Tûr Sûresi الطور
Tûr Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 52. sûresidir ve 49 âyettir; mushafta 27. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Tûr Sûresi sesli dinle (8 dk 12 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC BY-SA 4.0. Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
وَٱلطُّورِ ١
Vet tûr
1. Kasem olsun o Tura
وَكِتَـٰبٍ مَّسْطُورٍ ٢
Vekitâbim mestûr
2. Yazılmış bir kitaba
فِى رَقٍّ مَّنشُورٍ ٣
Fî rakkım menşûr
3. Ve yayılmış bir verakta
وَٱلْبَيْتِ ٱلْمَعْمُورِ ٤
Vel beytil ma'mûr
4. Ve beyti ma'mûra
وَٱلسَّقْفِ ٱلْمَرْفُوعِ ٥
Ves sakfil merfû'
5. Ve sakfi merfûa
وَٱلْبَحْرِ ٱلْمَسْجُورِ ٦
Vel bahril mescûr
6. bahri mescûre ki
إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ لَوَٰقِعٌ ٧
İnne azâbe rabbike levâkı'
7. Rabbının azâbı olacak muhakkak
مَّا لَهُۥ مِن دَافِعٍ ٨
Mâ lehû min dâfi'
8. Yoktur onu hiç bir def'edecek
يَوْمَ تَمُورُ ٱلسَّمَآءُ مَوْرًا ٩
Yevme temûrus semâ'u mevrâ
9. O gün ki Sema bir çalkanış çalkanır
وَتَسِيرُ ٱلْجِبَالُ سَيْرًا ١٠
Vetesîrul cibâlu seyrâ
10. Dağlar da bir yürüyüş yürür
فَوَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ ١١
Feveyluy yevme'izil lilmukezzibîn
11. Vay artık o gün o yalan diyenlere
ٱلَّذِينَ هُمْ فِى خَوْضٍ يَلْعَبُونَ ١٢
Ellezîne hum fî havdıy yel'abûn
12. Ki onlar daldıkları bir batakta oynayıp duruyorlar
يَوْمَ يُدَعُّونَ إِلَىٰ نَارِ جَهَنَّمَ دَعًّا ١٣
Yevme yude''ûne ilâ nâri cehenneme de''â
13. O gün ki Cehenneme bir kakılış kakılacaklar
هَـٰذِهِ ٱلنَّارُ ٱلَّتِى كُنتُم بِهَا تُكَذِّبُونَ ١٤
Hâzihin nârulletî kuntum bihâ tukezzibûn
14. İşte diye: bu sizin o yalan deyip durduğunuz ateş
أَفَسِحْرٌ هَـٰذَآ أَمْ أَنتُمْ لَا تُبْصِرُونَ ١٥
Efesihrun hâzâ em entum lâ tubsırûn
15. Buda mı sihir? Yoksa siz görmüyorsunuz?
ٱصْلَوْهَا فَٱصْبِرُوٓا۟ أَوْ لَا تَصْبِرُوا۟ سَوَآءٌ عَلَيْكُمْ ۖ إِنَّمَا تُجْزَوْنَ مَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ١٦
İslevhâ fesbirû ev lâ tasbirû sevâ'un aleykum innemâ tuczevne mâ kuntum ta'melûn
16. Yaslanın ona bakalım, ister sabredin, ister etmeyin, artık hepsi bir, hep yaptıklarınızın cezasını çekeceksiniz
إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّـٰتٍ وَنَعِيمٍ ١٧
İnnel muttakîne fî cennâtiv vene'îm
17. Fakat korunan müttakıler Cennetler, ni'metler içinde
فَـٰكِهِينَ بِمَآ ءَاتَىٰهُمْ رَبُّهُمْ وَوَقَىٰهُمْ رَبُّهُمْ عَذَابَ ٱلْجَحِيمِ ١٨
Fâkihîne bimâ âtâhum rabbuhum vevakâhum rabbuhum azâbel cehîm
18. Rablarının kendilerine verdiği ile zevkyab olmaktadırlar, rabları korumuştur da onları o Cahim azâbından
كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ ١٩
Kulû veşrabû henî'em bimâ kuntum ta'melûn
19. Yeyin için, afiyetler olsun çalıştığınız için
مُتَّكِـِٔينَ عَلَىٰ سُرُرٍ مَّصْفُوفَةٍ ۖ وَزَوَّجْنَـٰهُم بِحُورٍ عِينٍ ٢٠
Mutteki'îne alâ sururim masfûfetiv vezevvecnâhum bihûrin în
20. Dayanarak, sıra sıra dizilmiş a'lâ koltuklara, eş etmişizdir de kendilerine güzel iri gözlü hurîleri
وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَٱتَّبَعَتْهُمْ ذُرِّيَّتُهُم بِإِيمَـٰنٍ أَلْحَقْنَا بِهِمْ ذُرِّيَّتَهُمْ وَمَآ أَلَتْنَـٰهُم مِّنْ عَمَلِهِم مِّن شَىْءٍ ۚ كُلُّ ٱمْرِئٍۭ بِمَا كَسَبَ رَهِينٌ ٢١
Vellezîne âmenû vettebe'athum zurriyyetuhum bi îmânin elhaknâ bihim zurriyyetehum vemâ eletnâhum min amelihim min şey'in kullumri'im bimâ kesebe rahîn
21. Ve İyman edenleri ki zürriyyetleri de iyman ile arkalarından gelmiş, zürriyyetlerini kendilerine ilhak etmişizdir, bununla beraber kendilerine amellerinden hiç bir şey eksiltmemişizdir, herkes kazancına bağlıdır
