Vâkıa Sûresi الواقعة
Vâkıa Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 56. sûresidir ve 96 âyettir; mushafta 27. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Vâkıa Sûresi sesli dinle (11 dk 23 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
إِذَا وَقَعَتِ ٱلْوَاقِعَةُ ١
İzâ veka'atil vâkı'ah
1. Koptumu o Vakı'a bir
لَيْسَ لِوَقْعَتِهَا كَاذِبَةٌ ٢
Leyse livak'atihâ kâzibeh
2. Olmaz vak'asına yalan diyen dil
خَافِضَةٌ رَّافِعَةٌ ٣
Hâfidatur râfi'ah
3. İndirir bindirir
إِذَا رُجَّتِ ٱلْأَرْضُ رَجًّا ٤
İzâ ruccetil ardu raccâ
4. Yer bir sarsılış sarsıldığı
وَبُسَّتِ ٱلْجِبَالُ بَسًّا ٥
Vebussetil cibâlu bessâ
5. Dağlar bir serpiliş serpildiği
فَكَانَتْ هَبَآءً مُّنۢبَثًّا ٦
Fekânet hebâ'em mumbessâ
6. Hepsi dağılıp berhevâ bir hebâ olduğu
وَكُنتُمْ أَزْوَٰجًا ثَلَـٰثَةً ٧
Vekuntum ezvâcen selâseh
7. Siz de üç sınıf olduğunuz zaman
فَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَيْمَنَةِ ٨
Fe ashâbul meymeneti mâ ashâbul meymeneh
8. Ki sağda «Ashabı meymene»: Ne «Ashabı-meymene!»
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْمَشْـَٔمَةِ ٩
Ve ashâbul meş'emeti mâ ashâbul meş'emeh
9. Solda «Ashabı meş'eme»: Ne «Ashabı -meş'eme!»
وَٱلسَّـٰبِقُونَ ٱلسَّـٰبِقُونَ ١٠
Ves sâbikûnes sâbikûn
10. İlerde sabikun, işte o sabikun
أُو۟لَـٰٓئِكَ ٱلْمُقَرَّبُونَ ١١ فِى جَنَّـٰتِ ٱلنَّعِيمِ ١٢
11. Ulâ'ikel mukarrabûn
12. Fî cennâtin ne'îm
11-12. Onlar ne'ıym Cennetlerinde mukarrebun
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ١٣
Sulletum minel evvelîn
13. Bir çok evvelînden
وَقَلِيلٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ ١٤
Vekalîlum minel âhırîn
14. Biraz da âhirînden
عَلَىٰ سُرُرٍ مَّوْضُونَةٍ ١٥
Alâ sururim mevdûneh
15. Murassa' tahtlar üstünde
مُّتَّكِـِٔينَ عَلَيْهَا مُتَقَـٰبِلِينَ ١٦
Mutteki'îne aleyhâ mutakâbilîn
16. Karşı karşıya kurulmuşlar
يَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ ١٧
Yatûfu aleyhim vildânum muhalledûn
17. Pırlanır etraflarında muhalled evlâdlar
بِأَكْوَابٍ وَأَبَارِيقَ وَكَأْسٍ مِّن مَّعِينٍ ١٨
Bi ekvâbiv ve ebârîka veke'sim mim me'în
18. Kübler ve ibrıklerle me'ıynden bir piyâle
لَّا يُصَدَّعُونَ عَنْهَا وَلَا يُنزِفُونَ ١٩
Lâ yusadde'ûne anhâ velâ yunzifûn
19. Ne başları ağrıtılır ondan ne de irer zevâle
وَفَـٰكِهَةٍ مِّمَّا يَتَخَيَّرُونَ ٢٠
Vefâkihetim mimmâ yetahayyerûn
20. Meyve beğendiklerinden
وَلَحْمِ طَيْرٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ ٢١
Velahmi tayrim mimmâ yeştehûn
21. Kuş etti istediklerinden
وَحُورٌ عِينٌ ٢٢
Vehûrun în
22. Huri ıyn
كَأَمْثَـٰلِ ٱللُّؤْلُؤِ ٱلْمَكْنُونِ ٢٣
Ke emsâlil lu'lu'il meknûn
23. Saklı inci timsalleri gibi
