Sâd Sûresi ص
Sâd Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 38. sûresidir ve 88 âyettir; mushafta 23. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Sâd Sûresi sesli dinle (31 dk 51 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez (mücevved üslup) · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC BY-SA 4.0. Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
صٓ ۚ وَٱلْقُرْءَانِ ذِى ٱلذِّكْرِ ١
Sâd vel kur'âni ziz zikr
1. Sâd. bu zikrile meşhun Kur'ana bak
بَلِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى عِزَّةٍ وَشِقَاقٍ ٢
Belillezîne keferû fî izzetiv veşikâk
2. Fakat o küfredenler bir onur, bir şikak içindeler
كَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَبْلِهِم مِّن قَرْنٍ فَنَادَوا۟ وَّلَاتَ حِينَ مَنَاصٍ ٣
Kem ehleknâ min kablihim min karnin fenâdev velâte hîne menâs
3. Kendilerinden evvel nicelerini helâk ettik! Çığırıştılar: Değildi fakat vaktı halâs
وَعَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ ۖ وَقَالَ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا سَـٰحِرٌ كَذَّابٌ ٤
Ve acibû en câ'ehum munzirum minhum vekâlel kâfirûne hâzâ sâhirun kezzâb
4. İçlerinden kendilerine uyandırıcı bir Peygamber geldiğine şaştılar da dediler ki kâfirler: bu, bir sihirbaz, bir kezzâb
أَجَعَلَ ٱلْـَٔالِهَةَ إِلَـٰهًا وَٰحِدًا ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ عُجَابٌ ٥
Ece'alel âlihete ilâhev vâhiden inne hâzâ leşey'un ucâb
5. İlâhları hep bir ilâh mı kılmış? Bu cidden şaşılacak bir şey: çok tuhaf
وَٱنطَلَقَ ٱلْمَلَأُ مِنْهُمْ أَنِ ٱمْشُوا۟ وَٱصْبِرُوا۟ عَلَىٰٓ ءَالِهَتِكُمْ ۖ إِنَّ هَـٰذَا لَشَىْءٌ يُرَادُ ٦
Ventalakal mele'u minhum enimşû vesbirû alâ âlihetikum inne hâzâ leşey'uy yurâd
6. İçlerinden o hey'et de fırladı şöyle: ilâhlarınız üzerinde sabr-u sebat edin, bu cidden arzu olunur bir şey, bir murad
مَا سَمِعْنَا بِهَـٰذَا فِى ٱلْمِلَّةِ ٱلْـَٔاخِرَةِ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا ٱخْتِلَـٰقٌ ٧
Mâ semi'nâ bihâzâ fil milletil âhırati in hâzâ illehtilâk
7. Biz bunu diğer millette işitmedik, bu bir uydurmadır mutlak
أَءُنزِلَ عَلَيْهِ ٱلذِّكْرُ مِنۢ بَيْنِنَا ۚ بَلْ هُمْ فِى شَكٍّ مِّن ذِكْرِى ۖ بَل لَّمَّا يَذُوقُوا۟ عَذَابِ ٨
E'unzile aleyhiz zikru mim beyninâ bel hum fî şekkim min zikrî bel lemmâ yezûkû azâb
8. O zikr aramızdan ona mı indirilmiş? doğrusu onlar benim zikrimden bir kuşkulu şekk içindeler, doğrusu henüz azâbımı tatmadılar
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَحْمَةِ رَبِّكَ ٱلْعَزِيزِ ٱلْوَهَّابِ ٩
