Meryem Sûresi مريم
Meryem Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 19. sûresidir ve 98 âyettir; mushafta 16. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Meryem Sûresi sesli dinle (23 dk 52 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
كٓهيعٓصٓ ١
Kâf Hâ Yâ 'Ayn Sâd
1. Kaf, Ha,Ya, Ayn, Sad.
ذِكْرُ رَحْمَتِ رَبِّكَ عَبْدَهُۥ زَكَرِيَّآ ٢
Zikru rahmeti rabbike abdehû zekeriyyâ
2. Rabbının rahmetini bir anış Zekerriya kuluna
إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥ نِدَآءً خَفِيًّا ٣
İz nâdâ rabbehû nidâ'en hafiyyâ
3. O vakıt ki rabbına nida etmişti, gizli bir nida
قَالَ رَبِّ إِنِّى وَهَنَ ٱلْعَظْمُ مِنِّى وَٱشْتَعَلَ ٱلرَّأْسُ شَيْبًا وَلَمْ أَكُنۢ بِدُعَآئِكَ رَبِّ شَقِيًّا ٤
Kâle rabbi innî vehenel azmu minnî veşte'aler ra'su şeybev velem ekum bidu'â'ike rabbi şakıyyâ
4. Demişti: yarab işte ben artık kemik gevşedi benden, ve baş bembeyaz alev aldı, sana duâ ile ise rabbım hiç bir zaman bedbaht olmadım
وَإِنِّى خِفْتُ ٱلْمَوَٰلِىَ مِن وَرَآءِى وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا فَهَبْ لِى مِن لَّدُنكَ وَلِيًّا ٥
Ve innî hıftul mevâliye miv verâ'î vekânetimra'etî âkıran feheb lî mil ledunke veliyyâ
5. Bu halimle ben arkamdan yerime kalacak taallûkattan endişedeyim, hatunum da akîm bulundu, onun için bana bir veliy ihsan eyle
يَرِثُنِى وَيَرِثُ مِنْ ءَالِ يَعْقُوبَ ۖ وَٱجْعَلْهُ رَبِّ رَضِيًّا ٦
Yerisunî veyerisu min âli ya'kûbe vec'alhu rabbi radıyyâ
6. Ki hem benim mirasımı, hem Ya'kub hanedanının mirasını ala, hem de onu rızaya mazhar kıl rabbım!
يَـٰزَكَرِيَّآ إِنَّا نُبَشِّرُكَ بِغُلَـٰمٍ ٱسْمُهُۥ يَحْيَىٰ لَمْ نَجْعَل لَّهُۥ مِن قَبْلُ سَمِيًّا ٧
Yâzekeriyyâ innâ nubeşşiruke biğulâminismuhû yahyâ lem nec'al lehû min kablu semiyyâ
7. Ey Zekeriyya! Haberin olsun biz sana bir oğul tebşir ediyoruz, adı Yahya, bundan evvel hiç bir adaş yapmadık ona
قَالَ رَبِّ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَـٰمٌ وَكَانَتِ ٱمْرَأَتِى عَاقِرًا وَقَدْ بَلَغْتُ مِنَ ٱلْكِبَرِ عِتِيًّا ٨
Kâle rabbi ennâ yekûnu lî ğulâmuv vekânetimra'etî âkırav vekad belağtu minel kiberi itiyyâ
8. Dedi: Yarab! benim için bir oğul nereden olacak: hatunum akîm bulunuyor ben de ihtiyarlıktan kağşamak derecesine geldim
قَالَ كَذَٰلِكَ قَالَ رَبُّكَ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ وَقَدْ خَلَقْتُكَ مِن قَبْلُ وَلَمْ تَكُ شَيْـًٔا ٩
Kâle kezâlike kâle rabbuke huve aleyye heyyinuv vekad halaktuke min kablu velem teku şey'â
9. Buyurdu: öyle, fakat rabbın buyurdu ki: o bana kolaydır, bundan evvel seni yarattım! Halbuki hiç bir şey değildin
قَالَ رَبِّ ٱجْعَل لِّىٓ ءَايَةً ۚ قَالَ ءَايَتُكَ أَلَّا تُكَلِّمَ ٱلنَّاسَ ثَلَـٰثَ لَيَالٍ سَوِيًّا ١٠
Kâle rabbic'al lî âyeten kâle âyetuke ellâ tukellimen nâse selâse leyâlin seviyyâ
10. Dedi: yarab! Bana bir alâmet yap, buyurdu ki: alâmetin, sap sağlam olduğun halde üç gece nasa söz söyleyememendir
فَخَرَجَ عَلَىٰ قَوْمِهِۦ مِنَ ٱلْمِحْرَابِ فَأَوْحَىٰٓ إِلَيْهِمْ أَن سَبِّحُوا۟ بُكْرَةً وَعَشِيًّا ١١
Feharace alâ kavmihî minel mihrâbi fe evhâ ileyhim en sebbihû bukratev ve aşiyyâ
11. Derken mihrabdan kavmine karşı çıktı da «Sabah ve akşam tesbih edin» diye onlara işaret verdi