وَأَمْدَدْنَـٰهُم بِفَـٰكِهَةٍ وَلَحْمٍ مِّمَّا يَشْتَهُونَ ٢٢
Ve emdednâhum bifâkihetiv velahmim mimmâ yeştehûn
22. Birde onlara bir meyve ve içlerinin çekeceği bir et yetiştirmekteyizdir
يَتَنَـٰزَعُونَ فِيهَا كَأْسًا لَّا لَغْوٌ فِيهَا وَلَا تَأْثِيمٌ ٢٣
Yetenâze'ûne fîhâ ke'sel lâ lağvun fîhâ velâ te'sîm
23. Orada bir peymâne çekiştirirler ki ne bir saçmalama vardır onda ne bir günaha sokma
۞ وَيَطُوفُ عَلَيْهِمْ غِلْمَانٌ لَّهُمْ كَأَنَّهُمْ لُؤْلُؤٌ مَّكْنُونٌ ٢٤
Veyatûfu aleyhim ğılmânul lehum ke ennehum lu'lu'um meknûn
24. Bırıl bırıl da üzerlerine döner kendilerine mahsus hizmetciler, sanki sadeflerinde saklı inciler
وَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَسَآءَلُونَ ٢٥
Ve akbele ba'duhum alâ ba'dıy yetesâ'elûn
25. Ve ba'zısı ba'zısına dönmüş soruşuyorlardır
قَالُوٓا۟ إِنَّا كُنَّا قَبْلُ فِىٓ أَهْلِنَا مُشْفِقِينَ ٢٦
Kâlû innâ kunnâ kablu fî ehlinâ muşfikîn
26. Demektedirler: evet biz bundan evvel ilimizde korkular içinde idik
فَمَنَّ ٱللَّهُ عَلَيْنَا وَوَقَىٰنَا عَذَابَ ٱلسَّمُومِ ٢٧
Femennallâhu aleynâ vevakânâ azâbes semûm
27. Bakınız Allah bize lûtf etti ve bizleri o semûm azâbından korudu
إِنَّا كُنَّا مِن قَبْلُ نَدْعُوهُ ۖ إِنَّهُۥ هُوَ ٱلْبَرُّ ٱلرَّحِيمُ ٢٨
İnnâ kunnâ min kablu ned'ûhu innehû huvel berrur rahîm
28. Evet biz bundan evvel ona duâ ediyor korumasını istiyorduk, hakikat o öyle keremkâr öyle rahîm
فَذَكِّرْ فَمَآ أَنتَ بِنِعْمَتِ رَبِّكَ بِكَاهِنٍ وَلَا مَجْنُونٍ ٢٩
Fezekkir femâ ente bini'meti rabbike bikâhiniv velâ mecnûn
29. O halde va'z-u tezkire devam et, çünkü sen, rabbının ni'meti hakkı için, ne kâhinsin ne de mecnun
أَمْ يَقُولُونَ شَاعِرٌ نَّتَرَبَّصُ بِهِۦ رَيْبَ ٱلْمَنُونِ ٣٠
Em yakûlûne şâ'irun neterabbasu bihî raybel menûn
30. Yoksa «bir şâir biz ona «reybul menun»u gözetiyoruz» mu diyorlar?
قُلْ تَرَبَّصُوا۟ فَإِنِّى مَعَكُم مِّنَ ٱلْمُتَرَبِّصِينَ ٣١
Kul terabbasû fe innî me'akum minel muterabbisîn
31. De ki: gözetin çünkü ben de sizinle gözetenlerdenim
أَمْ تَأْمُرُهُمْ أَحْلَـٰمُهُم بِهَـٰذَآ ۚ أَمْ هُمْ قَوْمٌ طَاغُونَ ٣٢
Em te'muruhum ahlâmuhum bihâzâ em hum kavmun tâğûn
32. Yoksa onlara bunu (bu tenakuzu) akılları mı emrediyor? Yoksa azgın bir kavım mıdırlar?
أَمْ يَقُولُونَ تَقَوَّلَهُۥ ۚ بَل لَّا يُؤْمِنُونَ ٣٣
Em yakûlûne takavvelehû bel lâ yu'minûn
33. Yoksa onu (o Kur'anı) kendisi uydurmakta mı diyorlar? Hayır kendileri inanmazlar
فَلْيَأْتُوا۟ بِحَدِيثٍ مِّثْلِهِۦٓ إِن كَانُوا۟ صَـٰدِقِينَ ٣٤
Felye'tû bihadîsim mislihî in kânû sâdikîn
34. Haydi onun gibi bir söz getirsinler, doğru iseler
أَمْ خُلِقُوا۟ مِنْ غَيْرِ شَىْءٍ أَمْ هُمُ ٱلْخَـٰلِقُونَ ٣٥
Em hulikû min ğayri şey'in em humul hâlikûn
35. Yoksa kendileri «lâşey»den mi yaratıldılar? Yoksa yaratan onlar mıdırlar?
أَمْ خَلَقُوا۟ ٱلسَّمَـٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ ۚ بَل لَّا يُوقِنُونَ ٣٦
Em halakus semâvâti vel arda bel lâ yûkınûn
36. Yoksa Gökleri ve Yeri mi yarattılar? Hayır iykan ehli değiller
