Duhân Sûresi الدخان
Duhân Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 44. sûresidir ve 59 âyettir; mushafta 25. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Duhân Sûresi sesli dinle (18 dk 11 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez (mücevved üslup) · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC BY-SA 4.0. Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
حمٓ ١
Hâ Mîm
1. Hâ, mîm.
وَٱلْكِتَـٰبِ ٱلْمُبِينِ ٢
Vel kitâbil mubîn
2. Hem kitabı mübîn hakk için
إِنَّآ أَنزَلْنَـٰهُ فِى لَيْلَةٍ مُّبَـٰرَكَةٍ ۚ إِنَّا كُنَّا مُنذِرِينَ ٣
İnnâ enzelnâhu fî leyletim mubâraketin innâ kunnâ munzirîn
3. Elhak biz onu bir mübârek gecede indirdik, çünkü biz nezîr gönderiyorduk
فِيهَا يُفْرَقُ كُلُّ أَمْرٍ حَكِيمٍ ٤
Fîhâ yufraku kullu emrin hakîm
4. Bir gece ki her hikmetli emir onda ayırd edilir
أَمْرًا مِّنْ عِندِنَآ ۚ إِنَّا كُنَّا مُرْسِلِينَ ٥
Emram min indinâ innâ kunnâ mursilîn
5. Tarafımızdan emir, çünkü biz Resul gönderiyorduk
رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ ٦
Rahmetem mir rabbike innehû huves semî'ul alîm
6. Rabbından bir rahmet olarak, hakikat o, öyle semî' öyle alîmdir
رَبِّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَآ ۖ إِن كُنتُم مُّوقِنِينَ ٧
Rabbis semâvâti vel ardı vemâ beynehumâ in kuntum mûkınîn
7. O Göklerin ve Yerin ve bütün aralarındakilerin rabbıdır ehli yakîn olsanız
لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ ۖ رَبُّكُمْ وَرَبُّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ٨
Lâ ilâhe illâ huve yuhyî veyumîtu rabbukum verabbu âbâ'ikumul evvelîn
8. Ondan başka Tanrı yoktur, hem diriltir hem öldürür, hem sizin rabbınız hem de evvelki atalarınızın rabbı
بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ يَلْعَبُونَ ٩
Bel hum fî şekkiy yel'abûn
9. Fakat onlar şekk içinde oynuyorlar
فَٱرْتَقِبْ يَوْمَ تَأْتِى ٱلسَّمَآءُ بِدُخَانٍ مُّبِينٍ ١٠
Fertakıb yevme te'tis semâ'u biduhânim mubîn
10. O halde gözet o Semânın açık bir duman ile geleceği günü
يَغْشَى ٱلنَّاسَ ۖ هَـٰذَا عَذَابٌ أَلِيمٌ ١١
Yağşen nâse hâzâ azâbun elîm
11. Ki nâsı saracaktır, bu bir elîm azâbdır
رَّبَّنَا ٱكْشِفْ عَنَّا ٱلْعَذَابَ إِنَّا مُؤْمِنُونَ ١٢
Rabbenekşif annel azâbe innâ mu'minûn
12. Rabbenâ! bizden bu azâbı aç, çünkü biz mü'minleriz diyecekler
أَنَّىٰ لَهُمُ ٱلذِّكْرَىٰ وَقَدْ جَآءَهُمْ رَسُولٌ مُّبِينٌ ١٣
Ennâ lehumuz zikrâ vekad câ'ehum rasûlum mubîn
13. Onlara düşünmek, ıbret almak nerede? Kendilerine ap açık anlatan bir Resul geldi de
ثُمَّ تَوَلَّوْا۟ عَنْهُ وَقَالُوا۟ مُعَلَّمٌ مَّجْنُونٌ ١٤
Summe tevellev anhu vekâlû mu'allemum mecnûn
14. Sonra ondan döndüler, öğretilmiş dediler, bir mecnun dediler
