Tâhâ Sûresi طه
Tâhâ Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 20. sûresidir ve 135 âyettir; mushafta 16. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Tâhâ Sûresi sesli dinle (32 dk 51 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
طه ١
Tâ Hâ
1. Ta Ha
مَآ أَنزَلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ لِتَشْقَىٰٓ ٢
Mâ enzelnâ aleykel kur'âne liteşkâ
2. Kur'anı sana bedbaht olasın diye indirmedik
إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَىٰ ٣
İllâ tezkiratel limey yahşâ
3. Ancak saygısı olana tezkir için
تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ ٱلْأَرْضَ وَٱلسَّمَـٰوَٰتِ ٱلْعُلَى ٤
Tenzîlem mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ
4. Bir tenzil olarak indirdik o yaradandan ki hem Arzı yarattı hem o yüksek yüksek Gökleri
ٱلرَّحْمَـٰنُ عَلَى ٱلْعَرْشِ ٱسْتَوَىٰ ٥
Er rahmânu alel arşistevâ
5. O rahmâni Arş üzerine istivâ buyurdu
لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ ٱلثَّرَىٰ ٦
Lehû mâ fis semâvâti vemâ fil ardı vemâ beynehumâ vemâ tahtes serâ
6. Bütün Semavâttakiler ve bütün Arzdakiler ve bütün bunların aralarındakiler ve bütün yerin dibindekiler hep onun
وَإِن تَجْهَرْ بِٱلْقَوْلِ فَإِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلسِّرَّ وَأَخْفَى ٧
Ve in techer bil kavli fe innehû ya'lemus sirra ve ahfâ
7. Sen bu sözü ı'lan edeceksen de o hem sirri bilir hem daha gizlisini
ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۖ لَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ ٨
Allâhu lâ ilâhe illâ huve lehul esmâ'ul husnâ
8. Allah, başka tanrı yok ancak o Hep onundur o en güzel isimler (esmâihusnâ)
وَهَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ٩
Vehel etâke hadîsu mûsâ
9. Hem geldi mi Musânın kıssası sana?
إِذْ رَءَا نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ ٱمْكُثُوٓا۟ إِنِّىٓ ءَانَسْتُ نَارًا لَّعَلِّىٓ ءَاتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى ٱلنَّارِ هُدًى ١٠
İz ra'â nâran fekâle li ehlihimkusû innî ânestu nâral le'allî âtîkum minhâ bikabesin ev ecidu alen nâri hudâ
10. Bir vakıt o beni ateş gördü de ehline durun, dedi: benim gözüme bir ateş ilişti belki size ondan bir yalın getiririm, yâhud üzerinde bir kılağuz bulurum
فَلَمَّآ أَتَىٰهَا نُودِىَ يَـٰمُوسَىٰٓ ١١
Felemmâ etâhâ nûdiye yâmûsâ
11. Vaktâki ona vardı kendine şöyle nidâ olundu
إِنِّىٓ أَنَا۠ رَبُّكَ فَٱخْلَعْ نَعْلَيْكَ ۖ إِنَّكَ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى ١٢
İnnî ene rabbuke fehla' na'leyke inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ
12. Ya Musâ haberin olsun benim, ben rabbım, hemen papuşlarını çıkar çünkü sen mukaddes vadide tuvadasın
وَأَنَا ٱخْتَرْتُكَ فَٱسْتَمِعْ لِمَا يُوحَىٰٓ ١٣
Ve enehtertuke festemi' limâ yûhâ
13. Ve ben, seni ıhtiyar buyurdum şimdi verilecek vahyi dinle
إِنَّنِىٓ أَنَا ٱللَّهُ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّآ أَنَا۠ فَٱعْبُدْنِى وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ لِذِكْرِىٓ ١٤
İnnenî enellâhu lâ ilâhe illâ ene fe'budnî ve akımis salâte lizikrî
14. Hakıkaten benim ben Allah, benden başka ilâh yok. Onun için bana ıbadet et ve zikrim için namaz kıl.
إِنَّ ٱلسَّاعَةَ ءَاتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَىٰ كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا تَسْعَىٰ ١٥
İnnes sâ'ate âtiyetun ekâdu uhfîhâ lituczâ kullu nefsim bimâ tes'â
15. Çünkü saat muhakkak gelecek, ben, hemen hemen onu gizliyorum ki her nefis sa'yiyle cezalansın,
فَلَا يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَن لَّا يُؤْمِنُ بِهَا وَٱتَّبَعَ هَوَىٰهُ فَتَرْدَىٰ ١٦
Felâ yasuddenneke anhâ mel lâ yu'minu bihâ vettebe'a hevâhu feterdâ
16. binaenaleyh sakın ona inanmayıp da kendi hevasına uyan kimse seni ondan alıkoymasın sonra helâk olursun
وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَـٰمُوسَىٰ ١٧
Vemâ tilke biyemînike yâmûsâ
17. O yeminindeki de ne ya Musâ?
قَالَ هِىَ عَصَاىَ أَتَوَكَّؤُا۟ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَىٰ غَنَمِى وَلِىَ فِيهَا مَـَٔارِبُ أُخْرَىٰ ١٨
Kâle hiye asâye etevekke'u aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ğanemî veliye fîhâ me'âribu uhrâ