جَزَآءًۢ بِمَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ ٢٤
Cezâ'em bimâ kânû ya'melûn
24. İşledikleri amellere mükâfat için
لَا يَسْمَعُونَ فِيهَا لَغْوًا وَلَا تَأْثِيمًا ٢٥
Lâ yesme'ûne fîhâ lağvev velâ te'sîmâ
25. Ne bir boş lâf işidirler orada ne de bir te'sîm
إِلَّا قِيلًا سَلَـٰمًا سَلَـٰمًا ٢٦
İllâ kîlen selâmen selâmâ
26. Ancak bir kelâm: Selâmen selâm
وَأَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلْيَمِينِ ٢٧
Ve ashâbul yemîni mâ ashâbul yemîn
27. Ashabı yemîn ise ne Ashabı yemîn
فِى سِدْرٍ مَّخْضُودٍ ٢٨
Fî sidrim mahdûd
28. Dal bastı kirazlar
وَطَلْحٍ مَّنضُودٍ ٢٩
Vetalhim mendûd
29. Sıvama muzlar içinde
وَظِلٍّ مَّمْدُودٍ ٣٠
Vezıllim memdûd
30. Memdud bir saye
وَمَآءٍ مَّسْكُوبٍ ٣١
Vemâ'im meskûb
31. Çağlıyan bir su
وَفَـٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ ٣٢
Vefâkihetin kesîrah
32. Bir çok meyve
لَّا مَقْطُوعَةٍ وَلَا مَمْنُوعَةٍ ٣٣
Lâ maktû'ativ velâ memnû'ah
33. Ne eksilir, ne men'edilir
وَفُرُشٍ مَّرْفُوعَةٍ ٣٤
Vefuruşim merfû'ah
34. Yüksek düşekler
إِنَّآ أَنشَأْنَـٰهُنَّ إِنشَآءً ٣٥
İnnâ enşe'nâhunne inşâ'â
35. Biz etmişizdir de onları yeniden inşa
فَجَعَلْنَـٰهُنَّ أَبْكَارًا ٣٦ عُرُبًا أَتْرَابًا ٣٧
36. Fece'alnâhunne ebkârâ
37. Uruben etrâbâ
36-37. Kılmışızdır bir yaşıd ebkâri şeyda
Elmalılı bu âyetleri birlikte çevirmiştir.
لِّأَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ ٣٨
Li'ashâbil yemîn
38. Ashabı yemîn için
ثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْأَوَّلِينَ ٣٩
Sulletum minel evvelîn
39. Bir çok evvelînden
وَثُلَّةٌ مِّنَ ٱلْـَٔاخِرِينَ ٤٠
Vesulletum minel âhırîn
40. Ve bir çok âhirînden
وَأَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ مَآ أَصْحَـٰبُ ٱلشِّمَالِ ٤١
Ve ashâbuş şimâli mâ ashâbuş şimâl
41. Eshabi şimal ise ne Eshabi şimal!
فِى سَمُومٍ وَحَمِيمٍ ٤٢
Fî semûmiv vehamîm
42. Bir semum ve hamîm
وَظِلٍّ مِّن يَحْمُومٍ ٤٣
Vezıllim miy yahmûm
43. Ve zifirden bir zılli mağmum içinde
لَّا بَارِدٍ وَلَا كَرِيمٍ ٤٤
Lâ bâridiv velâ kerîm
44. Ne serin ne de kerîm
إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَبْلَ ذَٰلِكَ مُتْرَفِينَ ٤٥
İnnehum kânû kable zâlike mutrafîn
45. Çünkü onlar bundan evvel mütrefîn: Keyflerine düşkün şımarık müsrifîn idiler
وَكَانُوا۟ يُصِرُّونَ عَلَى ٱلْحِنثِ ٱلْعَظِيمِ ٤٦
Vekânû yusırrûne alel hinsil azîm
46. Ve büyük cinayete ısrar ediyorlardı
وَكَانُوا۟ يَقُولُونَ أَئِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا وَعِظَـٰمًا أَءِنَّا لَمَبْعُوثُونَ ٤٧
Vekânû yakûlûne e'izâ mitnâ vekunnâ turâbev ve izâmen e'innâ lemeb'ûsûn
47. Ve diyorlardı ki: Öldüğümüz ve bir toprak, bir yığın kemik olduğumuz vakıt mi? Cidden biz mi mutlak ba'solunacakmışız?
