Nûh Sûresi نوح
Nûh Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 71. sûresidir ve 28 âyettir; mushafta 29. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Nûh Sûresi sesli dinle (6 dk 17 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
إِنَّآ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ ١
İnnâ erselnâ nûhan ilâ kavmihî en enzir kavmeke min kabli ey ye'tiyehum azâbun elîm
1. Haberiniz olsun ki biz Nuhu kavmine gönderdik, kavmini inzar et diye, gelmezden evvel onlara bir azâbı elîm.
قَالَ يَـٰقَوْمِ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ٢
Kâle yâkavmi innî lekum nezîrum mubîn
2. Dedi ki: ey kavmim! Haberiniz olsun ben size açık bir nezîrim.
أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ ٣
Eni'budullâhe vettakûhu ve atî'ûn
3. Şöyle ki Allaha kulluk edin ve ona korunun ve bana itaat eyleyin.
يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى ۚ إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ ۖ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ ٤
Yağfir lekum min zunûbikum veyu'ahhırkum ilâ ecelim musemmen inne ecelallâhi izâ câ'e lâ yu'ahharu lev kuntum ta'lemûn
4. Günahlarınızdan size mağfiret buyursun ve sizi müsemma bir ecele kadar te'hîr eylesin, muhakkak ki Allahın takdir eylediği ecel gelince te'hîr olunmaz eğer bilse idiniz!
قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلًا وَنَهَارًا ٥
Kâle rabbi innî de'avtu kavmî leylev venehârâ
5. Dedi ki ya rab! Ben kavmimi gece gündüz da'vet ettim.
فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًا ٦
Felem yezidhum du'â'î illâ firârâ
6. Fakat benim çağırmam onlara firardan başka bir şey artırmadı.
وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَـٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًا ٧
Ve innî kullemâ de'avtuhum litağfira lehum ce'alû asâbi'ahum fî âzânihim vestağşev siyâbehum ve asarrû vestekberustikbârâ
7. Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
ثُمَّ إِنِّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا ٨
Summe innî de'avtuhum cihârâ
8. Sonra ben onları yüksek sesle çağırdım.
ثُمَّ إِنِّىٓ أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا ٩
Summe innî a'lentu lehum ve esrartu lehum isrârâ
9. Sonra hem i'lâm ederek söyledim onlara hem gizli gizli söyledim
فَقُلْتُ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًا ١٠
Fekultustağfirû rabbekum innehû kâne ğaffârâ
10. Gelin dedim: rabbınızın mağfiretini isteyin, çünkü, o, mağfireti çok bir gaffardır.
يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا ١١
Yursilis semâ'e aleykum midrârâ
11. Bol hayır ile üzerinize semayı salsın.
وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَٰلٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّـٰتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَـٰرًا ١٢
Veyumdidkum bi emvâliv vebenîne veyec'al lekum cennâtiv veyec'al lekum enhârâ
12. Ve size mallar ve oğullarla imdad eylesin ve sizin için Cennetler yapsın, sizin için ırmaklar yapsın.
مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا ١٣
Mâ lekum lâ tercûne lillâhi vekârâ
13. Neye siz ummazsınız Allah için bir vakar.
وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا ١٤
Vekad halakakum atvârâ
14. Yaratmış iken o sizi tavır tavır bu tavra kadar.
أَلَمْ تَرَوْا۟ كَيْفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبْعَ سَمَـٰوَٰتٍ طِبَاقًا ١٥
Elem terav keyfe halakallâhu seb'a semâvâtin tıbâkâ
15. Görmediniz mi nasıl yaratmış Allah yedi Semayı uygun tabaka tabaka?
وَجَعَلَ ٱلْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ ٱلشَّمْسَ سِرَاجًا ١٦
Vece'alel kamera fîhinne nûrav vece'aleş şemse sirâcâ
16. Kameri kılmış içlerinde bir nur, güneşi de kılmış bir lâmba.
وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ نَبَاتًا ١٧
Vallâhu embetekum minel ardı nebâtâ
17. Ve Allah yetiştirdi sizi Arzdan nebat tarziyle.
ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا ١٨
Summe yu'îdukum fîhâ veyuhricukum ihrâcâ
18. Sonra sizi onda geri çevirecek ve çıkaracak sizi bir çıkarış daha.
وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ بِسَاطًا ١٩
Vallâhu ce'ale lekumul arda bisâtâ
19. Ve Allah sizin için Arzı bir sergi yapmıştır.
لِّتَسْلُكُوا۟ مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا ٢٠
Liteslukû minhâ subulen ficâcâ
20. Gidesiniz diye ondan geniş geniş yollarda.
قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِى وَٱتَّبَعُوا۟ مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارًا ٢١
Kâle nûhur rabbi innehum asavnî vettebe'û mel lem yezidhu mâluhû veveleduhû illâ hasârâ
21. Nuh dedi ki: Yarab! Ma'lûmun onlar bana ısyan ettiler ve malı ve veledi kendisine hasardan başka bir şey arttırmıyan kimsenin ardınca gittiler.
وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا كُبَّارًا ٢٢
Vemekerû mekran kubbârâ
22. Ve büyük büyük mekre giriştiler.
وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا ٢٣
Vekâlû lâ tezerunne âlihetekum velâ tezerunne veddev velâ suvâ'av velâ yağûse veye'ûka venesrâ
23. Ve sakın ilâhlarınızı bırakmayın ve sakın bırakmayın ne Veddi, ne Suvâı, ne de Yeğûsü ve Ye'ûku ve Nesri dediler.
وَقَدْ أَضَلُّوا۟ كَثِيرًا ۖ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّـٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَـٰلًا ٢٤
Vekad adallû kesîrav velâ tezidiz zâlimîne illâ dalâlâ
24. Ve çoğunu şaşırttılar, sen de zalimleri artırma ancak şaşkınlıkca artır.
مِّمَّا خَطِيٓـَٔـٰتِهِمْ أُغْرِقُوا۟ فَأُدْخِلُوا۟ نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا۟ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارًا ٢٥
Mimmâ hatî'âtihim uğrikû fe udhılû nâran felem yecidû lehum min dûnillâhi ensârâ
25. Bir çok hatîatlarından dolayı suya boğuldular da ateşe atıldılar ve kendilerine Allahın dûnünden yardımcılar bulamadılar.
وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى ٱلْأَرْضِ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ دَيَّارًا ٢٦
Vekâle nûhur rabbi lâ tezer alel ardı minel kâfirîne deyyârâ
26. Nuh demişti ki: Yarab, bırakma yeryüzünde kâfirlerden bir deyyar!
إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا۟ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا۟ إِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا ٢٧
İnneke in tezerhum yudıllû ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârâ
27. Zira sen onları bırakırsan kullarını yoldan çıkarıyorlar ve nankör, facirden başka da doğurmuyorlar.
رَّبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَـٰتِ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّـٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارًۢا ٢٨
Rabbiğfir lî velivâlideyye velimen dahale beytiye mu'minev velilmu'minîne vel mu'minâti velâ tezidiz zâlimîne illâ tebârâ
28. Yarab! Mağfiret buyur bana, ve babama anama, mü'min olarak evime girene ve bütün mü'minîn ve mü'minâta, zalimleri ise artırma ancak helâkça artır.