Em indehum hazâ'inu rahmeti rabbikel azîzil vehhâb
9. Yoksa sana onu veren azîz vehhab rabbının rahmeti hazîneleri onların yanında mı?
أَمْ لَهُم مُّلْكُ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ۖ فَلْيَرْتَقُوا۟ فِى ٱلْأَسْبَـٰبِ ١٠
Em lehum mulkus semâvâti vel ardı vemâ beynehumâ felyertakû fil esbâb
10. Yoksa onların mı bütün o Göklerin, Yerin ve aralarındakilerin mülkü? Öyle ise haydi esbab içinde üstüne çıksınlar
جُندٌ مَّا هُنَالِكَ مَهْزُومٌ مِّنَ ٱلْأَحْزَابِ ١١
Cundum mâ hunâlike mehzûmum minel ahzâb
11. Onlar burada Ahzab döküntüsünden (muhtelif partilerden) bozuk bir ordu
كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ ذُو ٱلْأَوْتَادِ ١٢
Kezzebet kablehum kavmu nûhiv ve âduv vefir'avnu zul evtâd
12. Onlardan evvel tekzib etmişti Nuh kavmi ve Âd ve o kazıkların sahibi Fir'avn
وَثَمُودُ وَقَوْمُ لُوطٍ وَأَصْحَـٰبُ لْـَٔيْكَةِ ۚ أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْأَحْزَابُ ١٣
Vesemûdu vekavmu lûtıv ve ashâbu l'eyketi ulâ'ikel ahzâb
13. Ve Semûd ve kavmi Lût ve eykeliler, bunlar işte o ahzab
إِن كُلٌّ إِلَّا كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ عِقَابِ ١٤
İn kullun illâ kezzeber rusule fehakka ikâb
14. Başka değil, hepsi gönderilen elçileri (Resulleri) tekzib etti de öyle hak oldu azâbım
وَمَا يَنظُرُ هَـٰٓؤُلَآءِ إِلَّا صَيْحَةً وَٰحِدَةً مَّا لَهَا مِن فَوَاقٍ ١٥
Vemâ yenzuru hâ ulâ'i illâ sayhatev vâhidetem mâ lehâ min fevâk
15. Onlar da başka değil, bir tek sayhaya bakıyorlar öyle ki ona hık yok
وَقَالُوا۟ رَبَّنَا عَجِّل لَّنَا قِطَّنَا قَبْلَ يَوْمِ ٱلْحِسَابِ ١٦
Vekâlû rabbenâ accil lenâ kıttanâ kable yevmil hisâb
16. Bir de ya rabbenâ bizim pusulamızı hisab gününden evvel acele verdediler
ٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَٱذْكُرْ عَبْدَنَا دَاوُۥدَ ذَا ٱلْأَيْدِ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ ١٧
İsbir alâ mâ yakûlûne vezkur abdenâ dâvûde zel eydi innehû evvâb
17. Şimdi sen onların dediklerine sabret de kuvvetli kulumuz Davudu an, çünkü o çok tecri' yapar (evvab) idi
إِنَّا سَخَّرْنَا ٱلْجِبَالَ مَعَهُۥ يُسَبِّحْنَ بِٱلْعَشِىِّ وَٱلْإِشْرَاقِ ١٨
İnnâ sahharnel cibâle me'ahû yusebbihne bil aşiyyi vel işrâk
18. Çünkü biz onun maıyyetinde dağları müsahhar kılmıştık: tesbih ederlerdi akşamleyin ve işrak vaktı
وَٱلطَّيْرَ مَحْشُورَةً ۖ كُلٌّ لَّهُۥٓ أَوَّابٌ ١٩
Vet tayra mahşûraten kullul lehû evvâb
19. Kuşları da toplu olarak, hepsi onun için terci' yapar (evvab) idi
وَشَدَدْنَا مُلْكَهُۥ وَءَاتَيْنَـٰهُ ٱلْحِكْمَةَ وَفَصْلَ ٱلْخِطَابِ ٢٠
Veşedednâ mulkehû ve âteynâhul hikmete vefaslel hıtâb
20. Hem mülkünü kuvvetlendirmiştik, hem de kendisine hıkmet ve faslı hıtab vermiştik
۞ وَهَلْ أَتَىٰكَ نَبَؤُا۟ ٱلْخَصْمِ إِذْ تَسَوَّرُوا۟ ٱلْمِحْرَابَ ٢١
Vehel etâke nebe'ul hasmi iz tesevverul mihrâb