18. O dedi: asâm, üzerine dayanırım ve onunla davarlarıma yaprak çırparım, benim onda daha diğer hacetlerim de vardır
قَالَ أَلْقِهَا يَـٰمُوسَىٰ ١٩
Kâle elkıhâ yâmûsâ
19. Buyurdu ki bırak onu ya Musâ!
فَأَلْقَىٰهَا فَإِذَا هِىَ حَيَّةٌ تَسْعَىٰ ٢٠
Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes'â
20. Bıraktı ne baksın o bir yılan olmuş koşuyor
قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ ۖ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا ٱلْأُولَىٰ ٢١
Kâle huzhâ velâ tahaf senu'îduhâ sîratehel ûlâ
21. Tut onu, buyurdu: ve korkma biz onu evvelki sîretine iade edeceğiz
وَٱضْمُمْ يَدَكَ إِلَىٰ جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَآءَ مِنْ غَيْرِ سُوٓءٍ ءَايَةً أُخْرَىٰ ٢٢
Vedmum yedeke ilâ cenâhike tahruc beydâ'e min ğayri sû'in âyeten uhrâ
22. Bir de elini koynuna sok, çıksın bembeyaz bir afetsiz diğer bir âyet olarak
لِنُرِيَكَ مِنْ ءَايَـٰتِنَا ٱلْكُبْرَى ٢٣
Linuriyeke min âyâtinel kubrâ
23. ki sana en büyük âyetlerimizden gösterelim
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ٢٤
İzheb ilâ fir'avne innehû tağâ
24. Git Fir'avna zira o pek azdı
قَالَ رَبِّ ٱشْرَحْ لِى صَدْرِى ٢٥
Kâle rabbişrah lî sadrî
25. Dedi: ya rab! benim göğsüme genişlik ver
وَيَسِّرْ لِىٓ أَمْرِى ٢٦
Veyessir lî emrî
26. Ve bana işimi kolaylaştır
وَٱحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِى ٢٧
Vehlul ukdetem mil lisânî
27. Ve dilimden ukdeyi çöz
يَفْقَهُوا۟ قَوْلِى ٢٨
Yefkahû kavlî
28. Sözümü iyi anlasınlar
وَٱجْعَل لِّى وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِى ٢٩
Vec'al lî vezîram min ehlî
29. Ve bana ehlimden bir vezir ver
هَـٰرُونَ أَخِى ٣٠
Hârûne ahî
30. o Kardeşim Harunu
ٱشْدُدْ بِهِۦٓ أَزْرِى ٣١
Uşdud bihî ezrî
31. Onunla sırtımı pekit
وَأَشْرِكْهُ فِىٓ أَمْرِى ٣٢
Ve eşrikhu fî emrî
32. Ve onu işimde şerik et
كَىْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا ٣٣
Key nusebbihake kesîrâ
33. Ki seni çok tesbih edelim
وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا ٣٤
Venezkurake kesîrâ
34. Ve çok zikreyleyelim
إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًا ٣٥
İnneke kunte binâ besîrâ
35. Şüphe yok ki sen bizi görüp duruyorsun
قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَـٰمُوسَىٰ ٣٦
Kâle kad ûtîte su'leke yâmûsâ
36. Haydi! Buyurdu: irdirildin dileğine ya Musâ
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَىٰٓ ٣٧
Velakad menennâ aleyke merraten uhrâ
37. Şanım hakkı için biz lûtfeylemiştik sana diğer bir def'a daha
إِذْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰٓ أُمِّكَ مَا يُوحَىٰٓ ٣٨
İz evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ
38. O vakıt ki anana verilen şu ilhamı verdik
أَنِ ٱقْذِفِيهِ فِى ٱلتَّابُوتِ فَٱقْذِفِيهِ فِى ٱلْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ ٱلْيَمُّ بِٱلسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّى وَعَدُوٌّ لَّهُۥ ۚ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّى وَلِتُصْنَعَ عَلَىٰ عَيْنِىٓ ٣٩
Enikzifîhi fit tâbûti fekzifîhi fil yemmi felyulkıhil yemmu bis sâhili ye'huzhu aduvvul lî ve aduvvul lehû ve elkaytu aleyke mehabbetem minnî velitusne'a alâ aynî
39. Onu tabut içine koy da deryayı bırak derya da onu sahile, bıraksın, onu hem bana düşman hem ona düşman biri alsın, ve üzerine benden bir sevgi koydum ki hem nezaretim altında yetiştirilesin
إِذْ تَمْشِىٓ أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَىٰ مَن يَكْفُلُهُۥ ۖ فَرَجَعْنَـٰكَ إِلَىٰٓ أُمِّكَ كَىْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ ۚ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَـٰكَ مِنَ ٱلْغَمِّ وَفَتَنَّـٰكَ فُتُونًا ۚ فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِىٓ أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَىٰ قَدَرٍ يَـٰمُوسَىٰ ٤٠
İz temşî uhtuke fetakûlu hel edullukum alâ mey yekfuluhû feraca'nâke ilâ ummike key takarra aynuhâ velâ tahzene vekatelte nefsen fenecceynâke minel ğammi vefetennâke futûnen felebiste sinîne fî ehli medyene summe ci'te alâ kaderiy yâmûsâ
40. O vakıt hemşiren gidiyor da diyordu: «ona iyi bakacak birini buluvereyim mi size?» Bu suretle seni anana iade ettik ki gözü aydın olsun da mahzun olmasın, hem bir adam öldürdün de seni gamdan kurtardık, ve türlü mihnetlerle seni imtihan ettik bu sebeble senelerce Ehli Medyen içinde kaldın, sonra da bir kader üstüne geldin ya Musâ
وَٱصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِى ٤١
Vestana'tuke linefsî
41. Ben seni kendim için yetiştirdim
ٱذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِـَٔايَـٰتِى وَلَا تَنِيَا فِى ذِكْرِى ٤٢
İzheb ente ve ahûke bi âyâtî velâ teniyâ fî zikrî
42. Git âyetlerimle sen ve biraderin Ve benim zikrimde gevşeklik etmeyin
ٱذْهَبَآ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ٤٣
İzhebâ ilâ fir'avne innehû tağâ
43. Fir'avna gidin çünkü o pek azdı
فَقُولَا لَهُۥ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُۥ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَىٰ ٤٤
Fekûlâ lehû kavlel leyyinel le'allehû yetezekkeru ev yahşâ
44. Varın da ona belki dinler veya korkar diye yumuşak dille söyleyin
قَالَا رَبَّنَآ إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَآ أَوْ أَن يَطْغَىٰ ٤٥
Kâlâ rabbenâ innenâ nahâfu ey yefruta aleynâ ev ey yatğâ
45. Rabbenâ dediler, korkarız ki bize şiddetle saldırır, yâhud tuğyanını artırır
قَالَ لَا تَخَافَآ ۖ إِنَّنِى مَعَكُمَآ أَسْمَعُ وَأَرَىٰ ٤٦
Kâle lâ tahâfâ innenî me'akumâ esme'u ve erâ
46. Korkmayın buyurdu: çünkü ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm
فَأْتِيَاهُ فَقُولَآ إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ ۖ قَدْ جِئْنَـٰكَ بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّكَ ۖ وَٱلسَّلَـٰمُ عَلَىٰ مَنِ ٱتَّبَعَ ٱلْهُدَىٰٓ ٤٧
Fe'tiyâhu fekûlâ innâ rasûlâ rabbike fe ersil me'anâ benî isrâ'île velâ tu'azzibhum kad ci'nâke bi âyetim mir rabbike ves selâmu alâ menittebe'al hudâ
47. Haydin varın da ona deyin ki haberin olsun biz rabbının Resulleriyiz, artık Benî İsraîli bizimle gönder ve onları ta'zib etme, biz sana rabbından bir âyetle geldik, selâm da doğruya tabi' olanadır
إِنَّا قَدْ أُوحِىَ إِلَيْنَآ أَنَّ ٱلْعَذَابَ عَلَىٰ مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّىٰ ٤٨
