İnsân Sûresi الانسان
İnsân Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 76. sûresidir ve 31 âyettir; mushafta 29. cüzdedir. Diğer adı: Dehr. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 İnsân Sûresi sesli dinle (7 dk 46 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC BY-SA 4.0. Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَـٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا ١
Hel etâ alel insâni hînum mined dehri lem yekun şey'em mezkûrâ
1. Fil'hakîka geldi insan üzerine dehirden bir müddet o anılır bir şey olmadı.
إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَـٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَـٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا ٢
İnnâ halaknel insâne min nutfetin emşâcin nebtelîhi fece'alnâhu semî'am besîrâ
2. Çünkü biz yarattık o insanı bir takım katgılarla mezcedilmiş (emşac) bir nutfeden, evire çevire mübtelâ kılmak üzerede onu bir semî' basîr yaptık.
إِنَّا هَدَيْنَـٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا ٣
İnnâ hedeynâhus sebîle immâ şâkirav ve immâ kefûrâ
3. Her halde biz ona yolu gösterdik, ister şâkir olsun ister nankör kâfir.
إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَـٰفِرِينَ سَلَـٰسِلَا۟ وَأَغْلَـٰلًا وَسَعِيرًا ٤
İnnâ a'tednâ lilkâfirîne selâsile ve ağlâlev vese'îrâ
4. Çünkü biz, kâfirler için, zincirler, tomruklar, bir de Seıyr hazırladık.
إِنَّ ٱلْأَبْرَارَ يَشْرَبُونَ مِن كَأْسٍ كَانَ مِزَاجُهَا كَافُورًا ٥
İnnel ebrâra yeşrabûne min ke'sin kâne mizâcuhâ kâfûrâ
5. Haberiniz olsun ebrar (hayır sahibi iyi insanlar) öyle dolgun bir kadehten içeceklerdir ki mizacı olmuştur kâfur.
عَيْنًا يَشْرَبُ بِهَا عِبَادُ ٱللَّهِ يُفَجِّرُونَهَا تَفْجِيرًا ٦
Ayney yeşrabu bihâ ibâdullâhi yufeccirûnehâ tefcîrâ
6. Bir çeşme, ondan Allahın kulları içer, güzel, yollar açarak akıtırlar onu akıtırlar.
يُوفُونَ بِٱلنَّذْرِ وَيَخَافُونَ يَوْمًا كَانَ شَرُّهُۥ مُسْتَطِيرًا ٧
Yûfûne bin nezri veyahâfûne yevmen kâne şerruhû mustatîrâ
7. Adaklarını yerine getirirler ve şerri salgın olan bir günden korkarlar.
وَيُطْعِمُونَ ٱلطَّعَامَ عَلَىٰ حُبِّهِۦ مِسْكِينًا وَيَتِيمًا وَأَسِيرًا ٨
Veyut'imûnet ta'âme alâ hubbihî miskînev veyetîmev ve esîrâ
8. Miskîne, yetîme, esire seve seve yemek yedirirler.
إِنَّمَا نُطْعِمُكُمْ لِوَجْهِ ٱللَّهِ لَا نُرِيدُ مِنكُمْ جَزَآءً وَلَا شُكُورًا ٩
İnnemâ nut'imukum livechillâhi lâ nurîdu minkum cezâ'ev velâ şukûrâ
9. Size ancak «livechillâh» it'am ediyoruz, sizden ne bir karşılık isteriz ne de bir teşekkür.
إِنَّا نَخَافُ مِن رَّبِّنَا يَوْمًا عَبُوسًا قَمْطَرِيرًا ١٠
İnnâ nahâfu mir rabbinâ yevmen abûsen kamtarîrâ
10. Çünkü biz rabbımızdan korkarız, bir suratsız kara günden (derler).
