Kamer Sûresi القمر
Kamer Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 54. sûresidir ve 55 âyettir; mushafta 27. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Kamer Sûresi sesli dinle (9 dk 15 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ ١
İkterabetis sâ'atu venşakkal kamer
1. Yaklaştı Saat, yarıldı Kamer
وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ ٢
Ve iy yerav âyetey yu'ridû veyakûlû sihrum mustemirr
2. Hâlâ bir âyet görseler yüz çevirip derler: müstemir bir sihir
وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ ۚ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ ٣
Vekezzebû vettebe'û ehvâ'ehum vekullu emrim mustakırr
3. Yalan dediler, hevâlarına uydular, halbuki her emir müstekır
وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ ٤
Velakad câ'ehum minel embâ'i mâ fîhi muzdecer
4. Celâlim hakkı için onlara kıssalardan öyleleri de geldi ki onlarda zecredecek haberler var
حِكْمَةٌۢ بَـٰلِغَةٌ ۖ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ ٥
Hikmetum bâliğatun femâ tuğnin nuzur
5. Bir hikmeti baliga, fakat inzarlar faide vermiyor
فَتَوَلَّ عَنْهُمْ ۘ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ ٦
Fetevelle anhum yevme yed'ud dâ'i ilâ şey'in nukur
6. Sen de onlardan yüz çevir, o gün ki çağırıcı görülmedik müdhiş bir şey'e çağırır
خُشَّعًا أَبْصَـٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ ٧
Huşşe'an ebsâruhum yahrucûne minel ecdâsi ke ennehum cerâdum munteşir
7. Gözleri düşgün düşgün kabirlerden çıkarlar, sanki çıvgın çekirgeler
مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ ۖ يَقُولُ ٱلْكَـٰفِرُونَ هَـٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ ٨
Muhtı'îne iled dâ'i yakûlul kâfirûne hâzâ yevmun asir
8. Gibi çağırana koşarak, der ki kâfirler: bu pek zorlu bir gündür
۞ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ ٩
Kezzebet kablehum kavmu nûhin fekezzebû abdenâ vekâlû mecnûnuv vezducir
9. Onlardan evvel Nuh kavmı tekzib etti yalancı dediler o kulumuza, mec'nun dediler, çok incittiler
فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ ١٠
Fede'â rabbehû ennî mağlûbun fentasır
10. O da nihayet rabbına duâ etti, ben dedi, mağlûbum, hemen nusratını ver
فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ ١١
Fefetahnâ ebvâbes semâ'i bimâ'im munhemir
11. Bunun üzerine Göğün kapılarını açtık dökülen bir su ile şakır şakır
وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ ١٢
Vefeccernel arda uyûnen fel takal mâ'u alâ emrin kad kudir
12. Yeri de fışkırtık kaynaklar halinde, derken su birleşti bir emr üzerine ki olmuştu öyle mukadder
وَحَمَلْنَـٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ ١٣
Vehamelnâhu alâ zâti elvâhiv vedusur
13. Onu ise taşıdık elvahlı ve kenetli bir hamule üzerinde ki akar
تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ ١٤
Tecrî bi a'yuninâ cezâ'el limen kâne kufir
14. Nezaretimizle giderdi o nankörlük edilen zata bir mükâfat olarak
وَلَقَد تَّرَكْنَـٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ١٥
Velakat teraknâhâ âyeten fehel mim muddekir
15. Celâlim hakkı için bıraktık ta onu bir âyet olarak, fakat düşünen mi var?
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ١٦
Fekeyfe kâne azâbî venuzur
16. Ki nasıl azâbım ve inzarlarım?
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ١٧
Velakad yessernel kur'âne lizzikri fehel mim muddekir
17. Şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?
كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ١٨
Kezzebet âdun fekeyfe kâne azâbî venuzur
18. Tekzib etti de Âd nasıl oldu azâbım ve inzarlarım?
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ ١٩
İnnâ erselnâ aleyhim rîhan sarsaran fî yevmi nahsim mustemirr
19. çünkü salıverdik üzerlerine müstemirr, nühusetli bir günde bir soğuk rüzgâr ki sarsar
تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ ٢٠
Tenzi'un nâse ke ennehum a'câzu nahlim munka'ir
20. İnsanları kökünden devrilen hurma kütükleri gibi yolar
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ٢١
Fekeyfe kâne azâbî venuzur
21. Bak nasılmış azâbım ve inzarlarım?
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ٢٢
Velakad yessernel kur'âne lizzikri fehel mim muddekir
22. Şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?
كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ ٢٣
Kezzebet semûdu bin nuzur
23. Semûd o inzarları tekzib ettiler
فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ ٢٤
Fekâlû ebeşeram minnâ vâhiden nettebi'uhû innâ izel lefî dalâliv vesu'ur
24. Şöyle dediler: içimizden bir beşere mi tabi' olacağız? Şübhesiz biz o vakıt şaşkınlık içinde kalır ateşlere yanarız
أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ ٢٥
E'ulkıyez zikru aleyhi mim beyninâ bel huve kezzâbun eşir
25. O zikir aramızdan ona mı bırakıyorlar? Belki o bir şimarık yalancıdır
سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ ٢٦
Seya'lemûne ğadem menil kezzâbul eşir
26. İleride bilecekler o şimarık yalancı kimdir?
إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ ٢٧
İnnâ mursilun nâkati fitnetel lehum fertakıbhum vestabir
27. İşte biz onlara bir fitne olmak üzere o Nâkayı (o dişi deveyi) salıyoruz. Onun için gözet onları ve sabırlı ol
وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ ۖ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ ٢٨
Venebbi'hum ennel mâ'e kısmetum beynehum kullu şirbim muhtadar
28. Hem haber ver onlara ki su aralarında nevbetle taksim ve her su alış huzur iledir
فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ ٢٩
Fenâdev sâhibehum fete'âtâ fe akar
29. Bunun üzerine sahiblerine bağırdılar o da silâha sarıldı da ayaklarını çırptı
فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ ٣٠
Fekeyfe kâne azâbî venuzur
30. Fakat bak nasıl oldu azâbım ve inzarlarım
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ ٣١
İnnâ erselnâ aleyhim sayhatev vâhideten fekânû keheşîmil muhtazır
31. Çünkü biz üzerlerine tek bir sayha salıverdik, ağılcı çırpısı gibi kırılıp döküle kaldılar
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ٣٢
Velakad yessernel kur'âne lizzikri fehel mim muddekir
32. şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?
كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ ٣٣
Kezzebet kavmu lûtım bin nuzur
33. Lûtun kavmı o inzarlara yalan dediler
إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ ۖ نَّجَّيْنَـٰهُم بِسَحَرٍ ٣٤
İnnâ erselnâ aleyhim hâsıben illâ âle lûtın necceynâhum bisehar
34. Biz gönderdik üzerlerine taşlar yağdıran, yalnız Lûtun ailesini necata çıkardık bir sehar
نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا ۚ كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ ٣٥
Ni'metem min indinâ kezâlike neczî men şeker
35. Tarafımızdan bir ni'met olarak, işte şükredeni böyle karşılarız
وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ ٣٦
Velakad enzerahum batşetenâ fetemârav bin nuzur
36. Celâlim hakkı için satvetimizin şiddetini kendilerine ıhtar da etmiş idi, fakat o ıhtarları cidal ile karşıladılar
وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ٣٧
Velakad râvedûhu an dayfihî fetamesnâ a'yunehum fezûkû azâbî venuzur
37. Ve onun müsafirlerinden kâm almağa kalkıştılar, biz de gözlerini siliverdik de tadın bakalım dedik azâbımı ve inzarlarımı?
وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ ٣٨
Velakad sabbehahum bukraten azâbum mustakırr
38. Ve Celâlim hakkı için bastırıverdi kendilerini bir sabah bir azâbı müstekır
فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ ٣٩
Fezûkû azâbî venuzur
39. Tadın bakalım azâbımı ve inzarlarımı
وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ٤٠
Velakad yessernel kur'âne lizzikri fehel mim muddekir
40. Şanım namına Kur'anı müyesser de kıldık düşünmek için, fakat düşünen mi var?
وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ ٤١
Velakad câ'e âle fir'avnen nuzur
41. Şanım hakkiçin ali Fir'avne de geldi inzar edici Peygamberler
كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَـٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَـٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ ٤٢
Kezzebû bi âyâtinâ kullihâ fe ahaznâhum ahze azîzim muktedir
42. Âyetlerimizin hepsini tekzib ettiler biz de onları öyle bir tutuşla alıverdik ki muktedir bir azîze öyle yaraşır
أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَـٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ ٤٣
Ekuffârukum hayrum min ulâ'ikum em lekum berâ'etun fiz zubur
43. Sizin kâfirleriniz onlardan hayırlımı? Yoksa sizin için kitablarda bir berâetmi var?
أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ ٤٤
Em yakûlûne nahnu cemî'um muntasır
44. Yoksa biz yardımlaşır bir cem'iyyetiz mi diyorlar?
سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ ٤٥
Seyuhzemul cem'u veyuvellûned dubur
45. Her halde o cem'iyyet bozulacak ve arkalarını dönüp gidecekler
بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ ٤٦
Belis sâ'atu mev'iduhum ves sâ'atu edhâ ve emerr
46. Daha doğrusu onların asıl mev'ıdi saattir ve o saat daha acı ve daha belâ ve bedterdir
إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَـٰلٍ وَسُعُرٍ ٤٧
İnnel mucrimîne fî dalâliv vesu'ur
47. Muhakkak ki mücrimler şaşkınlık ve çılgınlıklar içindedirler
يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ ٤٨
Yevme yushabûne fin nâri alâ vucûhihim zûkû messe sakar
48. O gün ki yüzleri üstü ateşte sürüklenecekler tadın ne imiş diye messi Sakar
إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَـٰهُ بِقَدَرٍ ٤٩
İnnâ kulle şey'in halaknâhu bikader
49. Haberiniz olsun ki biz her şey'i bir kaderle yaratmışızdır
وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ ٥٠
Vemâ emrunâ illâ vâhidetun kelemhim bil basar
50. Emrimiz de başka değil birdir, bir lemhi basar gibidir
وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ ٥١
Velakad ehleknâ eşyâ'akum fehel mim muddekir
51. Celâlim hakkiyçin emsalinizi hep helâk da ettik fakat hani düşünen?
وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ ٥٢
Vekullu şey'in fe alûhu fiz zubur
52. Bununla beraber işledikleri her şey defterlerdedir
وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ ٥٣
Vekullu sağîriv vekebîrim mustatar
53. Ve küçük büyük hepsi satra geçmiştir
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَهَرٍ ٥٤
İnnel muttakîne fî cennâtiv veneher
54. Şübhesiz müttekıler Cennetlerde nur içinde
فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ ٥٥
Fî mak'adi sıdkın inde melîkim muktedir
55. Sadakat meclisinde, kudretine nihayet olmıyan bir şehinşahın huzurı kibriyasında