21. Bir de hasım kıssası geldi mi sana? Hani surdan mihraba aştıkları vakıt
إِذْ دَخَلُوا۟ عَلَىٰ دَاوُۥدَ فَفَزِعَ مِنْهُمْ ۖ قَالُوا۟ لَا تَخَفْ ۖ خَصْمَانِ بَغَىٰ بَعْضُنَا عَلَىٰ بَعْضٍ فَٱحْكُم بَيْنَنَا بِٱلْحَقِّ وَلَا تُشْطِطْ وَٱهْدِنَآ إِلَىٰ سَوَآءِ ٱلصِّرَٰطِ ٢٢
İz dahalû alâ dâvûde fefezi'a minhum kâlû lâ tahaf hasmâni beğâ ba'dunâ alâ ba'dın fehkum beynenâ bil hakkı velâ tuştıt vehdinâ ilâ sevâ'is sırât
22. O vakıt Davudun üzerine giriverdiler de onlardan telâşa düştü, korkma dediler: iki hasmız, ba'zımız ba'zımıza tecavüz etti, şimdi sen aramızda hakk ile hukmet ve aşırı gitme de bizi doğru yolun ortasına çıkar
إِنَّ هَـٰذَآ أَخِى لَهُۥ تِسْعٌ وَتِسْعُونَ نَعْجَةً وَلِىَ نَعْجَةٌ وَٰحِدَةٌ فَقَالَ أَكْفِلْنِيهَا وَعَزَّنِى فِى ٱلْخِطَابِ ٢٣
İnne hâzâ ahî lehû tis'uv vetis'ûne na'cetev veliye na'cetuv vâhidetun fekâle ekfilnîhâ ve azzenî fil hıtâb
23. Şu benim biraderim onun doksan dokuz dişi koyunu var, benim ise bir tek dişi koyunum var, böyle iken «bırak onu bana» dedi ve beni söyleşmede yendi
قَالَ لَقَدْ ظَلَمَكَ بِسُؤَالِ نَعْجَتِكَ إِلَىٰ نِعَاجِهِۦ ۖ وَإِنَّ كَثِيرًا مِّنَ ٱلْخُلَطَآءِ لَيَبْغِى بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ إِلَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ وَقَلِيلٌ مَّا هُمْ ۗ وَظَنَّ دَاوُۥدُ أَنَّمَا فَتَنَّـٰهُ فَٱسْتَغْفَرَ رَبَّهُۥ وَخَرَّ رَاكِعًا وَأَنَابَ ۩ ٢٤
Kâle lekad zalemeke bisu'âli na'cetike ilâ ni'âcihî ve inne kesîram minel hulatâ'i leyebğî ba'duhum alâ ba'dın illellezîne âmenû ve amilus sâlihâti vekalîlum mâ hum vezanne dâvûdu ennemâ fetennâhu festağfera rabbehû veharra râki'av ve enâb
24. Dedi ki: doğrusu senin bir koyununu kendi koyunlarına istemesiyle sana zulmetmiş ve hakıkaten karışıkların çoğu birbirlerine tecavüz ediyorlar, ancak iyman edib de salâh istiyenler başka, onlar da pek az, ve sanmıştı ki Davud kendisine sırf bir fitne yaptık, hemen rabbına istiğfar etti ve rükû' ederek yere kapanıb tevbe ile rücu' etti
فَغَفَرْنَا لَهُۥ ذَٰلِكَ ۖ وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ ٢٥
Feğafernâ lehû zâlike ve inne lehû indenâ lezulfâ vehusne me'âb
25. Biz de onu kendisine mağrifet buyurduk ve hakıkat ona ındimizde kat'î bir yakınlık ve bir akıbet güzelliği vardır
يَـٰدَاوُۥدُ إِنَّا جَعَلْنَـٰكَ خَلِيفَةً فِى ٱلْأَرْضِ فَٱحْكُم بَيْنَ ٱلنَّاسِ بِٱلْحَقِّ وَلَا تَتَّبِعِ ٱلْهَوَىٰ فَيُضِلَّكَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ ۚ إِنَّ ٱلَّذِينَ يَضِلُّونَ عَن سَبِيلِ ٱللَّهِ لَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌۢ بِمَا نَسُوا۟ يَوْمَ ٱلْحِسَابِ ٢٦
Yâdâvûdu innâ ce'alnâke halîfeten fil ardı fehkum beynen nâsi bil hakkı velâ tettebi'il hevâ feyudılleke an sebîlillâhi innellezîne yadıllûne an sebîlillâhi lehum azâbun şedîdum bimâ nesû yevmel hisâb