فَوَقَىٰهُمُ ٱللَّهُ شَرَّ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمِ وَلَقَّىٰهُمْ نَضْرَةً وَسُرُورًا ١١
Fevakâhumullâhu şerra zâlikel yevmi velakkâhum nadratev vesurûrâ
11. Allah da onları o günün şerrinden korur ve kendilerini bir parlaklıkla bir sürûre indirir.
وَجَزَىٰهُم بِمَا صَبَرُوا۟ جَنَّةً وَحَرِيرًا ١٢
Vecezâhum bimâ saberû cennetev veharîrâ
12. Ve sabırlarına mukabil onlara bir Cennet ve bir harîr verir.
مُّتَّكِـِٔينَ فِيهَا عَلَى ٱلْأَرَآئِكِ ۖ لَا يَرَوْنَ فِيهَا شَمْسًا وَلَا زَمْهَرِيرًا ١٣
Mutteki'îne fîhâ alel erâ'iki lâ yeravne fîhâ şemsev velâ zemherîrâ
13. Orada erîkeler üzerine dayanmışlardır ne Güneş görürler onlarda ne de zemherîr.
وَدَانِيَةً عَلَيْهِمْ ظِلَـٰلُهَا وَذُلِّلَتْ قُطُوفُهَا تَذْلِيلًا ١٤
Vedâniyeten aleyhim zılâluhâ vezullilet kutûfuhâ tezlîlâ
14. Üzerlerine o Cennet gölgeleri sarkmış ve devşirimleri mebzûl mebzûl önlerine konmuştur.
وَيُطَافُ عَلَيْهِم بِـَٔانِيَةٍ مِّن فِضَّةٍ وَأَكْوَابٍ كَانَتْ قَوَارِيرَا۠ ١٥
Veyutâfu aleyhim bi âniyetim min fiddativ ve ekvâbin kânet kavârîrâ
15. Hem dolaşılır üzerlerine gümüşten kaplar ve küplerle ki billûrlar.
قَوَارِيرَا۟ مِن فِضَّةٍ قَدَّرُوهَا تَقْدِيرًا ١٦
Kavârîra min fiddatin kadderûhâ takdîrâ
16. Gümüşten billûrlar, onları türlü türlü biçime koymuşlardır.
وَيُسْقَوْنَ فِيهَا كَأْسًا كَانَ مِزَاجُهَا زَنجَبِيلًا ١٧
Veyuskavne fîhâ ke'sen kâne mizâcuhâ zencebîlâ
17. Ve orada bir kadeh sunulur ki katgısı olmuştur zencefil.
عَيْنًا فِيهَا تُسَمَّىٰ سَلْسَبِيلًا ١٨
Aynen fîhâ tusemmâ selsebîlâ
18. Bir çeşme ki denir selsebîl.
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ وِلْدَٰنٌ مُّخَلَّدُونَ إِذَا رَأَيْتَهُمْ حَسِبْتَهُمْ لُؤْلُؤًا مَّنثُورًا ١٩
Veyatûfu aleyhim vildânum muhalledûne izâ ra'eytehum hasibtehum lu'lu'em mensûrâ
19. Ve dolanır etraflarına muhalled evlâdlar, görünce onları sanırsın saçılmış inciler.
وَإِذَا رَأَيْتَ ثَمَّ رَأَيْتَ نَعِيمًا وَمُلْكًا كَبِيرًا ٢٠
Ve izâ ra'eyte semme ra'eyte ne'îmev vemulken kebîrâ
20. Ve gördüğün zaman orada bir na'îm ve pek büyük bir mülk görürsün.
عَـٰلِيَهُمْ ثِيَابُ سُندُسٍ خُضْرٌ وَإِسْتَبْرَقٌ ۖ وَحُلُّوٓا۟ أَسَاوِرَ مِن فِضَّةٍ وَسَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ شَرَابًا طَهُورًا ٢١
Âliyehum siyâbu sundusin hudruv ve istebrakuv vehullû esâvira min fiddativ vesakâhum rabbuhum şerâben tahûrâ
21. Üstlerinde bir sündüs esvab yemyeşil ve kalın istebrak, gümüşten bileziklerle süslenmişler, rabları onlara bir şarab-ı tahûr sunmaktadır.
