Kâf Sûresi ق
Kâf Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 50. sûresidir ve 45 âyettir; mushafta 26. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Kâf Sûresi sesli dinle (9 dk 38 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
قٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ ١
Kâf vel kur'ânil mecîd
1. Kaf ve Kur'ani mecîd hakkı için
بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ ٢
Bel acibû en câ'ehum munzirum minhum fekâlel kâfirûne hâzâ şey'un acîb
2. Doğrusu şaştılar da kendilerine içlerinden korkutucu bir Peygamber geldiğine dediler ki kâfirler bu acîb bir şey
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ۖ ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌ ٣
E'izâ mitnâ vekunnâ turâben zâlike rac'um be'îd
3. Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakıt ha? Bu baıyd bir irca'
قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ ۖ وَعِندَنَا كِتَـٰبٌ حَفِيظٌۢ ٤
Kad alimnâ mâ tenkusul ardu minhum ve indenâ kitâbun hafîz
4. fakat Arz onlardan neyi eksiltir bize ma'lûmdur ve nezdimizde hıfzedici bir kitab vardır
بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ ٥
Bel kezzebû bil hakkı lemmâ câ'ehum fehum fî emrim merîc
5. Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman tekzib ettiler de şimdi karma karışık bir ıztırab içindeler
أَفَلَمْ يَنظُرُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَـٰهَا وَزَيَّنَّـٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ ٦
Efelem yenzurû iles semâ'i fevkahum keyfe beneynâhâ vezeyyennâhâ vemâ lehâ min furûc
6. Artık üstlerindeki Semâya bir baksalar a, biz onu nasıl bina etmişiz ve ziynetlemişiz hiç bir gediği yok
وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَـٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍ ٧
Vel arda medednâhâ ve elkaynâ fîhâ ravâsiye ve embetnâ fîhâ min kulli zevcim behîc
7. Arza da: bir imtidad vermişiz ve ağır baskılar oturtmuşuz ve her çeşidden çiftler bitirmişiz ki temaşasına doyulmaz
تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ ٨
Tebsıratev vezikrâ likulli abdim munîb
8. Gözler gönüller açar, yaradanın kudretini ıhtar eder, dersler verir birer nişanei basîret ve nümunei ıbret olmak üzere, hakka yüz tutan her kul için
وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً مُّبَـٰرَكًا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّـٰتٍ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ ٩
Venezzelnâ mines semâ'i mâ'em mubâraken fe embetnâ bihî cennâtiv vehabbel hasîd
9. Bir de Semadan mübarek bir su indirip de onunla bağlar bağçeler bitirmekteyiz ve biçilecek taneler
وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَـٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ ١٠
Ven nahle bâsikâtil lehâ tal'un nadîd
10. Ve Semaya ser çeken hurma ağaçları ki sıvama dizilmiş bir tal'ı vardır
رِّزْقًا لِّلْعِبَادِ ۖ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا ۚ كَذَٰلِكَ ٱلْخُرُوجُ ١١
Rizkal lil'ibâdi ve ahyeynâ bihî beldetem meyten kezâlikel hurûc
11. Kullara rızk için, ve onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz, işte o huruc da böyledir
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَـٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ ١٢
Kezzebet kablehum kavmu nûhiv ve ashâbur rassi vesemûd
12. Tekzib etti onlardan evvel Nuhun kavmı ve ashabı ress ve Semûd
وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَٰنُ لُوطٍ ١٣
Ve âduv vefir'avnu ve ihvânu lût
13. Ve Âd ve Firavn ve ıhvanı Lût ve ashabı
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ ۚ كُلٌّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ ١٤
Ve ashâbul eyketi vekavmu tubbe'in kullun kezzeber rusule fehakka ve îd