26. Ya Davud! muhakkak ki biz seni Arzda bir halîfe kıldık, imdi nâs arasında hakk ile hukmet de (keyfe) hevaya tabi' olma ki seni Allah yolundan sapıtmasın, çünkü Allah yolundan sapanlar hisab gününü unuttukları cihetle kendilerine pek şiddetli bir azâb vardır
وَمَا خَلَقْنَا ٱلسَّمَآءَ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا بَـٰطِلًا ۚ ذَٰلِكَ ظَنُّ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ۚ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مِنَ ٱلنَّارِ ٢٧
Vemâ halaknes semâ'e vel arda vemâ beynehumâ bâtılen zâlike zannullezîne keferû feveylul lillezîne keferû minen nâr
27. Hem o Göğü ve Yeri aralarındakileri biz boşuna yaratmadık o, o küfredenlerin zannı, onun için küfredenlere ateşten bir veyl var
أَمْ نَجْعَلُ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّـٰلِحَـٰتِ كَٱلْمُفْسِدِينَ فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ نَجْعَلُ ٱلْمُتَّقِينَ كَٱلْفُجَّارِ ٢٨
Em nec'alullezîne âmenû ve amilus sâlihâti kel mufsidîne fil ardı em nec'alul muttakîne kel fuccâr
28. Yoksa iyman edib de salih salih işler yapanlar biz o Yerdeki müfsidler gibi yapar mıyız? Yoksa o korunan müttekıleri arsız çapkınlar gibi yapar mıyız?
كِتَـٰبٌ أَنزَلْنَـٰهُ إِلَيْكَ مُبَـٰرَكٌ لِّيَدَّبَّرُوٓا۟ ءَايَـٰتِهِۦ وَلِيَتَذَكَّرَ أُو۟لُوا۟ ٱلْأَلْبَـٰبِ ٢٩
Kitâbun enzelnâhu ileyke mubârakul liyeddebberû âyâtihî veliyetezekkera ulul elbâb
29. Bir kitab ki indirdik, çok mübarek, âyetlerini düşünsünler ve ıbret alsın temiz özlüler
وَوَهَبْنَا لِدَاوُۥدَ سُلَيْمَـٰنَ ۚ نِعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ ٣٠
Vevehebnâ lidâvûde suleymâne ni'mel abdu innehû evvâb
30. Bir de Davuda Süleymanı bahşettik, ne güzel kul, o cidden bir evvab
إِذْ عُرِضَ عَلَيْهِ بِٱلْعَشِىِّ ٱلصَّـٰفِنَـٰتُ ٱلْجِيَادُ ٣١
İz urida aleyhi bil aşiyyis sâfinâtul ciyâd
31. Arzolundukda kendisine akşam üstü sâfinat halinde halıs atlar
فَقَالَ إِنِّىٓ أَحْبَبْتُ حُبَّ ٱلْخَيْرِ عَن ذِكْرِ رَبِّى حَتَّىٰ تَوَارَتْ بِٱلْحِجَابِ ٣٢
Fekâle innî ahbebtu hubbel hayri an zikri rabbî hattâ tevârat bil hicâb
32. Ben dedi, o hayır sevgisini rabbımın zikrinden sevdim, nihayet hıcaba gizlendi
رُدُّوهَا عَلَىَّ ۖ فَطَفِقَ مَسْحًۢا بِٱلسُّوقِ وَٱلْأَعْنَاقِ ٣٣
Ruddûhâ aleyye fetafika mesham bis sûkı vel a'nâk
33. Geri getirin onları bana, tuttu bacaklarını, boyunlarını silmeğe başladı
وَلَقَدْ فَتَنَّا سُلَيْمَـٰنَ وَأَلْقَيْنَا عَلَىٰ كُرْسِيِّهِۦ جَسَدًا ثُمَّ أَنَابَ ٣٤
Velakad fetennâ suleymâne ve elkaynâ alâ kursiyyihî ceseden summe enâb
34. Celâlim hakkı için Süleymana bir fitne de verdik ve tahtının üstüne bir cesed bıraktık sonra tevbe ile rücu' etti
قَالَ رَبِّ ٱغْفِرْ لِى وَهَبْ لِى مُلْكًا لَّا يَنۢبَغِى لِأَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِىٓ ۖ إِنَّكَ أَنتَ ٱلْوَهَّابُ ٣٥
Kâle rabbiğfir lî veheb lî mulkel lâ yembağî li ehadim mim ba'dî inneke entel vehhâb