إِنَّا كَاشِفُوا۟ ٱلْعَذَابِ قَلِيلًا ۚ إِنَّكُمْ عَآئِدُونَ ١٥
İnnâ kâşiful azâbi kalîlen innekum â'idûn
15. Biz o azâbı biraz biraz açacağız, fakat siz yine döneceksiniz
يَوْمَ نَبْطِشُ ٱلْبَطْشَةَ ٱلْكُبْرَىٰٓ إِنَّا مُنتَقِمُونَ ١٦
Yevme nebtışul batşetel kubrâ innâ muntakımûn
16. Amma o büyük satvetle sıkıvereceğimiz gün her halde biz intikam alacağız
۞ وَلَقَدْ فَتَنَّا قَبْلَهُمْ قَوْمَ فِرْعَوْنَ وَجَآءَهُمْ رَسُولٌ كَرِيمٌ ١٧
Velakad fetennâ kablehum kavme fir'avne vecâ'ehum rasûlun kerîm
17. Celâlım hakkı için onlardan evvel Fir'avnin kavmini fitneye düşürdük, onlara da kerîm bir Resul gelmişti
أَنْ أَدُّوٓا۟ إِلَىَّ عِبَادَ ٱللَّهِ ۖ إِنِّى لَكُمْ رَسُولٌ أَمِينٌ ١٨
En eddû ileyye ibâdallâhi innî lekum rasûlun emîn
18. Şöyle diye: Allahın kullarını bana teslim edin, çünkü ben size emîn bir Resulüm
وَأَن لَّا تَعْلُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ ۖ إِنِّىٓ ءَاتِيكُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ ١٩
Ve el lâ ta'lû alellâhi innî âtîkum bisultânim mubîn
19. Ve Allaha karşı baş kaldırmayın, çünkü ben size açık bir bürhan ile geliyorum
وَإِنِّى عُذْتُ بِرَبِّى وَرَبِّكُمْ أَن تَرْجُمُونِ ٢٠
Ve innî uztu birabbî verabbikum en tercumûn
20. Ve haberiniz olsun ki ben sizin beni recminizden rabbım ve rabbınıza sığınmışımdır
وَإِن لَّمْ تُؤْمِنُوا۟ لِى فَٱعْتَزِلُونِ ٢١
Ve il lem tu'minû lî fe'tezilûn
21. Onun için eğer bana iyman etmezseniz bari benden çekilin
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ قَوْمٌ مُّجْرِمُونَ ٢٢
Fede'â rabbehû enne hâ ulâ'i kavmum mucrimûn
22. Sonra rabbına duâ etti: bak bunlar mücrim bir kavim dedi
فَأَسْرِ بِعِبَادِى لَيْلًا إِنَّكُم مُّتَّبَعُونَ ٢٣
Fe esri bi'ibâdî leylen innekum muttebe'ûn
23. Hemen; buyurdu; kullarımı geceleyin yürüt, çünkü siz ta'kıyb olunacaksınız
وَٱتْرُكِ ٱلْبَحْرَ رَهْوًا ۖ إِنَّهُمْ جُندٌ مُّغْرَقُونَ ٢٤
Vetrukil bahra rahven innehum cundum muğrakûn
24. Ve denizi açık bırak, çünkü onlar ordu halinde gelip gark olunacaklar
كَمْ تَرَكُوا۟ مِن جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ٢٥
Kem terakû min cennâtiv ve uyûn
25. Neler terketmişlerdi: ne Cennetler, ne kaynaklar,
وَزُرُوعٍ وَمَقَامٍ كَرِيمٍ ٢٦
Vezurû'iv vemakâmin kerîm
26. ne çiftlikler, ne kerîm makam
وَنَعْمَةٍ كَانُوا۟ فِيهَا فَـٰكِهِينَ ٢٧
Vena'metin kânû fîhâ fâkihîn
27. Ve içinde zevk sürdükleri ne ni'met ve refah
كَذَٰلِكَ ۖ وَأَوْرَثْنَـٰهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ ٢٨
Kezâlike ve evrasnâhâ kavmen âharîn
28. Evet öyle ve hep onları başka bir kavma miras kıldık
فَمَا بَكَتْ عَلَيْهِمُ ٱلسَّمَآءُ وَٱلْأَرْضُ وَمَا كَانُوا۟ مُنظَرِينَ ٢٩