إِنَّ هَـٰذَا كَانَ لَكُمْ جَزَآءً وَكَانَ سَعْيُكُم مَّشْكُورًا ٢٢
İnne hâzâ kâne lekum cezâ'ev vekâne sa'yukum meşkûrâ
22. Şöyle diye ki işte bu sizin bir mükâfatınızdı, sa'yiniz meşkûr oldu.
إِنَّا نَحْنُ نَزَّلْنَا عَلَيْكَ ٱلْقُرْءَانَ تَنزِيلًا ٢٣
İnnâ nahnu nezzelnâ aleykel kur'âne tenzîlâ
23. Filhakika biz indirdik biz sana Kur'anı ceste ceste.
فَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ وَلَا تُطِعْ مِنْهُمْ ءَاثِمًا أَوْ كَفُورًا ٢٤
Fesbir lihukmi rabbike velâ tutı' minhum âsimen ev kefûrâ
24. O halde sabret rabbının hukmünü vermesi için de itaat etme onlardan bir âsime veya nanköre.
وَٱذْكُرِ ٱسْمَ رَبِّكَ بُكْرَةً وَأَصِيلًا ٢٥
Vezkurisme rabbike bukratev ve asîlâ
25. Ve rabbının ismini an hem irken hem ikindileyin.
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَٱسْجُدْ لَهُۥ وَسَبِّحْهُ لَيْلًا طَوِيلًا ٢٦
Veminelleyli fescud lehû vesebbihhu leylen tavîlâ
26. Giceden de ona secde et ve tesbih et ona uzun gece.
إِنَّ هَـٰٓؤُلَآءِ يُحِبُّونَ ٱلْعَاجِلَةَ وَيَذَرُونَ وَرَآءَهُمْ يَوْمًا ثَقِيلًا ٢٧
İnne hâ ulâ'i yuhibbûnel âcilete veyezerûne verâ'ehum yevmen sakîlâ
27. Çünkü onlar pîşini severler ve önlerindeki ağır bir günü bırakırlar.
نَّحْنُ خَلَقْنَـٰهُمْ وَشَدَدْنَآ أَسْرَهُمْ ۖ وَإِذَا شِئْنَا بَدَّلْنَآ أَمْثَـٰلَهُمْ تَبْدِيلًا ٢٨
Nahnu halaknâhum veşedednâ esrahum ve izâ şi'nâ beddelnâ emsâlehum tebdîlâ
28. Biz yarattık onları ve kundaklarını biz bağlâdık, dilediğimiz vakıt de kılıklarını tebdil ederiz.
إِنَّ هَـٰذِهِۦ تَذْكِرَةٌ ۖ فَمَن شَآءَ ٱتَّخَذَ إِلَىٰ رَبِّهِۦ سَبِيلًا ٢٩
İnne hâzihî tezkiratun femen şâ'ettahaze ilâ rabbihî sebîlâ
29. İşte bu bir tezkiredir, dileyen rabbına bir yol tutar.
وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ إِنَّ ٱللَّهَ كَانَ عَلِيمًا حَكِيمًا ٣٠
Vemâ teşâ'ûne illâ ey yeşâ'allâhu innallâhe kâne alîmen hakîmâ
30. Maamafih Allah dilemeyince dilemezsiniz, çünkü yegâne alîm, hakîm Allahdır.
يُدْخِلُ مَن يَشَآءُ فِى رَحْمَتِهِۦ ۚ وَٱلظَّـٰلِمِينَ أَعَدَّ لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًۢا ٣١
Yudhılu mey yeşâ'u fî rahmetihî vez zâlimîne e'adde lehum azâben elîmâ
31. O dilediğini rahmeti içine kor, zalimlere ise elîm bir azâb hazırlamıştır.