Necm Sûresi النجم
Necm Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 53. sûresidir ve 62 âyettir; mushafta 27. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Necm Sûresi sesli dinle (8 dk 57 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
وَٱلنَّجْمِ إِذَا هَوَىٰ ١
Ven necmi izâ hevâ
1. O necme kasem ederim indiği dem ki
مَا ضَلَّ صَاحِبُكُمْ وَمَا غَوَىٰ ٢
Mâ dalle sâhibukum vemâ ğavâ
2. Şaşırmadı sahibiniz azıtmadı da
وَمَا يَنطِقُ عَنِ ٱلْهَوَىٰٓ ٣
Vemâ yentıku anil hevâ
3. Ve hevadan söylemiyor
إِنْ هُوَ إِلَّا وَحْىٌ يُوحَىٰ ٤
İn huve illâ vahyuy yûhâ
4. O sade bir vahiydir ancak vahyolunur
عَلَّمَهُۥ شَدِيدُ ٱلْقُوَىٰ ٥
Allemehû şedîdul kuvâ
5. Ta'lim etti ona kuvveleri şiddetli
ذُو مِرَّةٍ فَٱسْتَوَىٰ ٦
Zû mirratin festevâ
6. Bir kuvvet sahibi, hemen duruklandı
وَهُوَ بِٱلْأُفُقِ ٱلْأَعْلَىٰ ٧
Vehuve bil ufukıl a'lâ
7. Ve o en yüksek ufukta idi
ثُمَّ دَنَا فَتَدَلَّىٰ ٨
Summe denâ fetedellâ
8. Sonra yaklaştı da tedellî etti
فَكَانَ قَابَ قَوْسَيْنِ أَوْ أَدْنَىٰ ٩
Fekâne kâbe kavseyni ev ednâ
9. «kabe kavseyni ev edna» oldu da
فَأَوْحَىٰٓ إِلَىٰ عَبْدِهِۦ مَآ أَوْحَىٰ ١٠
Fe evhâ ilâ abdihî mâ evhâ
10. Verdi kuluna verdiği vahyi
مَا كَذَبَ ٱلْفُؤَادُ مَا رَأَىٰٓ ١١
Mâ kezebel fu'âdu mâ ra'â
11. Gözün gördüğünü kalb tekzib etmedi
أَفَتُمَـٰرُونَهُۥ عَلَىٰ مَا يَرَىٰ ١٢
Efetumârûnehû alâ mâ yerâ
12. Şimdi siz ona o görüşüne karşı mücadele mi ediyorsunuz?
وَلَقَدْ رَءَاهُ نَزْلَةً أُخْرَىٰ ١٣
Velakad ra'âhu nezleten uhrâ
13. Kasem olsun ki o onu bir deha da inişinde gördü
عِندَ سِدْرَةِ ٱلْمُنتَهَىٰ ١٤
İnde sidratil muntehâ
14. Sidrei müntehanın yanında
عِندَهَا جَنَّةُ ٱلْمَأْوَىٰٓ ١٥
İndehâ cennetul me'vâ
15. Ki Cennetül'me'vâ onun yanında
إِذْ يَغْشَى ٱلسِّدْرَةَ مَا يَغْشَىٰ ١٦
İz yağşes sidrate mâ yağşâ
16. O dem ki o Sidreyi bürüyen bürüyordu
مَا زَاغَ ٱلْبَصَرُ وَمَا طَغَىٰ ١٧
Mâ zâğal basaru vemâ tağâ
17. Göz, ne şaştı ne aştı
لَقَدْ رَأَىٰ مِنْ ءَايَـٰتِ رَبِّهِ ٱلْكُبْرَىٰٓ ١٨
Lekad ra'â min âyâti rabbihil kubrâ
18. Vallahi gördü rabbının âyâtından en büyüğünü gördü
أَفَرَءَيْتُمُ ٱللَّـٰتَ وَٱلْعُزَّىٰ ١٩
Efera'eytumul lâte vel uzzâ
19. Siz de gördünüz değilmi Lât-ü Uzzayı?
وَمَنَوٰةَ ٱلثَّالِثَةَ ٱلْأُخْرَىٰٓ ٢٠
Vemenâtes sâlisetel uhrâ
20. Üçüncü olarak da menatı uhrayı?