14. Eyke ve tübbe'in kavmı, her biri gönderilen Peygamberleri tekzib etti de hakk oldu veîd
أَفَعَيِينَا بِٱلْخَلْقِ ٱلْأَوَّلِ ۚ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ ١٥
Efe'ayînâ bil halkıl evveli bel hum fî lebsim min halkın cedîd
15. Ya artık birinci yaradış ile yoruluverdik mi? Doğrusu onlar, yeni bir yaradılıştan iltibastalar
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِۦ نَفْسُهُۥ ۖ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ ٱلْوَرِيدِ ١٦
Velakad halaknel insâne vena'lemu mâ tuvesvisu bihî nefsuhû venahnu akrabu ileyhi min hablil verîd
16. Hem şanıma kasem ederim ki hakıkat insanı biz yarattık ve biliriz: nefsi onu ne ile vesveselendirir ve biz ona «habli verîd» den daha yakınızdır
إِذْ يَتَلَقَّى ٱلْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٌ ١٧
İz yetelakkal mutelakkıyâni anil yemîni ve aniş şimâli ka'îd
17. İki zabıt memuru zabıt tutarlarken: biri sağdan oturmuş biri soldan
مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ ١٨
Mâ yelfizu min kavlin illâ ledeyhi rakîbun atîd
18. Her ne söz atarsa mutlak yanında hâzır bir gözcü vardır
وَجَآءَتْ سَكْرَةُ ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ ۖ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ ١٩
Vecâ'et sekratul mevti bil hakkı zâlike mâ kunte minhu tehîd
19. Ve ölüm sekeratı hakk ile geldikte: işte diye: o senin kaçıp durduğun
وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْوَعِيدِ ٢٠
Venufiha fis sûri zâlike yevmul ve'îd
20. Ve Sur üfürüldükte: ki işte o veîd günüdür
وَجَآءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَآئِقٌ وَشَهِيدٌ ٢١
Vecâ'et kullu nefsim me'ahâ sâ'ikuv veşehîd
21. Ve her nefis gelmiştir: beraberinde bir sevk me'muru ve bir şâhid vardır
لَّقَدْ كُنتَ فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَـٰذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلْيَوْمَ حَدِيدٌ ٢٢
Lekad kunte fî ğafletim min hâzâ fekeşefnâ anke ğıtâ'eke febasarukel yevme hadîd
22. Celâlim hakkı için (denir) sen bundan bir gaflette idin: şimdi senden perdeni açtık, artık bu gün gözün keskindir,
وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَـٰذَا مَا لَدَىَّ عَتِيدٌ ٢٣
Vekâle karînuhû hâzâ mâ ledeyye atîd
23. Ve karîni demiştir: işte bu yanımdaki hâzır
أَلْقِيَا فِى جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ ٢٤
Elkıyâ fî cehenneme kulle keffârin anîd
24. (Buyurulur:) atın atın Cehenneme her nankör anud,
مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ ٢٥
Mennâ'il lilhayri mu'tedim murîb
25. hayra engel, haşarı işkilci kâfiri
ٱلَّذِى جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَـٰهًا ءَاخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ ٢٦
Ellezî ce'ale me'allâhi ilâhen âhara fe elkıyâhu fil azâbiş şedîd
26. Ki Allahın yanında başka ilâh tutmuştur, haydin ikiniz bir atın onu o şiddetli azâb içine
۞ قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطْغَيْتُهُۥ وَلَـٰكِن كَانَ فِى ضَلَـٰلٍۭ بَعِيدٍ ٢٧
Kâle karînuhû rabbenâ mâ atğaytuhû velâkin kâne fî dalâlim be'îd
27. Arkadaşı der: ya rabbenâ onu ben azdırmadım velâkin kendisi uzak bir dalâl içinde idi
قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا۟ لَدَىَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِٱلْوَعِيدِ ٢٨
Kâle lâ tahtasımû ledeyye vekad kaddemtu ileykum bil ve'îd
28. Buyurur ki: huzurumda çekişmeyin, ben size önceden veîd göndermiş iken
مَا يُبَدَّلُ ٱلْقَوْلُ لَدَىَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّـٰمٍ لِّلْعَبِيدِ ٢٩
Mâ yubeddelul kavlu ledeyye vemâ ene bizallâmil lil'abîd
29. Benim ındimde söz değiştirilmez ve ben kullara zulümkâr değilim
يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ ٣٠
Yevme nakûlu licehenneme helimtele'ti vetakûlu hel mim mezîd
