ba'dis salâti feyuksimâni billâhi inirtebtum lâ neşterî bihî semenev velev kâne zâ kurbâ velâ nektumu şehâdetallâhi innâ izel leminel âsimîn
106. Ey o bütün iman edenler! her hangi birinize ölüm hali geldiği o vasiyyet zamanı aranızdaki şehadet ya kendinizden adalet sahibi iki adam, veya yolculuk ediyordunuz da ölüm musibeti başınıza geldise sizin gayrinizden iki diğeridir, onları namazdan sonra alıkorsunuz, şüphelendiğiniz takdirde şöyle yemin ederler, "billâhi hısım da olsa yeminimizi hiç bir bedele değişmeyiz, Allah’ın şehadetini ketm de etmeyiz" biz o takdirde şüphesiz vebâle girenlerden oluruz.
فَإِنْ عُثِرَ عَلَىٰٓ أَنَّهُمَا ٱسْتَحَقَّآ إِثْمًا فَـَٔاخَرَانِ يَقُومَانِ مَقَامَهُمَا مِنَ ٱلَّذِينَ ٱسْتَحَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْأَوْلَيَـٰنِ فَيُقْسِمَانِ بِٱللَّهِ لَشَهَـٰدَتُنَآ أَحَقُّ مِن شَهَـٰدَتِهِمَا وَمَا ٱعْتَدَيْنَآ إِنَّآ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّـٰلِمِينَ ١٠٧
Fe in usira alâ ennehumestehakkâ ismen fe âharâni yakûmâni makâmehumâ minellezînestehakka aleyhimul evleyâni feyuksimâni billâhi leşehâdetunâ ehakku min şehâdetihimâ veme'tedeynâ innâ izel leminez zâlimîn
107. Eğer bunların bir vebâle müstehikk olduklarına vukuf hasıl edilirse o vakit ercah olan bu ikinin yirine bunların aleyhlerinde bulundukları mukabil taraftan diğer iki kişi dikilir şöyle yemin ederler: "billâhı bizim şehadetimiz onların şehadetinden daha doğrudur ve hakkı tecavüz etmedik, şüphesiz o takdirde zalimlerden oluruz".
ذَٰلِكَ أَدْنَىٰٓ أَن يَأْتُوا۟ بِٱلشَّهَـٰدَةِ عَلَىٰ وَجْهِهَآ أَوْ يَخَافُوٓا۟ أَن تُرَدَّ أَيْمَـٰنٌۢ بَعْدَ أَيْمَـٰنِهِمْ ۗ وَٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَٱسْمَعُوا۟ ۗ وَٱللَّهُ لَا يَهْدِى ٱلْقَوْمَ ٱلْفَـٰسِقِينَ ١٠٨
Zâlike ednâ ey ye'tû biş şehâdeti alâ vechihâ ev yahâfû en turadde eymânum ba'de eymânihim vettakullâhe vesme'û vallâhu lâ yehdil kavmel fâsikîn
108. Bu işte şehadeti olduğu gibi eda etmelerine veya yeminlerinden sonra yeminlerinin reddedilmesinden korkmalarına en yakın bir çaredir, Allah’dan korkun ve iyi dinleyin, çünkü Allah fasıklar güruhunu doğru yola çıkarmaz.
۞ يَوْمَ يَجْمَعُ ٱللَّهُ ٱلرُّسُلَ فَيَقُولُ مَاذَآ أُجِبْتُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا عِلْمَ لَنَآ ۖ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّـٰمُ ٱلْغُيُوبِ ١٠٩
Yevme yecme'ullâhur rusule feyakûlu mâzâ ucibtum kâlû lâ ilme lenâ inneke ente allâmul ğuyûb
109. O gün ki Allah bütün Resuller’i toplayacak da "size ne cevap verildi?" buyuracak; "bizde ilim yok, sensin allâm’ül-guyûb sen" diyecekler.
إِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَـٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ٱذْكُرْ نِعْمَتِى عَلَيْكَ وَعَلَىٰ وَٰلِدَتِكَ إِذْ أَيَّدتُّكَ بِرُوحِ ٱلْقُدُسِ تُكَلِّمُ ٱلنَّاسَ فِى ٱلْمَهْدِ وَكَهْلًا ۖ وَإِذْ عَلَّمْتُكَ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَٱلتَّوْرَىٰةَ وَٱلْإِنجِيلَ ۖ وَإِذْ تَخْلُقُ مِنَ ٱلطِّينِ كَهَيْـَٔةِ ٱلطَّيْرِ بِإِذْنِى فَتَنفُخُ فِيهَا فَتَكُونُ طَيْرًۢا بِإِذْنِى ۖ وَتُبْرِئُ ٱلْأَكْمَهَ وَٱلْأَبْرَصَ بِإِذْنِى ۖ وَإِذْ تُخْرِجُ ٱلْمَوْتَىٰ بِإِذْنِى ۖ وَإِذْ كَفَفْتُ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ عَنكَ إِذْ جِئْتَهُم بِٱلْبَيِّنَـٰتِ فَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنْهُمْ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ ١١٠
İz kâlallâhu yâ îsebne meryemezkur ni'metî aleyke ve alâ vâlidetike iz eyyettuke birûhil kudusi tukellimun nâse fil mehdi vekehlev ve iz allemtukel kitâbe vel hikmete vet tevrâte vel incîle ve iz tahluku minet tîni kehey'etit tayri bi iznî fetenfuhu fîhâ fetekûnu tayram bi iznî vetubri'ul ekmehe vel ebrasa bi iznî ve iz tuhricul mevtâ bi iznî ve iz kefeftu benî isrâ'île anke iz ci'tehum bil beyyinâti fekâlellezîne keferû minhum in hâzâ illâ sihrum mubîn
110. Allah buyurdugu vakit: ya Isâ Ibn-î Meryem sana ve validene olan nimetimi düsün, hani seni ruhulkudüs ile müeyyed kildim, nâsa kelâm söyleyordun hem besikte hem yetiskin iken, ve hani sana kitabet, hikmet, Tevrat ve Incil ögrettim, ve hani benim iznimle çamurdan kus biçimi gibi taslayordun, içine üflüyordun da benim iznimle bir kus oluveriyordu, hem anadan dogma amayi ve abrasi benim iznimle iyi ediyordun, ve hani ölüleri benim iznimle hayata çikariyordun, ve hani senden Benî Israîl’i def etmistim, o vakit ki onlara o açik mucizeleri getirmistin de içlerinden kâfirlik edenler söyle demisti: bu apaçik bir sihirden baska bir sey degil.
وَإِذْ أَوْحَيْتُ إِلَى ٱلْحَوَارِيِّـۧنَ أَنْ ءَامِنُوا۟ بِى وَبِرَسُولِى قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا وَٱشْهَدْ بِأَنَّنَا مُسْلِمُونَ ١١١
Ve iz evhaytu ilel havâriyyîne en âminû bî vebirasûlî kâlû âmennâ veşhed bi ennenâ muslimûn
111. Ve hani bana ve Resulüme iman edin diye Havariyyûne ilham etmiştim "iman ettik, bizim şüphesiz müslimler olduğumuza şahid ol" demişlerdi.
إِذْ قَالَ ٱلْحَوَارِيُّونَ يَـٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ هَلْ يَسْتَطِيعُ رَبُّكَ أَن يُنَزِّلَ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ ۖ قَالَ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ ١١٢
İz kâlel havâriyyûne yâ îsebne meryeme hel yestatî'u rabbuke ey yunezzile aleynâ mâ'idetem mines semâ'i kâlettakullâhe in kuntum mu'minîn
112. Bir vakit de o Havariyyun: yâ İsâ İbn-î meryem: Rabbin bize Semâ’dan bir mâide indirilebilir mi? demişlerdi, "Allah’dan korkun mü'minseniz" ddi.
قَالُوا۟ نُرِيدُ أَن نَّأْكُلَ مِنْهَا وَتَطْمَئِنَّ قُلُوبُنَا وَنَعْلَمَ أَن قَدْ صَدَقْتَنَا وَنَكُونَ عَلَيْهَا مِنَ ٱلشَّـٰهِدِينَ ١١٣
Kâlû nurîdu en ne'kule minhâ vetatme'inne kulûbunâ vena'leme en kad sadaktenâ venekûne aleyhâ mineş şâhidîn
113. Biz dediler: İstiyoruz ki ondan yiyelim kalblerimiz itminan bulsun da senin bize doğru söylediğini bilelim ve ona şehadet edenlerden olalım.
قَالَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ٱللَّهُمَّ رَبَّنَآ أَنزِلْ عَلَيْنَا مَآئِدَةً مِّنَ ٱلسَّمَآءِ تَكُونُ لَنَا عِيدًا لِّأَوَّلِنَا وَءَاخِرِنَا وَءَايَةً مِّنكَ ۖ وَٱرْزُقْنَا وَأَنتَ خَيْرُ ٱلرَّٰزِقِينَ ١١٤
Kâle îsebnu meryemallâhumme rabbenâ enzil aleynâ mâ'idetem mines semâ'i tekûnu lenâ îdel li'evvelinâ ve âhırinâ ve âyetem minke verzuknâ ve ente hayrur râzikîn
114. İsâ İbn-î Meryem şöyle yalvardı: Ya Allah! ey bizim yegâne Rabbimiz! bize Semâ’dan bir mâide indir ki bizim için hem evvelimiz, hem ahırımız için bir bayram ve kudretinden bir nişane ola ve bizleri merzuk eyle ki sen hayrurrazikînsin.
قَالَ ٱللَّهُ إِنِّى مُنَزِّلُهَا عَلَيْكُمْ ۖ فَمَن يَكْفُرْ بَعْدُ مِنكُمْ فَإِنِّىٓ أُعَذِّبُهُۥ عَذَابًا لَّآ أُعَذِّبُهُۥٓ أَحَدًا مِّنَ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١١٥
Kâlallâhu innî munezziluhâ aleykum femey yekfur ba'du minkum fe innî u'azzibuhû azâbel lâ u'azzibuhû ehadem minel âlemîn
115. Allah buyurdu ki ben onu sizlere elbette indiririm fakat ondan sonra içinizden her kim nankörlük ederse artık oun âlemînden hiç birine yapmayacağım bir azab ile tazib ederim.