İnnâ kad ûhiye ileynâ ennel azâbe alâ men kezzebe vetevellâ
48. İnan ki bize şöyle vahyolundu: her halde azâb, tekzib edin yüz çevirenedir
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَـٰمُوسَىٰ ٤٩
Kâle femer rabbukumâ yâmûsâ
49. Hele, dedi: sizin rabbınız kim ya Musâ?
قَالَ رَبُّنَا ٱلَّذِىٓ أَعْطَىٰ كُلَّ شَىْءٍ خَلْقَهُۥ ثُمَّ هَدَىٰ ٥٠
Kâle rabbunellezî a'tâ kulle şey'in halkahû summe hedâ
50. Bizim dedi: rabbımız her şey'e hılkatini veren sonra da yolunu gösterendir
قَالَ فَمَا بَالُ ٱلْقُرُونِ ٱلْأُولَىٰ ٥١
Kâle femâ bâlul kurûnil ûlâ
51. Dedi: ya öyle ise kurunıûlânın hali ne?
قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّى فِى كِتَـٰبٍ ۖ لَّا يَضِلُّ رَبِّى وَلَا يَنسَى ٥٢
Kâle ilmuhâ inde rabbî fî kitâbil lâ yadıllu rabbî velâ yensâ
52. Onun dedi: ılmi rabbımın ındinde bir kitabdadır, rabbım şaşmaz ve unutmaz
ٱلَّذِى جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنزَلَ مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً فَأَخْرَجْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّن نَّبَاتٍ شَتَّىٰ ٥٣
Ellezî ce'ale lekumul arda mehdev veseleke lekum fîhâ subulev ve enzele mines semâ'i mâ'en fe ahracnâ bihî ezvâcem min nebâtin şettâ
53. O ki sizin Arzı bir beşik yaptı ve onda size yollar açtı ve Semadan bir su indirdi de bu sebeble muhtelif nebattan çiftler çıkarmaktayız
كُلُوا۟ وَٱرْعَوْا۟ أَنْعَـٰمَكُمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ ٥٤
Kulû ver'av en'âmekum inne fî zâlike le âyâtil li'ulin nuhâ
54. Hem yiyiniz hem hayvanlarınızı güdünüz, her halde bunda ülinnühâ için çok âyetler var
۞ مِنْهَا خَلَقْنَـٰكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَىٰ ٥٥
Minhâ halaknâkum vefîhâ nu'îdukum veminhâ nuhricukum târaten uhrâ
55. Sizi o Arzdan yarattık, yine sizi ona iade edeceğiz hem de ondan sizi diğer bir def'a daha çıkaracağız
وَلَقَدْ أَرَيْنَـٰهُ ءَايَـٰتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَىٰ ٥٦
Velakad eraynâhu âyâtinâ kullehâ fekezzebe ve ebâ
56. Kasem olsun biz, ona âyetlerimizin hepsini gösterdik, öyle iken o yine yalan dedi dayattı
قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَـٰمُوسَىٰ ٥٧
Kâle eci'tenâ lituhricenâ min ardınâ bisihrike yâmûsâ
57. Sen, dedi: sihrinle bizi yerimizden çıkarmak için mi geldin bize ya Musâ!
فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِۦ فَٱجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُۥ نَحْنُ وَلَآ أَنتَ مَكَانًا سُوًى ٥٨
Felene'tiyenneke bisihrim mislihî fec'al beynenâ vebeyneke mev'idel lâ nuhlifuhû nahnu velâ ente mekânen suvâ
58. O halde bilmiş ol ki biz de onun gibi bir sihir sana yapacağız, şimdi sen, seninle aramızda bir mîad ta'yin et ki ne senin ne bizim hulf etmiyeceğimiz denk bir mahall olsun
قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ ٱلزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ ٱلنَّاسُ ضُحًى ٥٩
Kâle mev'idukum yevmuz zîneti ve ey yuhşeran nâsu duhâ
59. Size mîad, dedi: ziynet günü ve nâsın toplanacağı kuşluk vakti
فَتَوَلَّىٰ فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُۥ ثُمَّ أَتَىٰ ٦٠
Fetevellâ fir'avnu feceme'a keydehû summe etâ
60. Bunun üzerine Fir'avn tedbire girişti, bütün hîlesini derdi topladı da sonra geldi
قَالَ لَهُم مُّوسَىٰ وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا۟ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُم بِعَذَابٍ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنِ ٱفْتَرَىٰ ٦١
Kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû alellâhi keziben feyushitekum bi'azâbiv vekad hâbe menifterâ
61. Musâ onlara veyl sizlere, dedi: Allaha yalanı iftira etmeyin sonra bir azâb ile kökünüzü keser, filhakıka iftira eden hâib oldu
فَتَنَـٰزَعُوٓا۟ أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَىٰ ٦٢
Fetenâze'û emrahum beynehum ve eserrun necvâ
62. Şöyle ki: aralarında işlerine kavraştılar ve gizli fısıldaştılar
قَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَٰنِ لَسَـٰحِرَٰنِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ ٱلْمُثْلَىٰ ٦٣
Kâlû in hâzâni lesâhirâni yurîdâni ey yuhricâkum min ardıkum bisihrihimâ veyezhebâ bitarîkatikumul muslâ
63. Her halde dediler: bunlar iki sihirbaz, sizi yerinizden çıkarmak ve nümunei imtisal olan tariukatınızı gidermek istiyorlar
فَأَجْمِعُوا۟ كَيْدَكُمْ ثُمَّ ٱئْتُوا۟ صَفًّا ۚ وَقَدْ أَفْلَحَ ٱلْيَوْمَ مَنِ ٱسْتَعْلَىٰ ٦٤
Fe ecmi'û keydekum summetû saffev vekad eflehal yevme menista'lâ
64. siz de bütün hîlenize ittifak edin, sonra da saf halinde gelin, bu gün üstün gelen, muhakkak felâhı buldu
قَالُوا۟ يَـٰمُوسَىٰٓ إِمَّآ أَن تُلْقِىَ وَإِمَّآ أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَىٰ ٦٥
Kâlû yâmûsâ immâ en tulkıye ve immâ en nekûne evvele men elkâ
65. Ya Musâ! Dediler: ya at, yâhud ilk atan biz olalım
قَالَ بَلْ أَلْقُوا۟ ۖ فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَىٰ ٦٦