يَـٰيَحْيَىٰ خُذِ ٱلْكِتَـٰبَ بِقُوَّةٍ ۖ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْحُكْمَ صَبِيًّا ١٢
Yâyahyâ huzil kitâbe bikuvvetiv ve âteynâhul hukme sabiyyâ
12. Ey Yahya! kitabı kuvvetle tut (dedik) ve daha sabiy iken ona hikmet verdik
وَحَنَانًا مِّن لَّدُنَّا وَزَكَوٰةً ۖ وَكَانَ تَقِيًّا ١٣
Vehanânem mil ledunnâ vezekâtev vekâne takıyyâ
13. Hem de ledünnümüzden bir rikkat ve bir pâklik, ki çok takvaşiar idi
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَيْهِ وَلَمْ يَكُن جَبَّارًا عَصِيًّا ١٤
Veberram bivâlideyhi velem yekun cebbâran asıyyâ
14. Ve valideynine ihsankâr idi, cebbar, isyarkâr değil idi
وَسَلَـٰمٌ عَلَيْهِ يَوْمَ وُلِدَ وَيَوْمَ يَمُوتُ وَيَوْمَ يُبْعَثُ حَيًّا ١٥
Veselâmun aleyhi yevme vulide veyevme yemûtu veyevme yub'asu hayyâ
15. Selâm ona hem doğduğu gün, hem öleceği gün hem de diri olarak ba'solunacağı gün
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ مَرْيَمَ إِذِ ٱنتَبَذَتْ مِنْ أَهْلِهَا مَكَانًا شَرْقِيًّا ١٦
Vezkur fil kitâbi meryeme izintebezet min ehlihâ mekânen şarkıyyâ
16. Kitabda Meryemi de an, o vakıt ki ailesinden çekildi de şark tarafından bir mekâna
فَٱتَّخَذَتْ مِن دُونِهِمْ حِجَابًا فَأَرْسَلْنَآ إِلَيْهَا رُوحَنَا فَتَمَثَّلَ لَهَا بَشَرًا سَوِيًّا ١٧
Fettahazet min dûnihim hicâben fe erselnâ ileyhâ rûhanâ fetemessele lehâ beşeran seviyyâ
17. Onlardan öte bir perde çekti derken kendisine ruhumuzu gönderdik de düzgün bir beşer halinde ona temessül ediverdi
قَالَتْ إِنِّىٓ أَعُوذُ بِٱلرَّحْمَـٰنِ مِنكَ إِن كُنتَ تَقِيًّا ١٨
Kâlet innî e'ûzu bir rahmâni minke in kunte takıyyâ
18. (Meryem) ona ben, dedi: her halde senden rahmana sığınırım, sakınırsın eğer bir teki isen
قَالَ إِنَّمَآ أَنَا۠ رَسُولُ رَبِّكِ لِأَهَبَ لَكِ غُلَـٰمًا زَكِيًّا ١٩
Kâle innemâ ene rasûlu rabbiki li ehebe leki ğulâmen zekiyyâ
19. (Ruh) dedi: haberin olsun ben sana gayet temiz bir oğlan vermek için sırf rabbının resulüyüm.
قَالَتْ أَنَّىٰ يَكُونُ لِى غُلَـٰمٌ وَلَمْ يَمْسَسْنِى بَشَرٌ وَلَمْ أَكُ بَغِيًّا ٢٠
Kâlet ennâ yekûnu lî ğulâmuv velem yemsesnî beşeruv velem eku beğıyyâ
20. Dedi: benim için bir oğlan nasıl olur? bana bir beşer dokunmadı, ben bir kahbe de değilim.
قَالَ كَذَٰلِكِ قَالَ رَبُّكِ هُوَ عَلَىَّ هَيِّنٌ ۖ وَلِنَجْعَلَهُۥٓ ءَايَةً لِّلنَّاسِ وَرَحْمَةً مِّنَّا ۚ وَكَانَ أَمْرًا مَّقْضِيًّا ٢١
Kâle kezâliki kâle rabbuki huve aleyye heyyinuv velinec'alehû âyetel linnâsi verahmetem minnâ vekâne emram makdıyyâ
21. Dedi öyle, fakat rabbın buyurdu ki o bana göre kolay hem onu nasa kudretimizin bir bürhanı ve tarafımızdan bir rahmet kılacağımız için, hem de o, bir kaza edilmiş emir bulunuyor
۞ فَحَمَلَتْهُ فَٱنتَبَذَتْ بِهِۦ مَكَانًا قَصِيًّا ٢٢
Fehamelethu fentebezet bihî mekânen kasıyyâ
22. Bu suretle ona hamil oldu, ve bu hamlile uzak bir yere çekildi
فَأَجَآءَهَا ٱلْمَخَاضُ إِلَىٰ جِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ قَالَتْ يَـٰلَيْتَنِى مِتُّ قَبْلَ هَـٰذَا وَكُنتُ نَسْيًا مَّنسِيًّا ٢٣
Fe ecâ'ehel mahâdu ilâ ciz'in nahleti kâlet yâleytenî mittu kable hâzâ vekuntu nesyem mensiyyâ
