Müddessir Sûresi المدثر
Müddessir Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 74. sûresidir ve 56 âyettir; mushafta 29. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Müddessir Sûresi sesli dinle (6 dk 31 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC0 1.0 (kamu malı). Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
يَـٰٓأَيُّهَا ٱلْمُدَّثِّرُ ١
Yâ eyyuhel muddessir
1. Ey bürünen (Müddessir)!
قُمْ فَأَنذِرْ ٢
Kum fe enzir
2. Kalk artık inzar et.
وَرَبَّكَ فَكَبِّرْ ٣
Verabbeke fekebbir
3. Ve rabbını artık büyükle.
وَثِيَابَكَ فَطَهِّرْ ٤
Vesiyâbeke fetahhir
4. Ve elbiseni artık temizle.
وَٱلرُّجْزَ فَٱهْجُرْ ٥
Ver rucze fehcur
5. Ve o pislikleri artık def' eyle.
وَلَا تَمْنُن تَسْتَكْثِرُ ٦
Velâ temnun testeksir
6. Hem çoksunarak menn etme.
وَلِرَبِّكَ فَٱصْبِرْ ٧
Velirabbike fesbir
7. Ve rabbın için sabr eyle.
فَإِذَا نُقِرَ فِى ٱلنَّاقُورِ ٨
Fe izâ nukıra fin nâkûr
8. Çünkü o boru öttürüldü mü bir.
فَذَٰلِكَ يَوْمَئِذٍ يَوْمٌ عَسِيرٌ ٩
Fezâlike yevme'iziy yevmun asîr
9. O işte o gün pek zorlu gündür.
عَلَى ٱلْكَـٰفِرِينَ غَيْرُ يَسِيرٍ ١٠
Alel kâfirîne ğayru yesîr
10. Kâfirlere hiç kolay değildir.
ذَرْنِى وَمَنْ خَلَقْتُ وَحِيدًا ١١
Zernî vemen halaktu vehîdâ
11. Bırak bana o herifi ki yarattım da temtek.
وَجَعَلْتُ لَهُۥ مَالًا مَّمْدُودًا ١٢
Vece'altu lehû mâlem memdûdâ
12. Hem uzun boylu mal verdim.
وَبَنِينَ شُهُودًا ١٣
Vebenîne şuhûdâ
13. Hem göz önünde oğullar.
وَمَهَّدتُّ لَهُۥ تَمْهِيدًا ١٤
Vemehhettu lehû temhîdâ
14. Hem kendisine bir döşeyip döşedim.
ثُمَّ يَطْمَعُ أَنْ أَزِيدَ ١٥
Summe yatme'u en ezîd
15. Sonra da tama' eder ki daha artırayım.
كَلَّآ ۖ إِنَّهُۥ كَانَ لِـَٔايَـٰتِنَا عَنِيدًا ١٦
Kellâ innehû kâne li âyâtinâ anîdâ
16. Hayır, çünkü o bizim âyetlerimize bir anud kesildi.
سَأُرْهِقُهُۥ صَعُودًا ١٧
Se'urhikuhû sa'ûdâ
17. Ben onu dimdik sarpa sardıracağım.
إِنَّهُۥ فَكَّرَ وَقَدَّرَ ١٨
İnnehû fekkera vekadder
18. Çünkü o bir düşündü, ölçtü biçti.
فَقُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ١٩
Fekutile keyfe kadder
19. Kahrolası nasıl biçti.
ثُمَّ قُتِلَ كَيْفَ قَدَّرَ ٢٠
Summe kutile keyfe kadder
20. Sonra kahr olası nasıl biçti.
ثُمَّ نَظَرَ ٢١
Summe nazar
21. Sonra baktı.
ثُمَّ عَبَسَ وَبَسَرَ ٢٢
Summe abese vebeser
22. Sonra kaşını çattı ve ekşiyerek surat astı.
ثُمَّ أَدْبَرَ وَٱسْتَكْبَرَ ٢٣
Summe edbera vestekber
23. Sonra ardına döndü ve büyüklük tasladı da.
فَقَالَ إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا سِحْرٌ يُؤْثَرُ ٢٤