أَمْ عِندَهُمْ خَزَآئِنُ رَبِّكَ أَمْ هُمُ ٱلْمُصَۣيْطِرُونَ ٣٧
Em indehum hazâ'inu rabbike em humul musaytırûn
37. Yoksa rabbının hazîneleri onların yanında mı? yoksa onlar mı istiylâ etmişler?
أَمْ لَهُمْ سُلَّمٌ يَسْتَمِعُونَ فِيهِ ۖ فَلْيَأْتِ مُسْتَمِعُهُم بِسُلْطَـٰنٍ مُّبِينٍ ٣٨
Em lehum sullemuy yestemi'ûne fîhi felye'ti mustemi'uhum bisultânim mubîn
38. Yoksa onlara mahsus bir merdiven var da ondan dinliyorlar mı? Öyle ise dinleyicileri beyan edecek bir bürhan getirsin
أَمْ لَهُ ٱلْبَنَـٰتُ وَلَكُمُ ٱلْبَنُونَ ٣٩
Em lehul benâtu velekumul benûn
39. Yoksa kızlar ona oğullar size öyle mi?
أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ ٤٠
Em tes'eluhum ecran fehum mim mağramim muskalûn
40. Yoksa kendilerinden bir ücret istiyorsun da cereme vermekten ezilmekteler mi?
أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ ٤١
Em indehumul ğaybu fehum yektubûn
41. Yoksa gayb onların yanında da onlar mı yazıyorlar?
أَمْ يُرِيدُونَ كَيْدًا ۖ فَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هُمُ ٱلْمَكِيدُونَ ٤٢
Em yurîdûne keyden fellezîne keferû humul mekîdûn
42. Yoksa bir tuzak mı kurmak istiyorlar? fakat o küfredenler kendileri otuzağa düşeceklerdir
أَمْ لَهُمْ إِلَـٰهٌ غَيْرُ ٱللَّهِ ۚ سُبْحَـٰنَ ٱللَّهِ عَمَّا يُشْرِكُونَ ٤٣
Em lehum ilâhun ğayrullâhi subhânallâhi ammâ yuşrikûn
43. Yoksa onların Allahdan başka bir ilâhları mı var? Allah onların koştukları şirklerden münezzehtir.
وَإِن يَرَوْا۟ كِسْفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ سَاقِطًا يَقُولُوا۟ سَحَابٌ مَّرْكُومٌ ٤٤
Ve iy yerav kisfem mines semâ'i sâkıtay yakûlû sehâbum merkûm
44. Hem onlar Semadan bir kıt'ayı düşerken görseler, teraküm etmiş bir bulut diyecekler
فَذَرْهُمْ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى فِيهِ يُصْعَقُونَ ٤٥
Fezerhum hattâ yulâkû yevmehumullezî fîhi yus'akûn
45. O halde bırak onları ta o çarpılacakları günlerine kadar
يَوْمَ لَا يُغْنِى عَنْهُمْ كَيْدُهُمْ شَيْـًٔا وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ ٤٦
Yevme lâ yuğnî anhum keyduhum şey'ev velâ hum yunsarûn
46. O gün ki hiç bir tedbirlerinin kendilerine zerrece faidesi olmıyacaktır ve hiç bir suretle kurtarılmıyacaklardır
وَإِنَّ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ عَذَابًا دُونَ ذَٰلِكَ وَلَـٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ ٤٧
Ve inne lillezîne zalemû azâben dûne zâlike velâkinne ekserahum lâ ya'lemûn
47. O zulmedenlere ondan beride de bir azâb vardır velâkin pek çokları bilmezler
وَٱصْبِرْ لِحُكْمِ رَبِّكَ فَإِنَّكَ بِأَعْيُنِنَا ۖ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ حِينَ تَقُومُ ٤٨
Vesbir lihukmi rabbike fe inneke bi a'yuninâ vesebbih bihamdi rabbike hîne takûm
48. Hem rabbının hukmüne sabret çünkü sen bizim nezaretimiz altındasın, kalktığın sırada rabbına hamd ile tesbih eyle, geceden de
وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَإِدْبَـٰرَ ٱلنُّجُومِ ٤٩
Veminelleyli fesebbihhu ve idbâran nucûm
49. Tesbih et ona hem de nücumun idbarı sıra