23. Derken ağrı onu bir hurma dalına götürdü, ay dedi: nolaydım bundan evvel öleydim ve unutulmuş gitmiş olaydım
فَنَادَىٰهَا مِن تَحْتِهَآ أَلَّا تَحْزَنِى قَدْ جَعَلَ رَبُّكِ تَحْتَكِ سَرِيًّا ٢٤
Fenâdâhâ min tahtihâ ellâ tahzenî kad ce'ale rabbuki tahteki seriyyâ
24. Derken ona altından nida etti: sakın mahzun olma, rabbın senin altında bir su arkı vücûde getirdi
وَهُزِّىٓ إِلَيْكِ بِجِذْعِ ٱلنَّخْلَةِ تُسَـٰقِطْ عَلَيْكِ رُطَبًا جَنِيًّا ٢٥
Vehuzzî ileyki biciz'in nahleti tusâkıt aleyki rutaben ceniyyâ
25. Hurmanın da dalını kendine doğru silkele, üzerine derilmiş tâze hurmalar dökülsün
فَكُلِى وَٱشْرَبِى وَقَرِّى عَيْنًا ۖ فَإِمَّا تَرَيِنَّ مِنَ ٱلْبَشَرِ أَحَدًا فَقُولِىٓ إِنِّى نَذَرْتُ لِلرَّحْمَـٰنِ صَوْمًا فَلَنْ أُكَلِّمَ ٱلْيَوْمَ إِنسِيًّا ٢٦
Fekulî veşrabî vekarrî aynen fe immâ terayinne minel beşeri ehaden fekûlî innî nezertu lirrahmâni savmen felen ukellimel yevme insiyyâ
26. Artık ye, iç, gözün aydın olsun, bunun üzerine şayed beşerden birini görürsen ben, de: rahmana oruç adadım, onun için bu gün hiç bir inse söz söylemiyeceğim
فَأَتَتْ بِهِۦ قَوْمَهَا تَحْمِلُهُۥ ۖ قَالُوا۟ يَـٰمَرْيَمُ لَقَدْ جِئْتِ شَيْـًٔا فَرِيًّا ٢٧
Fe etet bihî kavmehâ tahmiluhû kâlû yâmeryemu lekad ci'ti şey'en feriyyâ
27. Derken onu yüklenerek kavmine getirdi, hey Meryem! Dediler: alimallah yumurcak bir şey getirdin
يَـٰٓأُخْتَ هَـٰرُونَ مَا كَانَ أَبُوكِ ٱمْرَأَ سَوْءٍ وَمَا كَانَتْ أُمُّكِ بَغِيًّا ٢٨
Yâ uhte hârûne mâ kâne ebûkimra'e sev'iv vemâ kânet ummuki beğıyyâ
28. Ey Harûnun hemşiresi, baban bir kötülük adamı değil idi, anan da bir kahbe değil idi
فَأَشَارَتْ إِلَيْهِ ۖ قَالُوا۟ كَيْفَ نُكَلِّمُ مَن كَانَ فِى ٱلْمَهْدِ صَبِيًّا ٢٩
Fe eşârat ileyhi kâlû keyfe nukellimu men kâne fil mehdi sabiyyâ
29. Bunun üzerine ona işaret etti, beşikteki bir sabî ile nasıl konuşuruz dediler
قَالَ إِنِّى عَبْدُ ٱللَّهِ ءَاتَىٰنِىَ ٱلْكِتَـٰبَ وَجَعَلَنِى نَبِيًّا ٣٠
Kâle innî abdullâhi âtâniyel kitâbe vece'alenî nebiyyâ
30. O dedi ki: haberiniz olsun ben Allahın kuluyum, o bana kitab verdi ve beni bir Peygamber yaptı
وَجَعَلَنِى مُبَارَكًا أَيْنَ مَا كُنتُ وَأَوْصَـٰنِى بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ مَا دُمْتُ حَيًّا ٣١
Vece'alenî mubâraken eyne mâ kuntu ve evsânî bis salâti vez zekâti mâ dumtu hayyâ
31. Ve beni her nerede olsam mübarek kıldı ve berhayat olduğum müddetçe bana namaz ve zekât tavsıye buyurdu
وَبَرًّۢا بِوَٰلِدَتِى وَلَمْ يَجْعَلْنِى جَبَّارًا شَقِيًّا ٣٢
Veberram bivâlidetî velem yec'alnî cebbâran şakıyyâ
32. Ve beni valdeme hürmetkâr kıldı, bir cebbar şekıy kılmadı
وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىَّ يَوْمَ وُلِدتُّ وَيَوْمَ أَمُوتُ وَيَوْمَ أُبْعَثُ حَيًّا ٣٣
Ves selâmu aleyye yevme vulittu veyevme emûtu veyevme ub'asu hayyâ
33. Ve selâm bana hem doğduğum gün hem öleceğim gün, hem diri olarak ba'olunacağım gün
ذَٰلِكَ عِيسَى ٱبْنُ مَرْيَمَ ۚ قَوْلَ ٱلْحَقِّ ٱلَّذِى فِيهِ يَمْتَرُونَ ٣٤
Zâlike îsebnu meryeme kavlel hakkıllezî fîhi yemterûn
34. İşte hakkında niza edip durdukları İsâ ibin Meryem hak sözü olarak budur
مَا كَانَ لِلَّهِ أَن يَتَّخِذَ مِن وَلَدٍ ۖ سُبْحَـٰنَهُۥٓ ۚ إِذَا قَضَىٰٓ أَمْرًا فَإِنَّمَا يَقُولُ لَهُۥ كُن فَيَكُونُ ٣٥
