Naziât Sûresi النازعات
Naziât Sûresi Kur'an-ı Kerîm'in 79. sûresidir ve 46 âyettir; mushafta 30. cüzdedir. Aşağıda her âyetin Arapçası, Latin harfleriyle Türkçe okunuşu ve Elmalılı Hamdi Yazır'ın meali yer alır. Sûreyi sesli de dinleyebilirsiniz.
🔊 Naziât Sûresi sesli dinle (5 dk 1 sn)
Okuyan: Aaqib Azeez · Kaynak: Wikimedia Commons · Lisans: CC BY-SA 4.0. Kayıt sûrenin tamamıdır; âyet âyet işaretleme yoktur. Ses hakkında
Okunuş, Arapça metinden standart okunuş kurallarıyla hazırlanmış yardımcı bir yazımdır; Latin harfleri Arapça sesleri tam karşılamaz, doğru telaffuz için dinleyerek öğrenin. Nasıl hazırlandı?
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَـٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm
Rahmân, Rahîm Allahın ismiyle
وَٱلنَّـٰزِعَـٰتِ غَرْقًا ١
Ven nâzi'âti ğarkâ
1. O daldırıp nez' edenlere.
وَٱلنَّـٰشِطَـٰتِ نَشْطًا ٢
Ven nâşitâti neştâ
2. Ve usulcacık çekenlere.
وَٱلسَّـٰبِحَـٰتِ سَبْحًا ٣
Ves sâbihâti sebhâ
3. Ve yüzüp yüzüp gidenlere.
فَٱلسَّـٰبِقَـٰتِ سَبْقًا ٤
Fes sâbikâti sebkâ
4. Derken yarışıp geçenlere.
فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا ٥
Fel mudebbirâti emrâ
5. Derken bir emir çevirenlere kasem olsun ki (Kıyamet var).
يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ ٦
Yevme tercufur râcifeh
6. O gün ki sarsar râcife.
تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ ٧
Tetbe'uher râdifeh
7. Onu velyeder o râdife.
قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ ٨
Kulûbuy yevme'iziv vâcifeh
8. Yürekler o gün oynar kaygıdan.
أَبْصَـٰرُهَا خَـٰشِعَةٌ ٩
Ebsâruhâ hâşi'ah
9. Gözleri kalkmaz saygıdan.
يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ ١٠
Yakûlûne e'innâ lemerdûdûne fil hâfirah
10. Diyorlar ki: biz, gerçek döndürülecek miyiz o hufrede.
أَءِذَا كُنَّا عِظَـٰمًا نَّخِرَةً ١١
E'izâ kunnâ izâmen nahırah
11. Ya ufalanmış kemikler olduğumuz vaktı ha?
قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ ١٢
Kâlû tilke izen kerratun hâsirah
12. O dediler: o halde husranlı bir dönüş.
فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ ١٣
Fe innemâ hiye zecratuv vâhideh
13. Fakat o zorlu bir kumandadır.
فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ ١٤
Fe izâ hum bis sâhirah
14. Bakarsın uyanmışlar hepsi meydandadır.
هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ ١٥
Hel etâke hadîsu mûsâ
15. Geldi ya sana Musânın kıssası?
إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى ١٦
İz nâdâhu rabbuhû bil vâdil mukaddesi tuvâ
16. O vakıt ki ona rabbı nidâ etmişti o mukaddes vadîde: Tuva'da.
ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ ١٧
İzheb ilâ fir'avne innehû tağâ
17. Haydi demişti git Firavne de, çünkü o pek azdı.
فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ ١٨
Fekul hel leke ilâ en tezekkâ
18. De ki: ister misin temizlenesin?
وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ ١٩
Ve ehdiyeke ilâ rabbike fetahşâ
19. Ve rabbına irşad edeyim de seni saygılanasın?
فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ ٢٠
Fe erâhul âyetel kubrâ
20. Vardı ona o büyük mu'cizeyi de gösterdi.
فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ ٢١
Fekezzebe ve asâ
21. Fakat o tekzîb etti, ısyan etti.
ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ ٢٢
Summe edbera yes'â
22. Sonra koşarak idbara gitti.