Kâle bel elkû fe izâ hibâluhum ve isıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sihrihim ennehâ tes'â
66. Haydin siz atın dedi, ne baksın onların ipleri ve sopaları sihirlerinden ona öyle tahyil olunuyor ki cidden bunlar koşuyorlar
فَأَوْجَسَ فِى نَفْسِهِۦ خِيفَةً مُّوسَىٰ ٦٧
Fe evcese fî nefsihî hîfetem mûsâ
67. Birdenbire Musâ içinde bir nevi' korku duydu
قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْأَعْلَىٰ ٦٨
Kulnâ lâ tahaf inneke entel a'lâ
68. Korkma dedik: çünkü sensin üstün sen
وَأَلْقِ مَا فِى يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوٓا۟ ۖ إِنَّمَا صَنَعُوا۟ كَيْدُ سَـٰحِرٍ ۖ وَلَا يُفْلِحُ ٱلسَّاحِرُ حَيْثُ أَتَىٰ ٦٩
Ve elkı mâ fî yemînike telkaf mâ sane'û innemâ sane'û keydu sâhiriv velâ yuflihus sâhiru haysu etâ
69. Ve elindekini bırakıver, o onların yaptıklarını yalar yutar, çünkü onların yaptıkları sırf sihirbaz hîlesidir, sihirbaz ise her nerede olsa felâh bulmaz
فَأُلْقِىَ ٱلسَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِرَبِّ هَـٰرُونَ وَمُوسَىٰ ٧٠
Fe ulkıyes seharatu succeden kâlû âmennâ birabbi hârûne vemûsâ
70. Binnetice bütün sihirbazlar secdeye kapandılar, Harun ile Musânın rabbına iyman ettik dediler
قَالَ ءَامَنتُمْ لَهُۥ قَبْلَ أَنْ ءَاذَنَ لَكُمْ ۖ إِنَّهُۥ لَكَبِيرُكُمُ ٱلَّذِى عَلَّمَكُمُ ٱلسِّحْرَ ۖ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَـٰفٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِى جُذُوعِ ٱلنَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَآ أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَىٰ ٧١
Kâle âmentum lehû kable en âzene lekum innehû lekebîrukumullezî allemekumus sihra fele'ukattı'anne eydiyekum ve erculekum min hılâfiv vele'usallibennekum fî cuzû'in nahli veleta'lemunne eyyunâ eşeddu azâbev ve ebkâ
71. Ya! Dedi: ben size izin vermeden ona iyman ettiniz ha? O her halde size sihri öğreten büyüğünüz, o halde ahdim olsun ben ve elbet sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve elbette sizleri hurma dallarına asacağım, ve her halde bileceksiniz ki hangimiz azâbca daha şiddetli ve daha bakalı?
قَالُوا۟ لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَىٰ مَا جَآءَنَا مِنَ ٱلْبَيِّنَـٰتِ وَٱلَّذِى فَطَرَنَا ۖ فَٱقْضِ مَآ أَنتَ قَاضٍ ۖ إِنَّمَا تَقْضِى هَـٰذِهِ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَآ ٧٢
Kâlû len nu'sirake alâ mâ câ'enâ minel beyyinâti vellezî fetaranâ fekdı mâ ente kâdın innemâ takdî hâzihil hayâted dunyâ
72. İhtimali yok dediler: bize gelen bu açık mu'cizelere ve bizi yaratana karşı seni tercih edemeyiz, artık neye hukmün geçer, ne yapabilirsen yap, senin olsa olsa bu Dünya hayata hukmün geçer
إِنَّآ ءَامَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَـٰيَـٰنَا وَمَآ أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ ٱلسِّحْرِ ۗ وَٱللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ ٧٣
İnnâ âmennâ birabbinâ liyağfira lenâ hatâyânâ vemâ ekrahtenâ aleyhi mines sihri vallâhu hayruv ve ebkâ
73. Doğrusu biz günahlarımıza ve bizi zorladığın sihre karşı bize mağrifet etsin diye rabbımıza iyman ettik, Allah, hem daha hayırlı hem daha bakalıdır
إِنَّهُۥ مَن يَأْتِ رَبَّهُۥ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُۥ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيَىٰ ٧٤
İnnehû mey ye'ti rabbehû mucrimen fe inne lehû cehenneme lâ yemûtu fîhâ velâ yahyâ
74. Her kim rabbına mücrim olarak varırsa şüphesiz ki ona Cehennem var onda ne ölür ne dirilir
وَمَن يَأْتِهِۦ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمُ ٱلدَّرَجَـٰتُ ٱلْعُلَىٰ ٧٥
Vemey ye'tihî mu'minen kad amiles sâlihâti fe ulâ'ike lehumud deracâtul ulâ
75. Her kim de ona mü'min olarak salih ameller işlemiş bir halde varırsa işte onlara en yüksek dereceler var
جَنَّـٰتُ عَدْنٍ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَـٰرُ خَـٰلِدِينَ فِيهَا ۚ وَذَٰلِكَ جَزَآءُ مَن تَزَكَّىٰ ٧٦
Cennâtu adnin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ vezâlike cezâ'u men tezekkâ
76. Adin Cennetleri altından nehirler akar, onlarda muhalled olarak kalacaklar, ve o işte temizlenen kimsenin mükâfatı
وَلَقَدْ أَوْحَيْنَآ إِلَىٰ مُوسَىٰٓ أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِى فَٱضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِى ٱلْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَـٰفُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَىٰ ٧٧
Velakad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi'ibâdî fedrib lehum tarîkan fil bahri yebesel lâ tahâfu derakev velâ tahşâ
77. Ve filhakıka Musâya şöyle vahyettik: kullarımla geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç, yetişilmekten korkmazsın ve perva etmezsin
فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِۦ فَغَشِيَهُم مِّنَ ٱلْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ ٧٨
Fe etbe'ahum fir'avnu bicunûdihî feğaşiyehum minel yemmi mâ ğaşiyehum
