Meâric Sûresi المعارج
Meâric Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 70. sûresidir ve 44 âyettir; mushafta 29. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Meâric Sûresi sesli dinle (6 dk 59 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC BY-SA 4.0. Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ ١
Se'ele sâ'ilum bi'azâbiv vâkı'
1. İstedi bir sâil bir azâbı ki olacak.
لِّلْكَـٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ ٢
Lilkâfirîne leyse lehû dâfi'
2. Kâfirler için yok onu defi' edecek.
مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ ٣
Minallâhi zil me'âric
3. O, mi'racların sahibi Allahdan.
تَعْرُجُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ ٤
Ta'rucul melâ'iketu ver rûhu ileyhi fî yevmin kâne mikdâruhû hamsîne elfe seneh
4. Ki ona Melâike ve Ruh uruc eder, bir günde ki mikdarı elli bin sene tutar.
فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا ٥
Fesbir sabran cemîlâ
5. O halde sabret biraz bir sabri cemîl ile.
إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا ٦
İnnehum yeravnehû be'îdâ
6. Çünkü onlar onu uzak görürler.
وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا ٧
Venerâhu karîbâ
7. Biz se onu yakın görürüz.
يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ ٨
Yevme tekûnus semâ'u kel muhl
8. O gün ki olur sema' erimiş bir maden gibi.
وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ ٩
Vetekûnul cibâlu kel ihn
9. Dağlar da atılmış elvan yun gibi.
وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا ١٠
Velâ yes'elu hamîmun hamîmâ
10. Ve bir hısım bir hısıma halini sormaz.
يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ ١١
Yubassarûnehum yeveddul mucrimu lev yeftedî min azâbi yevmi'izim bibenîh
11. Birbirlerine gösterilirlerken, mücrim ister ki fidye verse o günün azâbından oğullarını.
وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ ١٢
Vesâhibetihî ve ahîh
12. Ve refikasını ve biraderini.
وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ ١٣
Vefasîletihilletî tu'vîh
13. Ve kendini barındıran fasîlesini.
وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ ١٤
Vemen fil ardı cemî'an summe yuncîh
14. Ve Arzda bulunanların hepsini de sonra kendini kurtarsa.
كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ ١٥
Kellâ innehâ lezâ
15. Hayır, çünkü o salgın bir lezâ,
نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ ١٦
Nezzâ'atel lişşevâ
16. etrafı soyan nari ceza'
تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ ١٧
Ted'û men edbera vetevellâ
17. Çağırır arkasını dönüp tersine gideni.
وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ ١٨
Veceme'a fe ev'â
18. Ve toplayıp toplayıp kasaya yığanı.
۞ إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا ١٩
İnnel insâne hulika helû'â
19. Hâkikat o insan helu' yaradılmıştır.
إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا ٢٠
İzâ messehuş şerru cezû'â
20. Şer dokundumu mızıkcı.
وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا ٢١
Ve izâ messehul hayru menû'â
21. Hayır dokundumu kıskanç.
إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ ٢٢
İllel musallîn
22. Müstesna ancak o musallîler.
ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ ٢٣
Ellezîne hum alâ salâtihim dâ'imûn
23. Onlar ki namazlarına müdavimdirler.
وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ ٢٤
Vellezîne fî emvâlihim hakkum ma'lûm
24. Ve onlar ki mallarında vardır bir hakkı ma'lûm.
لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ ٢٥
Lissâ'ili vel mahrûm
25. Hem sâil için hem mahrum.
وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ٢٦
Vellezîne yusaddikûne biyevmid dîn
26. Ve onlar ki dîn gününü (ceza gününü) tasdîk ederler.
وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ ٢٧
Vellezîne hum min azâbi rabbihim muşfikûn
27. Ve onlar ki Rablarının azâbından korkarlar.
إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ ٢٨
İnne azâbe rabbihim ğayru me'mûn
28. Çünkü rablarının azâbından emîn olunmaz.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ ٢٩
Vellezîne hum lifurûcihim hâfizûn
29. Ve onlar ki apışlarını korurlar.
إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ ٣٠
İllâ alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânuhum fe innehum ğayru melûmîn
30. Ancak zevcelerine veya milki yemînlerine başka. Çünkü bunda levm olunmazlar.
فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ ٣١
Femenibtağâ verâ'e zâlike fe ulâ'ike humul âdûn
31. Fakat ondan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşan haşarılardır.
وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ ٣٢
Vellezîne hum li emânâtihim ve ahdihim râ'ûn
32. Ve onlar ki emanetlerine ve ahdlerine riayet ederler.
وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ ٣٣
Vellezîne hum bişehâdâtihim kâ'imûn
33. Ve onlar ki şâhidliklerinde dürüstürler.
وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ ٣٤
Vellezîne hum alâ salâtihim yuhâfizûn
34. Ve onlar ki namazları üzerine muhafızlık ederler.
أُو۟لَـٰٓئِكَ فِى جَنَّـٰتٍ مُّكْرَمُونَ ٣٥
Ulâ'ike fî cennâtim mukramûn
35. İşte onlar Cennetlerde ikrâm olunanlardır.
فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ ٣٦
Femâlillezîne keferû kıbeleke muhtı'în
36. Şimdi ne var o küfredenlere ki sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar?
عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ ٣٧
Anil yemîni ve aniş şimâli izîn
37. Sağdan ve soldan fırka fırka.
أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ ٣٨
Eyatme'u kullumri'im minhum ey yudhale cennete ne'îm
38. Onlardan her kişi na'îm Cennetine sokulacağını ümid mi ediyor?
كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ ٣٩
Kellâ innâ halaknâhum mimmâ ya'lemûn
39. Yağma yok, biz onları o bildikleri nesneden yarattık.
فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَـٰرِقِ وَٱلْمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ ٤٠
Felâ uksimu birabbil meşârikı vel mağâribi innâ lekâdirûn
40. Artık o maşrıklerin, mağriblerin Rabbı için yemîne ne hacet, şübhesiz ki biz elbette kadiriz.
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ٤١
Alâ en nubeddile hayram minhum vemâ nahnu bimesbûkîn
41. Onları kendilerinden hayırlısına tedbil edebiliriz ve bizim önümüze geçilmez.
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ ٤٢
Fezerhum yahûdû veyel'abû hattâ yulâkû yevmehumullezî yû'adûn
42. O halde bırak onları dalsınlar ve oynıya dursunlar tâ o va'd olundukları güne çatacakları deme kadar.
يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ ٤٣
Yevme yahrucûne minel ecdâsi sirâ'an ke ennehum ilâ nusubiy yûfidûn
43. O gün ki kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki çantalariyle dikmelere (putlara) gidiyorlarmış gibi fırlıyacaklar.
خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ ٤٤
Hâşi'aten ebsâruhum terhakuhum zilletun zâlikel yevmullezî kânû yû'adûn
44. Gözleri düşgün, kendilerini bir zillet saracak da saracak, o işte onların va'dolunup durdukları gün.