Hâkka Sûresi الحاقة
Hâkka Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 69. sûresidir ve 52 âyettir; mushafta 29. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Hâkka Sûresi sesli dinle (7 dk 45 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
ٱلْحَآقَّةُ ١
El hâkkah
1. O Hâkka.
مَا ٱلْحَآقَّةُ ٢
Mel hâkkah
2. Ne Hâkka?
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا ٱلْحَآقَّةُ ٣
Vemâ edrâke mel hâkkah
3. Ve ne bildirdi sana dirayetle? Nedir o Hâkka?
كَذَّبَتْ ثَمُودُ وَعَادٌۢ بِٱلْقَارِعَةِ ٤
Kezzebet semûdu ve âdum bil kâri'ah
4. İnanmadı Semud-ü Âd o kariaya.
فَأَمَّا ثَمُودُ فَأُهْلِكُوا۟ بِٱلطَّاغِيَةِ ٥
Fe emmâ semûdu fe uhlikû bit tâğıyeh
5. Amma Semud ihlâk ediliverdiler o tâgıye ile.
وَأَمَّا عَادٌ فَأُهْلِكُوا۟ بِرِيحٍ صَرْصَرٍ عَاتِيَةٍ ٦
Ve emmâ âdun fe uhlikû birîhin sarsarin âtiyeh
6. Ve amma Âd onlar da ihlâk ediliverdiler bir sarsar rüzgâr, azgın bir fırtına ile
سَخَّرَهَا عَلَيْهِمْ سَبْعَ لَيَالٍ وَثَمَـٰنِيَةَ أَيَّامٍ حُسُومًا فَتَرَى ٱلْقَوْمَ فِيهَا صَرْعَىٰ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ خَاوِيَةٍ ٧
Sahharahâ aleyhim seb'a leyâliv vesemâniyete eyyâmin husûmen feteral kavme fîhâ sar'â ke ennehum a'câzu nahlin hâviyeh
7. müsellat etmişti Allah onun üzerlerine yedi gece sekiz gün husûm halinde, köklerini kesmek üzere müstemirren. Bir de görürsün ki o kavmı o müddet zarfında yıkıla kalmışlar. Ve sanki içleri kof hurma kütükleri imişler.
فَهَلْ تَرَىٰ لَهُم مِّنۢ بَاقِيَةٍ ٨
Fehel terâ lehum mim bâkıyeh
8. Bak şimdi görebilir misin onlardan bir bakıyye.
وَجَآءَ فِرْعَوْنُ وَمَن قَبْلَهُۥ وَٱلْمُؤْتَفِكَـٰتُ بِٱلْخَاطِئَةِ ٩
Vecâ'e fir'avnu vemen kablehû vel mu'tefikâtu bil hâtı'eh
9. Firavin de geldi, ondan evvelkiler de, mü'tefikeler de hep o hatâ ile.
فَعَصَوْا۟ رَسُولَ رَبِّهِمْ فَأَخَذَهُمْ أَخْذَةً رَّابِيَةً ١٠
Fe asav rasûle rabbihim fe ahazehum ahzeter râbiyeh
10. Hep rablarının Resulüne âsî oldular o da onları alıverdi mütezayid bir tutuş (kahir bir kabza) ile.
إِنَّا لَمَّا طَغَا ٱلْمَآءُ حَمَلْنَـٰكُمْ فِى ٱلْجَارِيَةِ ١١
İnnâ lemmâ tağal mâ'u hamelnâkum fil câriyeh
11. Halbuki biz o su tuğyan ettiği vakıt sizi akan gemide taşıdık.
لِنَجْعَلَهَا لَكُمْ تَذْكِرَةً وَتَعِيَهَآ أُذُنٌ وَٰعِيَةٌ ١٢
Linec'alehâ lekum tezkiratev vete'iyehâ uzunuv vâ iyeh
12. Onu sizlere bir anid yapalım ve belleyici kulaklar bellesin diye.
فَإِذَا نُفِخَ فِى ٱلصُّورِ نَفْخَةٌ وَٰحِدَةٌ ١٣
Fe izâ nufiha fis sûri nefhatuv vâhideh
13. Çünkü sur üfürülüp de bir tek nefha.
وَحُمِلَتِ ٱلْأَرْضُ وَٱلْجِبَالُ فَدُكَّتَا دَكَّةً وَٰحِدَةً ١٤
Vehumiletil ardu vel cibâlu fedukketâ dekketev vâhideh
14. O yer ve dağlar yükletilip arkasından da bir çarpılış çarpıldılar mı bir daf'a.
فَيَوْمَئِذٍ وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ١٥
Feyevme'iziv veka'atil vâkı'ah
15. İşte o gün o vâkıa vukua gelmiştir.
