Sâffât Sûresi الصافات
Sâffât Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 37. sûresidir ve 182 âyettir; mushafta 23. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Sâffât Sûresi sesli dinle (43 dk 5 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez (mücevved üslup) · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC BY-SA 4.0. Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
وَٱلصَّـٰٓفَّـٰتِ صَفًّا ١
Ves sâffâti saffâ
1. Kasem olsun ol kuvvetlere: o saf dizip de duranlara
فَٱلزَّٰجِرَٰتِ زَجْرًا ٢
Fez zâcirâti zecrâ
2. O haykırıp da sürenlere
فَٱلتَّـٰلِيَـٰتِ ذِكْرًا ٣
Fet tâliyâti zikrâ
3. Ve o yolda zikr okuyanlara
إِنَّ إِلَـٰهَكُمْ لَوَٰحِدٌ ٤
İnne ilâhekum levâhid
4. Ki ilâhınız birdir sizin
رَّبُّ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَرَبُّ ٱلْمَشَـٰرِقِ ٥
Rabbus semâvâti vel ardı vemâ beynehumâ verabbul meşârik
5. Hep o Göklerin Yerin ve aralarındakilerin rabbı ve bütün meşrıkların rabbı
إِنَّا زَيَّنَّا ٱلسَّمَآءَ ٱلدُّنْيَا بِزِينَةٍ ٱلْكَوَاكِبِ ٦
İnnâ zeyyennes semâ'ed dunyâ bizînetinil kevâkib
6. Bakınız biz o Dünya Semayı (o yakın Göğü) bir ziynetle donattık: kevakib
وَحِفْظًا مِّن كُلِّ شَيْطَـٰنٍ مَّارِدٍ ٧
Vehifzam min kulli şeytânim mârid
7. Hem mütemerrid ve her şeytandan koruduk
لَّا يَسَّمَّعُونَ إِلَى ٱلْمَلَإِ ٱلْأَعْلَىٰ وَيُقْذَفُونَ مِن كُلِّ جَانِبٍ ٨
Lâ yessemme'ûne ilel mele'il a'lâ veyukzefûne min kulli cânib
8. Onlar melei a'lâyı dinleyemezler, tard için her taraftan sıkıya tutulurlar
دُحُورًا ۖ وَلَهُمْ عَذَابٌ وَاصِبٌ ٩
Duhûrav velehum azâbuv vâsıb
9. Ve onlara ayrılmaz bir azâb vardır
إِلَّا مَنْ خَطِفَ ٱلْخَطْفَةَ فَأَتْبَعَهُۥ شِهَابٌ ثَاقِبٌ ١٠
İllâ men hatıfel hatfete fe etbe'ahû şihâbun sâkıb
10. Ancak bir çalıp çarpan, onun da peşine bir şihabı sâkıb takılır
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَهُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَم مَّنْ خَلَقْنَآ ۚ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّن طِينٍ لَّازِبٍۭ ١١
Festeftihim ehum eşeddu halkan em men halaknâ innâ halaknâhum min tînil lâzib
11. Şimdi sor onlara yaradılışca kendileri mi daha çetin yoksa bizim yarattıklarımız mı? Biz kendilerini bir cıvık çamurdan yarattık
بَلْ عَجِبْتَ وَيَسْخَرُونَ ١٢
Bel acibte veyesharûn
12. Fakat sen taaccüb ettin onlar eğleniyorlar
وَإِذَا ذُكِّرُوا۟ لَا يَذْكُرُونَ ١٣
Ve izâ zukkirû lâ yezkurûn
13. Ihtar edildiklerinde de düşünmüyorlar
وَإِذَا رَأَوْا۟ ءَايَةً يَسْتَسْخِرُونَ ١٤
Ve izâ ra'ev âyetey yesteshırûn
14. Bir mu'cize gördükleri vakıt da eğlence yerine tutuyorlar
وَقَالُوٓا۟ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ مُّبِينٌ ١٥
Vekâlû in hâzâ illâ sihrum mubîn
15. Ve, bu, diyorlar başka bir şey değil, ap açık bir sihir
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ١٦
E'izâ mitnâ vekunnâ turâbev ve izâmen e'innâ lemeb'ûsûn
16. öldüğümüz ve bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt mı? biz mi ba'solunacakmışız?
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ ١٧
Eve'âbâ'unel evvelûn
17. Evvelki atalarımız da mı?
قُلْ نَعَمْ وَأَنتُمْ دَٰخِرُونَ ١٨
Kul ne'am ve entum dâhırûn
18. De ki: evet, hem siz çok hor, hakîr olarak
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ فَإِذَا هُمْ يَنظُرُونَ ١٩
Fe innemâ hiye zecratuv vâhidetun fe izâ hum yenzurûn
19. Çünkü o bir zorlu kumandadan ıbarettir derhal gözleri açılıverir
وَقَالُوا۟ يَـٰوَيْلَنَا هَـٰذَا يَوْمُ ٱلدِّينِ ٢٠
Vekâlû yâveylenâ hâzâ yevmud dîn
20. Eyvah bizlere derler bu o din günü
هَـٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ ٱلَّذِى كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ ٢١
Hâzâ yevmul faslillezî kuntum bihî tukezzibûn
21. Bu işte o sizin yalan dediğiniz fasıl günü
۞ ٱحْشُرُوا۟ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ وَأَزْوَٰجَهُمْ وَمَا كَانُوا۟ يَعْبُدُونَ ٢٢
Uhşurullezîne zalemû ve ezvâcehum vemâ kânû ya'budûn
22. Toplayın mahşere o zulmedenleri ve eşlerini ve Allahdan başka taptıkları şeyleri
مِن دُونِ ٱللَّهِ فَٱهْدُوهُمْ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْجَحِيمِ ٢٣