Mâ kâne lillâhi ey yettahıze miv veledin subhânehû izâ kadâ emran fe innemâ yakûlu lehû kun feyekûn
35. Allahın veled ittihaz etmesi hiç bir zaman olur şey değildir, tenzih o sübhana, o bir emri murad edince sade ona ol der! oluverir
وَإِنَّ ٱللَّهَ رَبِّى وَرَبُّكُمْ فَٱعْبُدُوهُ ۚ هَـٰذَا صِرَٰطٌ مُّسْتَقِيمٌ ٣٦
Ve innallâhe rabbî verabbukum fe'budûhu hâzâ sırâtum mustakîm
36. Hem o haberiniz olsun dedi: Allah benim de rabbım sizin de rabbınızdır, onun için hep ona ibadet ediniz iste yegâne doğru yol budur
فَٱخْتَلَفَ ٱلْأَحْزَابُ مِنۢ بَيْنِهِمْ ۖ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِن مَّشْهَدِ يَوْمٍ عَظِيمٍ ٣٧
Fehtelefel ahzâbu mim beynihim feveylul lillezîne keferû mim meşhedi yevmin azîm
37. Sonra hizibler kendi aralarında ıhtilâfa düştüler, artık büyük bir günün görülecek hâilesinden veyl o küfredenlere
أَسْمِعْ بِهِمْ وَأَبْصِرْ يَوْمَ يَأْتُونَنَا ۖ لَـٰكِنِ ٱلظَّـٰلِمُونَ ٱلْيَوْمَ فِى ضَلَـٰلٍ مُّبِينٍ ٣٨
Esmi' bihim ve ebsır yevme ye'tûnenâ lâkiniz zâlimûnel yevme fî dalâlim mubîn
38. Neler işidecek neler görecekler onlar bize gelecekleri gün, lâkin o zalimler bugün açık dalâl içindeler
وَأَنذِرْهُمْ يَوْمَ ٱلْحَسْرَةِ إِذْ قُضِىَ ٱلْأَمْرُ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ وَهُمْ لَا يُؤْمِنُونَ ٣٩
Ve enzirhum yevmel hasrati iz kudıyel emru vehum fî ğafletiv vehum lâ yu'minûn
39. Onlar gaflet içinde iken, onlar iyman etmezlerken, o hasret gününün, o iş bitirildiği saatin dehşetini kendilerine haber ver,
إِنَّا نَحْنُ نَرِثُ ٱلْأَرْضَ وَمَنْ عَلَيْهَا وَإِلَيْنَا يُرْجَعُونَ ٤٠
İnnâ nahnu nerisul arda vemen aleyhâ ve ileynâ yurce'ûn
40. her halde Arza ve bütün üzerindekilere biz varis olacağız biz, ve hep onlar bize irca, olunacaklar
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ إِبْرَٰهِيمَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا ٤١
Vezkur fil kitâbi ibrâhîme innehû kâne sıddîkan nebiyyâ
41. Kitabda İbrahimi de an, çünki o bir sıddık, bir Peygamber idi
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ يَـٰٓأَبَتِ لِمَ تَعْبُدُ مَا لَا يَسْمَعُ وَلَا يُبْصِرُ وَلَا يُغْنِى عَنكَ شَيْـًٔا ٤٢
İz kâle li ebîhi yâ ebeti lime ta'budu mâ lâ yesme'u velâ yubsıru velâ yuğnî anke şey'â
42. Bir vakıt babasına demişti: â babacığım! o işitmez görmez ve sana hiç faidesi olmaz şeylere niçin taparsın
يَـٰٓأَبَتِ إِنِّى قَدْ جَآءَنِى مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَمْ يَأْتِكَ فَٱتَّبِعْنِىٓ أَهْدِكَ صِرَٰطًا سَوِيًّا ٤٣
Yâ ebeti innî kad câ'enî minel ilmi mâ lem ye'tike fettebi'nî ehdike sırâtan seviyyâ
43. Â babacığım emin ol bana ilimden sana gelmiyen hakikat geldi, gel bana uy da seni bir düz yola çıkarayım
يَـٰٓأَبَتِ لَا تَعْبُدِ ٱلشَّيْطَـٰنَ ۖ إِنَّ ٱلشَّيْطَـٰنَ كَانَ لِلرَّحْمَـٰنِ عَصِيًّا ٤٤
Yâ ebeti lâ ta'budiş şeytâne inneş şeytâne kâne lirrahmâni asıyyâ
44. Babacığım Şeytana tapma, çünki Şeytan rehmana âsi oldu
يَـٰٓأَبَتِ إِنِّىٓ أَخَافُ أَن يَمَسَّكَ عَذَابٌ مِّنَ ٱلرَّحْمَـٰنِ فَتَكُونَ لِلشَّيْطَـٰنِ وَلِيًّا ٤٥
Yâ ebeti innî ahâfu ey yemesseke azâbum miner rahmâni fetekûne lişşeytâni veliyyâ