وَٱنشَقَّتِ ٱلسَّمَآءُ فَهِىَ يَوْمَئِذٍ وَاهِيَةٌ ١٦
Venşakkatis semâ'u fehiye yevme'iziv vâhiyeh
16. Ve Semâ yarılmış o da o gün sarkmıştır,
وَٱلْمَلَكُ عَلَىٰٓ أَرْجَآئِهَا ۚ وَيَحْمِلُ عَرْشَ رَبِّكَ فَوْقَهُمْ يَوْمَئِذٍ ثَمَـٰنِيَةٌ ١٧
Vel meleku alâ ercâ'ihâ veyahmilu arşe rabbike fevkahum yevme'izin semâniyeh
17. Öyle ki melekler, kenarları üzerindedir ve üstlerinde o gün rabbının Arşını sekiz hâmil olur.
يَوْمَئِذٍ تُعْرَضُونَ لَا تَخْفَىٰ مِنكُمْ خَافِيَةٌ ١٨
Yevme'izin tu'radûne lâ tahfâ minkum hâfiyeh
18. O gün arz olunursunuz, öyle ki gizli bir haliniz kalmaz.
فَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِيَمِينِهِۦ فَيَقُولُ هَآؤُمُ ٱقْرَءُوا۟ كِتَـٰبِيَهْ ١٩
Fe emmâ men ûtiye kitâbehû biyemînihî feyakûlu hâ'umukra'û kitâbiyeh
19. İşte o vakıt kitabına sağıyle irdirilmiş olan kimse der ki: ha alın okuyun kitabımı.
إِنِّى ظَنَنتُ أَنِّى مُلَـٰقٍ حِسَابِيَهْ ٢٠
İnnî zanentu ennî mulâkın hisâbiyeh
20. Çünkü ben sezmiştim ki ben kavuşacağım hisabıma.
فَهُوَ فِى عِيشَةٍ رَّاضِيَةٍ ٢١
Fehuve fî îşetir râdıyeh
21. Artık o, hoşnud bir hayatta.
فِى جَنَّةٍ عَالِيَةٍ ٢٢
Fî cennetin âliyeh
22. Yüksek bir Cennettedir.
قُطُوفُهَا دَانِيَةٌ ٢٣
Kutûfuhâ dâniyeh
23. Divşirimleri yakında.
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَآ أَسْلَفْتُمْ فِى ٱلْأَيَّامِ ٱلْخَالِيَةِ ٢٤
Kulû veşrabû henî'em bimâ esleftum fil eyyâmil hâliyeh
24. Yeyin için afiyet olsun, takdim ettiklerinize mukabil geçmiş günlerde.
وَأَمَّا مَنْ أُوتِىَ كِتَـٰبَهُۥ بِشِمَالِهِۦ فَيَقُولُ يَـٰلَيْتَنِى لَمْ أُوتَ كِتَـٰبِيَهْ ٢٥
Ve emmâ men ûtiye kitâbehû bişimâlihî feyakûlu yâleytenî lem ûte kitâbiyeh
25. Amma kitabına soliyle irdirilmiş olan da der ki: eyvah keşke erdirilmese idim kitabıma.
وَلَمْ أَدْرِ مَا حِسَابِيَهْ ٢٦
Velem edri mâ hisâbiyeh
26. Ve vâkıf olmasa idim ne imiş? Hisabıma.
يَـٰلَيْتَهَا كَانَتِ ٱلْقَاضِيَةَ ٢٧
Yâleytehâ kânetil kâdıyeh
27. nolurdu iş bitiren olaydı o ölüm.
مَآ أَغْنَىٰ عَنِّى مَالِيَهْ ۜ ٢٨
Mâ ağnâ annî mâliyeh
28. Hiçbir şey'e yaramadı benden yana malım.
هَلَكَ عَنِّى سُلْطَـٰنِيَهْ ٢٩
Heleke annî sultâniyeh
29. Mahv oldu benden saltanat-ü sâmanım.
خُذُوهُ فَغُلُّوهُ ٣٠
Huzûhu feğullûh
30. Tutun onu hemen bağlayın onu.
ثُمَّ ٱلْجَحِيمَ صَلُّوهُ ٣١
Summel cehîme sallûh
31. Sonra ancak Cahîme yaslayın onu.
ثُمَّ فِى سِلْسِلَةٍ ذَرْعُهَا سَبْعُونَ ذِرَاعًا فَٱسْلُكُوهُ ٣٢
Summe fî silsiletin zer'uhâ seb'ûne zirâ'an feslukûh
32. Sonra bir zincirde, ki boyu yetmiş arşın, yollayın onu.
إِنَّهُۥ كَانَ لَا يُؤْمِنُ بِٱللَّهِ ٱلْعَظِيمِ ٣٣
İnnehû kâne lâ yu'minu billâhil azîm
33. Çünkü o Allahu Azîmü'ş-şan'a inanmıyordu.