أَوَءَابَآؤُنَا ٱلْأَوَّلُونَ ٤٨
Eve'âbâ'unel evvelûn
48. Ya evvelki atalarımız da mı?
قُلْ إِنَّ ٱلْأَوَّلِينَ وَٱلْـَٔاخِرِينَ ٤٩
Kul innel evvelîne vel âhırîn
49. De ki: Muhakkak bütün evvelîn ve âhirîn
لَمَجْمُوعُونَ إِلَىٰ مِيقَـٰتِ يَوْمٍ مَّعْلُومٍ ٥٠
Lemecmû'ûne ilâ mîkâti yevmim ma'lûm
50. Lâbüd cem' olunacaklar mikatına ma'lûm bir günün
ثُمَّ إِنَّكُمْ أَيُّهَا ٱلضَّآلُّونَ ٱلْمُكَذِّبُونَ ٥١
Summe innekum eyyuhed dâllûnel mukezzibûn
51. Sonra siz, ey sapgın münkirler!
لَـَٔاكِلُونَ مِن شَجَرٍ مِّن زَقُّومٍ ٥٢
Le âkilûne min şecerim min zakkûm
52. Lâbüd yersiniz de bir ağaçtan, zakkumdan
فَمَالِـُٔونَ مِنْهَا ٱلْبُطُونَ ٥٣
Femâli'ûne minhel butûn
53. Doldurursunuz da karınlarınızı ondan
فَشَـٰرِبُونَ عَلَيْهِ مِنَ ٱلْحَمِيمِ ٥٤
Feşâribûne aleyhi minel hamîm
54. İçersiniz de üstüne o hamîmden
فَشَـٰرِبُونَ شُرْبَ ٱلْهِيمِ ٥٥
Feşâribûne şurbel hîm
55. İçersiniz hüyam ılletine tutulmuş kanmak bilmez develer gibi
هَـٰذَا نُزُلُهُمْ يَوْمَ ٱلدِّينِ ٥٦
Hâzâ nuzuluhum yevmed dîn
56. İşte bu onların konuklukları o din günü (ceza günü)
نَحْنُ خَلَقْنَـٰكُمْ فَلَوْلَا تُصَدِّقُونَ ٥٧
Nahnu halaknâkum felevlâ tusaddikûn
57. Biz, yarattık sizi hâlâ tasdık etmiyecek misiniz?
أَفَرَءَيْتُم مَّا تُمْنُونَ ٥٨
Efera'eytum mâ tumnûn
58. Şimdi gördünüzmü o döktüğünüz menîyi?
ءَأَنتُمْ تَخْلُقُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلْخَـٰلِقُونَ ٥٩
E'entum tahlukûnehû em nahnul hâlikûn
59. Sizmi yaratıyorsunuz onu yoksa bizmiyiz yaratan
نَحْنُ قَدَّرْنَا بَيْنَكُمُ ٱلْمَوْتَ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ ٦٠
Nahnu kaddernâ beynekumul mevte vemâ nahnu bimesbûkîn
60. Biz takdir ettik aranızda o ölümü ve bizim önümüze geçilmez
عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ أَمْثَـٰلَكُمْ وَنُنشِئَكُمْ فِى مَا لَا تَعْلَمُونَ ٦١
Alâ en nubeddile emsâlekum venunşi'ekum fî mâ lâ ta'lemûn
61. Kılıklarınızı değiştirmek ve sizi bilemiyeceğiniz bir neş'ette inşa etmek üzereyiz
وَلَقَدْ عَلِمْتُمُ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُولَىٰ فَلَوْلَا تَذَكَّرُونَ ٦٢
Velakad alimtumun neş'etel ûlâ felevlâ tezekkerûn
62. Her halde ilk neş'eti biliyorsunuz o halde düşünseniz a
أَفَرَءَيْتُم مَّا تَحْرُثُونَ ٦٣
Efera'eytum mâ tahrusûn
63. Şimdi gördünüzmü o ekdiğiniz tohumu?