45. Babacığım ben cidden korkarım ki sana o rahmandan bir azâb dokunur da Şeytana yar olursun.
قَالَ أَرَاغِبٌ أَنتَ عَنْ ءَالِهَتِى يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ۖ لَئِن لَّمْ تَنتَهِ لَأَرْجُمَنَّكَ ۖ وَٱهْجُرْنِى مَلِيًّا ٤٦
Kâle erâğıbun ente an âlihetî yâ ibrâhîmu le il lem tentehi le ercumenneke vehcurnî meliyyâ
46. Sen dedi: benim mabudlarımdan geçmekmi istiyorsun ya İbrahim? yemin ederim ki eğer vazgeçmezsen seni muhakkak recm ederim, hem beni uzun müddet bırak git
قَالَ سَلَـٰمٌ عَلَيْكَ ۖ سَأَسْتَغْفِرُ لَكَ رَبِّىٓ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ بِى حَفِيًّا ٤٧
Kâle selâmun aleyke se'estağfiru leke rabbî innehû kâne bî hafiyyâ
47. Dedi: selâm sana, senin için rabbıma istiğfar edeceğim, çünkü o bana çok lütufkârdır
وَأَعْتَزِلُكُمْ وَمَا تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَأَدْعُوا۟ رَبِّى عَسَىٰٓ أَلَّآ أَكُونَ بِدُعَآءِ رَبِّى شَقِيًّا ٤٨
Ve a'tezilukum vemâ ted'ûne min dûnillâhi ve ed'û rabbî asâ ellâ ekûne bidu'â'i rabbî şakıyyâ
48. Hem sizi Allahdan başka taptıklarınızla bırakıp çekilirim de rabbıma duâ ederim, umulur ki rabbıma duâ ile bedbaht olmam
فَلَمَّا ٱعْتَزَلَهُمْ وَمَا يَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ ۖ وَكُلًّا جَعَلْنَا نَبِيًّا ٤٩
Felemme'tezelehum vemâ ya'budûne min dûnillâhi vehebnâ lehû ishâka veya'kûbe vekullen ce'alnâ nebiyyâ
49. Vaktaki onları ve Allahtan başka taptıklarını bırakıp çekildi, bizde ona İshakı ve Ya'kubu bahşeyledik ve her birini birer Peygamber yaptık
وَوَهَبْنَا لَهُم مِّن رَّحْمَتِنَا وَجَعَلْنَا لَهُمْ لِسَانَ صِدْقٍ عَلِيًّا ٥٠
Vevehebnâ lehum mir rahmetinâ vece'alnâ lehum lisâne sıdkın aliyyâ
50. Ve bunlara rahmetimizden ihsanlar eyledik ve hepsine dillerdi yüksek bir yadı sıdk verdik
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ مُوسَىٰٓ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ مُخْلَصًا وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا ٥١
Vezkur fil kitâbi mûsâ innehû kâne muhlasav vekâne rasûlen nebiyyâ
51. Kitabda Musâyı da an, çünkü o bir muhlis idi ve bir Resul bir Peygamber idi
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ مِن جَانِبِ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنِ وَقَرَّبْنَـٰهُ نَجِيًّا ٥٢
Venâdeynâhu min cânibit tûril eymeni vekarrabnâhu neciyyâ
52. Hem ona Tûrun canibi eymeninden nidâ ettik, hem de onu makamı münacatta mertebei kurbe erdirdik
وَوَهَبْنَا لَهُۥ مِن رَّحْمَتِنَآ أَخَاهُ هَـٰرُونَ نَبِيًّا ٥٣
Vevehebnâ lehû mir rahmetinâ ahâhu hârûne nebiyyâ
53. Ve rahmetimizden ona biraderi Harûnu da bir Peygamber olarak ihsan eyledik
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ إِسْمَـٰعِيلَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صَادِقَ ٱلْوَعْدِ وَكَانَ رَسُولًا نَّبِيًّا ٥٤
Vezkur fil kitâbi ismâ'île innehû kâne sâdikal va'di vekâne rasûlen nebiyyâ
54. Kitabda İsmaili de an, çünkü o cidden va'dinde sadık idi, ve bir Resul, bir Peygamber idi
وَكَانَ يَأْمُرُ أَهْلَهُۥ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱلزَّكَوٰةِ وَكَانَ عِندَ رَبِّهِۦ مَرْضِيًّا ٥٥
Vekâne ye'muru ehlehû bis salâti vez zekâti vekâne inde rabbihî mardıyyâ
55. Ve hanedanına namaz ve zekât ile emrederdi ve rabbının ındinde merdıyy idi
وَٱذْكُرْ فِى ٱلْكِتَـٰبِ إِدْرِيسَ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ صِدِّيقًا نَّبِيًّا ٥٦
Vezkur fil kitâbi idrîse innehû kâne sıddîkan nebiyyâ
56. Kitabda İdrisi de an, çünkü o bir sıddık, bir Peygamber idi
وَرَفَعْنَـٰهُ مَكَانًا عَلِيًّا ٥٧
Verafa'nâhu mekânen aliyyâ
57. Ve biz onu yüksek bir mekâna ref'ettik