Min dûnillâhi fehdûhum ilâ sırâtıl cehîm
23. Toplayın da götürün onları sırata; Cehennem köprüsüne doğru
وَقِفُوهُمْ ۖ إِنَّهُم مَّسْـُٔولُونَ ٢٤
Vekıfûhum innehum mes'ûlûn
24. Ve tevkıyf edin onları, çünkü sor guya çekilecekler
مَا لَكُمْ لَا تَنَاصَرُونَ ٢٥
Mâ lekum lâ tenâsarûn
25. Ne oldu sizlere yardımlaşmıyorsunuz?
بَلْ هُمُ ٱلْيَوْمَ مُسْتَسْلِمُونَ ٢٦
Bel humul yevme musteslimûn
26. Hayır bu gün onlara teslim olmuşlardır
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٢٧
Ve akbele ba'duhum alâ ba'dıy yetesâ'elûn
27. Ve ba'zısına dönmüş soruyorlardır:
قَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ كُنتُمْ تَأْتُونَنَا عَنِ ٱلْيَمِينِ ٢٨
Kâlû innekum kuntum te'tûnenâ anil yemîn
28. Siz diyorlardır: bize sağdan gelir dururdunuz
قَالُوا۟ بَل لَّمْ تَكُونُوا۟ مُؤْمِنِينَ ٢٩
Kâlû bel lem tekûnû mu'minîn
29. Yok, diyorlardır: siz inanmamıştınız
وَمَا كَانَ لَنَا عَلَيْكُم مِّن سُلْطَـٰنٍۭ ۖ بَلْ كُنتُمْ قَوْمًا طَـٰغِينَ ٣٠
Vemâ kâne lenâ aleykum min sultânim bel kuntum kavmen tâğîn
30. Ve bizim size karşı cebredebilecek bir saltanatımız yoktu, fakat siz azmış bir kavm idiniz
فَحَقَّ عَلَيْنَا قَوْلُ رَبِّنَآ ۖ إِنَّا لَذَآئِقُونَ ٣١
Fehakka aleynâ kavlu rabbinâ innâ lezâ'ikûn
31. Onun için üzerimize rabbımızın kavli hakk oldu, her halde hepimiz tadacağız
فَأَغْوَيْنَـٰكُمْ إِنَّا كُنَّا غَـٰوِينَ ٣٢
Fe ağveynâkum innâ kunnâ ğâvîn
32. Evet biz sizi kışkırttık, çünkü biz azgındık
فَإِنَّهُمْ يَوْمَئِذٍ فِى ٱلْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ ٣٣
Fe innehum yevme'izin fil azâbi muşterikûn
33. O halde hepsi o gün azâbda müşterektirler
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ ٣٤
İnnâ kezâlike nef'alu bil mucrimîn
34. İşte biz mücrimlere böyle yaparız
إِنَّهُمْ كَانُوٓا۟ إِذَا قِيلَ لَهُمْ لَآ إِلَـٰهَ إِلَّا ٱللَّهُ يَسْتَكْبِرُونَ ٣٥
İnnehum kânû izâ kîle lehum lâ ilâhe illellâhu yestekbirûn
35. Çünkü onlar «la ilahe illallah» denildiği zaman kafa tutuyorlardı
وَيَقُولُونَ أَئِنَّا لَتَارِكُوٓا۟ ءَالِهَتِنَا لِشَاعِرٍ مَّجْنُونٍۭ ٣٦
Veyakûlûne e'innâ letârikû âlihetinâ lişâ'irim mecnûn
36. Ve «hiç biz mecnun şâır için ilâhlarımızı bırakır mıyız?» diyorlardı
بَلْ جَآءَ بِٱلْحَقِّ وَصَدَّقَ ٱلْمُرْسَلِينَ ٣٧
Bel câ'e bil hakkı vesaddakal murselîn
37. Hayır o hakk ile geldi ve bütün Peygamberleri tasdık eyledi
إِنَّكُمْ لَذَآئِقُوا۟ ٱلْعَذَابِ ٱلْأَلِيمِ ٣٨
İnnekum lezâ'ikul azâbil elîm
38. Elbette siz o elîm azâbı tadacaksınız