35. Ya rab! bana mağrifet buyur ve bana öyle bir mülk bağışla ki ardımdan kimseye yaraşmasın, şübhesiz sensin bütün dilekleri veren vehhab sen, dedi
فَسَخَّرْنَا لَهُ ٱلرِّيحَ تَجْرِى بِأَمْرِهِۦ رُخَآءً حَيْثُ أَصَابَ ٣٦
Fesahharnâ lehur rîha tecrî bi emrihî ruhâ'en haysu asâb
36. Bunun üzerine ona rüzgârı müsahhar ettik, emriyle istediği yere yumuşacık cereyan ederdi
وَٱلشَّيَـٰطِينَ كُلَّ بَنَّآءٍ وَغَوَّاصٍ ٣٧
Veş şeyâtîne kulle bennâ'iv veğavvâs
37. Şeytanları da: bütün benna' ve gavvas
وَءَاخَرِينَ مُقَرَّنِينَ فِى ٱلْأَصْفَادِ ٣٨
Ve âharîne mukarranîne fil asfâd
38. Ve daha diğerlerini bendlerde çatılı çatılı
هَـٰذَا عَطَآؤُنَا فَٱمْنُنْ أَوْ أَمْسِكْ بِغَيْرِ حِسَابٍ ٣٩
Hâzâ atâ'unâ femnun ev emsik biğayri hisâb
39. Bu işte, dedik: bizim atâmız artık diler kerem et, diler imsâk hisabı yok
وَإِنَّ لَهُۥ عِندَنَا لَزُلْفَىٰ وَحُسْنَ مَـَٔابٍ ٤٠
Ve inne lehû indenâ lezulfâ vehusne me'âb
40. Ve şübhesiz ki ona huzurı ızzetimizde bir yakınlık ve bir akıbet güzelliği var
وَٱذْكُرْ عَبْدَنَآ أَيُّوبَ إِذْ نَادَىٰ رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَسَّنِىَ ٱلشَّيْطَـٰنُ بِنُصْبٍ وَعَذَابٍ ٤١
Vezkur abdenâ eyyûbe iz nâdâ rabbehû ennî messeniyeş şeytânu binusbiv ve azâb
41. Kulumuz Eyyubu da an, o vakıt ki rabbına şöyle nidâ etmişti: «bak bana: meşakkat ve elem ile bana Şeytan dokundu.»
ٱرْكُضْ بِرِجْلِكَ ۖ هَـٰذَا مُغْتَسَلٌۢ بَارِدٌ وَشَرَابٌ ٤٢
Urkud biriclike hâzâ muğteselum bâriduv veşerâb
42. Depren ayağınla, işte serin bir yıkanacak ve içecek dedik
وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ أَهْلَهُۥ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنَّا وَذِكْرَىٰ لِأُو۟لِى ٱلْأَلْبَـٰبِ ٤٣
Vevehebnâ lehû ehlehû vemislehum me'ahum rahmetem minnâ vezikrâ li ulil elbâb
43. ve ona bütün ehlini ve beraberlerinde daha bir mislini bahşettik tarafımızdan bir rahmet olarak hem de bir dersi ıbret temiz akıllar için
وَخُذْ بِيَدِكَ ضِغْثًا فَٱضْرِب بِّهِۦ وَلَا تَحْنَثْ ۗ إِنَّا وَجَدْنَـٰهُ صَابِرًا ۚ نِّعْمَ ٱلْعَبْدُ ۖ إِنَّهُۥٓ أَوَّابٌ ٤٤
Vehuz biyedike dığsen fedrib bihî velâ tahnes innâ vecednâhu sâbiran ni'mel abdu innehû evvâb
44. Bir de al bir demet elinle de vur onunla hânis olma, hakıkat biz onu sabırlı bulduk, ne güzel kul, hakıkaten o bir evvabdır
وَٱذْكُرْ عِبَـٰدَنَآ إِبْرَٰهِيمَ وَإِسْحَـٰقَ وَيَعْقُوبَ أُو۟لِى ٱلْأَيْدِى وَٱلْأَبْصَـٰرِ ٤٥
Vezkur ibâdenâ ibrâhîme ve ishâka veya'kûbe ulil eydî vel ebsâr
45. Kullarımız İbrahimi, İshakı, Ya'kubu da an, eller ve gözler sahibleri idiler
إِنَّآ أَخْلَصْنَـٰهُم بِخَالِصَةٍ ذِكْرَى ٱلدَّارِ ٤٦
İnnâ ahlasnâhum bihâlisatin zikrad dâr
46. Çünkü biz onları temiz bir hassa, halîs yurd düşüncesiyle halîslerimizden kılmışızdır
وَإِنَّهُمْ عِندَنَا لَمِنَ ٱلْمُصْطَفَيْنَ ٱلْأَخْيَارِ ٤٧