30. O gün ki Cehenneme doldunmu? diyeceğiz, o, daha ziyade varmı? diyecek
وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ ٣١
Ve uzlifetil cennetu lilmuttakîne ğayra be'îd
31. Cennet de müttekılere uzak olmıyarak yaklaştırılmış bulunacak
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ ٣٢
Hâzâ mâ tû'adûne likulli evvâbin hafîz
32. İşte bu, diye: o sizin va'd olunduğunuz: her bir tevbekâr, vazifesine riayetkâr olan
مَّنْ خَشِىَ ٱلرَّحْمَـٰنَ بِٱلْغَيْبِ وَجَآءَ بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ ٣٣
Men haşiyer rahmâne bil ğaybi vecâ'e bikalbim munîb
33. Gaybde rahmana haşyet duyan ve inâbeli bir kalb ile gelen kimselere
ٱدْخُلُوهَا بِسَلَـٰمٍ ۖ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُلُودِ ٣٤
Udhulûhâ biselâmin zâlike yevmul hulûd
34. Girin ona bir selâm ile, bu işte o hulûd günü
لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ ٣٥
Lehum mâ yeşâ'ûne fîhâ veledeynâ mezîd
35. Orada onlara ne dilerlerse var, bizim nezdimizde ise ziyade var
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُم بَطْشًا فَنَقَّبُوا۟ فِى ٱلْبِلَـٰدِ هَلْ مِن مَّحِيصٍ ٣٦
Vekem ehleknâ kablehum min karnin hum eşeddu minhum batşen fenakkabû fil bilâdi hel mim mehîs
36. Hem önlerinde nice karn helâk ettik, onlar tutumca onlardan daha çetin idiler, beldelerde delik aradılar: varmı bir kaçamak?
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى ٱلسَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ ٣٧
İnne fî zâlike lezikrâ limen kâne lehû kalbun ev elkas sem'a vehuve şehîd
37. Şübhesiz ki bu söylenende kalbi olan yâhud şuhud halinde kulak tutan kimse için uyandıracak bir ıhtar vardır
وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٍ ٣٨
Velakad halaknes semâvâti vel arda vemâ beynehumâ fî sitteti eyyâmiv vemâ messenâ mil luğûb
38. Şanım hakkiçin biz o Gökleri ve Yeri ve aralarındakileri altı günde halk ettik, bize bir yorgunluk da dokunmadı
فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ ٱلْغُرُوبِ ٣٩
Fesbir alâ mâ yakûlûne vesebbih bihamdi rabbike kable tulû'iş şemsi vekablel ğurûb
39. O halde onların lâflarına karşı sabret de rabbına hamd ile tesbih eyle güneş doğmadan evvel ve batmadan evvel
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَـٰرَ ٱلسُّجُودِ ٤٠
Veminelleyli fesebbihhu ve edbâras sucûd
40. Geceden de tesbih et ona hem de secde arkalarında
وَٱسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ ٱلْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ ٤١
Vestemi' yevme yunâdil munâdi mim mekânin karîb
41. Ve dinle o münadînin bağıracağı günü yakın bir yerden
يَوْمَ يَسْمَعُونَ ٱلصَّيْحَةَ بِٱلْحَقِّ ۚ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُرُوجِ ٤٢
Yevme yesme'ûnes sayhate bil hakkı zâlike yevmul hurûc
42. Hakka çağıran o sayhayı işidecekleri gün, işte o, huruc günüdür
إِنَّا نَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا ٱلْمَصِيرُ ٤٣
İnnâ nahnu nuhyî venumîtu ve ileynel masîr
43. Şübhesiz ki biz biziz hem diriltiriz, hem öldürürüz ve dönüş bizedir
يَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ۚ ذَٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ ٤٤
Yevme teşakkakul ardu anhum sirâ'an zâlike haşrun aleynâ yesîr
44. O gün ki Arz onlardan ayrılır sür'atle koşarlar, o, bir haşirdir ki ancak bize kolaydır
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ ۖ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ ۖ فَذَكِّرْ بِٱلْقُرْءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ ٤٥
Nahnu a'lemu bimâ yakûlûne vemâ ente aleyhim bicebbârin fezekkir bil kur'âni mey yahâfu ve îd
45. Biz pek a'lâ biliyoruz ki ne diyorlar, maamafih sen onlara karşı bir cebbar değilsin, şimdi sen benim veîdlerimden korkacaklara bu Kur'an ile öğüd ver