Femâ beket aleyhimus semâ'u vel ardu vemâ kânû munzarîn
29. Binnetice ne Gök ağladı üzerlerine ne Yer ne de imhal olundular
وَلَقَدْ نَجَّيْنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ مِنَ ٱلْعَذَابِ ٱلْمُهِينِ ٣٠
Velakad necceynâ benî isrâ'île minel azâbil muhîn
30. Celâlım hakkı için, Beni İsraîli kurtarmıştık: o ihanetli azâbdan
مِن فِرْعَوْنَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ عَالِيًا مِّنَ ٱلْمُسْرِفِينَ ٣١
Min fir'avne innehû kâne âliyem minel musrifîn
31. Fir'avinden, çünkü o üstün müsriflerden idi
وَلَقَدِ ٱخْتَرْنَـٰهُمْ عَلَىٰ عِلْمٍ عَلَى ٱلْعَـٰلَمِينَ ٣٢
Velakadihternâhum alâ ilmin alel âlemîn
32. Ve şanım hakkı için: biz onları bir ılim üzere âlemîne karşı ıhtıyar eylemiştik
وَءَاتَيْنَـٰهُم مِّنَ ٱلْـَٔايَـٰتِ مَا فِيهِ بَلَـٰٓؤٌا۟ مُّبِينٌ ٣٣
Ve âteynâhum minel âyâti mâ fîhi belâ'um mubîn
33. Ve onlara âyetlerden öylesini vermiştik ki onda açık bir ni'met ile imtihan vardı
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ لَيَقُولُونَ ٣٤
İnne hâ ulâ'i leyakûlûn
34. Fakat şu berikiler diyorlar ki:
إِنْ هِىَ إِلَّا مَوْتَتُنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُنشَرِينَ ٣٥
İn hiye illâ mevtetunel ûlâ vemâ nahnu bimunşerîn
35. ilk ölümümüzden ilerisi yok ve biz yeniden neşrolunacak değiliz
فَأْتُوا۟ بِـَٔابَآئِنَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ٣٦
Fe'tû bi âbâ'inâ in kuntum sâdikîn
36. Haydi getirin babalarımızı doğru iseniz
أَهُمْ خَيْرٌ أَمْ قَوْمُ تُبَّعٍ وَٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ ۚ أَهْلَكْنَـٰهُمْ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ مُجْرِمِينَ ٣٧
Ehum hayrun em kavmu tubbe'iv vellezîne min kablihim ehleknâhum innehum kânû mucrimîn
37. Ya onlar mı hayırlı? Yoksa Tübbain kavmı ve onlardan evvelkilermi? Hep onları helâk ettik, çünkü mücrim idiler
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَـٰعِبِينَ ٣٨
Vemâ halaknes semâvâti vel arda vemâ beynehumâ lâ ibîn
38. Ve biz o Göklerle Yeri ve aralarındakileri oyunculukla yaratmadık
مَا خَلَقْنَـٰهُمَآ إِلَّا بِٱلْحَقِّ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٣٩
Mâ halaknâhumâ illâ bil hakkı velâkinne ekserahum lâ ya'lemûn
39. İkisini de ancak hak sebebiyle yarattık ve lâkin pek çokları bilmezler
إِنَّ يَوْمَ ٱلْفَصْلِ مِيقَـٰتُهُمْ أَجْمَعِينَ ٤٠
İnne yevmel fasli mîkâtuhum ecme'în
40. Haberiniz olsun ki o fasıl günü hepinizin mikatıdır
يَوْمَ لَا يُغْنِى مَوْلًى عَن مَّوْلًى شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ٤١
Yevme lâ yuğnî mevlen am mevlen şey'ev velâ hum yunsarûn
41. O gün ki yar yardan bir şey def'edemez ve bir taraftan yardım da olunmazlar