وَمَا تُجْزَوْنَ إِلَّا مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ٣٩
Vemâ tuczevne illâ mâ kuntum ta'melûn
39. Maamafih başka değil, hep yaptığınız amellerinizle cezalanacaksınız
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ٤٠
İllâ ibâdallâhil muhlasîn
40. Müstesnâ ancak Allahın ıhlâs verilmiş kulları
أُو۟لَـٰٓئِكَ لَهُمْ رِزْقٌ مَّعْلُومٌ ٤١
Ulâ'ike lehum rizkum ma'lûm
41. Onlar için bir «ma'lûm rızık» var
فَوَٰكِهُ ۖ وَهُم مُّكْرَمُونَ ٤٢
Fevâkihu vehum mukramûn
42. Meyveler, ve onlar hep ikram olunurlar
فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ ٤٣
Fî cennâtin ne'îm
43. Naîm Cennetlerinde
عَلَىٰ سُرُرٍ مُّتَقَـٰبِلِينَ ٤٤
Alâ sururim mutakâbilîn
44. Karşılıklı tahtlar üzerinde
يُطَافُ عَلَيْهِم بِكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍۭ ٤٥
Yutâfu aleyhim bike'sim mim me'în
45. Maînden bir ke's ile üzerlerine pırlanılır
بَيْضَآءَ لَذَّةٍ لِّلشَّـٰرِبِينَ ٤٦
Beydâ'e lezzetil lişşâribîn
46. Bembeyaz, içenlere lezzet
لَا فِيهَا غَوْلٌ وَلَا هُمْ عَنْهَا يُنزَفُونَ ٤٧
Lâ fîhâ ğavluv velâ hum anhâ yunzefûn
47. Onda ne bir gaile vardır, ne de başlarına vurur
وَعِندَهُمْ قَـٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ عِينٌ ٤٨
Ve indehum kâsırâtut tarfi în
48. Yanlarında iri gözlü nazarlarını kasretmiş nazenînler
كَأَنَّهُنَّ بَيْضٌ مَّكْنُونٌ ٤٩
Ke ennehunne beydum meknûn
49. Sanki saklı yumurtalar
فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٥٠
Fe akbele ba'duhum alâ ba'dıy yetesâ'elûn
50. Derken ba'zısı ba'zısına dönmüş soruyorlardır:
قَالَ قَآئِلٌ مِّنْهُمْ إِنِّى كَانَ لِى قَرِينٌ ٥١
Kâle kâ'ilum minhum innî kâne lî karîn
51. İçlerinden bir söyliyen «benim der: bir karînim vardı
يَقُولُ أَءِنَّكَ لَمِنَ ٱلْمُصَدِّقِينَ ٥٢
Yakûlu e'inneke leminel musaddikîn
52. Derdi: sen cidden inananlardan mısın?
أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَدِينُونَ ٥٣
E'izâ mitnâ vekunnâ turâbev ve izâmen e'innâ lemedînûn
53. Öldüğümüz de bir toprakla bir yığın kemik olduğumuz vakıt hakıkaten biz cezalanacak mıyız?»
قَالَ هَلْ أَنتُم مُّطَّلِعُونَ ٥٤
Kâle hel entum muttali'ûn
54. Nasıl der bir bakıştırır mısınız:
فَٱطَّلَعَ فَرَءَاهُ فِى سَوَآءِ ٱلْجَحِيمِ ٥٥
Fettale'a fera'âhu fî sevâ'il cehîm
55. Derken bakmış onu tâ Cehennemin ortasında görmüştür
قَالَ تَٱللَّهِ إِن كِدتَّ لَتُرْدِينِ ٥٦
Kâle tallâhi in kitte leturdîn
56. Tallahi, der: doğrusu sen az daha beni helâk edecektin
وَلَوْلَا نِعْمَةُ رَبِّى لَكُنتُ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ ٥٧