ءَأَنتُمْ تَزْرَعُونَهُۥٓ أَمْ نَحْنُ ٱلزَّٰرِعُونَ ٦٤
E'entum tezra'ûnehû em nahnuz zâri'ûn
64. Sizmi bitiriyorsunuz onu? Yoksa bizmiyiz bitiren?
لَوْ نَشَآءُ لَجَعَلْنَـٰهُ حُطَـٰمًا فَظَلْتُمْ تَفَكَّهُونَ ٦٥
Lev neşâ'u lece'alnâhu hutâmen fezaltum tefekkehûn
65. Onları elbet bir çöpe çeviriverdik de şöyle geveler dururdunuz:
إِنَّا لَمُغْرَمُونَ ٦٦
İnnâ lemuğramûn
66. Her halde biz çok ziyandayız
بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ ٦٧
Bel nahnu mahrûmûn
67. Daha doğrusu büsbütün mahrumuz!..
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلْمَآءَ ٱلَّذِى تَشْرَبُونَ ٦٨
Efera'eytumul mâ'ellezî teşrabûn
68. Şimdi gördünüzmü o içdiğiniz suyu?
ءَأَنتُمْ أَنزَلْتُمُوهُ مِنَ ٱلْمُزْنِ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنزِلُونَ ٦٩
E'entum enzeltumûhu minel muzni em nahnul munzilûn
69. Sizmi indiriyorsunuz onu buluttan yoksa bizmiyiz indiren?
لَوْ نَشَآءُ جَعَلْنَـٰهُ أُجَاجًا فَلَوْلَا تَشْكُرُونَ ٧٠
Lev neşâ'u ce'alnâhu ucâcen felevlâ teşkurûn
70. Dilesek onu acı bir çorak ediverirdik o halde şükretseniza
أَفَرَءَيْتُمُ ٱلنَّارَ ٱلَّتِى تُورُونَ ٧١
Efera'eytumun nâralletî tûrûn
71. bir de gördünüzmü o çakdığınız ateşi?
ءَأَنتُمْ أَنشَأْتُمْ شَجَرَتَهَآ أَمْ نَحْنُ ٱلْمُنشِـُٔونَ ٧٢
E'entum enşe'tum şeceratehâ em nahnul munşi'ûn
72. Sizmi inşa ettiniz onun ağacını? Yoksa bizmiyiz inşa eden?
نَحْنُ جَعَلْنَـٰهَا تَذْكِرَةً وَمَتَـٰعًا لِّلْمُقْوِينَ ٧٣
Nahnu ce'alnâhâ tezkiratev vemetâ'al lilmukvîn
73. Biz onu hem bir muhtıra kıldık hem de bir istifade: alandaki muhtaclar için
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ٧٤
Fesebbih bismi rabbikel azîm
74. O halde tesbih et rabbine azîm ismiyle
۞ فَلَآ أُقْسِمُ بِمَوَٰقِعِ ٱلنُّجُومِ ٧٥
Felâ uksimu bimevâkı'in nucûm
75. Artık yok, o nücumun mevkı'lerine kasem ederim
وَإِنَّهُۥ لَقَسَمٌ لَّوْ تَعْلَمُونَ عَظِيمٌ ٧٦
Ve innehû lekasemul lev ta'lemûne azîm
76. ve filhakika o, bilseniz çok büyük bir kasemdir
إِنَّهُۥ لَقُرْءَانٌ كَرِيمٌ ٧٧
İnnehû lekur'ânun kerîm
77. ki hakıkaten o bir Kur'ani Kerîmdir
فِى كِتَـٰبٍ مَّكْنُونٍ ٧٨
Fî kitâbim meknûn
78. Öyle bir kitabda ki mahfuz tutulur
لَّا يَمَسُّهُۥٓ إِلَّا ٱلْمُطَهَّرُونَ ٧٩
Lâ yemessuhû illel mutahherûn
79. ona tertemiz temizlenmiş olanlardan başkası el süremez
تَنزِيلٌ مِّن رَّبِّ ٱلْعَـٰلَمِينَ ٨٠
Tenzîlum mir rabbil âlemîn
80. Rabbül'âlemînden indirilmedir
أَفَبِهَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ أَنتُم مُّدْهِنُونَ ٨١
Efebihâzel hadîsi entum mudhinûn
81. Şimdi bu kelâma siz yağ mı süreceksiniz?