أَلَكُمُ ٱلذَّكَرُ وَلَهُ ٱلْأُنثَىٰ ٢١
Elekumuz zekeru velehul unsâ
21. Size erkek ona dişi öyle mi?
تِلْكَ إِذًا قِسْمَةٌ ضِيزَىٰٓ ٢٢
Tilke izen kısmetun dîzâ
22. Bu öyle ise çok hayflı bir taksim
إِنْ هِىَ إِلَّآ أَسْمَآءٌ سَمَّيْتُمُوهَآ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُم مَّآ أَنزَلَ ٱللَّهُ بِهَا مِن سُلْطَـٰنٍ ۚ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ وَمَا تَهْوَى ٱلْأَنفُسُ ۖ وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّن رَّبِّهِمُ ٱلْهُدَىٰٓ ٢٣
İn hiye illâ esmâ'un semmeytumûhâ entum ve âbâ'ukum mâ enzelallâhu bihâ min sultânin iy yettebi'ûne illez zanne vemâ tehvel enfusu velakad câ'ehum mir rabbihimul hudâ
23. Onlar hiç bir şey değil sırf sizin ve babalarınızın taktığınız kuru isimler, Allah onlara öyle bir saltanat indirmedi, yalnız zanna ve nefislerin sevdasına tabi' oluyorlar, halbuki rablarından kendilerine doğru yolu gösteren, geldi
أَمْ لِلْإِنسَـٰنِ مَا تَمَنَّىٰ ٢٤
Em lil'insâni mâ temennâ
24. Yoksa varmı insana her kurduğu hulya
فَلِلَّهِ ٱلْـَٔاخِرَةُ وَٱلْأُولَىٰ ٢٥
Felillâhil âhıratu vel ûlâ
25. Fakat Allahındır Âhıret ve olâ
۞ وَكَم مِّن مَّلَكٍ فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ لَا تُغْنِى شَفَـٰعَتُهُمْ شَيْـًٔا إِلَّا مِنۢ بَعْدِ أَن يَأْذَنَ ٱللَّهُ لِمَن يَشَآءُ وَيَرْضَىٰٓ ٢٦
Vekem mim melekin fis semâvâti lâ tuğnî şefâ'atuhum şey'en illâ mim ba'di ey ye'zenallâhu limey yeşâ'u veyardâ
26. Göklerde nice Melâike vardır da Allah dileyip razıy olduğuna izin vermezden evvel şefaatleri hiç bir şey'e yaramaz
إِنَّ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ لَيُسَمُّونَ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةَ تَسْمِيَةَ ٱلْأُنثَىٰ ٢٧
İnnellezîne lâ yu'minûne bil âhırati leyusemmûnel melâ'ikete tesmiyetel unsâ
27. Evet Âhırete iymanı olmıyanlar Melâikeye dişi adı takıp duruyorlar
وَمَا لَهُم بِهِۦ مِنْ عِلْمٍ ۖ إِن يَتَّبِعُونَ إِلَّا ٱلظَّنَّ ۖ وَإِنَّ ٱلظَّنَّ لَا يُغْنِى مِنَ ٱلْحَقِّ شَيْـًٔا ٢٨
Vemâ lehum bihî min ilmin iy yettebi'ûne illez zanne ve innez zanne lâ yuğnî minel hakkı şey'â
28. Maamafih ona dair bir bilgileri olduğundan değil sırf zanne tabi' oluyorlar, halbuki zann haktan hiç bir şey'i muğnî olmaz
فَأَعْرِضْ عَن مَّن تَوَلَّىٰ عَن ذِكْرِنَا وَلَمْ يُرِدْ إِلَّا ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ٢٩
Fe a'rid am men tevellâ an zikrinâ velem yurid illel hayâted dunyâ
29. O halde bakma sen o bizim zikrimizden yüz çevirip te Dünya hayattan ötesini istemiyen kimselere
ذَٰلِكَ مَبْلَغُهُم مِّنَ ٱلْعِلْمِ ۚ إِنَّ رَبَّكَ هُوَ أَعْلَمُ بِمَن ضَلَّ عَن سَبِيلِهِۦ وَهُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱهْتَدَىٰ ٣٠