Velevlâ ni'metu rabbî lekuntu minel muhdarîn
57. Rabbımın ni'meti olmasa idi ben de bu ihzar edilenlerden olacaktım
أَفَمَا نَحْنُ بِمَيِّتِينَ ٥٨
Efemâ nahnu bimeyyitîn
58. Nasılmış bak? Biz ölecek değiliz
إِلَّا مَوْتَتَنَا ٱلْأُولَىٰ وَمَا نَحْنُ بِمُعَذَّبِينَ ٥٩
İllâ mevtetenel ûlâ vemâ nahnu bimu'azzebîn
59. ilk ölümümüzden başka. Ve biz muazzeb değiliz
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ ٦٠
İnne hâzâ lehuvel fevzul azîm
60. Bu işte hiç şübhesiz o büyük murad, büyük kurtuluş
لِمِثْلِ هَـٰذَا فَلْيَعْمَلِ ٱلْعَـٰمِلُونَ ٦١
Limisli hâzâ felya'melil âmilûn
61. Böyle bir murad için çalışsın çalışan erler
أَذَٰلِكَ خَيْرٌ نُّزُلًا أَمْ شَجَرَةُ ٱلزَّقُّومِ ٦٢
Ezâlike hayrun nuzulen em şeceratuz zakkûm
62. Nasıl bu mu hayırlı konmak için yoksa o zakkum ağacı mı?
إِنَّا جَعَلْنَـٰهَا فِتْنَةً لِّلظَّـٰلِمِينَ ٦٣
İnnâ ce'alnâhâ fitnetel lizzâlimîn
63. Ki biz onu zalimler için bir fitne kılmışızdır
إِنَّهَا شَجَرَةٌ تَخْرُجُ فِىٓ أَصْلِ ٱلْجَحِيمِ ٦٤
İnnehâ şeceratun tahrucu fî aslil cehîm
64. O bir ağaçtır ki Cehennemin kökünde çıkar
طَلْعُهَا كَأَنَّهُۥ رُءُوسُ ٱلشَّيَـٰطِينِ ٦٥
Tal'uhâ ke ennehû ru'ûsuş şeyâtîn
65. Tomurcukları Şeytanların başları gibidir
فَإِنَّهُمْ لَـَٔاكِلُونَ مِنْهَا فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ ٦٦
Fe innehum le âkilûne minhâ femâli'ûne minhel butûn
66. Her halde onlar ondan yiyeceklerdir. Yiyecekler de ondan karınlarını dolduracaklardır
ثُمَّ إِنَّ لَهُمْ عَلَيْهَا لَشَوْبًا مِّنْ حَمِيمٍ ٦٧
Summe inne lehum aleyhâ leşevbem min hamîm
67. Sonra üzerine onların hamîmden bir haşlamaları vardır
ثُمَّ إِنَّ مَرْجِعَهُمْ لَإِلَى ٱلْجَحِيمِ ٦٨
Summe inne merci'ahum le ilel cehîm
68. Sonra da dönümleri şübhesiz ki Cehennemedir
إِنَّهُمْ أَلْفَوْا۟ ءَابَآءَهُمْ ضَآلِّينَ ٦٩
İnnehum elfev âbâ'ehum dâllîn
69. Çünkü onlar babalarını dalâlette buldular
فَهُمْ عَلَىٰٓ ءَاثَـٰرِهِمْ يُهْرَعُونَ ٧٠
Fehum alâ âsârihim yuhra'ûn
70. Şimdi de onların izlerince koşturuyorlar
وَلَقَدْ ضَلَّ قَبْلَهُمْ أَكْثَرُ ٱلْأَوَّلِينَ ٧١
Velakad dalle kablehum ekserul evvelîn
71. Hakıkat onlardan evvel eskilerin ekserisi dalâlette idi
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا فِيهِم مُّنذِرِينَ ٧٢
Velakad erselnâ fîhim munzirîn
72. Celâlim hakkı için içlerinde inzar edici Peygamberler de gönderdik
فَٱنظُرْ كَيْفَ كَانَ عَـٰقِبَةُ ٱلْمُنذَرِينَ ٧٣
Fenzur keyfe kâne âkıbetul munzerîn
73. Sonra da bak o inzar edilenlerin akıbeti nasıl oldu?
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ٧٤
İllâ ibâdallâhil muhlasîn
74. Ancak Allahın ıhlâs ile seçilen kulları başka
وَلَقَدْ نَادَىٰنَا نُوحٌ فَلَنِعْمَ ٱلْمُجِيبُونَ ٧٥
Velakad nâdânâ nûhun feleni'mel mucîbûn
75. Celâlim hakkı için bize Nuh nidâ etmişti, biz de hakıkat ne güzel mücîbiz
وَنَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ ٧٦
Venecceynâhu ve ehlehû minel kerbil azîm
76. Hem onu ve ehlini o büyük sıkıntıdan kurtardık
وَجَعَلْنَا ذُرِّيَّتَهُۥ هُمُ ٱلْبَاقِينَ ٧٧
Vece'alnâ zurriyyetehû humul bâkîn
77. Hem zürriyyetini bâkıy kalanlar kıldık
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ٧٨
Veteraknâ aleyhi fil âhırîn
78. Hem de namına bıraktık sonrakiler içinde
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ نُوحٍ فِى ٱلْعَـٰلَمِينَ ٧٩
Selâmun alâ nûhin fil âlemîn
79. Selâm Nuha bütün âlemler içinde
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ٨٠
İnnâ kezâlike neczil muhsinîn
80. Biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ٨١
İnnehû min ibâdinel mu'minîn
81. Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan
ثُمَّ أَغْرَقْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ٨٢
Summe ağraknel âharîn
82. Sonra da diğerlerini suya boğduk
۞ وَإِنَّ مِن شِيعَتِهِۦ لَإِبْرَٰهِيمَ ٨٣
Ve inne min şî'atihî le ibrâhîm
83. Şübhesiz İbrahim de onun kolondan
إِذْ جَآءَ رَبَّهُۥ بِقَلْبٍ سَلِيمٍ ٨٤
İz câ'e rabbehû bikalbin selîm
84. Çünkü rabbına selîm bir kalb ile geldi
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَاذَا تَعْبُدُونَ ٨٥
İz kâle li ebîhi vekavmihî mâzâ ta'budûn
85. Çünkü babasına ve kavmine şöyle dedi: siz nelere tapıyorsunuz?