وَتَجْعَلُونَ رِزْقَكُمْ أَنَّكُمْ تُكَذِّبُونَ ٨٢
Vetec'alûne rizkakum ennekum tukezzibûn
82. Ve rızkınızı tekzibiniz mi kılacaksınız?
فَلَوْلَآ إِذَا بَلَغَتِ ٱلْحُلْقُومَ ٨٣
Felevlâ izâ belağatil hulkûm
83. O halde haydiseniz'â can hulkuma geldiği vakıt
وَأَنتُمْ حِينَئِذٍ تَنظُرُونَ ٨٤
Ve entum hîne'izin tenzurûn
84. ki siz o vakıt bakar durursunuz
وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنكُمْ وَلَـٰكِن لَّا تُبْصِرُونَ ٨٥
Venahnu akrabu ileyhi minkum velâkil lâ tubsırûn
85. Biz ise ona sizden yakınizdir ve lâkin görmezsiniz
فَلَوْلَآ إِن كُنتُمْ غَيْرَ مَدِينِينَ ٨٦
Felevlâ in kuntum ğayra medînîn
86. Evet haydiseniz'â dîne boyun eğmiyecek, ceza çekmiyecekseniz,
تَرْجِعُونَهَآ إِن كُنتُمْ صَـٰدِقِينَ ٨٧
Terci'ûnehâ in kuntum sâdikîn
87. onu giri çevirseniz'â! da'vanızda doğru iseniz
فَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُقَرَّبِينَ ٨٨
Fe emmâ in kâne minel mukarrabîn
88. Amma o mukarrebînden ise
فَرَوْحٌ وَرَيْحَانٌ وَجَنَّتُ نَعِيمٍ ٨٩
Feravhuv verayhânuv vecennetu ne'îm
89. artık bir revh-u reyhan ve bir Cenneti ne'îm
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ ٩٠
Ve emmâ in kâne min ashâbil yemîn
90. Ve amma Eshabi yemînden ise
فَسَلَـٰمٌ لَّكَ مِنْ أَصْحَـٰبِ ٱلْيَمِينِ ٩١
Feselâmul leke min ashâbil yemîn
91. artık selâm sana Eshabi yemînden
وَأَمَّآ إِن كَانَ مِنَ ٱلْمُكَذِّبِينَ ٱلضَّآلِّينَ ٩٢
Ve emmâ in kâne minel mukezzibîned dâllîn
92. Ve amma o tekzib eden sapgınlardan ise
فَنُزُلٌ مِّنْ حَمِيمٍ ٩٣
Fenuzulum min hamîm
93. her halde konukluğu hamîm
وَتَصْلِيَةُ جَحِيمٍ ٩٤
Vetasliyetu cehîm
94. Ve yaslanacağı Cahîmdir
إِنَّ هَـٰذَا لَهُوَ حَقُّ ٱلْيَقِينِ ٩٥
İnne hâzâ lehuve hakkul yakîn
95. İşte budur hakikat hakkulyakîn
فَسَبِّحْ بِٱسْمِ رَبِّكَ ٱلْعَظِيمِ ٩٦
Fesebbih bismi rabbikel azîm
96. Haydi tesbih et Rabbına azîm ismiyle