78. Derken Firavn ordulariyle onları ta'kıb etti, kendilerini de deryadan saran sarıverdi
وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُۥ وَمَا هَدَىٰ ٧٩
Ve adalle fir'avnu kavmehû vemâ hedâ
79. Velhasıl Firavn kavmini dalâlete sürükledi, hidayete götürmedi
يَـٰبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ قَدْ أَنجَيْنَـٰكُم مِّنْ عَدُوِّكُمْ وَوَٰعَدْنَـٰكُمْ جَانِبَ ٱلطُّورِ ٱلْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ ٱلْمَنَّ وَٱلسَّلْوَىٰ ٨٠
Yâbenî isrâ'île kad enceynâkum min aduvvikum vevâ'adnâkum cânibet tûril eymene venezzelnâ aleykumul menne ves selvâ
80. Ey Benî İsraîl! Sizi düşmanınızdan kurtardık ve size Tûrun sağ tarafına va'd verdik ve üzerinize kudret helvası ve bıldırcın indirdik
كُلُوا۟ مِن طَيِّبَـٰتِ مَا رَزَقْنَـٰكُمْ وَلَا تَطْغَوْا۟ فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِى ۖ وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِى فَقَدْ هَوَىٰ ٨١
Kulû min tayyibâti mâ razaknâkum velâ tatğav fîhi feyehille aleykum ğadabî vemey yahlil aleyhi ğadabî fekad hevâ
81. Size verdiğimiz rızıkların en hoşlarından yeyin ve hakkında tuğyan etmeyin ki sonra üzerinize gadabım iner, her kim üzerine de gadabım inerse o uçuruma gider
وَإِنِّى لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَـٰلِحًا ثُمَّ ٱهْتَدَىٰ ٨٢
Ve innî leğaffârul limen tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ
82. Bununla beraber şübhe yok ki ben, tevbe eden ve iyman edip salih amel yapan, sonra da doğru giden kimse için gaffarım
۞ وَمَآ أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَـٰمُوسَىٰ ٨٣
Vemâ a'celeke an kavmike yâmûsâ
83. Hem seni acele ile kavminden geçiren, ne ya Musâ?
قَالَ هُمْ أُو۟لَآءِ عَلَىٰٓ أَثَرِى وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَىٰ ٨٤
Kâle hum ulâ'i alâ eserî ve aciltu ileyke rabbi litardâ
84. Onlar, dedi, benim izim üzerindeler ve ben sana acele ettim ki rabbım hoşnud olasın
قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِنۢ بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ ٱلسَّامِرِىُّ ٨٥
Kâle fe innâ kad fetennâ kavmeke mim ba'dike ve adallehumus sâmiriyy
85. Amma dedi: biz senin ardından kavmini fitneye düşürdük, Sâmirî onları şaşırttı
فَرَجَعَ مُوسَىٰٓ إِلَىٰ قَوْمِهِۦ غَضْبَـٰنَ أَسِفًا ۚ قَالَ يَـٰقَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا ۚ أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ ٱلْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِى ٨٦
Ferace'a mûsâ ilâ kavmihî ğadbâne esifen kâle yâkavmi elem ye'idkum rabbukum va'den hasenen efatâle aleykumul ahdu em erattum ey yehille aleykum ğadabum mir rabbikum fe ahleftum mev'idî
86. Derhal Musâ kavmine gadabnâk esefnâk olarak döndü, ey kavmim dedi: rabbiniz size güzel bir va'd va'detmedi mi? Zaman mı uzadı? Yoksa üzerinize rabbinizden bir gadab inmesini arzu ettinizde mi bana olan va'dinize hulfettiniz
قَالُوا۟ مَآ أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَـٰكِنَّا حُمِّلْنَآ أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ ٱلْقَوْمِ فَقَذَفْنَـٰهَا فَكَذَٰلِكَ أَلْقَى ٱلسَّامِرِىُّ ٨٧ فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَّهُۥ خُوَارٌ فَقَالُوا۟ هَـٰذَآ إِلَـٰهُكُمْ وَإِلَـٰهُ مُوسَىٰ فَنَسِىَ ٨٨
87. Kâlû mâ ahlefnâ mev'ideke bimelkinâ velâkinnâ hummilnâ evzâram min zînetil kavmi fekazefnâhâ fekezâlike elkas sâmiriyy
88. Fe ahrace lehum iclen cesedel lehû huvârun fekâlû hâzâ ilâhukum ve ilâhu mûsâ fenesiy
87-88. Biz dediler, senin va'dine kendiliğimizden hulfetmedik ve lâkin o kavmin ziynetinden bir takım ağırlıklar yüklenmiş idik, onları ateşe attık, kezalik sâmirî de bıraktı derken onlara bir dana, böğürmesi var bir cesed çıkardı, bunun üzerine dediler ki işte bu sizin ilâhınız ve Musânın ilâhı fakat unuttu
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا ٨٩
Efelâ yeravne ellâ yerci'u ileyhim kavlev velâ yemliku lehum darrav velâ nef'â
89. Şu hakikati görmüyorlar mı idi ki o onlara bir söz iade edemiyor ve kendilerine ne bir zarar ne de bir menfaat iriştirmeğe malik olamıyordu
وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَـٰرُونُ مِن قَبْلُ يَـٰقَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِۦ ۖ وَإِنَّ رَبَّكُمُ ٱلرَّحْمَـٰنُ فَٱتَّبِعُونِى وَأَطِيعُوٓا۟ أَمْرِى ٩٠
Velakad kâle lehum hârûnu min kablu yâkavmi innemâ futintum bihî ve inne rabbekumur rahmânu fettebi'ûnî ve atî'û emrî
90. Kasem olsun ki önceden Hârun onlara: Ey kavmin siz bununla sırf bir fitneye tutuldunuz ve doğrusu sizin rabbınız ancak Rahmandır, gelin bana tâbi' olun ve emrime itaat edin demişti
قَالُوا۟ لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَـٰكِفِينَ حَتَّىٰ يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَىٰ ٩١
Kâlû len nebraha aleyhi âkifîne hattâ yerci'a ileynâ mûsâ