أَئِفْكًا ءَالِهَةً دُونَ ٱللَّهِ تُرِيدُونَ ٨٦
E'ifken âliheten dûnallâhi turîdûn
86. Yalancılık etmek için mi Allahdan başka ilâhlar istiyorsunuz?
فَمَا ظَنُّكُم بِرَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٨٧
Femâ zannukum birabbil âlemîn
87. Siz rabbül'âlemîni ne zannediyorsunuz?
فَنَظَرَ نَظْرَةً فِى ٱلنُّجُومِ ٨٨
Fenazara nazraten fin nucûm
88. Derken bir bakım baktı da nücume
فَقَالَ إِنِّى سَقِيمٌ ٨٩
Fekâle innî sakîm
89. Ben dedi: hastayım
فَتَوَلَّوْا۟ عَنْهُ مُدْبِرِينَ ٩٠
Fetevellev anhu mudbirîn
90. O vakıt arkalarını dönerek başından kaçışıverdiler
فَرَاغَ إِلَىٰٓ ءَالِهَتِهِمْ فَقَالَ أَلَا تَأْكُلُونَ ٩١
Ferâğa ilâ âlihetihim fekâle elâ te'kulûn
91. Derken kurnazlıkla onların ilâhlarına vardı da buyursanız a, dedi, yemez misiniz?
مَا لَكُمْ لَا تَنطِقُونَ ٩٢
Mâ lekum lâ tentıkûn
92. Neyiniz var söylemiyorsunuz
فَرَاغَ عَلَيْهِمْ ضَرْبًۢا بِٱلْيَمِينِ ٩٣
Ferâğa aleyhim darbem bil yemîn
93. Diyerek bir takrib ile onlara kuvvetli bir darbe indirdi
فَأَقْبَلُوٓا۟ إِلَيْهِ يَزِفُّونَ ٩٤
Fe akbelû ileyhi yeziffûn
94. Bunun üzerine birbirlerine girerek ona yöneldiler
قَالَ أَتَعْبُدُونَ مَا تَنْحِتُونَ ٩٥
Kâle eta'budûne mâ tenhitûn
95. A, dedi siz kendi yonttuğunuz şeylere mi tapıyorsunuz?
وَٱللَّهُ خَلَقَكُمْ وَمَا تَعْمَلُونَ ٩٦
Vallâhu halakakum vemâ ta'melûn
96. Halbuki sizi ve yaptıklarınızı Allah yarattı
قَالُوا۟ ٱبْنُوا۟ لَهُۥ بُنْيَـٰنًا فَأَلْقُوهُ فِى ٱلْجَحِيمِ ٩٧
Kâlubnû lehû bunyânen fe elkûhu fil cehîm
97. Haydin dediler, bunun için bir bina yapın ve bunu ateşe atın
فَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَـٰهُمُ ٱلْأَسْفَلِينَ ٩٨
Fe erâdû bihî keyden fece'alnâhumul esfelîn
98. Böyle ona bir tuzak kurmak istediler, biz de tuttuk kendilerini daha alçak düşürdük
وَقَالَ إِنِّى ذَاهِبٌ إِلَىٰ رَبِّى سَيَهْدِينِ ٩٩
Vekâle innî zâhibun ilâ rabbî seyehdîn
99. Bir de dedi ki: ben rabbıma gidiyorum, o bana yolunu gösterir
رَبِّ هَبْ لِى مِنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ١٠٠
Rabbi heb lî mines sâlihîn
100. Rabbım! bana salihînden ihsan buyur
فَبَشَّرْنَـٰهُ بِغُلَـٰمٍ حَلِيمٍ ١٠١
Febeşşernâhu biğulâmin halîm
101. Biz de ona uslu bir oğul müjdeledik
فَلَمَّا بَلَغَ مَعَهُ ٱلسَّعْىَ قَالَ يَـٰبُنَىَّ إِنِّىٓ أَرَىٰ فِى ٱلْمَنَامِ أَنِّىٓ أَذْبَحُكَ فَٱنظُرْ مَاذَا تَرَىٰ ۚ قَالَ يَـٰٓأَبَتِ ٱفْعَلْ مَا تُؤْمَرُ ۖ سَتَجِدُنِىٓ إِن شَآءَ ٱللَّهُ مِنَ ٱلصَّـٰبِرِينَ ١٠٢
Felemmâ belağa me'ahus sa'ye kâle yâbuneyye innî erâ fil menâmi ennî ezbehuke fenzur mâzâ terâ kâle yâ ebetif'al mâ tu'meru setecidunî in şâ'allâhu mines sâbirîn
102. Vakta ki yanında koşmak çağına erdi, ey yavrum! dedi ben menamda görüyorum ki ben seni boğazlıyorum, artık bak ne görüyorsun! ey babacığım dedi: ne emrolunuyorsan yap! beni inşaallah sabirînden bulacaksın