إِلَّا مَن رَّحِمَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْعَزِيزُ ٱلرَّحِيمُ ٤٢
İllâ mer rahimallâhu innehû huvel azîzur rahîm
42. Ancak Allahın rahmetiyle yarlıgadığı başka, çünkü o öyle azîz öyle rahîmdir
إِنَّ شَجَرَتَ ٱلزَّقُّومِ ٤٣
İnne şeceratez zakkûm
43. Şübhesiz o zakkum ağacı
طَعَامُ ٱلْأَثِيمِ ٤٤
Ta'âmul esîm
44. çok vebal yüklenenin yemeğidir
كَٱلْمُهْلِ يَغْلِى فِى ٱلْبُطُونِ ٤٥
Kel muhli yağlî fil butûn
45. Pota gibi karınlarında kaynar
كَغَلْىِ ٱلْحَمِيمِ ٤٦
Keğalyil hamîm
46. Hamîm kaynar gibi
خُذُوهُ فَٱعْتِلُوهُ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ٤٧
Huzûhu fe'tilûhu ilâ sevâ'il cehîm
47. Tutun onu da yaka paça doğru Cehennemin ortasına sürükleyin
ثُمَّ صُبُّوا۟ فَوْقَ رَأْسِهِۦ مِنْ عَذَابِ ٱلْحَمِيمِ ٤٨
Summe subbû fevka ra'sihî min azâbil hamîm
48. Sonra da başının üstüne hamîm azâbından dökün
ذُقْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْعَزِيزُ ٱلْكَرِيمُ ٤٩
Zuk inneke entel azîzul kerîm
49. Dat bakalım deyin: çünkü sen azîzdin, kerîmdin
إِنَّ هَـٰذَا مَا كُنتُم بِهِۦ تَمْتَرُونَ ٥٠
İnne hâzâ mâ kuntum bihî temterûn
50. İşte o sizin şekk ve mücadele edip durduğunuz bu
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى مَقَامٍ أَمِينٍ ٥١
İnnel muttakîne fî makâmin emîn
51. Elbette müttekiler emîn bir makamda
فِى جَنَّـٰتٍ وَعُيُونٍ ٥٢
Fî cennâtiv ve uyûn
52. Cennetlerde pınar başlarında
يَلْبَسُونَ مِن سُندُسٍ وَإِسْتَبْرَقٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ٥٣
Yelbesûne min sundusiv ve istebrakım mutakâbilîn
53. Sündüs ve istebraktan elbiseler giyerek karşı karşıya
كَذَٰلِكَ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ٥٤
Kezâlike vezevvecnâhum bihûrin în
54. Evet böyle, hem onları iri gözlü hurîlerle tezvic de etmişizdir
يَدْعُونَ فِيهَا بِكُلِّ فَـٰكِهَةٍ ءَامِنِينَ ٥٥
Yed'ûne fîhâ bikulli fâkihetin âminîn
55. Orada emniyyetler içinde her türlü yemişi çağırır getirdiler
لَا يَذُوقُونَ فِيهَا ٱلْمَوْتَ إِلَّا ٱلْمَوْتَةَ ٱلْأُولَىٰ ۖ وَوَقَىٰهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ٥٦
Lâ yezûkûne fîhel mevte illel mevtetel ûlâ vevakâhum azâbel cehîm
56. İlk ölümden başka ölüm datmazlar. Korumuştur da onları o Cahîm azâbından
فَضْلًا مِّن رَّبِّكَ ۚ ذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ٥٧
Fadlem mir rabbike zâlike huvel fevzul azîm
57. Hepsi rabbından bir fadl olarak, işte budur ancak fevzi azîm
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ ٥٨
Fe innemâ yessernâhu bilisânike le'allehum yetezekkerûn
58. Biz onu sâde senin dilinle müyesser kıldık gerek ki iyi düşünsünler
فَٱرْتَقِبْ إِنَّهُم مُّرْتَقِبُونَ ٥٩
Fertakıb innehum murtakıbûn
59. O halde gözet çünkü onlar gözetiyorlar