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلَّذِينَ أَنْعَمَ ٱللَّهُ عَلَيْهِم مِّنَ ٱلنَّبِيِّـۧنَ مِن ذُرِّيَّةِ ءَادَمَ وَمِمَّنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ وَمِن ذُرِّيَّةِ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْرَٰٓءِيلَ وَمِمَّنْ هَدَيْنَا وَٱجْتَبَيْنَآ ۚ إِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتُ ٱلرَّحْمَـٰنِ خَرُّوا۟ سُجَّدًا وَبُكِيًّا ۩ ٥٨
Ulâ'ikellezîne en'amallâhu aleyhim minen nebiyyîne min zurriyyeti âdeme vemimmen hamelnâ me'a nûhiv vemin zurriyyeti ibrâhîme ve isrâ'île vemimmen hedeynâ vectebeynâ izâ tutlâ aleyhim âyâtur rahmâni harrû succedev vebukiyyâ
58. İşte bunlar Allahın kendilerine in'am eylediği Peygamberlerden, Âdem zürriyyetinden ve Nuh ile beraber taşıdıklarımızdan ve İbrahim ve İsrail zürriyyetinden ve hidayete erdirdiğimiz ve intihab eylediğimiz kimselerdendir. Kendilerine rahmanın âyetleri tilâvet olunduğu zaman ağlıyarak secdelere kapanırlardı
۞ فَخَلَفَ مِنۢ بَعْدِهِمْ خَلْفٌ أَضَاعُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَٱتَّبَعُوا۟ ٱلشَّهَوَٰتِ ۖ فَسَوْفَ يَلْقَوْنَ غَيًّا ٥٩
Fehalefe mim ba'dihim halfun adâ'us salâte vettebe'uş şehevâti fesevfe yelkavne ğayyâ
59. Sonra arkalarından bozuk bir güruh halef oldu, namazı zayi' ettiler ve şehvetleri ardına düştüler, bunlar da «Gayya» yı boylıyacaklar
إِلَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا فَأُو۟لَـٰٓئِكَ يَدْخُلُونَ ٱلْجَنَّةَ وَلَا يُظْلَمُونَ شَيْـًٔا ٦٠
İllâ men tâbe ve âmene ve amile sâlihan fe ulâ'ike yedhulûnel cennete velâ yuzlemûne şey'â
60. Ancak tevbe edip iymana gelen ve salih amel işliyenler müstesna, çünkü bunlar zerre kadar hakları yenmiyerek Cennete gireceklerdir
جَنَّـٰتِ عَدْنٍ ٱلَّتِى وَعَدَ ٱلرَّحْمَـٰنُ عِبَادَهُۥ بِٱلْغَيْبِ ۚ إِنَّهُۥ كَانَ وَعْدُهُۥ مَأْتِيًّا ٦١
Cennâti adninilletî ve ader rahmânu ibâdehû bil ğaybi innehû kâne va'duhû me'tiyyâ
61. Rahmanın kullarına va'd buyurduğu Adin Cennetlerine, şüphe yok ki onun va'di icra olunagelmiştir
لَّا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا إِلَّا سَلَـٰمًا ۖ وَلَهُمْ رِزْقُهُمْ فِيهَا بُكْرَةً وَعَشِيًّا ٦٢
Lâ yesme'ûne fîhâ lağven illâ selâmev velehum rizkuhum fîhâ bukratev ve aşiyyâ
62. Orada hiç boş söz işitmezler, ancak bir selâm, rızıkları da vardır orada sabah, akşam
تِلْكَ ٱلْجَنَّةُ ٱلَّتِى نُورِثُ مِنْ عِبَادِنَا مَن كَانَ تَقِيًّا ٦٣
Tilkel cennetulletî nûrisu min ibâdinâ men kâne takıyyâ
63. O o Cennettir ki kullarımızdan her kim korunur takıyy ise ona miras kılarız
وَمَا نَتَنَزَّلُ إِلَّا بِأَمْرِ رَبِّكَ ۖ لَهُۥ مَا بَيْنَ أَيْدِينَا وَمَا خَلْفَنَا وَمَا بَيْنَ ذَٰلِكَ ۚ وَمَا كَانَ رَبُّكَ نَسِيًّا ٦٤
Vemâ netenezzelu illâ bi emri rabbike lehû mâ beyne eydînâ vemâ halfenâ vemâ beyne zâlike vemâ kâne rabbuke nesiyyâ
64. Bir de rabbının emri olmayınca biz (rabbının Resulleri) inemeyiz, önümüzdeki ardımızdaki ve bunun arasındaki hep onundur ve rabbın seni unutmuş değildir
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا فَٱعْبُدْهُ وَٱصْطَبِرْ لِعِبَـٰدَتِهِۦ ۚ هَلْ تَعْلَمُ لَهُۥ سَمِيًّا ٦٥
Rabbus semâvâti vel ardı vemâ beynehumâ fe'budhu vestabir li'ibâdetihî hel ta'lemu lehû semiyyâ
65. O bütün Semavât-ü Arzın ve aralarındakilerin rabbı, binaenaleyh ona ıbadet et ve ıbadetine sebatle sabreyle, hiç sen ona bir adaş bilir misin?
وَيَقُولُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَءِذَا مَا مِتُّ لَسَوْفَ أُخْرَجُ حَيًّا ٦٦
Veyakûlul insânu e'izâ mâ mittu lesevfe uhracu hayyâ
66. Böyle iken insan diyor ki: her ne zaman ölürsem ileride mutlak bir zîhayat olarak çıkarılacak mıyım?
أَوَلَا يَذْكُرُ ٱلْإِنسَـٰنُ أَنَّا خَلَقْنَـٰهُ مِن قَبْلُ وَلَمْ يَكُ شَيْـًٔا ٦٧