فَلَمَّآ أَسْلَمَا وَتَلَّهُۥ لِلْجَبِينِ ١٠٣
Felemmâ eslemâ vetellehû lilcebîn
103. Vaktâ ki bu suretle ikisi de teslim oldular ve onu tuttu şakağına yıktı
وَنَـٰدَيْنَـٰهُ أَن يَـٰٓإِبْرَٰهِيمُ ١٠٤
Venâdeynâhu ey yâ ibrâhîm
104. Ve şöyle ona nida ettik: ya İbrahim!
قَدْ صَدَّقْتَ ٱلرُّءْيَآ ۚ إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ١٠٥
Kad saddakter ru'yâ innâ kezâlike neczil muhsinîn
105. Ru'yayı gerçek tasdık eyledin, biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ ٱلْبَلَـٰٓؤُا۟ ٱلْمُبِينُ ١٠٦
İnne hâzâ lehuvel belâ'ul mubîn
106. Şübhesiz ki bu açık bir ibtilâ, kat'î bir imtihan
وَفَدَيْنَـٰهُ بِذِبْحٍ عَظِيمٍ ١٠٧
Vefedeynâhu bizibhin azîm
107. Dedik ve ona büyük bir kurbanlık fidye verdik
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ١٠٨
Veteraknâ aleyhi fil âhırîn
108. Namına da bıraktık sonrakiler içinde
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ ١٠٩
Selâmun alâ ibrâhîm
109. Selâm İbrahime
كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ١١٠
Kezâlike neczil muhsinîn
110. Böyle mükâfat ederiz işte muhsinlere
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ١١١
İnnehû min ibâdinel mu'minîn
111. Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan
وَبَشَّرْنَـٰهُ بِإِسْحَـٰقَ نَبِيًّا مِّنَ ٱلصَّـٰلِحِينَ ١١٢
Vebeşşernâhu bi ishâka nebiyyem mines sâlihîn
112. Bir de onu salihînden bir Peygamber olmak üzere İshak ile müjdeledik
وَبَـٰرَكْنَا عَلَيْهِ وَعَلَىٰٓ إِسْحَـٰقَ ۚ وَمِن ذُرِّيَّتِهِمَا مُحْسِنٌ وَظَالِمٌ لِّنَفْسِهِۦ مُبِينٌ ١١٣
Vebâraknâ aleyhi ve alâ ishâka vemin zurriyyetihimâ muhsinuv vezâlimul linefsihî mubîn
113. Hem ona hem İshaka bereketler verdik. İkisinin zürriyyetinden de hem muhsin olan var hem de nefsine açık zulmeden
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ ١١٤
Velakad menennâ alâ mûsâ vehârûn
114. Celâlim hakkı için Musâ ile Harûnu da minnetdâr eyledik
وَنَجَّيْنَـٰهُمَا وَقَوْمَهُمَا مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ ١١٥
Venecceynâhumâ vekavmehumâ minel kerbil azîm
115. Hem kendilerini ve kavmlerini o büyük sıkıntıdan kurtardık
وَنَصَرْنَـٰهُمْ فَكَانُوا۟ هُمُ ٱلْغَـٰلِبِينَ ١١٦
Venasarnâhum fekânû humul ğâlibîn
116. Hem yardım ettik onlara da galibler onlar oldular
وَءَاتَيْنَـٰهُمَا ٱلْكِتَـٰبَ ٱلْمُسْتَبِينَ ١١٧
Ve âteynâhumel kitâbel mustebîn
117. Hem kendilerine o belli kitabı verdik
وَهَدَيْنَـٰهُمَا ٱلصِّرَٰطَ ٱلْمُسْتَقِيمَ ١١٨
Vehedeynâhumes sırâtal mustakîm
118. Ve kendilerini doğru yola çıkardık
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِمَا فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ١١٩
Veteraknâ aleyhimâ fil âhırîn
119. Sonrakiler içinde de namlarına şunu bıraktık
سَلَـٰمٌ عَلَىٰ مُوسَىٰ وَهَـٰرُونَ ١٢٠
Selâmun alâ mûsâ vehârûn
120. Selâm Musâ ile Haruna
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ١٢١
İnnâ kezâlike neczil muhsinîn
121. Biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinîne
إِنَّهُمَا مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٢٢
İnnehumâ min ibâdinel mu'minîn
122. Çünkü ikisi de bizim mü'min kullarımızdan
وَإِنَّ إِلْيَاسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٢٣
Ve inne ilyâse leminel murselîn
123. Şübhesiz İlyas da mürselînden
إِذْ قَالَ لِقَوْمِهِۦٓ أَلَا تَتَّقُونَ ١٢٤
İz kâle likavmihî elâ tettakûn
124. Zira kavmine demişti: siz Allahdan korkmaz mısınız?
أَتَدْعُونَ بَعْلًا وَتَذَرُونَ أَحْسَنَ ٱلْخَـٰلِقِينَ ١٢٥