Ve innehum indenâ leminel mustafeynel ahyâr
47. Ve çünkü onlar muhakkak nezdimizde seçilmiş ahyardan
وَٱذْكُرْ إِسْمَـٰعِيلَ وَٱلْيَسَعَ وَذَا ٱلْكِفْلِ ۖ وَكُلٌّ مِّنَ ٱلْأَخْيَارِ ٤٨
Vezkur ismâ'île vel yese'a vezel kifli vekullum minel ahyâr
48. İsmaili de, Elyeser de, Zül'kifli de an, hepsi de o ahyardan
هَـٰذَا ذِكْرٌ ۚ وَإِنَّ لِلْمُتَّقِينَ لَحُسْنَ مَـَٔابٍ ٤٩
Hâzâ zikruv ve inne lilmuttakîne lehusne me'âb
49. İşte bu bir zikirdir, ve şübhesiz korunan müttekîler için her halde güzel bir istikbal (bir husni meâb) var
جَنَّـٰتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ ٥٠
Cennâti adnim mufettehatel lehumul ebvâb
50. Adin Cennetleri: açılarak kendilerine bütün kapılar
مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ ٥١
Mutteki'îne fîhâ yed'ûne fîhâ bifâkihetin kesîrativ veşerâb
51. İçlerinde kurularak orada bir çok yemişle bambaşka bir içki isteyecekler
۞ وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ ٥٢
Ve indehum kâsırâtut tarfi etrâb
52. Yanlarında da gamzeleri kasan hep bir yaşıd dilberler
هَـٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ ٥٣
Hâzâ mâ tû'adûne liyevmil hisâb
53. İşte bu, o hisab günü için size va'dolunan
إِنَّ هَـٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ ٥٤
İnne hâzâ lerizkunâ mâ lehû min nefâd
54. İşte ki bu bizim rızkımız, muhakkak ki ona hiç tükenmek yok
هَـٰذَا ۚ وَإِنَّ لِلطَّـٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍ ٥٥
Hâzâ ve inne littâğîne leşerra me'âb
55. Bu böyle, şübhesiz azgınlar için de fena bir istikbal (şer bir meâb) var
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ ٥٦
Cehenneme yaslevnehâ febi'sel mihâd
56. Cehennem, ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşek
هَـٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ ٥٧
Hâzâ felyezûkûhu hamîmuv veğassâk
57. İşte, artık tatsınlar onu bir hamîm ve bir ğassâk
وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ ٥٨
Ve âharu min şeklihî ezvâc
58. Ve o şekilden bir diğeri: çifte çifte
هَـٰذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ ۖ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ ۚ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ ٥٩ قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ ۖ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا ۖ فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ ٦٠
59. Hâzâ fevcum muktehimum me'akum lâ merhabem bihim innehum sâlun nâr
60. Kâlû bel entum lâ merhabem bikum entum kaddemtumûhu lenâ febi'sel karâr
59-60. Şu: bir alay: maıyyetinizde göğüs germiş; onlara merhaba yok, çünkü onlar Cehenneme salınıyorlar. Hayır derler size merhaba yok, onu bize siz takdim ettiniz, bakın ne fena yatak
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَـٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى ٱلنَّارِ ٦١