Evelâ yezkurul insânu ennâ halaknâhu min kablu velem yeku şey'â
67. Ya o insan hiç bir şey değil iken bizim kendisini halketmiş olduğumuzu düşünmez mi?
فَوَرَبِّكَ لَنَحْشُرَنَّهُمْ وَٱلشَّيَـٰطِينَ ثُمَّ لَنُحْضِرَنَّهُمْ حَوْلَ جَهَنَّمَ جِثِيًّا ٦٨
Feverabbike lenahşurannehum veş şeyâtîne summe lenuhdırannehum havle cehenneme cisiyyâ
68. Evet rabbına kasem ederim ki biz onları ve o Şeytanları muhakkak ve muhakkak mahşere toplıyacağız, sonra onları muhakkak ve muhakkak dizleri üstü Cehennemin etrafına ihzar eyliyeceğiz
ثُمَّ لَنَنزِعَنَّ مِن كُلِّ شِيعَةٍ أَيُّهُمْ أَشَدُّ عَلَى ٱلرَّحْمَـٰنِ عِتِيًّا ٦٩
Summe lenenzi'anne min kulli şî'atin eyyuhum eşeddu aler rahmâni itiyyâ
69. Sonra her zümreden rahmana karşı en ziyade serkeşlik eden hangileri ise muhakkak ve muhakkak nez'edeceğiz
ثُمَّ لَنَحْنُ أَعْلَمُ بِٱلَّذِينَ هُمْ أَوْلَىٰ بِهَا صِلِيًّا ٧٠
Summe lenahnu a'lemu billezîne hum evlâ bihâ sıliyyâ
70. Sonra elbette biz o Cehenneme yaslanmıya evlâ olanların kimler olduğunu daha iyi biliriz:
وَإِن مِّنكُمْ إِلَّا وَارِدُهَا ۚ كَانَ عَلَىٰ رَبِّكَ حَتْمًا مَّقْضِيًّا ٧١
Ve im minkum illâ vâriduhâ kâne alâ rabbike hatmem makdıyyâ
71. Hem içinizden hiç biri yoktur ki mutlak ona varacak olmasın, ve bu rabbının uhdesine vacib kıldığı bir kazıyyei mahkeme olmuştur
ثُمَّ نُنَجِّى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّنَذَرُ ٱلظَّـٰلِمِينَ فِيهَا جِثِيًّا ٧٢
Summe nuneccillezînettakav venezeruz zâlimîne fîhâ cisiyyâ
72. Sonra müttakı olanlara necat veririz de zalimleri dizleri üstü bırakırız
وَإِذَا تُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ ءَايَـٰتُنَا بَيِّنَـٰتٍ قَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَىُّ ٱلْفَرِيقَيْنِ خَيْرٌ مَّقَامًا وَأَحْسَنُ نَدِيًّا ٧٣
Ve izâ tutlâ aleyhim âyâtunâ beyyinâtin kâlellezîne keferû lillezîne âmenû eyyul ferîkayni hayrum makâmev ve ahsenu nediyyâ
73. Âyetlerimiz kendilerine açık açık tecvid üzere okunduğu vakıt da o küfredenler dediler ki iyman edenlere: «bu iki ferikin hangisi makamca daha iyi ve meclis-ü mahfilce daha güzel?»
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَحْسَنُ أَثَـٰثًا وَرِءْيًا ٧٤
Vekem ehleknâ kablehum min karnin hum ahsenu esâsev veri'yâ
74. Halbuki biz kendilerinden evvel meta' ve manzaraca daha güzel nice karınlar helâk etmişiz
قُلْ مَن كَانَ فِى ٱلضَّلَـٰلَةِ فَلْيَمْدُدْ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ مَدًّا ۚ حَتَّىٰٓ إِذَا رَأَوْا۟ مَا يُوعَدُونَ إِمَّا ٱلْعَذَابَ وَإِمَّا ٱلسَّاعَةَ فَسَيَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ شَرٌّ مَّكَانًا وَأَضْعَفُ جُندًا ٧٥
Kul men kâne fid dalâleti felyemdud lehur rahmânu medden hattâ izâ ra'ev mâ yû'adûne immel azâbe ve immes sâ'ate feseya'lemûne men huve şerrum mekânev ve ad'afu cundâ
75. De ki: kim dalâlette ise rahman onun istediği kadar meddini uzatsın, nihayet va'dolunacak şeyi gördükleri vakıt: ya azâb veya saat, o zaman bilecekler ki kimmiş o mevkıı daha fena ve iradesi daha zaıyf?
وَيَزِيدُ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ ٱهْتَدَوْا۟ هُدًى ۗ وَٱلْبَـٰقِيَـٰتُ ٱلصَّـٰلِحَـٰتُ خَيْرٌ عِندَ رَبِّكَ ثَوَابًا وَخَيْرٌ مَّرَدًّا ٧٦
Veyezîdullâhullezînehtedev hudev vel bâkıyâtus sâlihâtu hayrun inde rabbike sevâbev vehayrum meraddâ
76. Hidâyeti kabul edenlere ise Allah daha ziyade hidayet verir ve bâkı kalacak olan salih ameller rabbının ındinde sevabca da daha hayırlı akıbetçe de daha hayırlıdır
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى كَفَرَ بِـَٔايَـٰتِنَا وَقَالَ لَأُوتَيَنَّ مَالًا وَوَلَدًا ٧٧
Efera'eytellezî kefera bi âyâtinâ vekâle le ûteyenne mâlev veveledâ
77. Şimdi şu küfredip de bana muhakkak mal ve veled verilecek diyen herifi gördün
أَطَّلَعَ ٱلْغَيْبَ أَمِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَـٰنِ عَهْدًا ٧٨