Zâlike meblağuhum minel ilmi inne rabbeke huve a'lemu bimen dalle an sebîlihî vehuve a'lemu bimenihtedâ
30. İşte odur onların ılimden irebildikleri gaye, şübhesiz ki rabbın, odur en bilen yolundan sapanı, hem de odur en bilen hidayeti tutanı
وَلِلَّهِ مَا فِى ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ لِيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَسَـٰٓـُٔوا۟ بِمَا عَمِلُوا۟ وَيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ أَحْسَنُوا۟ بِٱلْحُسْنَى ٣١
Velillâhi mâ fis semâvâti vemâ fil ardı liyecziyellezîne esâ'û bimâ amilû veyecziyellezîne ahsenû bil husnâ
31. Hem bütün Göklerdeki ve Yerdeki hep Allahındır akıbet kötülük yapanları yaptıklarıyle cezalandıracak, güzellik edenleri de daha güzeliyle mükâfatlandıracak
ٱلَّذِينَ يَجْتَنِبُونَ كَبَـٰٓئِرَ ٱلْإِثْمِ وَٱلْفَوَٰحِشَ إِلَّا ٱللَّمَمَ ۚ إِنَّ رَبَّكَ وَٰسِعُ ٱلْمَغْفِرَةِ ۚ هُوَ أَعْلَمُ بِكُمْ إِذْ أَنشَأَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ وَإِذْ أَنتُمْ أَجِنَّةٌ فِى بُطُونِ أُمَّهَـٰتِكُمْ ۖ فَلَا تُزَكُّوٓا۟ أَنفُسَكُمْ ۖ هُوَ أَعْلَمُ بِمَنِ ٱتَّقَىٰٓ ٣٢
Ellezîne yectenibûne kebâ'iral ismi vel fevâhişe illel lememe inne rabbeke vâsi'ul mağfirati huve a'lemu bikum iz enşe'ekum minel ardı ve iz entum ecinnetun fî butûni ummehâtikum felâ tuzekkû enfusekum huve a'lemu bimenittakâ
32. Onlar ki günahın büyüklerinden: vebalden, fuhşiyyattan kaçınırlar, ancak ufak tefek kusur başka, şübhesiz ki rabbın geniş mağfiretlidir, hem sizin her hallerinize a'lemdir, sizi Arzdan inşa ettiği sıra ve sizler analarınızın karınlarında cenînler iken, şimdi nefislerinizi tezkiyeye kalkışmayın odur en bilen müttakı olanı
أَفَرَءَيْتَ ٱلَّذِى تَوَلَّىٰ ٣٣
Efera'eytellezî tevellâ
33. Şimdi gördün a? o çevrileni
وَأَعْطَىٰ قَلِيلًا وَأَكْدَىٰٓ ٣٤
Ve a'tâ kalîlev ve ekdâ
34. Ve biraz verip de dayatıvereni
أَعِندَهُۥ عِلْمُ ٱلْغَيْبِ فَهُوَ يَرَىٰٓ ٣٥
E'indehû ilmul ğaybi fehuve yerâ
35. Gayb ılmi yanında da artık görüyor mu?
أَمْ لَمْ يُنَبَّأْ بِمَا فِى صُحُفِ مُوسَىٰ ٣٦
Em lem yunebbe' bimâ fî suhufi mûsâ
36. Yoksa haber mi verilmedi Musânın suhufundaki
وَإِبْرَٰهِيمَ ٱلَّذِى وَفَّىٰٓ ٣٧
Ve ibrâhîmellezî veffâ
37. Ve çok vefakâr olan İbrahiminkindeki
أَلَّا تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَىٰ ٣٨
Ellâ teziru vâziratuv vizra uhrâ
38. Ki doğrusu bir vizir çeken başkasının vizrini çekecek değil
وَأَن لَّيْسَ لِلْإِنسَـٰنِ إِلَّا مَا سَعَىٰ ٣٩
Ve el leyse lil'insâni illâ mâ se'â
39. Doğrusu insanın sa'yinden başkası kendinin değil
وَأَنَّ سَعْيَهُۥ سَوْفَ يُرَىٰ ٤٠