91. Biz dediler: bunun başına devam edip durmaktan asla ayrılmayız tâ dönünciye kadar bize Musa
قَالَ يَـٰهَـٰرُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوٓا۟ ٩٢
Kâle yâhârûnu mâ mene'ake iz ra'eytehum dallû
92. Ey Hârun, dedi, sana ne mani' oldu da bunların dalâlete düştüklerini gödüğün vakıt
أَلَّا تَتَّبِعَنِ ۖ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِى ٩٣
Ellâ tettebi'ani efe'asayte emrî
93. benim ardımca gelmedin, emrime ısyan mı ettin
قَالَ يَبْنَؤُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِى وَلَا بِرَأْسِىٓ ۖ إِنِّى خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِى ٩٤
Kâle yebne'umme lâ te'huz bilihyetî velâ bira'sî innî haşîtu en takûle ferrakte beyne benî isrâ'île velem tarkub kavlî
94. Ey anamın oğlu dedi, sakalımı başımı tutma, emîn ol ki dediğime bakmadın da Benî İsraîl arasına tefrika düşürdün dersin diye korktum
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَـٰسَـٰمِرِىُّ ٩٥
Kâle femâ hatbuke yâsâmiriyy
95. Ya ey sâmirî, senin derdin ne?
قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا۟ بِهِۦ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ ٱلرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَٰلِكَ سَوَّلَتْ لِى نَفْسِى ٩٦
Kâle besurtu bimâ lem yebsurû bihî fekabadtu kabdatem min eserir rasûli fenebeztuhâ vekezâlike sevvelet lî nefsî
96. ben dedi, onların görmediklerini gördüm de Resulün izinden bir avuç avuçladım da onu attım, ve bana nefsim böyle hoş gösterdi
قَالَ فَٱذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِى ٱلْحَيَوٰةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ ۖ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَّن تُخْلَفَهُۥ ۖ وَٱنظُرْ إِلَىٰٓ إِلَـٰهِكَ ٱلَّذِى ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا ۖ لَّنُحَرِّقَنَّهُۥ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُۥ فِى ٱلْيَمِّ نَسْفًا ٩٧
Kâle fezheb fe inne leke fil hayâti en takûle lâ misâse ve inne leke mev'idel len tuhlefehû venzur ilâ ilâhikellezî zalte aleyhi âkifel lenuharrikannehû summe lenensifennehû fil yemmi nesfâ
97. Haydi, dedi, defol, çünkü sana hayatta şöyle demek var, temas yok, hem sana bir vaîd var ki ona aslâ hulfedilmiyeceksin, o başını bekleyip durduğun ilâhına da bak, her halde biz onu yakacağız da yakacağız, sonra da kül edip onu muhakkak deryaya dökeceğiz
إِنَّمَآ إِلَـٰهُكُمُ ٱللَّهُ ٱلَّذِى لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا هُوَ ۚ وَسِعَ كُلَّ شَىْءٍ عِلْمًا ٩٨
İnnemâ ilâhukumullâhullezî lâ ilâhe illâ huve vesi'a kulle şey'in ilmâ
98. sizin ilâhınız ancak o Allahdır ki ondan başka ilâh yok, o ılmi ile her şey'i kuşatmıştır
كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ مَا قَدْ سَبَقَ ۚ وَقَدْ ءَاتَيْنَـٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْرًا ٩٩
Kezâlike nakussu aleyke min embâ'i mâ kad sebaka vekad âteynâke mil ledunnâ zikrâ
99. İşte sana böyle - ya Muhammed - geçmişin mühim haberlerinden kıssa naklediyoruz, şübhe yok ki sana ledünnümüzden bir zikir verdik
مَّنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُۥ يَحْمِلُ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ وِزْرًا ١٠٠
Men a'rada anhu fe innehû yahmilu yevmel kıyâmeti vizrâ
100. Her kim ondan yüz çevirirse şübhesiz o, Kıyamet günü bir vebal yüklenecek
خَـٰلِدِينَ فِيهِ ۖ وَسَآءَ لَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ حِمْلًا ١٠١
Hâlidîne fîhi vesâ'e lehum yevmel kıyâmeti himlâ
101. Ebediyyen onun altında kalacaklar ki onlar içir Kıyamet günü o ne fena yüktür
يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ ۚ وَنَحْشُرُ ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا ١٠٢
Yevme yunfahu fis sûri venahşurul mucrimîne yevme'izin zurkâ
102. O gün ki sur üfürülecek ve mücrimler o gün göm gök mahşeri toplayacağız
يَتَخَـٰفَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا ١٠٣
Yetahâfetûne beynehum il lebistum illâ aşrâ
103. «Ondan fazla durmadınız» diye aralarında gizli gizli konuşacaklar
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا ١٠٤
Nahnu a'lemu bimâ yakûlûne iz yakûlu emseluhum tarîkaten il lebistum illâ yevmâ
104. Gidişce en beri benzerleri «bir günden fazla durmadınız» deyince ne diyeceklerini biz biliriz
وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا ١٠٥
Veyes'elûneke anil cibâli fekul yensifuhâ rabbî nesfâ
105. Bir de sana dağlardan soruyorlar, binaenaleyh de ki: rabbım onları un ufra edip savuracak da
فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا ١٠٦
Feyezeruhâ kâ'an safsafâ
106. Yerlerini düpedüz bomboş bırakacak
لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمْتًا ١٠٧
Lâ terâ fîhâ ivecev velâ emtâ
107. Onda ne bir eğrilik ne bir yumruluk göremiyeceksin
يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ ۖ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَـٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا ١٠٨