Eted'ûne ba'lev vetezerûne ahsenel hâlikîn
125. Bir ba'le mi yalvarıyorsunuz bırakıb da o ahsenülhâlikîni
ٱللَّهَ رَبَّكُمْ وَرَبَّ ءَابَآئِكُمُ ٱلْأَوَّلِينَ ١٢٦
Allâhe rabbekum verabbe âbâ'ikumul evvelîn
126. O rabbınız ve evvelki atalarınızın da rabbı olan Allahı?
فَكَذَّبُوهُ فَإِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ ١٢٧
Fekezzebûhu fe innehum lemuhdarûn
127. O vakıt onu tekzib ettiler, şübhesiz ki onlar da ıhzâr edildiler
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ١٢٨
İllâ ibâdallâhil muhlasîn
128. Müstesnâ Allahın ıhlâslı kulları
وَتَرَكْنَا عَلَيْهِ فِى ٱلْـَٔاخِرِينَ ١٢٩
Veteraknâ aleyhi fil âhırîn
129. Ona da sonrakilerde şunu bıraktık
سَلَـٰمٌ عَلَىٰٓ إِلْ يَاسِينَ ١٣٠
Selâmun alâ il yâsîn
130. Selâm, ilyasîne
إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ ١٣١
İnnâ kezâlike neczil muhsinîn
131. Biz böyle mükâfat ederiz işte muhsinîne
إِنَّهُۥ مِنْ عِبَادِنَا ٱلْمُؤْمِنِينَ ١٣٢
İnnehû min ibâdinel mu'minîn
132. Çünkü o bizim mü'min kullarımızdan
وَإِنَّ لُوطًا لَّمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٣٣
Ve inne lûtal leminel murselîn
133. Şübhesiz Lût da mürselînden
إِذْ نَجَّيْنَـٰهُ وَأَهْلَهُۥٓ أَجْمَعِينَ ١٣٤
İz necceynâhu ve ehlehû ecme'în
134. Zira kurtardık onu ve bütün ehlini
إِلَّا عَجُوزًا فِى ٱلْغَـٰبِرِينَ ١٣٥
İllâ acûzen fil ğâbirîn
135. kalan bir karıdan başka batanlar içinde
ثُمَّ دَمَّرْنَا ٱلْـَٔاخَرِينَ ١٣٦
Summe demmernel âharîn
136. Sonra diğerlerini tedmir eyledik
وَإِنَّكُمْ لَتَمُرُّونَ عَلَيْهِم مُّصْبِحِينَ ١٣٧
Ve innekum letemurrûne aleyhim musbihîn
137. Ve siz elbette onlara uğrar ve üzerinden geçerseniz, sabahleyin
وَبِٱلَّيْلِ ۗ أَفَلَا تَعْقِلُونَ ١٣٨
Vebilleyli efelâ ta'kılûn
138. Ve geceleyin, ya akıl edip de düşünmez misiniz
وَإِنَّ يُونُسَ لَمِنَ ٱلْمُرْسَلِينَ ١٣٩
Ve inne yûnuse leminel murselîn
139. Şübhesiz Yunüs de o mürselînden
إِذْ أَبَقَ إِلَى ٱلْفُلْكِ ٱلْمَشْحُونِ ١٤٠
İz ebaka ilel fulkil meşhûn
140. Hani bir vakıt dolu gemiye kaçmıştı,
فَسَاهَمَ فَكَانَ مِنَ ٱلْمُدْحَضِينَ ١٤١
Fesâheme fekâne minel mudhadîn
141. kur'a çekmişti de kaydırılanlardan olmuştu
فَٱلْتَقَمَهُ ٱلْحُوتُ وَهُوَ مُلِيمٌ ١٤٢
Fel takamehul hûtu vehuve mulîm
142. Derken kendisi balık yuttu melâmette idi
فَلَوْلَآ أَنَّهُۥ كَانَ مِنَ ٱلْمُسَبِّحِينَ ١٤٣
Felevlâ ennehû kâne minel musebbihîn
143. Eğer çok tesbih edenlerden olmasa idi
لَلَبِثَ فِى بَطْنِهِۦٓ إِلَىٰ يَوْمِ يُبْعَثُونَ ١٤٤
Lelebise fî batnihî ilâ yevmi yub'asûn
144. Her halde ba'solunacakları güne kadar onun karnında kalırdı
۞ فَنَبَذْنَـٰهُ بِٱلْعَرَآءِ وَهُوَ سَقِيمٌ ١٤٥
Fenebeznâhu bil arâ'i vehuve sakîm
145. Hemen biz onu alana attık hasta idi
وَأَنۢبَتْنَا عَلَيْهِ شَجَرَةً مِّن يَقْطِينٍ ١٤٦
Ve embetnâ aleyhi şeceratem miy yaktîn
146. Ve üzerine kabak cinsinden bir ağaç bitirdik
وَأَرْسَلْنَـٰهُ إِلَىٰ مِا۟ئَةِ أَلْفٍ أَوْ يَزِيدُونَ ١٤٧
Ve erselnâhu ilâ mi'eti elfin ev yezîdûn
147. Ve onu yüz bine Resul gönderdik ve hattâ artıyorlardı
فَـَٔامَنُوا۟ فَمَتَّعْنَـٰهُمْ إِلَىٰ حِينٍ ١٤٨
Fe âmenû femetta'nâhum ilâ hîn
148. O vakıt ona iyman ettiler de onları bir zamana kadar istifade ettirdik
فَٱسْتَفْتِهِمْ أَلِرَبِّكَ ٱلْبَنَاتُ وَلَهُمُ ٱلْبَنُونَ ١٤٩
Festeftihim elirabbikel benâtu velehumul benûn
149. Şimdi sor o seninkilere: rabbına kızlar, onlara oğullar öyle mi?
أَمْ خَلَقْنَا ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ إِنَـٰثًا وَهُمْ شَـٰهِدُونَ ١٥٠