وَإِذْ قَالَ ٱللَّهُ يَـٰعِيسَى ٱبْنَ مَرْيَمَ ءَأَنتَ قُلْتَ لِلنَّاسِ ٱتَّخِذُونِى وَأُمِّىَ إِلَـٰهَيْنِ مِن دُونِ ٱللَّهِ ۖ قَالَ سُبْحَـٰنَكَ مَا يَكُونُ لِىٓ أَنْ أَقُولَ مَا لَيْسَ لِى بِحَقٍّ ۚ إِن كُنتُ قُلْتُهُۥ فَقَدْ عَلِمْتَهُۥ ۚ تَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِى وَلَآ أَعْلَمُ مَا فِى نَفْسِكَ ۚ إِنَّكَ أَنتَ عَلَّـٰمُ ٱلْغُيُوبِ ١١٦
Ve iz kâlallâhu yâ îsebne meryeme e'ente kulte linnâsittahızûnî ve ummiye ilâheyni min dûnillâhi kâle subhâneke mâ yekûnu lî en akûle mâ leyse lî bihakkın in kuntu kultuhû fekad alimtehû ta'lemu mâ fî nefsî velâ a'lemu mâ fî nefsike inneke ente allâmul ğuyûb
116. Hem Allah buyurduğu vakit: Ey Meryem’in oğlu İsâ! Sen mi dedin o insanlara; "Ben-î ve anamı Allah’ın yanında iki ilâh edinin" diye? hâşâ, der: münezzeh sübhansın yarab! Benim için hakk olmayan bir sözü söylemekliğim bana yakışmaz, eğer söyledimse elbette malûmundur, sen benim nefsimdekini bilirsin: ben ise senin zatindekini bilmem, şüphesiz ki sen "allâm’ül-guyub" sun.
مَا قُلْتُ لَهُمْ إِلَّا مَآ أَمَرْتَنِى بِهِۦٓ أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبَّكُمْ ۚ وَكُنتُ عَلَيْهِمْ شَهِيدًا مَّا دُمْتُ فِيهِمْ ۖ فَلَمَّا تَوَفَّيْتَنِى كُنتَ أَنتَ ٱلرَّقِيبَ عَلَيْهِمْ ۚ وَأَنتَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ ١١٧
Mâ kultu lehum illâ mâ emertenî bihî eni'budullâhe rabbî verabbekum vekuntu aleyhim şehîdem mâ dumtu fîhim felemmâ teveffeytenî kunte enter rakîbe aleyhim ve ente alâ kulli şey'in şehîd
117. Sen bana ne emrettinse ben onlara ancak onu söyledim: hep Rabbim ve Rabbiniz Allah’a kulluk edin dedim ve içlerinde bulunduğum müddetce üzerlerinde şâhid idim, vaktâki Ben-î içlerinden aldın üzerlerinde murâkıb ancak sen kaldın ve zaten sen her şeye şahidsin.
إِن تُعَذِّبْهُمْ فَإِنَّهُمْ عِبَادُكَ ۖ وَإِن تَغْفِرْ لَهُمْ فَإِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْحَكِيمُ ١١٨
İn tu'azzibhum fe innehum ibâduke ve in tağfir lehum fe inneke entel azîzul hakîm
118. Eğer onlara azab edersen şüphe yok ki senin kullarındırlar ve eğer kendilerine mağfiret kılarsan yine şüphe yok ki sen o Aziz, hakîmsin.
قَالَ ٱللَّهُ هَـٰذَا يَوْمُ يَنفَعُ ٱلصَّـٰدِقِينَ صِدْقُهُمْ ۚ لَهُمْ جَنَّـٰتٌ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَآ أَبَدًا ۚ رَّضِىَ ٱللَّهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا۟ عَنْهُ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ١١٩
Kâlallâhu hâzâ yevmu yenfe'us sâdikîne sıdkuhum lehum cennâtun tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ebeder radıyallâhu anhum veradû anhu zâlikel fevzul azîm
119. Allah buyurur ki: bu, işte sadıklara sadakatlerinin faide vereceği gündür, onlara altından ırmaklar akar cennetler var ebediyyen içlerinde kalmak üzere onlar, Allah onlardan razı olmuş, onlar da Allah’dan razı, işte bu fevzi azîmdir.
لِلَّهِ مُلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا فِيهِنَّ ۚ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌۢ ١٢٠
Lillâhi mulkus semâvâti vel ardı vemâ fîhinne vehuve alâ kulli şey'in kadîr
120. Allah’ın’dır bütün o göklerin ve yerin ve bunlarda ne varsa hepsinin mülkü, ve O her şeye kadir, daima kadirdir.