Yevme'iziy yettebi'ûned dâ'iye lâ ivece lehû vehaşe'atil asvâtu lirrahmâni felâ tesme'u illâ hemsâ
108. O gün da'vetçiye ı'vicasız tebe'ıyyet edecekler öyle ki Rahmanın heybetinden sesler kısılmıştır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsin
يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَـٰعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَـٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوْلًا ١٠٩
Yevme'izil lâ tenfe'uş şefâ'atu illâ men ezine lehur rahmânu veradıye lehû kavlâ
109. O gün şefaat faide vermez, ancak Rahmânın izin verdiği ve sözüne razı olduğu kimse müstesnâ
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلْمًا ١١٠
Ya'lemu mâ beyne eydîhim vemâ halfehum velâ yuhîtûne bihî ilmâ
110. O onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir, onlar ise onu ılmen ihata edemezler
۞ وَعَنَتِ ٱلْوُجُوهُ لِلْحَىِّ ٱلْقَيُّومِ ۖ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا ١١١
Ve anetil vucûhu lilhayyil kayyûmi vekad hâbe men hamele zulmâ
111. Ve bütün yüzler o hayyü kayyuma baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen cidden hâib olmuştur
وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا ١١٢
Vemey ya'mel mines sâlihâti vehuve mu'minun felâ yahâfu zulmev velâ hadmâ
112. Her kim de mü'min olarak salih amellerden işlerse o vakıt o, ne bir zulümden korkar, ne çiğnenmeden
وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَـٰهُ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ ٱلْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا ١١٣
Vekezâlike enzelnâhu kur'ânen arabiyyev vesarrafnâ fîhi minel ve'îdi le'allehum yettakûne ev yuhdisu lehum zikrâ
113. Ve işte onu böyle Arabî bir Kur'an olarak indirdik ve bunda vaîydden türlü şekilde tekrar yaptık, ki belki korunur takvâ yolunu tutarlar, yahud da o, onlara bir zikr ihdas eyler
فَتَعَـٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ ۗ وَلَا تَعْجَلْ بِٱلْقُرْءَانِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰٓ إِلَيْكَ وَحْيُهُۥ ۖ وَقُل رَّبِّ زِدْنِى عِلْمًا ١١٤
Fete'âlellâhul melikul hakku velâ ta'cel bil kur'âni min kabli ey yukdâ ileyke vahyuhû vekur rabbi zidnî ilmâ
114. Demek ki Allah o hak şehinşah yüksek, çok yüksek, maamafih sana vahyi tamam edilmeden evvel Kur'anı acele etme ve de ki «rabbım artır beni ılimce»
وَلَقَدْ عَهِدْنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُۥ عَزْمًا ١١٥
Velakad ahidnâ ilâ âdeme min kablu fenesiye velem necid lehû azmâ
115. Filhakıka bundan evvel Âdeme ahid verdik de unuttu ve biz onda bir azim bulmadık
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ ١١٦
Ve iz kulnâ lilmelâ'iketiscudû li âdeme fesecedû illâ iblîse ebâ
116. Ve düşün o vaktı ki: Melâikeye «Âdem için secde edin» dedik, hemen secde ettiler, ancak İblîs dayattı
فَقُلْنَا يَـٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَـٰذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلْجَنَّةِ فَتَشْقَىٰٓ ١١٧
Fekulnâ yâ âdemu inne hâzâ aduvvul leke velizevcike felâ yuhricennekumâ minel cenneti feteşkâ
117. Bunun üzerine biz de ya Âdem dedik: haberin olsun bu sana ve zevcene düşmandır, sakın sizi Cennetten çıkarmasın ki sonra bedbaht olursun
إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ ١١٨
İnne leke ellâ tecû'a fîhâ velâ ta'râ
118. Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman oradadır
وَأَنَّكَ لَا تَظْمَؤُا۟ فِيهَا وَلَا تَضْحَىٰ ١١٩
Ve enneke lâ tazme'u fîhâ velâ tadhâ
119. Ve sen orada susamazsın ve Güneşte yanmazsın
فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ ٱلشَّيْطَـٰنُ قَالَ يَـٰٓـَٔادَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَىٰ ١٢٠
Fevesvese ileyhiş şeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke alâ şeceratil huldi vemulkil lâ yeblâ
120. Derken Şeytan ona vesvese verdi: ey Âdem! sana kılâğuzluk edeyim mi Huld ağacına ve çürümez mülke? Dedi
فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ ۚ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ ١٢١
Fe ekelâ minhâ febedet lehumâ sev'âtuhumâ vetafikâ yahsıfâni aleyhimâ miv verakıl cenneti ve asâ âdemu rabbehû feğavâ
121. Bunun üzerine ikisi de ondan yediler, derhal kendilerine kötü yerleri açılıverdi ve üzerlerine Cennet yaprağından yamamağa başladılar ve Âdem rabbına asîy oldu da şaşkın düştü
ثُمَّ ٱجْتَبَـٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَىٰ ١٢٢
Summectebâhu rabbuhû fetâbe aleyhi vehedâ
122. Sonra rabbı onu ıstıfa etti de tevbesini kabul buyurdu ve yol gösterdi
قَالَ ٱهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًۢا ۖ بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ ۖ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَىٰ ١٢٣
Kâlehbitâ minhâ cemî'am ba'dukum liba'dın aduvvun fe immâ ye'tiyennekum minnî huden femenittebe'a hudâye felâ yadıllu velâ yeşkâ