Fekâle in hâzâ illâ sihruy yu'ser
24. Bu, dedi «başka değil, bir sihri müser.
إِنْ هَـٰذَآ إِلَّا قَوْلُ ٱلْبَشَرِ ٢٥
İn hâzâ illâ kavlul beşer
25. Başka değil kavl-i beşer».
سَأُصْلِيهِ سَقَرَ ٢٦
Se'uslîhi sakar
26. Yaslıyacağım onu Sekare.
وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا سَقَرُ ٢٧
Vemâ edrâke mâ sakar
27. Bilir misin hem ne sekar.
لَا تُبْقِى وَلَا تَذَرُ ٢٨
Lâ tubkî velâ tezer
28. Ne bakıyye kor ne bırakır.
لَوَّاحَةٌ لِّلْبَشَرِ ٢٩
Levvâhatul lilbeşer
29. Beşere susamış bir susuz.
عَلَيْهَا تِسْعَةَ عَشَرَ ٣٠
Aleyhâ tis'ate aşer
30. Üzerinde on dokuz.
وَمَا جَعَلْنَآ أَصْحَـٰبَ ٱلنَّارِ إِلَّا مَلَـٰٓئِكَةً ۙ وَمَا جَعَلْنَا عِدَّتَهُمْ إِلَّا فِتْنَةً لِّلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لِيَسْتَيْقِنَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَيَزْدَادَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِيمَـٰنًا ۙ وَلَا يَرْتَابَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَـٰبَ وَٱلْمُؤْمِنُونَ ۙ وَلِيَقُولَ ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْكَـٰفِرُونَ مَاذَآ أَرَادَ ٱللَّهُ بِهَـٰذَا مَثَلًا ۚ كَذَٰلِكَ يُضِلُّ ٱللَّهُ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِى مَن يَشَآءُ ۚ وَمَا يَعْلَمُ جُنُودَ رَبِّكَ إِلَّا هُوَ ۚ وَمَا هِىَ إِلَّا ذِكْرَىٰ لِلْبَشَرِ ٣١
Vemâ ce'alnâ ashâben nâri illâ melâ'iketev vemâ ce'alnâ iddetehum illâ fitnetel lillezîne keferû liyesteykınellezîne ûtul kitâbe veyezdâdellezîne âmenû îmânev velâ yertâbellezîne ûtul kitâbe vel mu'minûne veliyakûlellezîne fî kulûbihim meraduv vel kâfirûne mâzâ erâdallâhu bihâzâ meselen kezâlike yudıllullâhu mey yeşâ'u veyehdî mey yeşâ'u vemâ ya'lemu cunûde rabbike illâ huve vemâ hiye illâ zikrâ lilbeşer
31. Hem biz o ateşin muhafızlarını hep Melâike yaptık, sayılarını da ancak küfr edenler için bir fitne kıldık ki kitab verilmiş olanlar yakîn edinsin ve iyman edenlere iyman artırsın, kitab verilenler ve mü'minler şübhelenmesin, kalblerinde bir maraz bulunanlarla kâfirler de desin: Allah bununla meselâ ne murad etmiş? İşte böyle Allah dilediğini şaşırtır, dilediğini de yola getirir ve rabbının ordularını ancak kendisi bilir ve o ancak bir öğüttür düşünmek için beşer.
كَلَّا وَٱلْقَمَرِ ٣٢
Kellâ vel kamer
32. Hayır hayır o Kamere.
وَٱلَّيْلِ إِذْ أَدْبَرَ ٣٣
Velleyli iz edber
33. Ve döndüğü dem o geceye.
وَٱلصُّبْحِ إِذَآ أَسْفَرَ ٣٤
Ves subhi izâ esfer
34. Ve açtığı sıra o sabaha kasem olsun ki.
إِنَّهَا لَإِحْدَى ٱلْكُبَرِ ٣٥
İnnehâ le ihdel kuber
35. her halde büyüklerin biridir o Sekar.
نَذِيرًا لِّلْبَشَرِ ٣٦
Nezîral lilbeşer
36. Kocundurmak için beşeri.
لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَتَقَدَّمَ أَوْ يَتَأَخَّرَ ٣٧
Limen şâ'e minkum ey yetakaddeme ev yete'ahhar
37. İçinizden ileri gitmek veya geri kalmak istiyen kimseleri.
كُلُّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ رَهِينَةٌ ٣٨
Kullu nefsim bimâ kesebet rahîneh
38. Her nefis kazancına bağlıdır.
إِلَّآ أَصْحَـٰبَ ٱلْيَمِينِ ٣٩
İllâ ashâbel yemîn
39. Ancak ashab-ı yemîn.
فِى جَنَّـٰتٍ يَتَسَآءَلُونَ ٤٠
Fî cennâtiy yetesâ'elûn
40. Cennetlerdedir, soruşdururlar.
عَنِ ٱلْمُجْرِمِينَ ٤١
Anil mucrimîn
41. Mücrimlerden.
مَا سَلَكَكُمْ فِى سَقَرَ ٤٢
Mâ selekekum fî sakar
42. Nedir, diye: sizi sekare sokan?
قَالُوا۟ لَمْ نَكُ مِنَ ٱلْمُصَلِّينَ ٤٣
Kâlû lem neku minel musallîn
43. Derler: biz namaz kılanlardan değildik.
وَلَمْ نَكُ نُطْعِمُ ٱلْمِسْكِينَ ٤٤
Velem neku nut'imul miskîn
44. Ve fukaraya yemek yedirmezdik.
وَكُنَّا نَخُوضُ مَعَ ٱلْخَآئِضِينَ ٤٥
Vekunnâ nahûdu me'al hâ'idîn
45. Batakçılarla dalar giderdik.
وَكُنَّا نُكَذِّبُ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ ٤٦
Vekunnâ nukezzibu biyevmid dîn
46. Ve ceza gününe yalan derdik.
حَتَّىٰٓ أَتَىٰنَا ٱلْيَقِينُ ٤٧
Hattâ etânel yakîn
47. Tâ gelinciye kadar bize o yakîn.
فَمَا تَنفَعُهُمْ شَفَـٰعَةُ ٱلشَّـٰفِعِينَ ٤٨
Femâ tenfe'uhum şefâ'atuş şâfi'în
48. Fakat fâide vermez o vakıt şefaati şefaatçilerin.
فَمَا لَهُمْ عَنِ ٱلتَّذْكِرَةِ مُعْرِضِينَ ٤٩
Femâ lehum anit tezkirati mu'ridîn
49. Ya şimdi ne ma'ziretleri var o öğüdden yüz çevirirlerken.
كَأَنَّهُمْ حُمُرٌ مُّسْتَنفِرَةٌ ٥٠
Ke ennehum humurum mustenfirah
50. Sanki ürkmüş yaban eşekleri.
فَرَّتْ مِن قَسْوَرَةٍۭ ٥١
Ferrat min kasverah
51. Arslandan kaçmaktalar.
بَلْ يُرِيدُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُؤْتَىٰ صُحُفًا مُّنَشَّرَةً ٥٢
Bel yurîdu kullumri'im minhum ey yu'tâ suhufem muneşşerah
52. Yok onlardan her kişi kendisine ayrı sahifelerle tezkireler dağıtılmasını istiyor.
كَلَّا ۖ بَل لَّا يَخَافُونَ ٱلْـَٔاخِرَةَ ٥٣
Kellâ bel lâ yahâfûnel âhırah
53. Hayır, doğrusu Âhıretten korkmıyorlar.
كَلَّآ إِنَّهُۥ تَذْكِرَةٌ ٥٤
Kellâ innehû tezkirah
54. Hayır hayır o muhakkak bir tezkire.
فَمَن شَآءَ ذَكَرَهُۥ ٥٥
Femen şâ'e zekerah
55. Dileyen onu tezekkür ede.
وَمَا يَذْكُرُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ ۚ هُوَ أَهْلُ ٱلتَّقْوَىٰ وَأَهْلُ ٱلْمَغْفِرَةِ ٥٦
Vemâ yezkurûne illâ ey yeşâ'allâhu huve ehlut takvâ ve ehlul mağfirah
56. Maamafih Allah dilemeyince düşünmezler, koruyacak da odur, mağfiret edecek de.