Kâlû rabbenâ men kaddeme lenâ hâzâ fezidhu azâben dı'fen fin nâr
61. Ya rabbenâ derler: bize bunu takdim edene ateşde azâbı hemen kat kat artır
وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ ٦٢
Vekâlû mâ lenâ lâ nerâ ricâlen kunnâ ne'udduhum minel eşrâr
62. Bir de derler ki: neye görmüyoruz biz o eşrardan saydığımız bir takım adamları
أَتَّخَذْنَـٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَـٰرُ ٦٣
Ettahaznâhum sihriyyen em zâğat anhumul ebsâr
63. Onları eğlence yerine tuttuktu ha! yoksa onlardan kaydı mı bu gözler?
إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ ٦٤
İnne zâlike lehakkun tahâsumu ehlin nâr
64. Şübhesiz ki bu haktır muhakkak olacaktır ehli nârın birbirine husûmeti
قُلْ إِنَّمَآ أَنَا۠ مُنذِرٌ ۖ وَمَا مِنْ إِلَـٰهٍ إِلَّا ٱللَّهُ ٱلْوَٰحِدُ ٱلْقَهَّارُ ٦٥
Kul innemâ ene munziruv vemâ min ilâhin illellâhul vâhidul kahhâr
65. De ki ben ancak korkuyu haber veren bir Peygamberim, başka bir tanrı da yok ancak Allah: o vahidi kahhar
رَبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا ٱلْعَزِيزُ ٱلْغَفَّـٰرُ ٦٦
Rabbus semâvâti vel ardı vemâ beynehumel azîzul ğaffâr
66. O Göklerin, Yerin ve aralarındakilerin rabbı azîz, gaffar var
قُلْ هُوَ نَبَؤٌا۟ عَظِيمٌ ٦٧
Kul huve nebe'un azîm
67. De ki bu bir azîm haberdir
أَنتُمْ عَنْهُ مُعْرِضُونَ ٦٨
Entum anhu mu'ridûn
68. Siz ondan yüz çeviriyorsunuz
مَا كَانَ لِىَ مِنْ عِلْمٍۭ بِٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰٓ إِذْ يَخْتَصِمُونَ ٦٩
Mâ kâne liye min ilmim bil mele'il a'lâ iz yahtasımûn
69. Benim melei a'lâya ne ılmim olurdu onlar münakaşa ederlerken?
إِن يُوحَىٰٓ إِلَىَّ إِلَّآ أَنَّمَآ أَنَا۠ نَذِيرٌ مُّبِينٌ ٧٠
İy yûhâ ileyye illâ ennemâ ene nezîrum mubîn
70. Fakat ben açık inzar edecek bir Peygamber olduğum içindir ki o ılmin bana vahy olunuyor
إِذْ قَالَ رَبُّكَ لِلْمَلَـٰٓئِكَةِ إِنِّى خَـٰلِقٌۢ بَشَرًا مِّن طِينٍ ٧١
İz kâle rabbuke lilmelâ'iketi innî hâlikum beşeram min tîn
71. Rabbın Melâikeye dediği vakıt: haberiniz olsun ben bir çamurdan bir beşer yaratmaktayım
فَإِذَا سَوَّيْتُهُۥ وَنَفَخْتُ فِيهِ مِن رُّوحِى فَقَعُوا۟ لَهُۥ سَـٰجِدِينَ ٧٢
Fe izâ sevveytuhû venefahtu fîhi mir rûhî feka'û lehû sâcidîn
72. Onu tesviye ettim de ruhumdan ona nefheyledimmi derhal ona secdeye kapanın
فَسَجَدَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ كُلُّهُمْ أَجْمَعُونَ ٧٣
Fesecedel melâ'iketu kulluhum ecme'ûn
73. Onun üzerine Melâikenin hepsi toptan secde ettiler
إِلَّآ إِبْلِيسَ ٱسْتَكْبَرَ وَكَانَ مِنَ ٱلْكَـٰفِرِينَ ٧٤
İllâ iblîsestekbera vekâne minel kâfirîn
74. Yalnız İblîs kibirlenmek istedi ve kâfirlerden oldu
قَالَ يَـٰٓإِبْلِيسُ مَا مَنَعَكَ أَن تَسْجُدَ لِمَا خَلَقْتُ بِيَدَىَّ ۖ أَسْتَكْبَرْتَ أَمْ كُنتَ مِنَ ٱلْعَالِينَ ٧٥
Kâle yâ iblîsu mâ mene'ake en tescude limâ halaktu biyedeyye estekberte em kunte minel âlîn
75. Ey İblîs! buyurdu: o benim iki elimle yarattığıma secde etmene ne mani' oldu sana? Kibirlenmek mi istedin? Yoksa âlîlerden mi bulunuyorsun?