Ve enne sa'yehû sevfe yurâ
40. Ve elbette sa'yi yarın görülecek
ثُمَّ يُجْزَىٰهُ ٱلْجَزَآءَ ٱلْأَوْفَىٰ ٤١
Summe yuczâhul cezâ'el evfâ
41. Sonra ona en değerli mükâfat verilecek
وَأَنَّ إِلَىٰ رَبِّكَ ٱلْمُنتَهَىٰ ٤٢
Ve enne ilâ rabbikel muntehâ
42. Ve elbette nihayet rabbına gidilecek
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَضْحَكَ وَأَبْكَىٰ ٤٣
Ve ennehû huve adhake ve ebkâ
43. Hakıkat odur güldüren ağlatan
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَمَاتَ وَأَحْيَا ٤٤
Ve ennehû huve emâte ve ahyâ
44. Hakıkat odur öldüren, dirilten
وَأَنَّهُۥ خَلَقَ ٱلزَّوْجَيْنِ ٱلذَّكَرَ وَٱلْأُنثَىٰ ٤٥
Ve ennehû halakaz zevceyniz zekera vel unsâ
45. Hakıkat odur erkeği dişiyi iki eş yaratan
مِن نُّطْفَةٍ إِذَا تُمْنَىٰ ٤٦
Min nutfetin izâ tumnâ
46. Bir nutfeden ekildiği zaman
وَأَنَّ عَلَيْهِ ٱلنَّشْأَةَ ٱلْأُخْرَىٰ ٤٧
Ve enne aleyhin neş'etel uhrâ
47. Şübhesiz ona aiddir neş'eti uhrâ da
وَأَنَّهُۥ هُوَ أَغْنَىٰ وَأَقْنَىٰ ٤٨
Ve ennehû huve ağnâ ve aknâ
48. Hakıkat zengin eden, sermaye veren o
وَأَنَّهُۥ هُوَ رَبُّ ٱلشِّعْرَىٰ ٤٩
Ve ennehû huve rabbuş şi'râ
49. Ve hakıkat Şi'ranın rabbı o
وَأَنَّهُۥٓ أَهْلَكَ عَادًا ٱلْأُولَىٰ ٥٠
Ve ennehû ehleke âdenil ûlâ
50. Ve fil'vakı' o helâk etti evvelki Âdı
وَثَمُودَا۟ فَمَآ أَبْقَىٰ ٥١
Vesemûde femâ ebkâ
51. Ve Semûdu da hiç bırakmadı
وَقَوْمَ نُوحٍ مِّن قَبْلُ ۖ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ هُمْ أَظْلَمَ وَأَطْغَىٰ ٥٢
Vekavme nûhim min kablu innehum kânû hum azleme ve atğâ
52. Daha evvel de Nuhun kavmini, çünkü bunlar pek zâlim, pek azgındılar
وَٱلْمُؤْتَفِكَةَ أَهْوَىٰ ٥٣
Vel mu'tefikete ehvâ
53. Mü'tefikeyi de Haviyeye attı
فَغَشَّىٰهَا مَا غَشَّىٰ ٥٤
Feğaşşâhâ mâ ğaşşâ
54. Sardırttı da onlara o sardırdığını
فَبِأَىِّ ءَالَآءِ رَبِّكَ تَتَمَارَىٰ ٥٥
Febi'eyyi âlâ'i rabbike tetemârâ
55. Şimdi rabbının hangi eltafına şekkedersin?
هَـٰذَا نَذِيرٌ مِّنَ ٱلنُّذُرِ ٱلْأُولَىٰٓ ٥٦
Hâzâ nezîrum minen nuzuril ûlâ
56. Bu işte o evvelki inzarlardan bir inzar
أَزِفَتِ ٱلْـَٔازِفَةُ ٥٧
Ezifetil âzifeh
57. Yaklaştı yaklaşıcı
لَيْسَ لَهَا مِن دُونِ ٱللَّهِ كَاشِفَةٌ ٥٨
Leyse lehâ min dûnillâhi kâşifeh
58. Yoktur ona Allahdan başka açıcı
أَفَمِنْ هَـٰذَا ٱلْحَدِيثِ تَعْجَبُونَ ٥٩
Efemin hâzel hadîsi ta'cebûn
59. Şimdi siz bu kelâma mı teaccüb ediyorsunuz
وَتَضْحَكُونَ وَلَا تَبْكُونَ ٦٠
Vetadhakûne velâ tebkûn
60. ve gülüyorsunuz da ağlamıyorsunuz?
وَأَنتُمْ سَـٰمِدُونَ ٦١
Ve entum sâmidûn
61. Siz mi kafa tutuyorsunuz hey gafiller?
فَٱسْجُدُوا۟ لِلَّهِ وَٱعْبُدُوا۟ ۩ ٦٢
Fescudû lillâhi ve'budû
62. Haydi secdeye kapanın ve kulluk edin