فَحَشَرَ فَنَادَىٰ ٢٣
Fehaşera fenâdâ
23. Derken mahşerini topladı da bağırdı:
فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ ٢٤
Fekâle ene rabbukumul a'lâ
24. Benim en yüksek rabbınız, dedi.
فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ ٢٥
Fe ahazehullâhu nekâlel âhırati vel ûlâ
25. Allah da onu tuttu sonuna önüne nekâl olmak üzere tenkîl ediverdi.
إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ ٢٦
İnne fî zâlike le'ibratel limey yahşâ
26. Şübhesiz ki bunda bir ıbret var, saygı duyacaklar için.
ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ ۚ بَنَىٰهَا ٢٧
E'entum eşeddu halkan emis semâ'u benâhâ
27. Siz mi daha çetinsiniz yaratılışça yoksa Sema mı? O «Allah» onu bina etti.
رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا ٢٨
Rafe'a semkehâ fesevvâhâ
28. Boyuna irtifa' verdi. Nizamına koydu.
وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا ٢٩
Ve ağtaşe leylehâ ve ahrace duhâhâ
29. Gecesini kararttı, kuşluğunu çıkardı.
وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ ٣٠
Vel arda ba'de zâlike dehâhâ
30. Ondan sonra da arzı döşedi.
أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا ٣١
Ahrace minhâ mâ'ehâ vemer'âhâ
31. Ondan suyunu ve mer'asını çıkardı.
وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا ٣٢
Vel cibâle ersâhâ
32. Ve dağlarını oturttu.
مَتَـٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَـٰمِكُمْ ٣٣
Metâ'al lekum veli'en'âmikum
33. Sizin ve davarlarınızın intifa'ı için.
فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ ٣٤
Fe izâ câ'etit tâmmetul kubrâ
34. Fakat geldiği vakıt o «tâmme-i kübrâ».
يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَـٰنُ مَا سَعَىٰ ٣٥
Yevme yetezekkerul insânu mâ se'â
35. O insanın neye koştuğunu anlıyacağı gün.
وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ ٣٦
Veburrizetil cehîmu limey yerâ
36. Ve Cahîm hortlatıldığı vakıt, görür kimseler için.
فَأَمَّا مَن طَغَىٰ ٣٧
Fe emmâ men tağâ
37. Artık her kim azgınlık etmiş,
وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا ٣٨
Ve âseral hayâted dunyâ
38. Dünya hayatı tercih eylemiş ise.
فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ٣٩
Fe innel cehîme hiyel me'vâ
39. Muhakkak Cahîmdir onun varacağı.
وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ ٤٠
Ve emmâ men hâfe makâme rabbihî venehen nefse anil hevâ
40. Her kim de rabbının makamından korkmuş ve nefsi hevadan nehy eylemiş ise.
فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ ٤١
Fe innel cennete hiyel me'vâ
41. Muhakak Cennettir onun varacağı.
يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا ٤٢
Yes'elûneke anis sâ'ati eyyâne mursâhâ
42. Sana o saattan soruyorlar: ne zaman demir atması?
فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ ٤٣
Fîme ente min zikrâhâ
43. Nerde senden onu anlatması?
إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ ٤٤
İlâ rabbike muntehâhâ
44. Rabbınadır onun müntehası.
إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا ٤٥
İnnemâ ente munziru mey yahşâhâ
45. Sen ancak bir münzirisin ondan haşyet duyacakların.
كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا ٤٦
Ke ennehum yevme yeravnehâ lem yelbesû illâ aşiyyeten ev duhâhâ
46. Onu görecekleri gün onlar, sanki bir akşam veya kuşluğundan başka durmamışa dönecekler.