123. Buyurdu ki: inimiz ikiniz de oradan hepiniz, ba'zınız ba'zınıza düşman olarak, sonra ne zaman size benden bir hidayetçi gelir de her kim hidayetçime uyarsa işte o dalâlete düşmez ve bedbaht olmaz
وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِى فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَـٰمَةِ أَعْمَىٰ ١٢٤
Vemen a'rada an zikrî fe inne lehû me'îşeten dankev venahşuruhû yevmel kıyâmeti a'mâ
124. Her kim de zikrimden yüz çevirirse ona dar bir maışet vardır ve onu Kıyamet günü kör olarak haşrederiz
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِىٓ أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا ١٢٥
Kâle rabbi lime haşertenî a'mâ vekad kuntu besîrâ
125. Rabbım beni niçin kör olarak haşrettin, halbuki ben gözlü idim der
قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ ءَايَـٰتُنَا فَنَسِيتَهَا ۖ وَكَذَٰلِكَ ٱلْيَوْمَ تُنسَىٰ ١٢٦
Kâle kezâlike etetke âyâtunâ fenesîtehâ vekezâlikel yevme tunsâ
126. Buyurur ki: öyle, sana âyetlerimiz geldi de onları unuttun, bugün de böyle bırakılacaksın
وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنۢ بِـَٔايَـٰتِ رَبِّهِۦ ۚ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَىٰٓ ١٢٧
Vekezâlike neczî men esrafe velem yu'mim bi âyâti rabbihî vele'azâbul âhırati eşeddu ve ebkâ
127. Ve işte rabbının âyâtına iyman etmeyip israf edeni biz böyle cezalandıracağız ve elbette o Âhıret azâbı daha şiddetli ve daha bakalıdır
أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ ٱلْقُرُونِ يَمْشُونَ فِى مَسَـٰكِنِهِمْ ۗ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَـٰتٍ لِّأُو۟لِى ٱلنُّهَىٰ ١٢٨
Efelem yehdi lehum kem ehleknâ kablehum minel kurûni yemşûne fî mesâkinihim inne fî zâlike le âyâtil li'ulin nuhâ
128. Daha onları şu irşad etmedi mi? Ki kendilerinden evvel nice kurûn helâk etmişiz, onların meskenlerinde yürüyüp duruyorlar, her halde bunda ıbret alacak aklı olanlar için çok âyetler var
وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُّسَمًّى ١٢٩
Velevlâ kelimetun sebakat mir rabbike lekâne lizâmev ve ecelum musemmâ
129. Rabbından bir kelime sebketmiş olmasa idi her halde azâb lizam olurdu fakat müsemmâ bir ecel var
فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ غُرُوبِهَا ۖ وَمِنْ ءَانَآئِ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْ وَأَطْرَافَ ٱلنَّهَارِ لَعَلَّكَ تَرْضَىٰ ١٣٠
Fesbir alâ mâ yakûlûne vesebbih bihamdi rabbike kable tulû'iş şemsi vekable ğurûbihâ vemin ânâ'illeyli fesebbih ve atrâfen nehâri le'alleke tardâ
130. O halde dediklerine sabret de rabbına hamdile tesbih eyle: Güneş doğmadan evvel: gece saatlerinde de tesbih et gündüzün etrafın da ki rızaya irebilesin
وَلَا تَمُدَّنَّ عَيْنَيْكَ إِلَىٰ مَا مَتَّعْنَا بِهِۦٓ أَزْوَٰجًا مِّنْهُمْ زَهْرَةَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا لِنَفْتِنَهُمْ فِيهِ ۚ وَرِزْقُ رَبِّكَ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰ ١٣١
Velâ temuddenne ayneyke ilâ mâ metta'nâ bihî ezvâcem minhum zehratel hayâtid dunyâ lineftinehum fîhi verizku rabbike hayruv ve ebkâ
131. Ve sakın öyle şey'e gözlerini uzatma ki biz onun hakkında kâfirleri fitneye düşürmek için onunla bir kaç çiftini Dünya hayatın cici bicisinden zevkıyab etmişizdir, halbuki rabbının rızkı hem daha hayırlı, hem daha bakalıdır
وَأْمُرْ أَهْلَكَ بِٱلصَّلَوٰةِ وَٱصْطَبِرْ عَلَيْهَا ۖ لَا نَسْـَٔلُكَ رِزْقًا ۖ نَّحْنُ نَرْزُقُكَ ۗ وَٱلْعَـٰقِبَةُ لِلتَّقْوَىٰ ١٣٢
Ve'mur ehleke bis salâti vestabir aleyhâ lâ nes'eluke rizkan nahnu nerzukuke vel âkıbetu littakvâ
132. Hem ehline de namaz ile emret hem de kendin ona sabrile devam eyle, biz senden bir rızk istemiyoruz. Biz seni merzuk ederiz ve âkıbet takvânındır
وَقَالُوا۟ لَوْلَا يَأْتِينَا بِـَٔايَةٍ مِّن رَّبِّهِۦٓ ۚ أَوَلَمْ تَأْتِهِم بَيِّنَةُ مَا فِى ٱلصُّحُفِ ٱلْأُولَىٰ ١٣٣
Vekâlû levlâ ye'tînâ bi âyetim mir rabbihî evelem te'tihim beyyinetu mâ fis suhufil ûlâ
133. Birde rabbından bir âyet getirse ya! Dediler, yâ kendilerine evvelki kitablardakinin beyyinesi gelmedimi ki?
وَلَوْ أَنَّآ أَهْلَكْنَـٰهُم بِعَذَابٍ مِّن قَبْلِهِۦ لَقَالُوا۟ رَبَّنَا لَوْلَآ أَرْسَلْتَ إِلَيْنَا رَسُولًا فَنَتَّبِعَ ءَايَـٰتِكَ مِن قَبْلِ أَن نَّذِلَّ وَنَخْزَىٰ ١٣٤
Velev ennâ ehleknâhum bi'azâbim min kablihî lekâlû rabbenâ levlâ erselte ileynâ rasûlen fenettebi'a âyâtike min kabli en nezille venahzâ
134. Eğer biz onları bundan evvel âzâb ile ihlâk etmiş olsa idik derlerdi ki o rabbımız! Ne olurdu bize bir Resul gönderseydin de biz zelil ve rüsvay olmadan evvel âyetlerine ittiba etseydik
قُلْ كُلٌّ مُّتَرَبِّصٌ فَتَرَبَّصُوا۟ ۖ فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ أَصْحَـٰبُ ٱلصِّرَٰطِ ٱلسَّوِىِّ وَمَنِ ٱهْتَدَىٰ ١٣٥
Kul kullum muterabbisun feterabbasû feseta'lemûne men ashâbus sırâtıs seviyyi vemenihtedâ
135. De ki hep beklemekte, bekleyin bakalım çünkü yakında bileceksiniz: doğru yol sahibleri kimler? ve doğru giden kim?