وَلَا يَحُضُّ عَلَىٰ طَعَامِ ٱلْمِسْكِينِ ٣٤
Velâ yehuddu alâ ta'âmil miskîn
34. Ve fukaranın yiyeceğine hiç bakmıyordu.
فَلَيْسَ لَهُ ٱلْيَوْمَ هَـٰهُنَا حَمِيمٌ ٣٥
Feleyse lehul yevme hâhunâ hamîm
35. Bu gün de ona yok kanı sıcak bir hısım.
وَلَا طَعَامٌ إِلَّا مِنْ غِسْلِينٍ ٣٦
Velâ ta'âmun illâ min ğıslîn
36. Ne de bir taam, bir «gıslîn» den başka.
لَّا يَأْكُلُهُۥٓ إِلَّا ٱلْخَـٰطِـُٔونَ ٣٧
Lâ ye'kuluhû illel hâtı'ûn
37. Ki onu kimse yemez hatâkâr canîlerden başka.
فَلَآ أُقْسِمُ بِمَا تُبْصِرُونَ ٣٨
Felâ uksimu bimâ tubsırûn
38. Artık yok, kasem ederim ki gördüklerinize.
وَمَا لَا تُبْصِرُونَ ٣٩
Vemâ lâ tubsırûn
39. Ve görmediklerinize.
إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ ٤٠
İnnehû lekavlu rasûlin kerîm
40. O hiç şübhesiz kerîm bir Resulün getirdiği sözdür.
وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَاعِرٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تُؤْمِنُونَ ٤١
Vemâ huve bikavli şâ'irin kalîlem mâ tu'minûn
41. Ve o bir şâir sözü değildir. Siz pek az düşünüyorsunuz.
وَلَا بِقَوْلِ كَاهِنٍ ۚ قَلِيلًا مَّا تَذَكَّرُونَ ٤٢
Velâ bikavli kâhinin kalîlem mâ tezekkerûn
42. Bir kâhin sözü de değildir, siz pek az düşünüyorsunuz.
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٤٣
Tenzîlum mir rabbil âlemîn
43. O rabbül'âlemînden bir tenzildir.
وَلَوْ تَقَوَّلَ عَلَيْنَا بَعْضَ ٱلْأَقَاوِيلِ ٤٤
Velev takavvele aleynâ ba'dal akâvîl
44. O bize isnaden ba'zı lâflar uydurmağa kalkışsaydı.
لَأَخَذْنَا مِنْهُ بِٱلْيَمِينِ ٤٥
Le ahaznâ minhu bil yemîn
45. Elbette biz onu ondan dolayı yemîniyle yakalar (kuvvetle tutar hıncını alır)dık.
ثُمَّ لَقَطَعْنَا مِنْهُ ٱلْوَتِينَ ٤٦
Summe lekata'nâ minhul vetîn
46. Sonra da ondan vetînini (iliğini) keser atardık.
فَمَا مِنكُم مِّنْ أَحَدٍ عَنْهُ حَـٰجِزِينَ ٤٧
Femâ minkum min ehadin anhu hâcizîn
47. O vakıt sizden hiç biriniz ona siper de olamazdınız.
وَإِنَّهُۥ لَتَذْكِرَةٌ لِّلْمُتَّقِينَ ٤٨
Ve innehû letezkiratul lilmuttakîn
48. Ve o hiç şüphesiz unutulmıyacak bir öğüddür korunacaklar için.
وَإِنَّا لَنَعْلَمُ أَنَّ مِنكُم مُّكَذِّبِينَ ٤٩
Ve innâ lena'lemu enne minkum mukezzibîn
49. Bununla beraber biz biliyoruz ki sizden inanmıyanlar var.
وَإِنَّهُۥ لَحَسْرَةٌ عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ ٥٠
Ve innehû lehasratun alel kâfirîn
50. Ve her halde o, kâfirler üzerinde bir hasrettir.
وَإِنَّهُۥ لَحَقُّ ٱلْيَقِينِ ٥١
Ve innehû lehakkul yakîn
51. Ve o hiç şübhesiz hakkulyakîn'dir.
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ٥٢
Fesebbih bismi rabbikel azîm
52. Haydi tesbih et rabbının azîm ismiyle.