Em halaknel melâ'ikete inâsev vehum şâhidûn
150. Yoksa biz Melâikeyi dişi yaratmışız da onlar şâhid mi bulunuyorlarmış?
أَلَآ إِنَّهُم مِّنْ إِفْكِهِمْ لَيَقُولُونَ ١٥١
Elâ innehum min ifkihim leyakûlûn
151. Ha!.. onlar şübhesiz ki yalancıdırlar
وَلَدَ ٱللَّهُ وَإِنَّهُمْ لَكَـٰذِبُونَ ١٥٢
Veledallâhu ve innehum lekâzibûn
152. «Allah doğurdu» derler ve elbette bunlar yalancıdırlar
أَصْطَفَى ٱلْبَنَاتِ عَلَى ٱلْبَنِينَ ١٥٣
Astafel benâti alel benîn
153. Kızları oğullara tercih mi etmiş?
مَا لَكُمْ كَيْفَ تَحْكُمُونَ ١٥٤
Mâ lekum keyfe tahkumûn
154. Nah sizlere! nasıl hukmediyorsunuz?
أَفَلَا تَذَكَّرُونَ ١٥٥
Efelâ tezekkerûn
155. Hiç demi düşünmezsiniz?
أَمْ لَكُمْ سُلْطَـٰنٌ مُّبِينٌ ١٥٦
Em lekum sultânum mubîn
156. Yoksa sizin için açık bir ferman mı var?
فَأْتُوا۟ بِكِتَـٰبِكُمْ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ١٥٧
Fe'tû bikitâbikum in kuntum sâdikîn
157. O halde getirin kitabınızı sadıksanız
وَجَعَلُوا۟ بَيْنَهُۥ وَبَيْنَ ٱلْجِنَّةِ نَسَبًا ۚ وَلَقَدْ عَلِمَتِ ٱلْجِنَّةُ إِنَّهُمْ لَمُحْضَرُونَ ١٥٨
Vece'alû beynehû vebeynel cinneti nesebev velakad alimetil cinnetu innehum lemuhdarûn
158. Bir de onunla Cinler beyninde bir neseb uydururlar. Celâlim hakkı için Cinler bilirler ki onlar ihzar olunacaklardır
سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يَصِفُونَ ١٥٩
Subhânallâhi ammâ yasıfûn
159. Münezzeh sübhan o Allah onların isnad ettikleri vasıflardan
إِلَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ١٦٠
İllâ ibâdallâhil muhlasîn
160. Lâkin Allahın ıhlâs ile secilen kulları başka
فَإِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ ١٦١
Fe innekum vemâ ta'budûn
161. Çünkü siz ve taptıklarınız
مَآ أَنتُمْ عَلَيْهِ بِفَـٰتِنِينَ ١٦٢
Mâ entum aleyhi bifâtinîn
162. Ona karşı kimseyi meftun edemezsiniz
إِلَّا مَنْ هُوَ صَالِ ٱلْجَحِيمِ ١٦٣
İllâ men huve sâlil cehîm
163. Meğer ki Cahîme saldıran olsun
وَمَا مِنَّآ إِلَّا لَهُۥ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ ١٦٤
Vemâ minnâ illâ lehû makâmum ma'lûm
164. Bizden ise her birimiz için bir makamı ma'lûm vardır
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلصَّآفُّونَ ١٦٥
Ve innâ lenahnus sâffûn
165. Ve biz elbette biz o saf dizenleriz
وَإِنَّا لَنَحْنُ ٱلْمُسَبِّحُونَ ١٦٦
Ve innâ lenahnul musebbihûn
166. Ve biz elbette biz o tesbih edenleriz
وَإِن كَانُوا۟ لَيَقُولُونَ ١٦٧
Ve in kânû leyakûlûn
167. Ve gerçek avvel şöyle diyorlardır:
لَوْ أَنَّ عِندَنَا ذِكْرًا مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ١٦٨
Lev enne indenâ zikram minel evvelîn
168. «eğer yanımızda evvelkilerinkinden bir zikrolsa idi
لَكُنَّا عِبَادَ ٱللَّهِ ٱلْمُخْلَصِينَ ١٦٩
Lekunnâ ibâdallâhil muhlasîn
169. Her halde Allahın ıhlâs ile seçilmiş kullarından olurduk
فَكَفَرُوا۟ بِهِۦ ۖ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ ١٧٠
Fekeferû bihî fesevfe ya'lemûn
170. Fakat şimdi ona küfrettiler, artık ileride bilecekler
وَلَقَدْ سَبَقَتْ كَلِمَتُنَا لِعِبَادِنَا ٱلْمُرْسَلِينَ ١٧١
Velakad sebakat kelimetunâ li'ibâdinel murselîn
171. Celâlim hakkı için risaletle gönderilen kullarımız hakkında şu kelimemiz sebkat etmiştir:
إِنَّهُمْ لَهُمُ ٱلْمَنصُورُونَ ١٧٢
İnnehum lehumul mensûrûn
172. «Onlar elbette onlar muhakkak muzaffer olacaklardır
وَإِنَّ جُندَنَا لَهُمُ ٱلْغَـٰلِبُونَ ١٧٣
Ve inne cundenâ lehumul ğâlibûn
173. Ve elbette bizim askerlerimiz mutlak onlar galib geleceklerdir»
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ ١٧٤
Fetevelle anhum hattâ hîn
174. Onun için yüz çevir de onlardan bir zamana kadar
وَأَبْصِرْهُمْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٥
Ve ebsırhum fesevfe yubsırûn
175. Gör onları: yakında görecekler
أَفَبِعَذَابِنَا يَسْتَعْجِلُونَ ١٧٦
Efebi'azâbinâ yesta'cilûn
176. Ya şimdi bizim azâbımızı mı iviyorlar?
فَإِذَا نَزَلَ بِسَاحَتِهِمْ فَسَآءَ صَبَاحُ ٱلْمُنذَرِينَ ١٧٧
Fe izâ nezele bisâhatihim fesâ'e sabâhul munzerîn
177. Amma onların sahasına indiği vakıt ne fenadır o acı haber verilenlerin sabahı!...
وَتَوَلَّ عَنْهُمْ حَتَّىٰ حِينٍ ١٧٨
Vetevelle anhum hattâ hîn
178. Yine sen yüz çevir de onlardan bir zamana kadar
وَأَبْصِرْ فَسَوْفَ يُبْصِرُونَ ١٧٩
Ve ebsır fesevfe yubsırûn
179. Gör, yakında görecekler
سُبْحَـٰنَ رَبِّكَ رَبِّ ٱلْعِزَّةِ عَمَّا يَصِفُونَ ١٨٠
Subhâne rabbike rabbil izzeti ammâ yasıfûn
180. Tesbiyh o ızzetin sahibi rabbına onların vasıflarından
وَسَلَـٰمٌ عَلَى ٱلْمُرْسَلِينَ ١٨١
Veselâmun alel murselîn
181. Ve selâm mürselîne
وَٱلْحَمْدُ لِلَّهِ رَبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ١٨٢
Vel hamdu lillâhi rabbil âlemîn
182. Ve hamd âlemlerin rabbı Allaha