Attale'al ğaybe emittahaze inder rahmâni ahdâ
78. Gaybe muttali' mi olmuş? Yoksa rahmanın huzurunda bir ahid mi almış?
كَلَّا ۚ سَنَكْتُبُ مَا يَقُولُ وَنَمُدُّ لَهُۥ مِنَ ٱلْعَذَابِ مَدًّا ٧٩
Kellâ senektubu mâ yakûlu venemuddu lehû minel azâbi meddâ
79. Hayır biz onun dediğini yazacağız ve kendisine azâbdan bir med çekeceğiz
وَنَرِثُهُۥ مَا يَقُولُ وَيَأْتِينَا فَرْدًا ٨٠
Venerisuhû mâ yakûlu veye'tînâ ferdâ
80. Ve o söylediği şeyleri hep elinden alacağız da o bize tek başına gelecek
وَٱتَّخَذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ ءَالِهَةً لِّيَكُونُوا۟ لَهُمْ عِزًّا ٨١
Vettahazû min dûnillâhi âlihetel liyekûnû lehum izzâ
81. Tuttular Allahtan başka ma'budlar edindiler ki kendilerine ızzet ve kuvvet olsunlar diye
كَلَّا ۚ سَيَكْفُرُونَ بِعِبَادَتِهِمْ وَيَكُونُونَ عَلَيْهِمْ ضِدًّا ٨٢
Kellâ seyekfurûne bi'ibâdetihim veyekûnûne aleyhim dıddâ
82. Hayır yarın ıbadetlerini inkâr edecekler de aleyhlerine zıdd olacaklar
أَلَمْ تَرَ أَنَّآ أَرْسَلْنَا ٱلشَّيَـٰطِينَ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ تَؤُزُّهُمْ أَزًّا ٨٣
Elem tera ennâ erselneş şeyâtîne alel kâfirîne te'uzzuhum ezzâ
83. Görmedin mi biz o Şeytanları o kâfirlerin üzerine salmışız onları kaynatıp oynatıp kıvrandırıyorlar
فَلَا تَعْجَلْ عَلَيْهِمْ ۖ إِنَّمَا نَعُدُّ لَهُمْ عَدًّا ٨٤
Felâ ta'cel aleyhim innemâ ne'uddu lehum addâ
84. Aleyhlerinde acele etme, biz onlar için ancak bir sayı sayıyoruz
يَوْمَ نَحْشُرُ ٱلْمُتَّقِينَ إِلَى ٱلرَّحْمَـٰنِ وَفْدًا ٨٥
Yevme nahşurul muttakîne iler rahmâni vefdâ
85. Müttekîleri vefd halinde (bir mes'us olarak) huzuru rahmana cem'edeceğimiz gün
وَنَسُوقُ ٱلْمُجْرِمِينَ إِلَىٰ جَهَنَّمَ وِرْدًا ٨٦
Venesûkul mucrimîne ilâ cehenneme virdâ
86. Mücrimleri de susuz olarak Cehenneme sevkedeceğiz
لَّا يَمْلِكُونَ ٱلشَّفَـٰعَةَ إِلَّا مَنِ ٱتَّخَذَ عِندَ ٱلرَّحْمَـٰنِ عَهْدًا ٨٧
Lâ yemlikûneş şefâ'ate illâ menittahaze inder rahmâni ahdâ
87. Rahmanın nezdinde bir ahd almış olan kimseden başkaları şefaate malik olamıyacaklar
وَقَالُوا۟ ٱتَّخَذَ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَلَدًا ٨٨
Vekâluttahazer rahmânu veledâ
88. O rahman veled edindi dediler
لَّقَدْ جِئْتُمْ شَيْـًٔا إِدًّا ٨٩
Lekad ci'tum şey'en iddâ
89. Kasem olsun pek ağır pek şeni' bir cür'ette bulundunuz
تَكَادُ ٱلسَّمَـٰوَٰتُ يَتَفَطَّرْنَ مِنْهُ وَتَنشَقُّ ٱلْأَرْضُ وَتَخِرُّ ٱلْجِبَالُ هَدًّا ٩٠
Tekâdus semâvâtu yetefattarne minhu vetenşakkul ardu vetahırrul cibâlu heddâ
90. Az daha ondan Gökler çatlıyacak ve dağlar yıkılıp yerlere geçecek
أَن دَعَوْا۟ لِلرَّحْمَـٰنِ وَلَدًا ٩١
En de'av lirrahmâni veledâ
91. O rahmana veled iddia ettiler diye
وَمَا يَنۢبَغِى لِلرَّحْمَـٰنِ أَن يَتَّخِذَ وَلَدًا ٩٢
Vemâ yembağî lirrahmâni ey yettahıze veledâ
92. Halbuki veled edinmek rahmana yaraşmaz
إِن كُلُّ مَن فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِلَّآ ءَاتِى ٱلرَّحْمَـٰنِ عَبْدًا ٩٣
İn kullu men fis semâvâti vel ardı illâ âtir rahmâni abdâ
93. Göklerde ve Yerde hiç bir kimse yoktur ki o rahmana kul olarak gelecek olmasın
لَّقَدْ أَحْصَىٰهُمْ وَعَدَّهُمْ عَدًّا ٩٤
Lekad ahsâhum ve addehum addâ
94. Kasem olsun ki hepsini ihsa etmiş, hepsini sayıile ta'dad buyurmuştur
وَكُلُّهُمْ ءَاتِيهِ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ فَرْدًا ٩٥
Vekulluhum âtîhi yevmel kıyâmeti ferdâ
95. Ve hepsi Kıyamet günü ona tek olarak gelecektir
إِنَّ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ سَيَجْعَلُ لَهُمُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وُدًّا ٩٦
İnnellezîne âmenû ve amilus sâlihâti seyec'alu lehumur rahmânu vuddâ
96. İyman edip salih işler yapanlar muhakkak, rahman onlar için bir meveddet (bir sevgi) verecek gönüllere sevdirecektir
فَإِنَّمَا يَسَّرْنَـٰهُ بِلِسَانِكَ لِتُبَشِّرَ بِهِ ٱلْمُتَّقِينَ وَتُنذِرَ بِهِۦ قَوْمًا لُّدًّا ٩٧
Fe innemâ yessernâhu bilisânike litubeşşira bihil muttakîne vetunzira bihî kavmel luddâ
97. Sırf o Kur'anı senin lisanınla şunun için müyesser kıldık ki onunla müttekîleri müjdeliyesin ınad edenleri de inzar edesin
وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هَلْ تُحِسُّ مِنْهُم مِّنْ أَحَدٍ أَوْ تَسْمَعُ لَهُمْ رِكْزًۢا ٩٨
Vekem ehleknâ kablehum min karnin hel tuhissu minhum min ehadin ev tesme'u lehum rikzâ
98. Hem onlardan evvel nice karn helâk ettik, hiç onlardan birini hissediyor musun, yâhud gizli bir seslerini işitiyor musun?