قَالَ أَنَا۠ خَيْرٌ مِّنْهُ ۖ خَلَقْتَنِى مِن نَّارٍ وَخَلَقْتَهُۥ مِن طِينٍ ٧٦
Kâle ene hayrum minhu halaktenî min nâriv vehalaktehû min tîn
76. Dedi ki ben ondan hayırlıyım beni bir ateşten yarattın, onu ise bir çamurdan yarattın
قَالَ فَٱخْرُجْ مِنْهَا فَإِنَّكَ رَجِيمٌ ٧٧
Kâle fehruc minhâ fe inneke racîm
77. Buyurdu ki: hemen çık oradan çünkü artık sen matrud (racîm) sin
وَإِنَّ عَلَيْكَ لَعْنَتِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ ٱلدِّينِ ٧٨
Ve inne aleyke la'netî ilâ yevmid dîn
78. Ve her halde üzerindedir lâ'netim ceza gününe kadar
قَالَ رَبِّ فَأَنظِرْنِىٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ٧٩
Kâle rabbi fe enzırnî ilâ yevmi yub'asûn
79. Dedi: ya rab! o halde ba'solunacakları güne kadar beni geri bırak
قَالَ فَإِنَّكَ مِنَ ٱلْمُنظَرِينَ ٨٠
Kâle fe inneke minel munzarîn
80. Haydi buyurdu: geri bırakılanlardansın
إِلَىٰ يَوْمِ ٱلْوَقْتِ ٱلْمَعْلُومِ ٨١
İlâ yevmil vaktil ma'lûm
81. Malûm vakıt gününe kadar
قَالَ فَبِعِزَّتِكَ لَأُغْوِيَنَّهُمْ أَجْمَعِينَ ٨٢
Kâle febi'izzetike le uğviyennehum ecme'în
82. Öyle ise dedi: ızzetine kasem ederim ki ben onların hepsini mutlak iğva eder sapıtırım
إِلَّا عِبَادَكَ مِنْهُمُ ٱلْمُخْلَصِينَ ٨٣
İllâ ibâdeke minhumul muhlasîn
83. Ancak içlerinden ıhlâs ile seçilmiş has kulların müstesnâ
قَالَ فَٱلْحَقُّ وَٱلْحَقَّ أَقُولُ ٨٤
Kâle fel hakku vel hakka akûl
84. Buyurdu ki o doğru ve ben hep doğruyu söylerim
لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنكَ وَمِمَّن تَبِعَكَ مِنْهُمْ أَجْمَعِينَ ٨٥
Le emle'enne cehenneme minke vemimmen tebi'ake minhum ecme'în
85. Celâlim hakkı için Cehennemi mutlak dolduracağım senden ve onların sana tabi' olanlarından topunuzdan tıka basa
قُلْ مَآ أَسْـَٔلُكُمْ عَلَيْهِ مِنْ أَجْرٍ وَمَآ أَنَا۠ مِنَ ٱلْمُتَكَلِّفِينَ ٨٦
Kul mâ es'elukum aleyhi min ecriv vemâ ene minel mutekellifîn
86. De ki: bir ecir istemiyorum sizden ona karşı ve ben o tekellüfcilerden değilim
إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَـٰلَمِينَ ٨٧
İn huve illâ zikrul lil'âlemîn
87. O sırf bir zikir, bir öğüttür bütün âlemîn için
وَلَتَعْلَمُنَّ نَبَأَهُۥ بَعْدَ حِينٍۭ ٨٨
Veleta'lemunne nebe'ehû ba'de hîn
88. Ve her halde onun haberini bir zaman sonra bileceksiniz